Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Sam Adian
IKTISAT TEORISI - RIBA - BIR OZGURLUK DOLANDIRICILIGI 5
27.5.2017
1553 Okunma, 0 Yorum

Riba

 

Bir Özgürlük Dolandırıcılığı

Ve Faiz ilişkisi

 

 

 

 

“Faizin neden alındığı” net olarak açıklanabilmiş değildir. Yani bu sorunun açık ve kesin bir karşılığı yoktur. Filozoflar, faizin haksız ve adaletsiz bir ödeme olduğunu söylerler. Aristo parayı “yumurtlamayan kısır bir tavuğa” benzetir. Ona göre paraya kendiliğinden bir ilave olmaz. Platon ise, faizi kötülemekle kalmaz, aynı zamanda inkâr eder. Benzer şekilde Roma imparatorluğu da faize karşı olmuştur. Kapitalist sınıfın doğuşuyla[1] ortaya çıktığı varsayılan faiz, Roma döneminde yasal düzenleme yapılarak başıboş kalması önlenmiştir.

Genellikle düşük oranlı faiz savunulmuş olsa da, nedenlerine yönelik olarak, zaman tercihi, nakit tercihi, gelecekteki mal tercihi vs. gibi gerekçeler ile faizin sermaye üzerindeki fazlalığı ifade eden bir anlamı olduğu göz ardı edilemez. Ekonomistler, “niçin faiz alınır” sorusuna tutarlı bir cevap veremezken faizin borç alınan paraya katılan makul miktar olduğu noktasında birleşmektedirler. Ancak bu “makul miktar”ın sınırları üzerinde de bir görüş birliği yoktur.

Tarihsel Açıdan Faiz:

Eski Ahit’e göre, Yahudiler kendi aralarında faiz alıp vermezler; ancak Yahudi olmayanlardan sınırsızca faiz alabilirler. Bu sayede sahip oldukları sermaye gücü ile birlikte başkalarının sermaye gücünü kırabilmiş ve mutlak bir hakimiyet kazanmışlardır. Öte yandan Kilisenin kutsal metinlere dayanarak ortaya koyduğu söylem, öylesine kabul görmüştü ki, faizi meşru görenler dinsiz ve kâfir olarak isimlendirilmeye başlamıştır. Bağnaz Katolik Kilisesinin metinlerinden bir türlü çıkaramadığı faiz yasağı, Protestanlığı doğurmuş; tıpkı liberalizmin iktidar karşısında verdiği mücadele gibi Protestanlık da din algısını bireye indirgemeyi öngörmüştür. Böylece faiz, iktisadi gelişmelerin sürdürülebilir bir aracı hâline getirilmiştir.

İslam şeriatı açısından da durum aslında çok farklı değildir. Geleneksel anlayış ve uygulamaların bir kopyası olarak algılanan faiz, kutsal metinlerdeki yasaklar da dikkate alınarak tümüyle yasaklanmıştır. Geleneğin faizi yasaklama gerekçeleri ne olursa olsun; bu gerekçeler, iktisadi değil hukuki bir değer taşımaktadır. Çünkü faiz yerine ikame edilen “kâr paylaşımı” aslında sermaye sahibi açısından haksız bir edinim, emek sahibi açısından ise sermaye karşısında zayıf kalma sebebi olmuştur. Gerçekte kâr paylaşımı üzerine kurulu ortaklıklar işletmenin olanaklarını sömüren bir uygulamadır. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın faiz algısının neden olduğu travma, kâr paylaşımı ile sürdürülür hâle getirilmiştir. Çünkü faizi sınırlamak amacıyla getirilen yasaklamalar, sınırsız kâr ve kârın karşılıklı rızaya dayalı olarak sermaye lehine bölüşülüyor oluşu ile aşılmıştır.

Riba kavramının, İslam öncesi dönemde, kredilerin ekonomik kalkınma için kullanılmadığı üretken olmayan borçlar üzerinden alınan çok yüksek oranlardaki tefeciliği kapsadığı bilinmektedir. Kimileri, ribanın her türlü faizi kapsadığını ileri sürseler de, bu iddia dayanaksız kalmaktadır. Çünkü Riba  borç-sözleşme yükümlülüğü (deyn)[2] ile değil alışveriş (bey’)[3] ile ilgili bir kavramdır. Yani, uygulamanın üretken olup olmadığı değil; şekli ve sonuçları önemlidir.

Faizin gerekliliği veya uygulamanın meşruluğu tartışılabilir. Ancak Kur’an’ın faizi yasakladığını veya haram saydığını söylemek mümkün değildir. Kısaca Kur’an, sermayeyi ve sermaye üzerinde yapılan işlemlerden elde edilecek fazlalık veya kazancı reddetmemekte, buna sadece sınırlama getirmektedir.  Öte yandan faiz zaten Arapça bir kelimedir ve tarihsel süreç içerisinde bilinen bir uygulamadır. Bu nedenle sınırlamanın faiz kelimesi üzerinde olmayışı dikkat edilmesi gereken önemli bir noktadır.

Kur’an açısından Faiz:

Faiz, iktisadi anlamda “fazlalık” olarak anlaşılacak olursa, semitik bir kelime olan “FYZ” kelimesinden türetilen “faiz”, yaklaşık olarak bu anlamı karşılamakta ve türevleriyle beraber metinde kullanılmaktadır. Öte yandan, kitabın kullandığı bir başka kelime ise “FVZ” kökünden türeyen “faiz” (فائز), kavramsal olarak kazanmayı ve başarıyı ifade eder. Bu açıdan üretim ile ortaya çıkan mallar üzerinde de bir kazanç/kazanım söz konusu olur. FYZ kökünden türemiş olan “faiz” kavramının yerine “RİBA” kavramının kullanıldığı iddia edilmektedir. Oysa kitabın ortaya koyduğu tanım ve metoda bakıldığında “yerine” kullanma iddialarının gerçeklikten uzak olduğu görülür. Çünkü kitabın kullandığı kavramlar,  neticede kazanmayı ifade ettiğine göre, ticari bir emtiadan kazanmanın yolu, mala eklenmiş olan “kâr” iledir. Yani mala eklenen fazlalık yoluyla ticari kazanç söz konusu olabilir. Aksi hâlde üretimden veya iktisadi faaliyetlerden dolayı kazanç elde etmek mümkün olmaz.

Burada, faiz ile ilgili bütün iddiaların tartışmalı olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Çünkü, metinde kullanılmadığı iddia edilen “faiz” kelimesi de dahil olmak üzere “faiz” kavramının olası bütün kökleri Kur’an’da mevcuttur. Bu çerçevede Kur’an’da kullanılan “faiz” kelimelerine göz atacak olursak:

1.       Fvz (فوز ) → Faiz (الفائز )[4]: Kazanmak, galibiyet, zafer, anlamlarını içeren bir kavramdır.

(الفائزون – بمفازتهم – بمفازة – مفازا – فوزا – الفوز – فافوز – فاز  şeklinde farklı formlarda kullanılmaktadır.)

2.       Fvz (فوض) → Faiz (فائض)[5]: Yetki vermek, yetkilendirmek, vekalet vermek, izin-ruhsat vermek, ihale ile sipariş vermek anlamlarını içeren bir kavramdır. ( افوّض - şeklinde rubai babtan kullanılmaktadır.)

3.       Fyz (فيض)→ Faiz (فائض)[6]: Artan, taşan, artık, artış, taşkın, ziyade, fazla anlamlarını içeren bir kavramdır.

( افاض - افيضوا – تفيض – تفيضون – şeklinde kullanılmaktadır.)

Buna göre “faiz” kelimesinin metinde güncel anlamına uygun olacak şekilde zaten kullanıldığı görülmektedir ve bu kavramlara yönelik herhangi bir yasaklama veya sınırlandırma söz konusu olmadığı gibi, “riba bu mânâda kullanılmıştır[7] diyebilmek için herhangi bir dayanak ve sebep de yoktur. Dolayısıyla “faiz, metinde yoktur[8] iddiası gerçekçi ve tutarlı bir iddia değildir.  Gerek “riba” ile ilişkilendirilirken ve gerekse kavramının kendi mahiyeti gereği faizin, “riziko” veya “emeksiz” kazanç olduğu varsayımı ile bir hüküm çıkarılamaz. Buna rağmen “faiz ribadır” demek, metnin kullandığı kavramları göz ardı etmek anlamına gelir. İki kavram arasında kurulan ilişki metne ait değil tamamen “geleneksel” bir algı şeklidir. Kaldı ki, “riba” kavramının ifade ettiği mânâ ve bununla ilgili sınırlamalara baktığımız zaman da böyle bir kıyaslamanın mümkün olmayacağı açıkça anlaşılmaktadır.

