Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Sam Adian
IKTISAT TEORISI - KURUMSAL CERCEVE / A - 8
29.5.2017
1125 Okunma, 0 Yorum

Bölüm – III

 

İslam İktisat Teorisi

 

Kuramsal Çerçeve

ve Kavramlar

 

 

 

 

 

“İslam İktisat Teorisi” açısından, mevcut çıkmazları aşabilmek için kavramların yeniden tanımlanması gerektiği açıktır. Çünkü geleneksel anlayış, pek çok alanda ekonomik gelişmeleri kısıtlayarak gelişimi engellemiş veya kendisi dışında meydana gelen gelişmelere uyum sağlayamayarak bu gelişmeleri göz ardı etmiştir. Yeni uygarlıklar, eski uygarlıklar üzerine inşa edilirler. Dolayısıyla normal koşullarda tanımlar da eski tanımların gelişmiş şekli olmalıdır. Ama eğer eski tanımlarda kaynağa müdahale edilmiş ve kaynak tahrip edilmişse bu durumda sadece referans metnin kendisi esas alınmalıdır. Çünkü eski tanımlamalar, metinden kopmuştur. Evrensel ilkeler esastır.

Rasyonel bir ekonomik sistem ortaya koyabilmek için prensiplerin gözden geçirilmesi ve yeniden tanımlanması gerekir. Geleneğin kendi algısı içerisinde ortaya koyduğu tanımlar veya örfe dayanan sınırlamalar, Kur’an temelli yeni yaklaşımları kaçınılmaz kılmaktadır. İşsizlik probleminin çözülmesi, üretimin yaygınlaştırılması, gelirin dengeli dağılımının sağlanması, fırsat eşitliğinin yaratılması,[1] temel hak ve özgürlüklerin tanınması ve uygulanması gibi acilen yapılması gereken eylemler ancak radikal bir değişimle mümkün olacaktır.

Basit bir “yardımlaşma ekonomisi”, günümüzün girift problemlerini çözmekten acizdir. Sınırlı kooperatif veya vakıf anlayışı da çözüm için gereken sonuçları doğurmamaktadır. Kaldı ki bu tür uygulamalar zaten denenmiştir. Çok daha profesyonel ve etkili çözümlere ihtiyaç vardır.

Metodolojik Gerekçe :

İktisat bilimi temelde “makro” ve “mikro” olmak üzere iki ana grupta incelenir. Konvansiyonel iktisadın bu iki ana dalı, iktisadı temelde iki düzeyde ele alır:

Makro Ekonomi: Ekonominin makro üniteleriyle, yani ülke ve dünya ekonomisiyle ilgilenir.

1.       Ekonomik büyüme ve kalkınma

2.       Ekonomi politikaları

3.       Para teorisi

4.       Uluslararası ekonomik ilişkiler

Mikro Ekonomi (Fiyat Teorisi): Ekonominin mikro ünitelerini ele alır.

1.       Tüketiciler: Gerçek ve tüzel kişiler

2.       Tedarikçiler: Üretici ve ithalatçı firmalar

3.       Piyasa: Üretici ve tüketicilerin bir araya geldiği ortam

Yunanca “micros”[2] kelimesinden türetilen “mikro iktisat”ta, iktisadi mesele ile etkinlik üzerinde durulur; ne üretilecek, nasıl üretilecek, kimler için üretilecek, dağılım-üretim-bölüşümde etkinlik var mı soruları incelenir. Buna karşılık, yunanca “macros” kelimesinden türetilen “makro iktisat”ta ekonomik büyümeyi ve kaynakların tam kullanımını belirleyen unsurlar üzerinde durulur. Bir başka deyişle makro iktisat, iktisadın “Kaynaklar tam olarak kullanılıyor mu?” ve “Kaynaklar büyüyor mu?” soruları ile ilgilenen bölümüdür.

Aslında gerek mikro gerek makro iktisatta bir ekonomideki karar birimlerinin tüketicilerin ve firmaların nasıl karar aldıkları ve piyasada birbirlerini nasıl etkiledikleri analiz edilir. Ayrıca hem mikro hem makro iktisatta kişilerin ve firmaların amacının sırasıyla faydayı ve kârı maksimize etmek olduğu kabul edilir. Bu iki önemli ortak noktaya rağmen iktisadın iki ana bölüme ayrılmasının nedeni, mikro iktisat ile makro iktisat arasındaki yöntem farkıdır.

