Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Sam Adian
IKTISAT TEORISI - TARIHSEL YANILGILAR - 4
27.5.2017
1260 Okunma, 0 Yorum

Bölüm – II

 

Tarihsel Yanılgılar

 

 

 

 

 

 

 

Gelenekçi söylemin iktidar tecrübesinde şekillenen iktisadi pratiği ve hayatın sekülerleşmesini hızlandıran politikaları, İslamcılığı sarsıcı eleştirilerle karşı karşıya bırakır. Şeriat pratiğinin yeni bir inşa ve restorasyon yerine, geleneksel aidiyeti ve sosyal denetimi öne çıkaran ahlaki düzenlemelerle kamufle edici yola sapması pragmatik bir tavır olarak öne çıkmaktadır. Ancak açıktır ki gelenekçi söylemin iktisadi alandaki pratikle ilgili krizleri, kültürel alandaki bazı tahdit ve projelerle savuşturulabilir nitelikte değildir.

Sadaka ekonomisine dayalı geleneksel İslam iktisat anlayışı ile modern gereksinimlere cevap vermenin mümkün olup olmadığı tartışılmalıdır. Neden bugün gerçek anlamda bir ekonomi anlayışının olmadığı, sınırsız insan ihtiyaçlarına rağmen, sınırlamaların etken olup olmadığı, bu sınırlamaların psiko-sosyal etkileri ve modern ekonomik uygulamalar karşısında “ezilen” toplumlar ortaya çıkmasının temel nedenlerinin ne olduğu ortaya konmalıdır.

İnsani gerekçeler kabul edilebilir olmakla birlikte, bu gerekçeler “ahlak” sebebiyle toplumun fakirleşme nedeni olmamalıdır. Eğer, sırf ahlaki gerekçelerle belli yasaklar ortaya konulmuş; bu yasaklar “iktisat” parametrelerini olumsuz etkiliyor ve insanların kazanımlarını engelliyor ise bunun “insani” olduğunu söylemek kolay olmaz. Bir yandan modern ekonomiler insanı hedef alarak daha kaliteli bir yaşam vaadinde bulunurken öte yandan fakirist bir anlayışla bütün kazanımlarını göz ardı etmesi istenen büyük bir toplum mevcuttur. Bu durum adalet kavramıyla bağdaşmamaktadır. Çünkü başkalarının sahip olduğu sınırsız ihtiyaçlar, herhangi bir dine inananlar için de geçerlidir. Gereksinimlerin nasıl karşılanacağı, temel ihtiyaçların hangi yöntemlerle elde edileceği ve çoğaltılacağı gibi prensiplerin gerçekçi bir şekilde düzenlenmesi ve uygulanması gerekir.

Tarihsel yanılgılara konu olan parametreleri tespit ederken gerçekte İslam İktisat Teorisi’nin temel taşlarını da tespit etmiş oluruz. Çünkü yanılgıya neden olan kavramlar, aynı zamanda iktisadın temel parametrelerini oluşturmaktadır. Zekât kavramı da bu yanılgıların içerisindedir. Ancak zekât, teorinin temel parametresi olması nedeniyle bunun dışında tutulmuştur ki zaten kendiliğinden ayrışmaktadır. 

Orijinal metnin ortaya koyduğu mülkiyet kuramını tartışırken önemli bir tespitte daha bulunmak gerekir. Özellikle geleneksel bakış açısına göre İslam’ın mülkiyet kavramına bakışının, kapitalizmin genel manada bireysel mülkiyeti tanıması, bireyin toprak ve servete sahip olmasına izin vermesi, sosyalizmin ise özel mülkiyeti tamamen ortadan kaldırarak toplumsal mülkiyeti benimsemesinden ayrı olarak, karma mülkiyeti kabul ettiği veya önerdiği zannedilebilir.