Elbette “Faiz” kavramın hangi kökten geldiğinin tespiti ve metinde kullanılmış olması, bu kavram etrafında dönen tartışmaları sonlandırmayacaktır. Açık olan şu ki, ‘Kur’an faizi yasaklar’ şeklinde bir önermeyi metinden çıkarmak imkânsızdır. Gerçekte “tefecilik” boyutuna varan uygulamaların ‘Riba’ ifadesiyle iktisadi anlamda çerçevesi belirlenmiş; fakat bu durumun “faiz” kavramı ile ilişkisi açık veya zımni olarak kurulmamıştır.

Geleneğin (şeriat) ortaya koyduğu ve yasaklandığı varsayılan “faiz” kavramı üzerinde bir ittifakı olmadığını da söylemek gerekir. Bazı mezheplerde bu uygulamanın esnetilebildiği ve şeriat açısından yeni olan enflasyon olgusu nedeniyle yeniden tanımlanmaya çalışıldığı da bilinmektedir. Eğer faiz, “riba” ile aynı içerikte kabul edilmiş olsaydı; herhangi bir esnekliğin söz konusu olması düşünülemezdi.[9] Çünkü “riba”, kesin olarak belirlenmiş ve hiçbir koşulda esnetilmesi mümkün olmayan bir eylemdir.

Bununla birlikte, alışverişin doğası gereği “fazlalık” olarak uygulanan  “sınırsız kâr”ın meşru kabul edilmesi de tanım gereği mümkün değildir. Çünkü kâr, gerçekte rizikosuz ve emeksiz bir kazanç olup marjinal bir üründür. Burada ancak kârlılığın miktarı üzerinde tartışılabilir ki,  “riba” için iktisadi anlamda sınır olarak kabul edebileceğimiz  “ortalama değerin üç katı” asgari limit olup bu aynı zamanda “kâr haddi”nin de sınırı olabilir. Yani alışverişin türü ne olursa olsun, “kâr” olarak değerlendirilebilecek fazlalık, toplam maliyetin üç katını aşmamalıdır. Bu durum, kâr/taleplerin sınırsız oluşu ile optimum fayda/verimlilik kavramlarının karıştırılmasına neden olmaktadır. Öyleyse riba nedir?

Er-Riba (الرّبا): Tefecilik[10] (usury),  murabaha. Sözleşme kurallarına uymayan ve çıkar çatışmasına dönüşen her türlü uygulama. Aşırılık.[11]

Sosyolojik türleri bir yana, tefecilik piyasası, mali kesim içinde örgütlenmemiş para piyasasını oluşturur. Kredi talebinin kredi arzının üzerinde olması, tefeciliğin varlığının başlıca nedenidir. “Aşırı faiz alarak borç para verme işi” olarak tanımlanabilir. Ancak riba, parasal işlemler ile doğrudan ilgili bir kavram değildir. Karşılıklı çıkar bulunan her faaliyette riba söz konusu olabilir. Ticari faaliyetlerde olduğu kadar, bilimde, sosyal faaliyetlerde de riba ihtimali vardır. Tefecilik ile ilgili sorun, borç verme veya verilen borca faiz tahakkuk ettirmiş olmaktan ziyade, başkalarına zarar verecek düzeyde aşırılıktır.

Referans metinde “riba” yasağın hangi koşullarda geçerli olduğunu da bulmak ve buna göre sonuçlar çıkarmak gereklidir. Böylece “riba”nın gerçekte niçin yasaklandığı da anlaşılabilir hâle gelir. Her şeyden önce riba, “alışveriş (bey’)”[12] ile ilişkilidir ve metinde “sözleşme yükümlülüğü” alışveriş/değişimden ayrı tutulmuştur.[13] Alışverişte vade veya borçlanma söz konusu değildir. Aslına bakılırsa “borç” kavramının orijinal metinde karşılığı yoktur. Dolayısıyla bu yöndeki endişeler de, gerçekçi değildir. Her ne kadar borçlanma üzerinde de riba oluşma ihtimali söz konusuysa da, temelde üzerinde durulan şey, alışverişe dayanan uygulamalarla ilgilidir.

Bu noktada geleneksel açıdan “borç” olarak anlaşılan “deyn” kavramını, metnin öngördüğü çerçeve içerisinde konumlandırabilmek için tutarlı ve kalıcı bir tanım getirmemiz gerekmektedir. Çünkü “deyn”, gerek “riba” ve gerekse “karz” kavramı ile birlikte gündeme getirilen ve özellikle “faiz” algısına yönelik iddiaların temelini oluşturması sebebiyle önemli bir kavramdır. Ne var ki ribanın, “kredi (fon)-karz” veya borçlanma ile ilişkilendirilebilmesi için maddi dayanak yoktur.[14] “Deyn” ise iktisadi değil hukuki bir kavramdır:

Deyn (دين ): Sözleşme (Yükümlülük) Düzeni: [15] İkili ilişkilerde koşulları ve kuralları önceden belirlenmiş olan ve sonuçları itibariyle maddi değer taşısın taşımasın taraflara yükümlülük getiren meşru ve kurallı ilişkidir. Üretken veya üretken olmayan sözleşme yükümlülüğü.

Deyn, genel olarak bir sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesine ilişkin düzenlemeyi ifade eder. Özel olarak parasal veya maddi borçlanma işlemlerine ait bir kavram değildir. İkili veya toplumsal ilişkilerde kurallı olmayı öngören, sözleşmelere dayalı yükümlülükleri düzenleyen bir kavramdır. Bu nedenle “Müslim” olanlar için değil, “mümin/uzman” olanlar içindir ve kurumsal bir yapı gerektirir.[16]

Sonuç itibariyle ribanın açıkça belli kriterlere bağlandığı anlaşılabilmektedir. Buna göre riba, sadece parasal işlemler üzerinde değerlendirilebilecek bir kavram ve uygulama olmadığı gibi yalnızca kredi veya borç ile sınırlandırılabilecek bir şey de değildir. Geleneksel anlayışın aksine İslam iktisadı borçlanmaya değil; reel ekonomiye dayanır. “Borçlanma” sadece kişisel bir tercihtir ve daha çok sözleşme yükümlülüğünden kaynaklanan sorumlulukları vardır. Yani özel olarak Riba’nın hedefi veya konusu değildir. Çünkü metne göre:

Bazı müminlerin kendilerinin mallarına ve paralarına iştira etti (satın aldı).” [17]

Bu “mümin” olanlar: “Sözleşmelerine bağlı kaldılar (….) Çünkü sözleşmelerine sadık olanlara bunun karşılığı verilecek…”[18] Olduğunu biliyorlardı.

“Sözleşmelerine sadakatle bağlı olanlar için karşılıklı bir memnuniyet vardır”,[19]  karşılıklı memnuniyet, yani “rıza”, “pozitif bir alışveriş –ticaret, değiştirme- sebebiyledir.[20]  Yani ticaret, para veya mal mübadelesinde tarafların birbirlerinden memnun olmaları sonucunu doğurmaktadır.

Görüldüğü gibi, riba kavramını açıklayabileceğimiz tüm ayetler, alışveriş ve sözleşmelere dayalı faaliyetlerin sonuçlarıyla ilgili olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerçekte ikili ilişkiler veya etkileşimin olduğu her yerde, çıkar söz konusu olması nedeniyle riba, alıveriş/değişim ile ilişkilendirilmiştir. Çünkü ister emek, ister mal, isterse bilgi olsun her türlü değişim-alışveriş, “çoğaltmak” içindir. Alışverişin temel kuralı “tarafların eşit şartlarda birbirinden memnun olmaları”dır. Böyle bir uygulamada “riba” olmadığını söylemek mümkün olmaz. Çünkü mala eklenen fazlalık yani “kâr” söz konusudur. Amaç çoğaltmaktır. Dolayısıyla riba olmadan alışveriş olmaz.