Mikro iktisatta fayda ve kâr maksimizasyonunu amaçlayan tüketicilerin ve firmaların bu amaçlarına ulaşmak için nasıl karar aldıkları ve piyasada birbirlerinin kararlarını nasıl etkiledikleri analiz edilirken toplulaştırma yapılmaz; tek tüketicinin ve tek firmanın nasıl karar aldığı;  tek firma ile bu tek firmanın ürettiği malı satın alan bir grup tüketicinin piyasada birbirlerinin kararlarını nasıl etkiledikleri üzerinde durulur. Buna karşılık makro iktisatta aynı analiz, ekonomideki tüm tüketiciler ve tüm firmalar, sırasıyla hane halkı sektörü ve iş âlemi sektörü adı altında toplulaştırılarak yapılır ve dolayısıyla da hane halkı ve iş âlemi sektörlerinin nasıl karar aldıkları ve piyasada birbirlerini nasıl etkiledikleri bakımından ekonominin genel işleyişi üzerinde durulur. Bir başka deyişle makro iktisatta orman, mikro iktisatta ise ormandaki ağaçlar incelenir.[3]

İlkesel Çerçeve:

Modern iktisat açısından bu yaklaşım esas alınmakta ve bütün süreçler buna göre analiz edilmektedir. Ancak “İslam İktisat Teorisi” açısından teorik kurguya esas teşkil edecek bir referansa ihtiyaç vardır. İktisadi süreçleri bir bütün olarak tanımlamamıza yarayacak, ilkeleri bize verecek bir referans olmalıdır. Çünkü sadece kavramları tanımlayabiliyor olmak, bir sistemi kurgulayabilmek için yeterli değildir. Evrensel ilkelere de ihtiyacımız vardır.

Buna paralel olarak, evrensel bir metin, standart ve ilkesel bir duruş ortaya koymalıdır. Her olay veya olgu için farklı ilkeler veya süreçler tanımlamak yerine, bütün olayların veya süreçlerin tek bir ilkesel çerçeve ile açıklanabiliyor ve uygulanabiliyor olması metodolojik gerekliliktir. Standart, değişmez bir çerçeve. Yani öyle ki bu, bize hem yasallık çerçevesi sağlamalıdır, hem de bilimsel bir çerçeve öngörmüş olmalıdır. Olayları veya süreçleri tanımlamamız veya açıklayabilmemiz buna bağlıdır. Örneğin, içinde yaşadığımız dünyada ve hatta bütün kâinatta her şey belli bir düzen içerisinde vardır. Milyarlarca şeyi bir arada tutan, belli bir düzen içerisinde hareket etmelerini sağlayan temel ve değişmez bir mekanizmanın varlığı, doğal süreçlerin değişmezliğini de belirler. Kısaca bunlara doğa yasaları diyebiliriz.

Ancak, doğa yasaları veya evrensel yasalar, bizim müdahale edebileceğimiz veya değiştirebileceğimiz şeyler değildir. Her şey, bu yasalara göre gerçekleşir ama o yasalara bizim müdahale etmemiz söz konusu olamaz. O hâlde, bu değişmez yasaların bizi nasıl etkilediği ve bizim bunlardan nasıl yararlanacağımız sorusu gündeme gelir.

Elbette bu gerçeğe dikkat çekmemizin nedeni, varoluşu tanımlamak değildir. Fakat kâinatta istisnasız her şey bu evrensel yasalara göre, yani doğada olup bittiğine göre, bizim varsayımlarımız veya iktisadi sistemler de bu yasalara göre olmak zorundadır. Zaten başka seçenek de yoktur.