Bu anlayış kapitalizmin sınırsız özel mülkiyet anlayışı ile sosyalizmin sınırsız toplumsal mülkiyet anlayışına karşı geliştirilmiş ve tamamen bir refleks olarak ortaya atılmış bir anlayış olmalıdır. Çünkü referans metin ile desteklenebilecek bir yaklaşım değildir. Metin mülkiyet kuramını ilkesel olarak ayırır ve kaynakların nasıl dağıtılması gerektiğini açıkça belirler. Toplumsal mülkiyet olarak anlaşılabilecek bir kavram da yoktur.

Bundan başka, referans metin, üretim araçları üzerinde de özel mülkiyeti kabul etmez. Yani üretim araçları da bir kimse veya kimselere ait olamaz. Eğer üretimin kaynağı toprak ve doğal kaynaklar ise, ve bu üretim “emek” yoluyla gerçekleştirilmek zorunda ise, her ikisi de doğal olan bu girdiler üzerinde bir mülkiyet hakkı iddia edilemez. Buna karşılık, tıpkı toprak ve doğal kaynaklar üzerindeki yararlanma hakkı gibi, üretim araçları üzerinde de toplumsal yararlanma hakkını getirir.

Bu nedenle, İslam’ın karma mülkiyet anlayışını kabul ettiğini söylemek metin açısından imkânsız hâle gelir. Geleneksel uygulamalardan kaynaklanan yanılgıların metni bağlayıcı bir yanı yoktur. Geçmişin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş olan mülkiyet kavramı ile günümüz dünyasını tanımlamak mümkün olmadığı gibi çoğalan ihtiyaçlar sebebiyle geçmişin kurgusu ile karşılanabilir de değildir.

Ne var ki derin bir kimliksel bunalım ile, sosyo-politik ve ekonomik krizin pençesinde yaşayan müslüman toplumların sorunlarına acil, pragmatik ve somut cevaplar üretme çabaları, problemin çözümü için yapısal, sosyal ve kültürel inşa talebine karşılık iktisadi çözüm önerileri de, felsefi temellere sahip sistematik bir teori olmaktan çok, ilgili toplumsal pratikleri dönüştürmeye yönelik tarihsel ve fıkhi argümanlarla ve yasaklarla meşrulaştırılmaya çalışılan pragmatik geçici yorumlardan öteye geçmez.  Geleneğin ekonomik alanda getirmiş olduğu sübjektif sınırlamalar, bireyin özgürlükleri üzerinde de etkendir. Gerçekte bu sınırlamalar, bireyi “ideal” bir çerçeveye yerleştirdiği iddiası ile ortaya atılmakta ve bireyin özgürlüklerini sadece tanımlanan kalıplar içerisinde kullanabileceğini varsayılmaktadır. Sosyalizmin bireyin özgürlüklerini tümüyle kısıtladığı, kapitalizmin ise sömürdüğü gerekçesiyle geleneğin sınırlı bir özgürlük alanı açma gayretine dayandığı söylenebilir.

Gerek ekonomi alanında olsun, gerekse özgürlükler ile ilgili olsun, geçmişteki uygulamaların günümüze ulaşan sonuçları sadece “inanç” temelinde şekillenen, rasyonellikten uzak yorumlardan ibarettir. İdealist yazarların veya din adamlarının geleneksel inançları süsleyerek topluma pazarlamasından başka bir şey ifade etmezler. Sübjektif sınırlamaların somut dayanağı “sosyal adalet” kavramıdır. Gelenek, sosyal adaletin tesis edilmesi ve etkin kılınabilmesi için bireyin bazı özgürlüklerinden vazgeçmesini ister. Gerçekte sosyal adalet kavramını tanımlayabilecek rasyonel, objektif bir kriter de yoktur.

Adalet kavramı, başlı başına sübjektif bir kavramdır. Her gün değişen dünyada rasyonel adalet mümkün değildir. Adalet ancak dengenin kurulabilmesi için bir araç olabilir ki bu da âdil bir toplum öngörüsü açısından son derece sıkıntılıdır. Eğer ortaya çıkan bir zarar veya ihlalin tam olarak giderilmesi mümkün değilse ve sadece tazmin veya hoşgörü çerçevesinde bir mutluluk tesis edilmesi öngörülüyor ise, burada adaletten söz edilemez. Bu mutlak manada zaten mümkün değildir. Çünkü bir eylemin geriye alınması veya olmamış hâle getirilmesi imkansızdır. Buna karşılık sosyal adaletten kastedilen şey, daha çok “dengeler”e dayanan bir kavram olarak karşımıza çıkar. Bu da servet dağılımının yardımlaşma yoluyla genelleştirilmesi çabalarına dayanır.