Ribayı “borç” (sözleşme yükümlülüğü) ile ilişkilendirerek yapılan yanlış yorumlar, yanlış algıya neden olmaktadır. Kavramın borç ile ilgisi yoktur, “Alışveriş ise ribanın mislidir.”[21] (إنما البيع مثل الربا):  Yani ”alışveriş gibi” değil, onun “misli”dir. Çünkü alışveriş, “riba kadar mümkündür.” Metinde “gibi” anlamında bir ifade yoktur.

Daha açık bir ifade ile nitelik ve uygulama açısından da alışveriş ile elde edilmesi hedeflenen amaçtır. Alışveriş-riba kavramları birbirine bağlı ve birbirlerinden türeyen sonuçları ifade eder. Satışa sunulan bir mal varsa, buradan “kazanç” elde edilmelidir. Eğer kazanç söz konusu ise bir “çoğaltma” amacı ve hedefi de vardır ve bu çoğaltmanın riba içermediğini söylemek imkansızdır.

Bu noktada, “riba’nın hangi koşullarda yasaklandığı”na bakmak meselenin daha net ortaya konmasına katkı sağlayacaktır. Ancak öncelikle riba kavramının doğal ilişkilerini değerlendirmek yararlı olabilir. Riba kavramını sadece “faiz”e indirgemek için elimizde bir veri yoktur. Çünkü metin, bir yandan “fayda”nın çoğaltılması gerektiğini önerirken diğer yandan “çoğalma”ya neden olacak bir uygulamayı niçin yasaklamış olsun? Üstelik “çoğaltılma” eyleminin her türlüsü “riba” içeriyor iken. O halde:

·      Eğer “riba” kendi başına zararlı bir şey olmuş olsaydı bir toplumun ayrı ayrı çoğalarak ulus olmaları –bir toplumu bir başka toplum ile etkileşerek gelişmesi, çoğalması- da düşünülemezdi.[22] Birbirlerine zarar vermiş; birbirlerini imha etmiş olmaları gerekirdi. Çünkü sadaka ribalandırılırken, ribanın kendisi ise imha ediliyordu.[23] Kaldı ki,  mümin olanların “riba” sahibi olmaları normal karşılanırken aralarındaki bir anlaşmazlık sebebiyle verdikleri sözü/sözleşmeyi bozmalarına itiraz edilmektedir.

·      Öte yandan alışveriş (bey’) doğal karşılanırken, ribanın uygulayıcısı tarafından zararlı hâle getirildiği açıktır.[24] Yani, “riba ve haramlık” ölçüsü yoktur. Riba, uygulayıcısına bağlıdır.

·      Aynı şekilde “ribanın imha edileceği” söylenirken sadakaların ribalandırılması da uygulayıcısına bağlıdır. Burada da bir çelişki vardır. Çünkü birinci ifadede ribanın imha edileceği söylenirken, ikinci ifadede sadakaların ribalandırılması şeklini almıştır. Eğer riba önerilmiyor ise, sadakanın riba’ya dönüşmesi düşünülemez.[25]

Öyleyse Riba, mala katılan fazlalık olarak değil, taraflardan birinin zafiyetinden veya ihtiyacını giderme talebinden yararlanarak aşırıya kaçan ve bir tarafın zararına neden olabilen  bir uygulama olan “tefecilik” olarak anlaşılması mümkün olmuştur. Fakat esasında riba, faiz kavramından tümüyle farklıdır.[26] Bu çerçevede ribaya esas teşkil eden kavramlar şu şekilde özetlenebilir:

Riba (الرّبا ) : Tefecilik, kurumsal refecilik.[27] Taraflardan birinin aşırı zarar gördüğü veya sömürüldüğü her türlü uygulama.

Ad’afen (اضعافا )[28] : Üssel,(Exponentially, many times over.)

Muda’fe(مضاعفة)[29]                    : Katı, çift katı (doubling, double).

Ad’afen Muda’fe : Üç katı veya daha fazlası, üssel (EMA).

Ribanın çerçevesini belirleyen ve “yasak” sınırlarını çizen  “Ad’afen  Muda’afeh” [30]   (مصاعفة أضعافا) kavramı, günümüzde bir forex uygulaması olarak bilinen “EMA - Exponential Moving Average” deyiminin tam olarak karşılığıdır. Bu da “riba”nın hangi koşullarda “zararlı” hâle geleceği sorusuna ışık tutabilir.

EMA - Üssel Hareketli Ortalama[31]: Bileşik fiyat endeksi veya değer göstergesi. Bir çeşit hareketli ortalama yöntemi. Bu hareket pozitif olabileceği gibi negatif de olabilir. Yani hem yukarı doğru katlanma olabilir hem de aşağı doğru katlanma olabilir. “Ad’afen” çoğul kullanılması nedeniyle, “en az üç katı” olarak değerlendirilmelidir.

Bir şeyin veya paranın üssel değişim ortalaması”nı ifade eden bu kavram, paranın/üretilmiş olan emek değerinin ortalama miktarını esas almaktadır. Ad’afen Muda’afeh kavramının sözlüksel karşılığı “üssel çoğalma, exponentially”dır. Kelimenin “çoğul” formunda kullanılıyor olması nedeniyle “üç veya daha fazla”, yani bir şeyin üç katı veya daha fazlası olarak anlaşılmasını gerektirir. Buna göre, bir mal veya paranın, ortalama miktarının üç katı veya daha fazlası “riba” sınırları içine girer.

Ancak önemli bir nokta daha vardır, eksilme de söz konusu olabilir. Demek ki riba, bir şeyin üzerine ilave etmekle sınırlı olmayıp taraflar arasındaki dengesizlik anlamına gelmektedir.  Ne var ki bu, herhangi bir dengesizlik değil; aşırı olan bir dengesizliktir. Yani taraflardan birine aşırı memnuniyet verirken diğerinin de aynı oranda memnuniyetsizliğine veya zararına neden olmaktadır.

Biz, her ne kadar iktisat teorisi açısından “riba” kavramını “usury-tefecilik” olarak tanımlıyor olsak bile, kavramın kendisi , “karşılıklı memnuniyet ve tam bir mutabakat ile kazanılan menfaat” ifade eder. Bir bakıma özgürlük ve istikbal dolandırıcılığı olarak anlamak gerekir. Ne var ki yasaklanan şey ribanın kendisi değil, onun çoğaltılmasıdır.

Çünkü riba, temelde bir “davranış” biçimidir. Örneğin muhatapların birbirlerinin zayıf yönlerinden yararlanma çabası da ribadır. Dolayısıyla bu kavram ile ilişkilendirilecek olan kuralların sadece “finansal” faaliyetler ile sınırlandırılması doğru değildir. Bu durumda, alışveriş (bey’) ile ilişkili olan hâllerde, hangi koşullarda “riba” oluşacağı da belirlenmesi gereken bir nokta olmaktadır. Çünkü referans kitabın hiç bir yerinde doğrudan “riba” yasaklanmamaktadır. Bir eylemin riba olabilmesi, belli koşullarının varlığına bağlıdır.

Öyleyse yasaklanmış olan şey tam olarak nedir? İşte bu sorunun cevabı, hem iktisadi hem de sosyolojik anlamda “riba” kavramının konumlandırılmasına ışık tutacaktır. Ribanın kendisi yasaklanmadığına göre, sınırlandırma gerekçesini tespit etmek gerekir:

Riba’yı katlanmış, artırılmış olarak (ad’afen mudaafe) hırsla yiyip tüketmeyin[32] ifadesi yasaklanan ribanın sınırlarını ve şeklini da belirlemektedir. Burada ribanın yenilmemesi değil, çoğaltılmış, artırılmış katlanmış olarak yenilmemesi istenmektedir. Yasak olan da artırılmış hâlidir.

İşte yasaklanmış olan şey budur. Yani bir tarafın mütemadiyen aşırı zarar etmesine neden olan davranışları ifade eder. Çünkü “riba’nın sıkı sıkıya tutulması (huz)”,[33] malların doğal olmayan bir yolla el değiştirmesine veya yenilmesine de sebep olur; bu nedenle de zararlıdır.  