Mesela bir futbol oyununu düşünelim. Önce oyunu kurgularız, kuralları belirleriz ve sahaya oyuncuları süreriz. Oyuncular kurallara göre hareket ederler ve hedefe ulaşmak için çaba sarf ederler. Ancak bununla bitmez, bir topun hangi ilkelere göre hareket edeceği gündeme gelir. Yerçekimi, topa vuruş açısı, uygulanan basınç, hava koşulları gibi etmenlerin varlığı; topun, hangi yöne, hangi hızla, ne kadar uzağa gideceğini de öngörmemizi sağlar. Kısaca bir oyunu kurgulamak; aynı zamanda oyunun olasılıklarını da öngörmek anlamına gelmektedir.

Evrensel kaynağın bize aktardığı bilgilerin de tıpkı bir futbol oyunu gibi kurgulanabilir ve öngörülebilir ve hatta ölçülebilir olması gereklidir. Aksi hâlde tanımlanamaz. Bu nedenle metnin ilkesel duruşunu ve doğal süreçlerin hangi ilkelere göre değerlendirilmesi gerektiğini de bize söylemiş olması kaçınılmazdır. Eğer metin, bu ilkesel çerçeveyi bize anlatmıyor ise bizim herhangi bir alanda herhangi bir bilimsel süreç öngörmemiz mümkün olmaz.

Bu bağlamda metni incelediğimizde ilkesel çerçeveyi belirlememizi sağlayacak üç temel kavram karşımıza çıkmaktadır:

A.      Makroda Planlama ve Uygulama:

Bir sürecin veya sistemin hangi niteliklere göre kurgulanacağını ve süreçlerin nasıl işleyeceğini tanımlayan bir kavram olarak karşımıza çıkar. Makro düzlemde merkezi ve etkin bir planlama olmakla birlikte,  nitelikli uygulamayı da içeren fiziksel evrendeki her sürecin, daha doğru bir ifade ile üretime dayalı her sürecin veya planlamaya bağlı uygulamanın nasıl konumlandırılacağını ve kurumsal çerçevesinin ne olacağını açıklayan şablon olarak temel bir kavram karşımıza çıkmaktadır:

Qdr (قدر )[4]- Öngörülebilir/Ölçülebilir Süreç Planlaması:

Makro planlama, merkezi planlama. Kavramsal olarak standart koşullara göre, olası süreçlerin miktar veya nitelik bakımından olası sonuçlarının öngörülmesi/planlanması ve bu planlamanın merkezi ölçekte/makroda yapılması gereğini ifade eder.

Kelime anlamı itibariyle bir şeyi diğeri ile kıyaslamak ve bir şeyin miktarını beyan etmek, belirlemek demektir. Örneğin bir otomobil üreticisinin, ürettiği otomobilin hangi koşullarda, hangi hızda, hangi ilkelere göre kullanılması gerektiğini önceden belirlemesi ve beyan etmesi buna örnek olabilir.

Kâinatın değişmez kurallarını olarak düşünülebilecek olan doğa yasaları, bizim müdahale alanımızın dışındadır. O hâlde, bizim bu yasaları nasıl kullanabileceğimiz yani hangi değişkenlerin varlığı ne tür sonuçlara neden olur sorularının cevaplarını bulup önceden beyan etmek mukadderdir.

Yaygın anlayışın aksine QDR, olup biten şeylerin önceden belirlenmesi değildir. Doğa yasaları gereği koşulları etkileyen etmenlerin biliniyor olması, standart yasaların varlığı nedeniyle sonuçlarının da öngörülebilir olmasına yarar. Yani ölçülebilir süreçlerin ortaya çıkmasını sağlar.

Kısaca ifade etmek gerekirse, evrensel yasalara göre makro düzeyde planlama zorunluluğu ortaya konmaktadır. Fiziksel evrende bulunan her şey, yani üretilmiş olan her şey, bu planlamanın ürünüdür ve tümüyle doğada olup biter. Bilinçli bir planlama olmadan pozitif sonuçların ortaya çıkması beklenemez. Yani QDR, evrensel yasalar ve nesneler arasındaki ilişkinin hangi koşullarda ne tür olası sonuçlar doğuracağını, tarif eden bir kavramdır.