Serveti kontrol altına alma çabaları, çeşitli vergi uygulamları ile kendini göstermektedir. Tekelleymeyi önleme ve servetin sosyal yartımlaşma yoluyla yaygınlaştırılmasını sağlama amacında olduğu iddia edilse bile, gerçekte ne “yardımlaşma” yoluyla inşa edilebilecek bir ekonomik temel, ne de servetin sınırlandırılması veya kontrol altına alınmasını gerektirecek herhangi bir ilke orijinal metinde yer almaz. Tam aksine reel ve katılımcılık esasına dayalı, dengeli bölüşüm yoluyla servetin yaygınlaştırılması ve zenginliğin çoğaltılması gereğini ısrarla önerir. Elbette servet sınırlamasında etken olan “faiz” gibi rasyonel temellerden yoksun argümanları da göz ardı etmemek gerekir.

Buna rağmen geleneğin “yardımlaşma”ya dayalı sınırlandırma çabaları ile metnin öngördüğü “vergi” anlayışı arasında köklü çelişkiler oluşturmaktadır. Metin açısından vergi sadece üretimden alınabilecek bir şeydir; servet vergisi veya sermayeyi sınırlandırmaya yönelik herhangi bir vergi türü mümkün olamaz.[1]

Burada asıl sorun, ekonomi ile siyaset kurumunun net olarak birbirinden ayrılması gereğinin göz ardı edilmesi ile karşımıza çıkar. Devlet ekonomik süreçlerden ve tahsislerden vergi alarak bunları yine toplum için harcayacaktır.[2] İhtiyacı olana yardım etmek veya onun sorumluluğunu yüklenmek, ekonominin değil; devletin/toplumsal mekanizmaların sorumluğudur.

Galiba asıl sorun, şeraite ait iktisadi görüşün gerçekte İslam dışı sistemlerden farklılığına dayandığı varsayımında yatmaktadır. Bunun da nedeni inanç, ibadet, ahlak, hukuk, sosyal hayat ve genel dünya görüşü gibi ilkelerden ayrı ve bağımsız bir ekonomi anlayışının ele alınamayacağı algısına dayanır. Tabii günümüz dünyasında İslami prensipleri uygulayan bir topluluğun olmayışı, geçmişin dünyasından günümüze akıp gelen söylemleri idealize etmek ve somutlaştırmak açısından da olasılıkları ortadan kaldırmaktadır.

İnsansız ekonomi olmaz. Sosyal bir varlık olarak insanın bireysel davranışları veya inançları, ekonomik hayatı üzerinde de etkili olacaktır. Sorun bunun nasıl olacağı ile ilgilidir. Ahlak, merhamet gibi duygusal yaklaşımlar ile nasıl bir ekonomik anlayışın ortaya konulabileceği ve bu ekonominin kapitalizm karşısında varlığını nasıl sürdüreceği sorusu cevap beklemektedir. Üstelik duygusal ve ahlaki gerekçelerin orijinal metne dayandığını söylemek de imkansızdır.

Tarihsel süreçte, İslam idealinin çöküşü, kendisini yenileyemeyen ve daha çok İslam dışı uygulamalar karşısında yeterli ve gerekli dönüşümü gerçekleştiremeyen İslam (şeriat) anlayışından doğmuştur. İslam ideal olarak mükemmel olmalıdır; ama başkaları sürekli olarak ona müdahale etmekte ve onu yıkmak istemektedirler. Anlayış budur. Yani Müslüman toplumların bir şey yapmalarına gerek yoktur; çünkü zaten başkaları gelip müdahale etmektedir. Elbette bu çerçevede ideolojik, duygusal veya ütopik pek çok şey söylenebilir ve tartışılabilir. Zaten olup bitenler az veya çok bilinen şeylerdir. Ne yazık ki, böyle bir iddiaya veya gerekçeye dayanarak esas metni ötelemek veya iktisadi ve siyasi hayatın nasıl düzenleneceğine yönelik somut ve rasyonel bir değerlendirme yapmamak herhalde mantıklı ve gerçekçi değildir.