Buna karşın riba, uygulandığı şekle göre zekâta da dönüşebilen bir uygulamadır.[34] Yani tasarrufların bankaya bırakılarak oradan genel bir fayda temin etmek de ribadır. Ne var ki bu yasaklanan değil, uygulamanın doğası gereği yararlı olan ribadır. Daha açık bir ifade ile infak eden taraf infak etmesinden dolayı, ondan yararlanan taraf ise elde ettiği faydadan dolayı “çıkar paralelliği” oluşturmuş olacaklar ve her iki tarafta da bir memnuniyet ortaya çıkacaktır.

Bu durum kâr sebebiyle değil, karşılıklı ve dengeli menfaat sebebiyle olur. Yani çıkar paralelliği oluşması hâlinde taraflar memnun olmuş olurlar. Karşılıksız verilen bir şey, sadece riba olur. Tarafların bir sorumluluk içinde bunu yapmaları ve nihayetinde bir fayda beklentisini zorlayarak uygulamaları hâlinde zekâta dönüşmüş ve artırılmış olacaktır. Söz konusu ifadede, bunun kendi cinsinden bir şey ile ilişkili olması gerektiği de açıkça anlaşılmaktadır.[35] 

Bunlardan başka, tarafların fedakârlık göstermelerini gerektiren[36] ve ribaya neden olan uygulamanın ayrıştırılması gereğini[37] ortaya koyan detayları da gözardı etmemek gerekir. Bu kavramlar ve Kur’an’ın belirlediği çerçeveye göre ribayı tanımlamak gerekirse:

Riba (الرّبا ),[38]  ikili ilişkilerde taraflardan birinin zafiyetinden veya ihtiyacından yararlanarak onu, ağır bir sorumluluk altına sokmak ve ondan kaldıramayacağı bir yükü taşımasını istemektir. Bireyin özgürlük ve geleceğini ipotek altına almaktır.

Kişinin sahip olduğu birikimin hırsla sömürülmesine neden olan bir uygulamadır. Bunun ne şekilde yapıldığı değil, sonuçlarının ne olduğu önemlidir.

Tarihsel anlamıyla riba, Mekkeli zenginlerin üretken olmayan krediler yoluyla, herhangi bir sebeple borç verdikleri kimselerin borçlarını zamanında ödeyememeleri durumunda, onlara ağır yaptırımlar uygulayarak onları, hayatları boyunca borç ödemeye mahkûm ettikleri ve nihayet köleleştirdikleri bir uygulamanın adıdır. Bu açıdan uygulama, faiz üzerinde değil; ortaya çıkan zorluktan yararlanma, yani fırsatçılık üzerine kurgulanmış bir kavramdır. Modern anlamda “tefecilik” olarak yorumlanabilir. Borçlar üzerinde de riba olasılığını göz ardı etmemek gerekir,[39] ne var ki böyle bir gerekçe ile riba, borçlanmaya indirgenemez ve böylesine dar bir  çerçeveye sıkıştırılamaz. Faiz uygulamasında da riba söz konusu olabilir; ama faizin bizatihi kendisinden dolayı değil,  uygulayan tarafın aşırıya kaçmasından, yani davranışından dolayı oluşur.

Sonuç olarak riba ile öngörülmüş olan sınırlamaları şu şekilde ifade etmek mümkün olacaktır:

·      Ribanın kendisi normal uygulamada sınırlandırılan bir uygulama değildir. Yasak olan bunun bir alışkanlık şeklinde sürekli çoğaltılması, katlanması hâlidir. Yani özgürlük ve istikbal dolandırıcılığı haline  dönüştürmektir.

·      Riba sadece finansal bir kavram değildir. Alışverişte, ticarette, kazançta ve hatta bilimde dahi riba vardır. Bir davranış biçimidir.

·      Ribanın faiz olarak anlaşılması ve faizle ilişkilendirilmesi metodolojik açıdan mümkün değildir.

·      Riba ile ilgili yasaklama belli sınırlara göredir. Katlanıp çoğaltılıp bir bir davranış hâline getirilmemiş olan şey, riba değildir. Yani taraflar arasında çıkar paralelliği oluşturan şey, riba sınırları içinde değildir.

·      Ancak, taraflar arasında rıza oluşmuş olsa bile, sınırlar (ad’afen mudaafe-üç katı-) aşılmış ise yine meşru kabul edilmemektedir. Dolayısıyla “sınırsız kâr haddi” yoktur; kârın aşırılığı da riba sınırlarına girer.

·      Çıkar paralelliği olan her uygulamada “riba” vardır. Çünkü kavramın içeriği bunu gerektirmektedir.

·      “Riba”nın basit hâliyle yasaklanması demek; sosyolojik ilişkilerin tümünü, yani çıkar paralelliği içeren bütün eylemleri yasaklamak; ortadan kaldırmak anlamına gelir ki bu mümkün değildir.

Faiz-Kâr İkilemi:

Riba ve alışveriş ilişkisinin de bu çerçevede değerlendirilmesi, “kâr haddi” ile ilgili sınırların belirlenmesi açısından da önem taşımaktadır. Çünkü iktisadi anlamda “riba” sebebiyle, bir uygulamanın ortalama değerinin üç katından fazlasına satılması tehlikeli ise, sermaye ortaklığı sebebiyle elde edilen yüksek miktarlardaki kazançlar da kuşkulu hâle gelir. Dolayısıyla bu sınırlara ulaşan kârlılıklar da meşru kabul edilemez.

Bu noktada, şeriat açısından “kâr haddi” ile ilgili bir parantez açmak gerekmektedir. Geleneğin kabul ettiği ve “sınırsız” olduğu varsayılan kâr haddine müdahale, piyasaya, dolayısıyla alışverişe müdahale olarak algılanmaktadır. Ne var ki bu doğru değildir. Sınırsız özgürlük olmadığı gibi, sınırsız “kazanç” da yoktur.

Eğer riba “alışveriş” ile ilgili bir kavram olarak karşımıza çıkıyorsa, alışverişten elde edilecek olan kazancın niteliği ve niceliği de önem kazanacaktır. Bir işlemin sadece alışverişe dayalı olması, o işlemin tümüyle meşru olduğu anlamına gelmez. Yüksek oranlarda uygulanan kâr talepleri de, riba ile aynı sonuçları doğuracaktır. Emeğin sömürülmesi anlamına gelen böyle bir uygulama, satıcı tarafı mutlu ederken satın alan veya satın almak zorunda olan tarafın birikimleri sömürülmüş; ona zarar verilmiş olur. Bu durumun riba çerçevesinin dışında olduğu söylenemez.

Buna göre, emek yoluyla üretilmiş olan bir maldan elde edilecek olan maksimum kazanç, o malın fiziki maliyetinin (çıktı maliyetleri ve süreç maliyetleri dâhil) üç katını aşamaz. Yani ribanın başladığı yerde kâr sona erer. Burada yapılması gereken şey, müdahale etmek değil; kuralları belirlemek olmalıdır. Ribanın başladığı yer kâr için de bir sınır teşkil eder. Bu aralıkta dileyen dilediği kadar kazanç elde edebilir. Bu bir müdahale değildir. Çünkü herhangi bir tavan fiyat belirlenmemektedir.[40] Getirilen sınırlama, malın maliyetine göre üzerine eklenecek olan fazlalık, yani “kâr” için bir kural olarak öngörülmüş olan sınırlamadır.

Faizden kasıt “kâr” olabilir mi sorusu da önemlidir. Gerçekte faizden kastedilen şey de “kâr”dır fakat reel işlem sonucu oluşmadığı için farklıdır. Her ikisi de, sermaye sahibinin sermayesini kullandırması karşılığında talep etmiş olduğu bir bedeldir, fazlalıktır. Bunun meşruluğu veya sınırları tartışılabilir ama faizin sermayenin (birikmiş emek) marjinal ürünü olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir.

Burada bir saptama yapmak gerekir:  Kitap, riba ile ilgili olarak “kâr” veya “kâr payı” ifadelerini kullanmaz, riba ve bey’/alışveriş kavramını kullanır. Dolayısıyla, alışverişten doğan kâr ile kâr ortaklığından elde edilen kazanç[41] aynı değildir. “Alışveriş riba kadardır”[42] ifadesinden iki şey anlamak gerekir:

·      Birincisi alışverişin ribadan farklı olduğu,

·      İkincisi ise alışverişin, kurallarına riayet edilmediğinde riba gibi olabileceğidir.