Makro planlama, tamamen neden-sonuç ilişkisine dayalı ve evrensel yasaların öngördüğü asgari düzlemde, deneysel ve pozitif süreçlerin oluşmasına zemin hazırlayacak nitelikli bir planlamadır. Nitelikli sonuçların ortaya çıkması için bazı zorunlulukların veya kuralların planlama sürecinde uygulanması gerektiğini de bize anlatmaktadır:

Erişebilirlik[5]: Bir sürecin planlanabilmesi için, o sürece ait standart koşulların ve süreci etkileyecek olası etmenlerin önceden kestirilebilmesi gerekir. Bu koşul ve etmenlerin bilgisine sahip olmak hayati önem arz eder. Ancak bu şekilde bir sürecin, pozitif amaca göre planlanması mümkün olur ve sonuçları öngörülebilir.

Ne var ki, planlama için gerekli olan bilgi, kolay elde edilebilecek bilgi değildir. Bunun için deneysel süreçlerin kullanılması ve bilginin elde edilmesi gereklidir. Bilgiye olan ihtiyaç,[6] pozitif sonuçların öngörülebilir olmasına bağlıdır. Planlama ancak bu şekilde mümkün hâle gelir.

a.       Kısıtlılık[7]: Doğa yasaları vardır. Her şey doğada olup biter. Ancak doğada olup bitenler, belli şartların varlığına bağlıdır. Uygun şartların varlığında standart etmenlere göre standart sonuçların ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır. Dolayısıyla her olayın, her nesnenin veya her eylemin kendine özgü koşulları ve sınırları mevcuttur.

b.      Öngörülebilirlik[8]: Doğa yasalarının değişmezliği – fizik yasaları-, bu koşullar altında elde edilmesi muhtemel sonuçların da, değişmez olmasına neden olur. Standart koşullarda ve standart etmenler ile her zaman aynı sonuçlar ortaya çıkar. Bu da, olayların, süreçlerin veya üretim koşullarının önceden öngörülebilir olmasını sağlar.

c.       Değerleme[9]: Evrensel fizik yasalarının kullanılma koşullarının belirlenmesi ve standart etmenlere göre bu koşullardan yararlanarak oluşturulan süreç sonucunda katma değer ortaya çıkması gerekir. Yani tercih edilebilir pozitif bir ürün ortaya çıkmalıdır.

d.      Potansiyel[10]: Bir sürecin öngörülebilir olması, o sürecin verimli veya pozitif olacağı anlamına gelmez. Bu nedenle, öngörülebilen süreçler sonucunda pozitif bir olgunun ortaya çıkma potansiyelinin olması gerekir. Deneysel bilgi ile önceden elde edilmiş veriler ışığında, süreçler sadece pozitif verimliliğine göre planlanabilir olmalıdır.

e.      Ölçülebilirlik[11]: Planlamada, esas süreçlerin izlenebilir ve ölçülebilir olması gerekir. Yani, sonuçları önceden hesaplanabilen ve pozitif verimliliği bilinebilir olan süreçler, ancak planlanabilir.

Henüz ortaya çıkmamış olsa bile, planlama sonucunda verimliliğin ortaya çıkmasının muhtemel ve hatta kaçınılmaz olması gereği vardır.[12] Bunun için planlama süreçlerinin açık verilere dayalı ve sonuçlarının tümüyle öngörülebilir/ölçülebilir olması gereklidir.

f.        Ölçeklenebilirlik[13]: Planlamanın süreç içerisinde hangi aşamalarda işleyeceğinin veya hangi seviyelerde ne tür sonuçların ortaya çıkabileceğinin öngörülebilir olması gereklidir. Sürecin periyodik aşamalarının belirlenebilir ve uygulanabilir olması zorunludur. Yukarıdan aşağıya indirgenebilir olmalıdır.

g.       Özgünlük[14]: Bir planlama sürecinin sonunda ortaya çıkması öngörülen olay, olgu veya ürünün kendi koşullarına sahip, miktarsal olarak belirli girdiler kullanan ve kullanımı ile başka süreçlere veya uygulamalara zarar vermeyen nitelikte olması gereklidir. Faydanın sürece özgü, öngörülen sürece göre sonuçların ortaya çıkması.

h.      İşleyebilirlik[15]: Bir sürecin planlanması ve bu planlamanın uygulanabilir olması, o süreç sonucunda ortaya çıkması muhtemel olay veya olgunun faal olabileceği anlamına gelmez. Kâinatta üretime dayalı olan her şey, nihayetinde bir enerji kullanır.