Geleneksel yanılgıları bir kenara bırakarak orijinal metnin öngörülerini yeniden ve gerçekçi bir yaklaşım ile yorumlamak ve bir alternatif olasılığını değerlendirmek zorunludur. Makro ve mikro dengelerin nasıl kurulacağı, bunların nasıl verimli hâle getirileceği, iktisadi süreç ve girdilerinden başlayarak hangi prensiplerin geçerli olacağı, insan varlığının bu süreçlerdeki rolünün ne olacağı, bireyin hangi koşullarda gelirden eşit ve dengeli bir şekilde pay alacağı gibi tamamen rasyonel iktisadi veriler üzerinde durmak ve somut çözümler üretmek gereklidir. Dengeli bir ekonominin varlığı, kurgulanabilir, planlanabilir, ölçülebilir ve yönetilebilir reel süreçlerin varlığına bağlıdır. Asıl mesele insan-doğa ilişkisinin insan hayatına olan etkilerinin nasıl verimli hâle getirileceği sorunudur ki bu geleneksel anlayış ile çözülebilecek bir sorun olmaktan çok uzaktır.

Elbette sadece itiraz etmek yeterli değildir. Açıkçası bir şeyi “değiller” ile açıklamak mümkün olmaz. Yanlışı veya hatayı tespit ederken aynı zamanda bu yanlışların hangi somut ve bilimsel yöntemlerle düzeltilebileceği ve daha iyisinin veya doğru olanın nasıl ortaya çıkabileceğini söylemek de gereklidir. Örneğin “kapitalizm kötüdür” denilebilir; bu doğru olabilir ama daha iyisi nedir? Sömürgecilerin sömürüsünden kurtulmak için hangi gerçekçi uygulamalara sahip olmak gerekir? Veya İslam iktisadını ortaya koyabilmek için sadece felsefi düzeyde tarihsel maddecilik, kapitalizm veya Marksizm karşıtlığına dayanan ideolojik varsayımlar yeterli olabilir mi? Aslına bakılırsa bu işin felsefi yönü çok tartışıldı, tutarlı olup olmadığı ayrı bir konudur ancak felsefi anlamda İslam dışı kabul edilen görüş ve uygulamalara yönelik söylenmesi gereken her şeyin söylendiği açıktır. Bütün sorular sorulmuş ve muhtemel cevaplar da üretilmiştir.

İdeolojik düzeyde felsefe yapmak veya başkalarının yanlışını tespit etmek yerine, uygulanabilir, somut öneriler ortaya koymak çok daha mantıklıdır. Başkaları yanlış yapıyor olabilirler; ama doğrunun ne olduğu, nasıl uygulanacağı ve sonuçlarının ne olacağı somut bir çerçevede ortaya konulabilmelidir.

 

[1] Sermaye : “insan * toprak”tan oluşur. Birinin yokluğunda diğeri de yoktur. Ne var ki toprak zaten vardır ve değersizdir. Toprak ancak emek ile üretildiği zaman bir anlam taşır. Ne var ki emek bireyin mutlak manada özel mülkiyetindedir ve asla bunun üzerinde bir hak iddia edilemez. Dolayısıyla vergi, emeğin mutlak karşılığının dışında değerlendirilmek zorundadır.