Dengeli bir sistemin oluşabilmesi için dengesizliğe neden olan uygulamaların ortadan kaldırılması gerekir. Hiçbir şey sınırsız ve başıboş değildir.

Metodolojik Tartışmalar:

Üretken olmayan borçlanmalar üzerinden kurgulanan ve riba olarak anlaşılan kural veya yaptırımların gerçekte dayanakları olmadığını söylemeliyiz. Çünkü bu, hem orijinal metin ile çelişen bir yaklaşımdır; hem de uygulamada Riba kavramını son derece minimize eden, sınırlandıran ve aşırılıkları göz ardı eden  sonuçlar doğurması açısından da yanlıştır. Bu durum özgürlüklerin kısıtlanabilir olmasına ve hatta istikbal dolandırıcılığının meşrulaştırılmasına da kapı aralamaktadır. Söylem ne olursa olsun, sonuçlar önemlidir.

Eğer riba faiz ise ve “zarara katlanmayan kâr” olarak anlaşılacaksa, yatırım fonu/iştiraklerden doğan kaynaklanan fazlanın (gelir payı) da bu kategoride değerlendirilmesi gerekir. Çünkü prensip gereği kredi veren taraf, bir emek sarf etmeden verdiği kredi sebebiyle gelir elde edecektir. Yani emeksiz, teminatlar sebebiyle de risksiz bir kazanç elde etmiş olacaktır. “Faizsiz kredi” söz konusu edilse bile, “çıkar paralelliği” olmayan bir uygulamada sermaye sahibinin neden bir başkasına kendi birikimini kullandırması gerektiği de açıklanamamaktadır.

Öte yandan, emeksiz kazanç olarak değerlendirebilmek için referans belki “riba” değil; “çalışma”ya[43] yönelik prensipler olabilir. “İnsan için emeğinden (say’) başkası yoksa”, emeksiz kazanç da bu bakımdan meşruluğu tartışılabilecek bir şey olabilir; ama bu “riba” kavramı ile kıyas edilebilecek bir durum değildir. İkisi çok başka şeylerdir. Kaldı ki, emeğin üretkenliği sebebiyle kazanılmış olan birikimlerin de üretken olması doğaldır.

Gerçekte kâr, emeğin, reel faiz ise sermayenin marjinal ürünüdür. Aslına bakılırsa her ikisi de birbiri ile yakından ilgilidir. Çünkü sermaye de nihayetinde emeğin birikiminden oluşur. Yani faizin para alışverişiyle ilgisi yoktur. İş gücünün marjinal ürünü ise ücrettir. Eğer reel faizin yasaklanmasının sebebi marjinal ürün ise, ücretin ve kârlılığın da yasaklanmış olması gerekir. Nitekim bazı yorumlarda, çalışma karşılığı alınan sabit ücretin “faiz” olduğu da söylenmektedir. Bu durumda, iş gücünün rasyonel anlamda istihdamı ve verimliliği ortadan kalkar. Çünkü faiz ile kâr kavramlarının birbirinden net olarak ayrıştırılması da kolay değildir. Hatta imkânsızdır.

Kur’an, sermayenin korunmasını ve çoğaltılmasını öngörür ve bunun rasyonel mekanizmalarını da ortaya koyar. Her işlem, risk taşır. Zarar meydana geldiğinde önemli olan zararı telafi etmek ve sermayenin batmasına engel olabilmektir. Sermaye kaybedilemez, çünkü “zarar” netice itibariyle toplumu etkileyen önemli bir faktördür. Sermayenin batması ve üretimin durması doğrudan topluluğun refahını etkiler. Meydana gelen zarar, nihayetinde toplum tarafından ödenecektir. “Faizsiz banka” veya “faizsiz ekonomi” tasarımlarında “risk” bütünüyle taraflara yüklenerek “ortak zarar/topluluk zararı” göz ardı edilmektedir. Bu durum, faizli uygulamalarda da böyledir. Bu sebeple ortaya çıkan sıkıntılar herkes tarafından zaten bilinmektedir.

Üretken olmayan borçlanmalarda süre şartının bulunması da faizde riba algısının oluşmasına neden olan sorunlardandır. Referans metin, Sözleşme/taahhüt hukukunu[44] (sözleşme yükümlülüğü) belirlerken “Taahhütlerin bir süreye sahip olması gerektiği şartını ortaya koyar”. Bütün taahhütlerin önceden belirlenmiş bir süresi olması gerekir. Bu açıdan her türlü faizin, uzun süre bekletilmesi hâlinde katlanarak çoğalacağı (ad’afen mudaafeh) olabileceği de söylenebilir.  Ancak metot açısından, ribanın borç ile ilgili bir kavram olmaması sebebiyle, borç veya kredi işlemlerinde uygulanan süre ile riba değerlendirilemez. Kaldı ki, infak veya karz kavramlarında “süre” şartı yoktur. Bu nedenle de faiz algısına yüklenen geleneksel anlamlar yanlıştır.

Riba sınırını belirlerken, Ad’af ifadesinin çoğul olması nedeniyle üç katına gitmek metot açısından doğrudur. Ancak burada Mudaef ifadesinin tek tek katlama olduğu gerekçesiyle bunun “üç kez artırmak” olduğu zannedilebilir. Fakat artırma veya ekleme süreye ait bir işlem olmayıp işlem sonunda gerçekleşir. Başlangıçta örneğin 100 birim borç alan birinin 110 birim geri ödemesi istenmiştir. Nihayetinde ödeme zorluğu doğmuş ise, bu durumda borç veren borcu ertelemekte ancak, 110 birim alması gereken şeyi katlayarak artırmaktadır. Riba da, burada oluşmaktadır. Bu nedenle “Mudaef” ifadesi ile varılabilecek sonuç, bir kerede 3 kat artırmak olabilir ancak. Eğer 100 birim borç alan bir kimse, nihayetinde 110 birim olarak ödüyor ise ve herhangi bir artırım söz konusu değilse, bu geleneğin de üzerinde ihtilaf ettiği faiz olabilir ancak.

Metot açısından “faiz” kavramının “riba” ile aynı veya benzer olduğu kanıtlanması gereken bir husustur. Faizin sınırlandırılabilmesi için bulunabilecek en iyi kanıt, yine kitabın sadece çalışarak kazanılan şeyin meşru kabul edilmesi gereği olabilir ki, mefhuma muhalefet ile çalışmadan kazanılmış olanların meşru olmayacağı varsayımından böyle bir sonuca ulaşılabilir. Ancak sermayenin emek sebebiyle oluşmuş olduğu üretken olması gerektiği gerçeği, bu yaklaşımın da tutarlı olmadığını, bu şekilde anlaşılamayacağını ortaya koymuş olur. Kaldı ki bu konu da tartışmalıdır. Eğer kitap, sermaye üzerinde yapılacak işlemlere bir sınırlama getirmiyor ve sermaye yatırımı sebebiyle kazanç öngörüyor ise, faiz ile ribayı aynı saymak mümkün olmaz. Riba yasaklanmıştır diye, faiz de haramdır denilemez. Bunun için ayrıca kanıt gerekir. Kaldı ki yasaklanan şey ribanın kendisi değil, katlanarak çoğaltılmış hâlidir.

Tefeciliği “banka dışı faiz” olarak anlamak ve bu nedenle riba olmadığını söylemek de mümkün değildir. Çünkü zaten buradaki sorun, hukuki altyapısı olmayan veya keyfi olan bir uygulamadır. Yani riba, meşruiyet zemini olmayan, tamamen uygulayıcısının keyfine kalmış davranışlar sebebiyle oluşur. Bunu bankanın yapması ile bankadan başka bir kimsenin yapması arasında hiç bir fark yoktur. Riba bir sonuçtur.