Dolayısıyla bir potansiyelin verimli olabilmesi için o potansiyeli harekete geçirecek kaynakların varlığı ve planlanabilir/kullanılabilir oluşu da zorunludur.

i.        Uygulanabilirlik[16]: Bir potansiyelin planlanabilir olması ve sonucunda pozitif olgu veya olayların ortaya çıkması muhtemeldir. Fakat bu, planlamanın uygulanabilir olmasını uygulayıcıların varlığını gerekli kılar.

j.        Değişmezlik[17]: Standart koşullarda, standart sonuçların tekrarlanabilir olması gerekir. Yani, fizik yasaları değişmez. Bu yasaların belli bir sürecin harekete geçirilmesiyle kullanılması, standart etmenlerin varlığı ile mümkündür. İlkesel bir değişiklik olmadığına göre, standart etmenler ile öngörülen sonuçların da standart olması zorunluluğu vardır.

k.       Güvenilirlik[18]:  Bir planlama sonucunda süreç ve sonuçlarının öngörülen niteliklere uygun ve pozitif değerlere sahip olması gerekir. Ortaya çıkacak olan olay, olgu veya ürünün kullanılabilir, verimli ve katma değer yaratan bir şey olması zorunluluğu vardır.

Buna göre metinde kullanılan kavramları detaylandırmak; metnin ilkesel duruşunu anlayabilmek açısından önemlidir. Çünkü ilkesel çerçeveyi belirlemek; tanımların varlığına bağlıdır. Eğer tutarlı tanımlar varsa, ilkeler de vardır ve biz bu şablondan yararlanabiliriz:

1.       Qadren (قدرا)[19]- Aşamalı Süreç Planlaması: Olayların veya üretimin, önceden belirlenen proje/planlama çerçevesinde periyodik olarak gerçekleşen süreçlerenin ölçülebilirliğini ifade eden bir kavramdır. Tıpkı bir saatin üzerindeki zaman dilimlerinin önceden belirlenmiş olması ve zamanın buna göre ölçülmesi gibi.[20]

Yani, standart koşullarda, ölçülebilir standart süreçlerin varlığını ifade eder. Bu, tamamen ölçülebilir, öngörülebilir ve zaten bilinen bir süreç olmalıdır. Gözlemlenebilir süreçlerin varlığı, planlamanın doğal bir sonucudur.

2.       Yaqdiru (يقدر)- Nitelik Planlaması: Üretilecek olan bir malın hangi ilkelere göre, hangi koşullarda ne amaçla üretileceği, kullanıcısına ne tür yararlar sağlayacağının belirlenmesi ve uygulanmasıdır. Üretim buna göre gerçekleşir.

3.       Miktar (المقدار)[21]- Mikitarsal Uygunluk Planlaması: Bir şeyin üretim veya uygulama sürecinin, miktarsal, zamansal veya aralık bakımından niteliksel uygunluğunun tespiti ve uygulamaya elverişliliğinin tespiti.[22]

4.       Qadiyr (قدير)[23]- Uygulama Potansiyeli: Bir potansiyelin veya bir sürecin harekete geçirilebilmesi için gerekli olan bilgi donanımı ve uygulama araçlarının varlığı.[24]

Fiziksel evrende olup biten her şey neden-sonuç ilişkisi içerisinde gerçekleşir. Yani fiziksel evrende öngörülemeyen, ölçülemeyen veya hesaplanamayan hiçbir şey yoktur. Metnin bu konuda ortaya koyduğu tavır son derece açıktır. Eksik olan, bu süreçlerin veya olup biten olayların bizim açımızdan nasıl bir yarar sağlayabileceği veya bizim onlardan nasıl yararlanabileceğimiz konusudur.