[2] “Devlet” kavramının yeniden tanımlanması zorunludur. Toplumsal mekanizmaların “devlet” algısı nedeniyle siyaset kurumunun emir ve yetkisine tahsis edilmiş olması, en azından metin açısından ciddi ve önemli bir çelişki teşkil eder. Vergiyi ödeyen ile vergiyi alan arasındaki rasyonel ilişkiden önce, vergiyi alan tarafın “devlet” olup olmadığı sorusu önemlidir ve tartışılmalıdır. Bize göre siyaset kurumu, toplumsal mekanizmalar içerisinde yer almaz. Vergiyi alan taraf, kurumsal mekanizmalardan bir tanesidir ve amacı da “sadaka” başlığı altında açıklandığı şekliyle sınırlıdır. Bu, siyaset kurumu olamaz.

 




YorumYap

Son Eklenen Makaleler
Reşat Nuri Erol
Sayın Recep Tayyip Erdoğan; vur, fakat dinle…
14.12.2019 23 Okunma
4 Yorum 14.12.2019 01:03
Reşat Nuri Erol
M.Tekelioğlu; A.Gül, Şehir Üniversitesi, Tayyip Erdoğan
13.12.2019 70 Okunma
7 Yorum 13.12.2019 10:09
Reşat Nuri Erol
Ve Veysel İpekçi.. Ve Recep Tayyip Erdoğan..-2
12.12.2019 132 Okunma
4 Yorum 13.12.2019 11:54
Reşat Nuri Erol
Ve Veysel İpekçi.. Ve Recep Tayyip Erdoğan…
11.12.2019 249 Okunma
9 Yorum 13.12.2019 11:55
Reşat Nuri Erol
Balkanlar, Kosova, Sancak ve Süleyman Ugljanin - 4
10.12.2019 89 Okunma
4 Yorum 10.12.2019 08:37
Reşat Nuri Erol
Balkanlar, Kosova, Sancak ve Süleyman Ugljanin - 3
9.12.2019 88 Okunma
3 Yorum 10.12.2019 08:30
Reşat Nuri Erol
Balkanlar, Kosova, Sancak ve Süleyman Ugljanin - 2
8.12.2019 94 Okunma
4 Yorum 09.12.2019 04:25
Reşat Nuri Erol
Balkanlar, Kosova, Sancak ve Süleyman Ugljanin - 1
8.12.2019 103 Okunma
4 Yorum 09.12.2019 04:25
Reşat Nuri Erol
M.Tekelioğlu;Amerika’dan birkaç not–İslami Araştırmalar
6.12.2019 64 Okunma
Reşat Nuri Erol
3'üncü Tarım ve Orman Şurası'nın ardından (2)
4.12.2019 125 Okunma
4 Yorum 04.12.2019 12:48
Süleyman Karagülle
ÇİN, DÜNYA VE ORTAKLIK SİSTEMİ
2.12.2019 282 Okunma
2 Yorum 03.12.2019 13:52
Reşat Nuri Erol
3'üncü Tarım ve Orman Şurası'nın ardından…
2.12.2019 153 Okunma
3 Yorum 03.12.2019 13:52
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-9
1.12.2019 128 Okunma
2 Yorum 01.12.2019 07:57
Hikmet Güveloğlu
Hileden Hakikati Ayırabilmek
29.11.2019 1516 Okunma
Reşat Nuri Erol
S.Eskicioğlu hocaların hocası SüleymanKaragülle’yi yadı
29.11.2019 210 Okunma
2 Yorum 01.12.2019 07:57
Reşat Nuri Erol
Mehmet Tekelioğlu; Ali Babacan’la nefes almak…
29.11.2019 146 Okunma
1 Yorum 29.11.2019 10:05
Hüseyin Bağdatlı
EN BÜYÜK İSRAF
28.11.2019 108 Okunma
Reşat Nuri Erol
Beş yıl planlanacak ve 25 yıla ışık tutulacak…
22.11.2019 279 Okunma
8 Yorum 24.11.2019 08:08
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-8
22.11.2019 243 Okunma
6 Yorum 25.11.2019 08:16
Reşat Nuri Erol
Mehmet Tekelioğlu; Şehir Üniversitesi yaşamalı…
22.11.2019 218 Okunma
2 Yorum 22.11.2019 09:28
Nusret Karaca