 “Riba”da riziko paylaşılmaz demek de mantıklı değildir. Çünkü sermayenin kaybedilmesi veya zarar söz konusu edilemiyor ise, riskten de söz edilemez. Kaldı ki rehinler ve teminatlar sebebiyle sermayenin aslı üzerinde bir kayıp da, borç ilişkisi içerisinde mümkün değildir. Burada meydana gelebilecek kayıp, ancak “kâr” üzerinde olabilir ki, bu da sermayeyi etkileyen bir şey değildir. Ancak, alışverişten doğan kazanç (kâr) da rizikosuz bir kazançtır. Dolayısıyla bunun riske dayalı bir tanımını yapmak da mümkün değildir.

Öte yandan çeşitli makale veya metinlerde, bilim adamları tarafından kaleme alınan ve açıklanmaya çalışılan metinlerin tamamındaki maddi hatalardan da söz etmek gerekir. Örneğin, riba, özünde açıkça ve kesin olarak bey’ yani alışveriş/değişim ile ilişkilendirilmiş iken geleneksel algı çerçevesinde riba kavramı, herhangi bir gerekçe veya kanıt olmaksızın doğrudan “borç” ile ilişkilendirilerek faiz olarak tanımlanmaktadır. Oysa bunun herhangi bir ispatlanabilir dayanağı yoktur. Referans metin, bu yaklaşımı desteklemez. Ne var ki güncel faiz uygulamalarının neden haram olduğu, bu noktadan hareketle, yani ribanın karşılığının faiz olduğu varsayımına dayanarak anlatılmaya çalışılmaktadır. Oysa orijinal metin, ribanın hangi koşulda yasaklanmış olduğunu, daha doğru bir ifade ile neden önerilmediğini, açıkça ifade eder. Güncel uygulamalardan yola çıkarak “bu olsa olsa riba (faiz) olur” gibi bir yaklaşım, herhalde bilimsel metodoloji ile örtüşen bir yaklaşım değildir.

Metindeki açık tanımlamaya rağmen, ribayı faize indirgeyebilme yolunu seçenler, bu tezlerini sağlamlaştırmak için rivayete dayalı kaynaklardan “hadis”lere, peygamberin kendi döneminin şartları içinde başvurduğu uygulamalara atıf yapma yolunu tercih ederler. Açıkçası böyle bir yaklaşım, her şeyden önce metnin iddialarına ve peygamberin kendisine yapılmış bir ayıptır. Çünkü bilimsel bir çalışmada esas metne rağmen bir sonuç üretmek, mümkün olmaz.

Kapitalizme Karşı İdeoloji:

Kapitalizmin doğuşu ile birlikte parasal işlemler çoğalmaya başlayınca, para üzerindeki işlemleri kolaylaştırmak ve belki de sermaye gücünü beslemek adına bankacılık faaliyetleri de gelişmeye başladı. Aslında bu durum, kapitalist ekonominin olmazsa olmazlarından biri hâline geldi.

Faiz korkusu veya fobisi sebebiyle bankacılık alanında herhangi bir adım atamayan dünyanın diğer kesiminde, ilkel yöntemlerle paranın el değiştirmesi veya kullanılması söz konusu oldu. Şüphesiz bu durumun getirdiği pek çok olumsuzluklar vardı. Paraya sahip olanların güvenlik endişeleri bankaya olan ihtiyacı besledi; fakat ne yazık ki bankacılık uygulamaları hep kapitalizmin denetimi altında var oldu. Çünkü İslam toplumunda faiz bir fobi, bir düşman hâline gelmişti. Organize finans gücüne sahip olmayan toplumlar yatırım yapamadı ve üretimi destekleyemedi. Üretemediği için sürekli borçlanmak zorunda kalan bu topluluklar, nihayetinde sömürge olmayı kabul etmeye zorlandı.

Bugün, gelişen dünyada, iktisadi faaliyetlerin yerine getirilebilmesi için bankalara olan ihtiyaç, en az yatırım ve istihdama olan ihtiyaç kadardır. Çünkü sermayeyi organize edip yönetemeyen toplumlar, yatırım da yapamazlar. Öte yandan sermaye üzerinde yapılacak işlem ve olası kazanımlara yönelik yasaklamalar, sermaye hareketlerini engellemektedir. Bugün İslam toplumlarındaki yatırım olanaklarının neredeyse tümü, kapitalist sermayenin kontrolü altında gerçekleşmiş girişimlerdir. Çünkü kapitalizmin faiz problemi yoktur.

Gerçekte toplumlar, ihtiyacı olan her şeye doğal olarak sahiptiler. Sahip olmadıkları şey, bu kaynakları nasıl kullanacaklarına dair bilgidir. İhtiyaçlar arttıkça, bilgi de kaçınılmaz olarak çoğaldı. Fakat hayatını dine gore tanzim etme iddiasındaki topluluklar, bu bilginin kaynağı olarak görmeleri gereken metne bakmak yerine geleneğin yarattığı fasit daire içinde debelenip durmuştur. Meseleye bizim konumuz açısından bakıldığında, faizin, kitabın söyledikleriyle değil; “icma” yoluyla yasaklandığı, bilinmektedir. Din adamları, bu uygulamanın iyi olmadığına kanaat getirmiş ve yasaklamaya karar vermişlerdir. Buradaki asıl büyük sorun; din adamlarının uzlaşısı ile ortaya konan bir yasağın âdeta ilâhi bir emir gibi algılanmasıdır. Bugün faiz konusundaki toplumsal algının temelinde de aslında bu yatmaktadır.

Artık biliyoruz ki, kitap gerçekte faizi, sermayeyi veya zenginliği yasaklamıyor. Gerçekte bunları teşvik ediyor. Çünkü kitap, bir refah toplumu öneriyor. Faiz yasağının gerekçesi ne olursa olsun, kitabi bir yasaklama değil; geleneğin “icma” vardır diyerek yasaklamış olduğu bir uygulamadır. Bu yasak, belki geçmişte, bankacılık ve finans uygulamalarının bu denli yaygın olmadığı dönemlerde anlamlı olabilirdi. Ancak günümüz dünyasında sadece ekonomiyi tahrip etmek için iyi bir yöntem olabilir.

Faiz gibi kesin delilleri bulunmayan uygulamalar üzerinde tartışmak gerekir. “Şu da faizdir, bu da faizdir” demek hiçbir çözüm üretmez.[45] Bu bir örfi yasaklama ise, doğru olan şey örfte değişikliğe gitmektir. Algısal bir yasaklama ise, ya kanıtları ortaya konulmalı yahut düşmanlıktan vazgeçilmelidir. Her halükarda iktisadi faaliyetler üzerindeki meşruiyeti tartışmalı ipotekler kaldırılmalıdır. Çünkü faiz düşmanlığı üzerine sistem inşa edilemez. Faizi kullanmak isteyen kullanır.

Tartışılan şey, faizin meşruluğu değildir. Riba nehiylerdendir ve dolayısıyla yasaklanmıştır. Faiz ise başka bir şeydir. Faizin iktisadi faaliyetler içerisinde kullanılıp kullanılmayacağı ise sistemin ihtiyacına göre karar verilebilecek bir şeydir. Referans metinde yasaklandığına dair doğrudan bir delil olmamasına karşın geleneğin katı bir şekilde dayattığı faiz yasağının, ekonomik gelişmenin önüne koyduğu engellerin artık görülebilmesi gerekir. Kaldı ki faiz bütünüyle zararlı da değildir. Enflasyonist ortamlarda istihdama yardımcı olur. Gelişmiş ekonomilerde zaten faize gerek yoktur. Hâlihazırda gelişmiş ekonomilerde faiz, gelişmekte olan veya az gelişmiş toplumlardaki gibi yüksek oranlara da sahip değildir. Dünyanın negatif faizle paraya müşteri aradığı bir çağda, faiz düşmanlığı yapmak herhalde mantıklı da değildir.