5.       Qâdir (قادر)[25]- Planlama Organı:  Pozitif süreçlerin planlanmasında yetkili organ veya kurum.

Planlanabilir olguların veya süreçlerin varlığı, planlamanın kendiliğinden gerçekleşmesine yol açmaz. Süreçlerin bilgisinin varlığı, sadece planlamayı mümkün hâle getirir. Dolayısıyla planlama, uzman bir kurum veya organ tarafından yürütülmelidir.[26] Bu kavram, aynı zamanda kurumsallığı ve merkezi planlamayı da zorunlu kılmaktadır. Ancak merkezi planlama, uzmanlık ve yeterlilik gerektirir. Çünkü bu organ, planlamaları yapabilecek profesyonel bir yapıya sahiptir.[27]

Genel bir bakışla, metnin önerdiği şey, bütün süreçlerin uygulanabilir olduğu ve bunun da bilgi ile ulaşılabilecek bir şey olduğudur. Burada üç temel ilke öne çıkar:

a.    Bilginin Varlığı: Planlama süreçlerini analiz edebilen, işleyebilen ve bilgiyi yeni bir planlama için kullanabilecek nitelikte uzman kimselerin varlığı.

b.    İhtiyacın Varlığı: Bir planlamanın gerçekleşebilmesi ve olası sonuçlarının ortaya çıkması için sonuçlarından yararlanacak bir potansiyelin veya ihtiyacın varlığı.

c.     Kaynakların Varlığı: Planlama sonucu ortaya çıkması öngörülen sonuçlar için elverişli kaynakların varlığı.

Maqdur (مقدورا)[28]- Uygulama Organı/Kurum: Olayların, olguların veya bir üretimin, doğal süreçler içerisinde standart koşulların varlığına bağlı olarak öngörülebilir/planlanabilir oluşu yeterli değildir. Pozitif verimliliğin ortaya çıkabilmes3i için, projeyi uygulayacak organların varlığı da gereklidir. Üretim tesisleri, laboratuvarlar veya benzeri uygulayıcı kurumların varlığı da zorunludur.

İlkesel olarak doğal kaynakların varlığı, onların kendiliğinden harekete geçeceği sonucunu doğurmaz. Bu kaynakları etkileyen etmenlerin de var olması gerekir. Veya kaynakların birbirini etkilemeleri ve bunun sonucunda başka bir sürecin ortaya çıkması zorunludur.

Muqtedir (مقتدر)[29]- Uygulayıcılar: Kaynakların veya üretim olasılıklarının uygunluk, nitelik veya miktarsal bakımdan verimliliği ölçüsünde makro planlama süreçlerinin yerine getirilmesi ve uygulanması. Bunun için gerekli olan uzmanlığın varlığı.[30]

Referans metnin tanımlamalarından açıkça anlaşılabildiği gibi, bütün üretim süreçleri belli bir makro planlama sonucunda ortaya çıkmış veya çıkmaktadır. Evrensel planlama, yine doğada gerçekleştiğine göre, bizi etkileyen veya bizim kurgulayacağımız bütün süreçler de, bu ilke çerçevesinde olmak zorundadır. Yani, makroda planlama gereklidir.

Ölçülebilir süreçleri tanımlayan kavram genel çerçevesi ile değerlendirildiğinde bazı ilkeler ortaya çıkmaktadır.

a.    Kurgulanacak olan sistem, merkezi planlamaya dayalı olmalıdır.

b.    Sistem, makroda planlama ve mikroda uygulama yeteneğine sahip bir uzmanlık organizasyonu olmalıdır.

c.     Sistemin tüm süreçleri planlanabilir ve uygulanabilir olmalıdır.

d.    Bütün süreçler, potansiyel bir faydayı harekete geçirebiliyor olmalıdır.

Burada bir ayrıntıyı tespit etmek zorundayız: Konvansiyonel iktisat açısından mikro süreçler olarak ele alınan üretim, ürün, ürünün miktarı ve üretileceği gibi konuların, aslında makro planlamanın da konusu olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla konvansiyonel iktisadi anlayış çerçevesinin değişmesi ve üretim süreçleri ile buna bağlı parametrelerin merkezi planlama tarafından değerlendirilerek uygulanması, zorunlu hâle gelir. Doğal merkezi planlama, üretime bağlı olarak büyüme ve kalkınma potansiyelini de pozitif düzeyde ele almak zorunda kalacaktır. Buna göre “İslam İktisat Teorisi”, makro ve mikro alanlarda modern iktisat anlayışından ayrılmak zorunda kalacaktır.