DİN GÖREVLİLERİN ATAMALARI VE TOPLUMA KATKISI
20.11.2019 130 Okunma
Nusret Karaca
İSLAM’IN ADALET ANLAYIŞI NASILDIR?
18.11.2019 151 Okunma
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-7
18.11.2019 199 Okunma
3 Yorum 18.11.2019 15:02
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-6
18.11.2019 203 Okunma
3 Yorum 18.11.2019 15:03
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-5
16.11.2019 192 Okunma
2 Yorum 16.11.2019 19:39
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-4
15.11.2019 203 Okunma
2 Yorum 15.11.2019 11:40
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-3
14.11.2019 214 Okunma
2 Yorum 14.11.2019 08:08
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-2
13.11.2019 211 Okunma
2 Yorum 13.11.2019 08:10
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, Kur’an çözümleri de var...
12.11.2019 213 Okunma
2 Yorum 12.11.2019 07:55
Reşat Nuri Erol
‘S.O.S.yal Tufan’ var; ‘sosyal devlet’ var mı?!.
11.11.2019 228 Okunma
3 Yorum 11.11.2019 08:39
Reşat Nuri Erol
‘S.O.S.-yal Tufan’ var; siyanürle intiharlar vs…
10.11.2019 263 Okunma
3 Yorum 10.11.2019 05:28
Reşat Nuri Erol
S.O.S. seviyesinde ‘SOS-yal Tufan’ imdat çağrısı
9.11.2019 252 Okunma
3 Yorum 10.11.2019 05:29
Reşat Nuri Erol
İslam açısından komünizm/sosyalizm ve kapitalizm-4
7.11.2019 259 Okunma
2 Yorum 08.11.2019 09:58
Reşat Nuri Erol
İslam açısından komünizm/sosyalizm ve kapitalizm-3
6.11.2019 289 Okunma
2 Yorum 06.11.2019 09:34
Reşat Nuri Erol
İslam açısından komünizm/sosyalizm ve kapitalizm-2
5.11.2019 284 Okunma
2 Yorum 05.11.2019 10:26
Süleyman Karagülle
KİŞİ YÖNETİMİ
4.11.2019 412 Okunma
1 Yorum 29.11.2019 18:57
Reşat Nuri Erol
İslam açısından komünizm/sosyalizm ve kapitalizm-1
4.11.2019 295 Okunma
3 Yorum 04.11.2019 08:55
Süleyman Karagülle
Suriye ve Sermaye
3.11.2019 248 Okunma
Süleyman Karagülle
GAYE
3.11.2019 238 Okunma
Süleyman Karagülle
Ekonominin Yapısı
3.11.2019 272 Okunma
Süleyman Karagülle
Kapitalizm, Sosyalizm ve Ortaklık Ekonomisi: Fizibilite
3.11.2019 257 Okunma
Reşat Nuri Erol
İSLAM ORTAKLIK DÜZENİNDE EKONOMİ
3.11.2019 288 Okunma
4 Yorum 03.11.2019 07:45
Reşat Nuri Erol
KAPİTALİST BATI DÜZENİNDE EKONOMİ
2.11.2019 266 Okunma
4 Yorum 03.11.2019 07:46
Hüseyin Kayahan
MÜŞRİK ve KAFİR
1.11.2019 195 Okunma
Süleyman Karagülle
Yaşamak
1.11.2019 251 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kapitalizm, Sosyalizm ve ‘Ortaklık Ekonomisi’
1.11.2019 282 Okunma
2 Yorum 01.11.2019 04:23
Reşat Nuri Erol
On yıl sonra yine ‘Devlet, para, faiz, çare, çözüm’
31.10.2019 289 Okunma
3 Yorum 31.10.2019 20:36
Süleyman Karagülle
Yine Müslümanlar
31.10.2019 260 Okunma
Süleyman Karagülle
Gereksiz
31.10.2019 227 Okunma
Süleyman Karagülle
Demokratik değil adil
30.10.2019 249 Okunma