Mülkiyet problemini aşamayan toplumların, iktidar karşısında liberalizmi geliştirmeleri gibi, faiz düşmanlığı yapmaları da normal sayılabilir. Çünkü bireyin mülk edinme çabası, sahip olduğu kaynakların tümünü harcamasına neden olmakta ve seçeneklerini ortadan kaldırmaktadır. Asıl mesele, kaynaklar üzerindeki bireysel hakların karşılanması ile ilgilidir. Burada önemli olan, mülkiyet hakkı ve üretim araçlarını elinde tutanın kim olduğudur. Bunun için faizden önce tartışılması gereken, mülkiyet hakkı ve mülkiyet paylaşımı meselesidir. Sanayi devrimi ile ortaya çıkan işçi sınıfı, köleliğin pahalı olması sebebiyle, onun yerine ikame edilen bir insan gücü olmuştur. Ancak mülkiyet ve mülkiyet hakkı üzerine getirilmiş olan sınırlandırmalar, sermaye sahibinin işgal ve güce dayanan mülkiyete kolaylıkla ulaşabilmesinin önünü açmıştır. Bu haksız mülkiyet düzeni ise, toplumun sömürülmesinin en önemli aracı hâline gelmiştir. Faiz bu sömürü düzeninin yanında çok cılız bir kavram olur ki kitabın yasakladığı şey de zaten faiz değildir.

Faize getirilen olumsuz bakışın tarihsel süreç içerisinde sosyo-kültürel veya ahlaki temellere dayandığı bir gerçektir. Fakat bu saiklerle Kur’an’daki “riba” kavramını “faiz”e indirgemek; her şeyden önce riba kavramını işlevsiz hâle getirmek anlamına gelir. Çünkü riba, uygulayıcısına bağlı olarak gerçekleşen bir davranış biçimidir; faiz ise sermayenin (emek birikiminin) marjinal ürünüdür. Faizin ribalaştırılması, mümkün olmakla birlikte kavram olarak ikisi birbirinden çok farklı şeylerdir. Yasaklanmış olan şey, ribalaştırmaktır. Ne var ki, tek taraflı ve aşırı talepler, yani çıkar paralelliği oluşturmayan ve bir tarafın kaybetmesine neden olan uygulamaların tümü zaten meşru değildir.

Para ve buna bağlı olarak “değer” üzerinde gerçekleşen uygulamalardan doğan fazlalık ise tartışma konusudur. İktisat teorisi açısından “para” konusu ayrıca ele alınmaktadır. Buna göre paranın kendi değeri olmadığı gibi, bir emtia gibi alınıp satılması da mümkün değildir.

 

[1] Kapitalist sınıfın ortaya çıkışı oldukça eskidir. Burada dikkat çekilen nokta, faizin Roma öncesinde de kapitalist sınıfı besleyen bir uygulama olduğu hususudur. Roma döneminde çeşitli yasal sınırlamalar ile bu durum kontrol altına alınmaya çalışılmıştır.  Kapitalizm ile kapitalist sınıf farklı şeylerdir.

[2]“Deyn” Baqara:  282. ayette geniş olarak açıklanan ve çerçevesi çizilen bir kavramdır. Geleneksel açıdan “borçlar hukuku” olarak anlaşılmış olmasına rağmen, söz konusu ayet borçları değil “sözleşme yükümlülülüğü” ve buna ait “sözleşme düzeni”ni ifade etmektedir. “Deyn” ve “din” aynı kökten gelen kelimelerdir. Dolayısıyla metot açısından farklı anlam ihtiva etmeleri düşünülemez. Burada geleneksel anlayışı refere etmesi açısından “borç” olarak ifade edilmiştir.

[3] Baqara: 275.

[4] Nisa: 13, 73, Maide: 119, Enam: 16, Tevbe: 72, 89, 100, 111, Yunus: 64,  Ahzab: 71, Saffat: 60, Mümin: 9, Duhan:  57, Casiye: 30, Fetih: 5, Hadid: 12,  Saf: 12, Teğabun: 9, Büruc: 11.

[5] Mümin: 44.

[6] Baqara: 199, Maide: 83, Âraf: 50, Tevbe: 92, Yunus: 61, Ahkaf: 8.

[7] Geleneksel manada Riba, konvansiyonel “faiz” uygulamalarına karşılık gelecek şekilde algılanmaya çalışılmaktadır. Ancak metot bakımından eğer metin her iki kelimeyi de kullanıyor ise, anlam ve amaç bakımından da farklı olmalıdır. Aksi halde referans metnin ne söylediğini anlamak imkansız hale gelir. Çünkü sözün sahibine kelimeyi hangi amaçla kullandığını sorma olanağımız yoktur.

[8] Gelenek, faizin metinde tanımlanmadığı, bunun ancak Riba kavramı ile açıklanabildiği iddiasındadır. Oysa referans metin zaten bilinen ve Arapça bir kavram olan “faiz” kelimesini zaten kullanmaktadır.

[9] İbn Hümâm, Fethü’l-Kadir, c. VII s. 38-39; Ebu Cafer Muhammed b. el-Hasen et-Tusi (öl: 460 h.), El-İstibsâr, Tahran, 1390, c. II, s. 70, (Fî enneh lâ ribâ beyn’el-müslim ve ehl’il-harb) Paragraf 230.   Prof.Dr. Abdülaziz Bayındır, “Dâru’l-Harp'ta Faiz” “http://www.suleymaniyevakfi.org/fikih-arastirmalari/drul-harpta-faiz.html” (Erişim Tarihi: 18.9.2014).

[10] Maide: 44, 63.

[11] Riba (ربا ): Kelime itibariyle, tepe, yerden yüksek olan yer,  artan, taşan, ziyade taşkın, üremek,  çok fazla olmak anlamlarına gelen bir kavramdır.

[12] Al-i İmran: 130.

[13] Baqara : 282, 283, Ayrıca bknz. Baqara : 278, 279, 280

[14] “Kredi” veya “Karz” kavramının neden “borç” olarak anlaşılamayacağı ve bu kavramın gerçekçi hedefinin ne olduğu “Karz-ı Hasen” bölümünde geniş olarak açıklanmaktadır.

[15] Baqara: 282, Nisa: 11, 12.

[16] “Deyn” konusu, “İktisat ve Borçlanma” başlığı altında geniş olarak ele alınmıştır.

[17] Tevbe: 111, (اشترى : İştira etmek; fırsatı yakalamak, satın almak veya abone olmak.)

[18] Ahzab: 23, 24.

[19] Maide: 119.

[20] Tevbe: 111, “festebşirû bi bey’ıkumullezî bâya’tum bihî”.

[21] Baqara: 275.

[22] Nahl: 92, “en tekûne ummetun hiye erbâ min ummeh”.

[23] Baqara: 276, “Yemhakullâhur ribâ ve yurbîs sadakât”.

[24] Baqara: 275 “ehallallâhul bey’a ve harramer ribâ”.

[25] Bey’ ve ticaret kavramlarına dikkat etmek gerekir. İçerik olarak bu iki kavram birbirinden farklıdır. Riba, ticaret ile değil “bey’u/alışveriş” ile ilişkilidir. Ticaret bey’i de kapsar ancak, çok daha geniş bir kavramdır ve sadece nakit işlemler ile de sınırlı değildir.

[26] Bu çalışmada “riba”, sadece iktisadi anlamda değerlendirilmiştir.

[27] Al-i İmran: 130.

[28] Baqara: 245, Al-i İmran: 130.

[29] Al-i İmran: 130.

[30] Al-i İmran: 130.

[31] Exponential Moving Average - EMA : A type of moving average that is similar to a simple moving average, except that more weight is given to the latest data. The exponential moving average is also known as "exponentially weighted moving average".

[32] Al-i İmran: 130, “lâ te’kulur ribâ ad’âfen mudâafeh”.

[33] Nisa: 161.

[34] Rum: 39.

[35] Rum: 39, “mâ âteytum min riben”, “mâ âteytum min zekâtin”.

[36] Baqara: 278, (Mâ bakiye - ما بقي : Kalan bırakılan, geriye kalandan vazgeçme.).

[37] Baqara: 278, (Enam: 120, Âraf: 180, Cuma: 9); (Zerû - ذروا : Ayırmak, taneleri ayıklamak için yelde savurmak, vazgeçmek, bir şeyi giymemek veya bırakmak).

[38] Al-i İmran:  130.

[39] Mekkeli Araplar arasında tefecilik, bir meslek hâline gelmişti; parası olan bazı zenginler, mal veya altınlarını ihtiyacı olanlara verir ve bunun karşılığını fazlası ile geri alırlardı. Bu meslek, giderek çok cazip bir hâl almış; insanlar çalışmak yerine kolay para kaynağı olan bu yolu tercih etmişlerdir.  Fakat bu durum, paraya ihtiyacı olanların köleleşmesine neden olmuştur.