Evrensel süreçler bu çerçevede geliştiğine göre, bir sürecin ihtiyacı olan temel yapısal gereklilikler anlaşılmış olur. Çünkü ne tür bir olay veya süreç planlanırsa planlansın, fiziksel evrenin dışında olmayacaktır. Ancak planlama sonucunda ortaya çıkacak ürün, olay veya olgunun nasıllığı ile bundan sonraki sürecin, yani mikro süreçlerin, hangi düzlemde ele alınacağını da bilmemiz gerekir. En azından bu süreçlerin çerçevesini net olarak belirleyebiliyor olmamız gerekir. Çünkü bir üretimi planlamak ve elde edilecek olan ürünün fonksiyonlarını öngörmek ile ürün ortaya çıktıktan sonra tâbi olacağı süreçler birbirinden farklı olacaktır. Artık yeni bir ürün, bir fonksiyon ortaya çıkmıştır ve bu fonksiyon kendi yapısı içerisinde varlığını sürdürecektir.

B.      Sonuç/Ürün Verimliliği:

Burada en temel argüman, nedenselliğin doğal sonuçlarının kaçınılmaz olmasıdır. Bu varoluşun ilk başlama noktasından itibaren bütün süreçler için geçerli ve zorunludur. Metin, bu konuyu son derece geniş bir çerçevede açıklamaktadır. Buna göre fiziksel evrende tesadüfî hiçbir şey yoktur. Maddenin ilk harekete geçtiği andan itibaren her şey, nedenlerine bağlı olarak ortaya çıkmakta ve çevresel faktörlerin etki potansiyeline bağlı olarak fonksiyon kazanmaktadır. Doğal süreçler bu şekilde işlemektedir.

Kaza (قضى)[31]  Ürün/Sonuç: Bir olay, olgu veya ürünün ortaya çıkması, ancak nedenlerin varlığı ve planlama ile mümkündür. Ürün, üretim açısından gerekli olan bütün girdilerin uygun koşullarda ve uygun miktarlarda kullanılması ve işlenmesi sonucunda elde edilebilen eşyadır. Bir planlama sonucunda ortaya çıkar. Yani başlangıçta öngörülmüş olan bir ürünün ortaya çıkması, o ürün için öngörülen tüm girdilerin doğru şekilde ve miktarlarda kullanılması ile üretim sonucunda yine öngörülmüş olan niteliklerini kazanarak kullanıma hazır hâle gelmesi gerekir. Ürün, bilinçli süreç planlamasının sonucudur.

Ancak bir ürün, olay veya olgunun ortaya çıktıktan sonraki standart koşulları ile planlama aşamasında, girdi hâlindeki kaynakların standart koşulları birbirinden farklıdır. Dolayısıyla başlangıçtaki koşullar, üretim sonucunda ortaya çıkan eşya veya sonuç için geçerli olmaz. Bunun için yeni bir sürecin tanımlanması gereklidir. Çünkü amaçsız bir ürün yoktur. Fiziksel evrende her şeyin belli bir nedeni ve amacı vardır. Yani her ürün, bir işe yarama potansiyeline sahiptir. Burada mikro süreçlerin konumlandırılması gereği ortaya çıkar. Yani sonuçta ortaya çıkan şeyin de kendi içerisinde bir yaşam döngüsü olmalıdır.

C.      Dolaşım/Yaşam Süreçleri:

Üretilmiş bir ürünün tâbi olacağı ilkesel süreçlerin tespiti, eşyanın tâbi olduğu standart koşulların bilinmesine bağlıdır. Metin, bu konuyu terminolojik olarak tanımlamakta ve detaylandırmaktadır. Yani, bir sonuç ortaya çıktıktan sonra, o sonuca ait olan şey, nesne, olay veya ürün, artık kendi yaşam döngüsüne sahip olacak ve kendisine özgü standart koşullar ve kurallara göre varlığını sürdürecektir. Artık merkezi planlama ile olan ilişki, sona ermiş; yeni bir süreç başlamıştır. Bu yeni sürecin de ölçülebilir olması gereklidir. Her sonuç kendi sürecini yaratır.