[40] Tavan fiyat, bir ürünün maliyetinden bağımsız olarak satılabileceği en yüksek fiyatı ifade eden ekonomi terimidir. Hükümetin koyduğu tavan fiyat uygulamasının etkili olması için koyulan tavan fiyatın serbest piyasa fiyatından aşağıda olması gerekir. Piyasaya müdahale araçlarından birisidir.

[41] Bize göre, geleneksel anlamda tesis edilen kar ortaklığından elde edilen kazan tümüyle faizdir.

[42] Baqara: 275.

[43] Baqara: 205, Necm: 39, Naziat: 35.

[44] Baqara: 282, 283.

[45] Nahl: 116.

 




YorumYap

Son Eklenen Makaleler
Reşat Nuri Erol
Sayın Recep Tayyip Erdoğan; vur, fakat dinle…
14.12.2019 36 Okunma
6 Yorum 14.12.2019 11:41
Reşat Nuri Erol
M.Tekelioğlu; A.Gül, Şehir Üniversitesi, Tayyip Erdoğan
13.12.2019 72 Okunma
7 Yorum 13.12.2019 10:09
Reşat Nuri Erol
Ve Veysel İpekçi.. Ve Recep Tayyip Erdoğan..-2
12.12.2019 132 Okunma
4 Yorum 13.12.2019 11:54
Reşat Nuri Erol
Ve Veysel İpekçi.. Ve Recep Tayyip Erdoğan…
11.12.2019 249 Okunma
9 Yorum 13.12.2019 11:55
Reşat Nuri Erol
Balkanlar, Kosova, Sancak ve Süleyman Ugljanin - 4
10.12.2019 89 Okunma
4 Yorum 10.12.2019 08:37
Reşat Nuri Erol
Balkanlar, Kosova, Sancak ve Süleyman Ugljanin - 3
9.12.2019 88 Okunma
3 Yorum 10.12.2019 08:30
Reşat Nuri Erol
Balkanlar, Kosova, Sancak ve Süleyman Ugljanin - 2
8.12.2019 94 Okunma
4 Yorum 09.12.2019 04:25
Reşat Nuri Erol
Balkanlar, Kosova, Sancak ve Süleyman Ugljanin - 1
8.12.2019 103 Okunma
4 Yorum 09.12.2019 04:25
Reşat Nuri Erol
M.Tekelioğlu;Amerika’dan birkaç not–İslami Araştırmalar
6.12.2019 64 Okunma
Reşat Nuri Erol
3'üncü Tarım ve Orman Şurası'nın ardından (2)
4.12.2019 125 Okunma
4 Yorum 04.12.2019 12:48
Süleyman Karagülle
ÇİN, DÜNYA VE ORTAKLIK SİSTEMİ
2.12.2019 282 Okunma
2 Yorum 03.12.2019 13:52
Reşat Nuri Erol
3'üncü Tarım ve Orman Şurası'nın ardından…
2.12.2019 154 Okunma
3 Yorum 03.12.2019 13:52
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-9
1.12.2019 128 Okunma
2 Yorum 01.12.2019 07:57
Hikmet Güveloğlu
Hileden Hakikati Ayırabilmek
29.11.2019 1517 Okunma
Reşat Nuri Erol
S.Eskicioğlu hocaların hocası SüleymanKaragülle’yi yadı
29.11.2019 210 Okunma
2 Yorum 01.12.2019 07:57
Reşat Nuri Erol
Mehmet Tekelioğlu; Ali Babacan’la nefes almak…
29.11.2019 146 Okunma
1 Yorum 29.11.2019 10:05
Hüseyin Bağdatlı
EN BÜYÜK İSRAF
28.11.2019 108 Okunma
Reşat Nuri Erol
Beş yıl planlanacak ve 25 yıla ışık tutulacak…
22.11.2019 279 Okunma
8 Yorum 24.11.2019 08:08
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-8
22.11.2019 243 Okunma
6 Yorum 25.11.2019 08:16
Reşat Nuri Erol
Mehmet Tekelioğlu; Şehir Üniversitesi yaşamalı…
22.11.2019 218 Okunma
2 Yorum 22.11.2019 09:28
Nusret Karaca
DİN GÖREVLİLERİN ATAMALARI VE TOPLUMA KATKISI
20.11.2019 130 Okunma
Nusret Karaca
İSLAM’IN ADALET ANLAYIŞI NASILDIR?
18.11.2019 151 Okunma
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-7
18.11.2019 199 Okunma
3 Yorum 18.11.2019 15:02
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-6
18.11.2019 203 Okunma
3 Yorum 18.11.2019 15:03
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-5
16.11.2019 193 Okunma
2 Yorum 16.11.2019 19:39
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-4
15.11.2019 203 Okunma
2 Yorum 15.11.2019 11:40
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-3
14.11.2019 214 Okunma
2 Yorum 14.11.2019 08:08
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, KUR’AN çözümleri de var-2
13.11.2019 211 Okunma
2 Yorum 13.11.2019 08:10
Reşat Nuri Erol
S.O.S.yal tufan var, Kur’an çözümleri de var...
12.11.2019 213 Okunma
2 Yorum 12.11.2019 07:55
Reşat Nuri Erol
‘S.O.S.yal Tufan’ var; ‘sosyal devlet’ var mı?!.
11.11.2019 228 Okunma
3 Yorum 11.11.2019 08:39
Reşat Nuri Erol
‘S.O.S.-yal Tufan’ var; siyanürle intiharlar vs…
10.11.2019 264 Okunma
3 Yorum 10.11.2019 05:28
Reşat Nuri Erol
S.O.S. seviyesinde ‘SOS-yal Tufan’ imdat çağrısı
9.11.2019 252 Okunma
3 Yorum 10.11.2019 05:29
Reşat Nuri Erol
İslam açısından komünizm/sosyalizm ve kapitalizm-4
7.11.2019 259 Okunma
2 Yorum 08.11.2019 09:58
Reşat Nuri Erol
İslam açısından komünizm/sosyalizm ve kapitalizm-3
6.11.2019 289 Okunma
2 Yorum 06.11.2019 09:34
Reşat Nuri Erol
İslam açısından komünizm/sosyalizm ve kapitalizm-2
5.11.2019 284 Okunma
2 Yorum 05.11.2019 10:26
Süleyman Karagülle
KİŞİ YÖNETİMİ
4.11.2019 412 Okunma
1 Yorum 29.11.2019 18:57
Reşat Nuri Erol
İslam açısından komünizm/sosyalizm ve kapitalizm-1
4.11.2019 295 Okunma
3 Yorum 04.11.2019 08:55
Süleyman Karagülle
Suriye ve Sermaye
3.11.2019 248 Okunma
Süleyman Karagülle
GAYE
3.11.2019 238 Okunma
Süleyman Karagülle
Ekonominin Yapısı
3.11.2019 272 Okunma
Süleyman Karagülle
Kapitalizm, Sosyalizm ve Ortaklık Ekonomisi: Fizibilite
3.11.2019 257 Okunma
Reşat Nuri Erol
İSLAM ORTAKLIK DÜZENİNDE EKONOMİ
3.11.2019 288 Okunma
4 Yorum 03.11.2019 07:45
Reşat Nuri Erol
KAPİTALİST BATI DÜZENİNDE EKONOMİ
2.11.2019 266 Okunma
4 Yorum 03.11.2019 07:46
Hüseyin Kayahan
MÜŞRİK ve KAFİR
1.11.2019 195 Okunma
Süleyman Karagülle
Yaşamak
1.11.2019 252 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kapitalizm, Sosyalizm ve ‘Ortaklık Ekonomisi’
1.11.2019 282 Okunma
2 Yorum 01.11.2019 04:23
Reşat Nuri Erol
On yıl sonra yine ‘Devlet, para, faiz, çare, çözüm’
31.10.2019 289 Okunma
3 Yorum 31.10.2019 20:36
Süleyman Karagülle
Yine Müslümanlar
31.10.2019 260 Okunma
Süleyman Karagülle
Gereksiz
31.10.2019 227 Okunma
Süleyman Karagülle
Demokratik değil adil
30.10.2019 249 Okunma