Ecel (اجل)[32]  Yaşam Döngüsü/Faaliyet Planlaması: Bir planlama sonucunda ortaya çıkan ürün, olay veya olgunun kendisi için belirlenmiş olan standart koşulların mevcudiyeti hâlinde kullanılabileceği veya verimliliğini sürdürebileceği maksimum süreyi ve bu sürenin olasılıklarını ifade eder.

Ecel, sadece basit bir süreyi ifade etmekle kalmaz; aynı zamanda sürecin nasıl işleyeceğini de açıklar. Bu çerçevede eşyanın tâbi olduğu süreç, bazı standart niteliklere de sahip olmalıdır:

a.    Dönüşüm Zorunluluğu[33]: Üretim sonucu ortaya çıkmış olan bir ürün, olay veya olgunun kendisi için belirlenmiş olan kullanım süresinin sonunda bir bozunum/dönüşüm olmalıdır.

b.    Değişkenlik[34]: Standart koşullara göre öngörülmüş olan süre, değişken koşulların ortaya çıkması hâlinde değişecektir. Ancak bu değişkenlik, yararlanma miktarı ile ilgilidir. Yani bir eşyanın doğal kullanım süresi sonunda, dönüşüm kaçınılmaz olacaktır.

c.     Yönetilebilirlik[35]: Değişken koşulların varlığı, eşyanın veya olgunun kullanım süresini de etkileyecek, kısaltıp uzatabilecektir. Yani tanımlanmış olan standart koşullardan herhangi birinin değiştirilmesi ile eşyanın verimliliği artırılabilir veya azaltılabilir. Bu da yönetilebilir bir sürecin varlığını zorunlu kılar.

d.    Belirlenebilirlik[36]: Ecel, yani bir eşyanın hangi koşullarda ne kadar kullanılacağı ve verimliliğinin ne olacağı, eşyanın veya kullanıcısının tercihine bağlı değildir. Üreticinin o eşya için tanımladığı olasılıklara göredir.

Metodolojik açıdan, eğer metin bize bir şeyi anlatıyor veya tarif ediyor ise, bu olay, hikâye veya bilgi, aynı zamanda bizim kullanabileceğimiz ve uygulayabileceğimiz bir süreci de ifade eder. Aksi hâlde bunların bize anlatılmasının hiçbir anlamı olmayacaktır. Zaten işimize yaramayacak olan bir bilginin bize anlatılıyor olması evrensel bir metin açısından çokça sıkıntılı bir durum teşkil eder. Çünkü böyle bir olasılık, metnin tutarlılığını ortadan kaldıracak ve onu tamamen hayali bir kurgu hâline dönüştürmüş olacaktır.

Bu nedenle, metinde anlatılan tüm olay veya süreçler, benzer süreçlerle karşılaştığımızda bize, sistemsel kurgularımızı veya uygulamalarımızı şekillendirirken rehberlik eder. Eğer metnin anlattıkları uygulanabilir ve test edilebilir süreçleri ifade ediyor ise, hikâyenin veya önermenin ilkesel muhtevası, uygulamaların veya kurguların doğal çerçevesini belirleyecektir.

Teorik olarak, eğer her şey doğada gerçekleşiyor ve bütün üretim süreçleri belli bir planlama sonucu meydana geliyor ise, iktisadi sistem ve süreçlerin de bundan bağımsız olması düşünülemez. Yani doğal süreçler veya doğa yasaları, aynı zamanda bilimsel süreçlerin temel koşullarını da belirlemektedir. Bu bağlamda, metnin ortaya koyduğu ilkesel çerçeveye göre iktisadi sistemin temel parametreleri veya çerçevesi şu şekilde olmalıdır:

Makro süreçler açısından:

1.       Merkezi planlamaya dayalı yönetilebilir uzmanlık sistemi olmalıdır.

2.       Kurumsal ve verimlilik esasına dayalı, kurallı bir sistem olmalıdır.

3.        Bütün üretim süreçleri planlanabilir ve yönetilebilir olmalıdır.

4.       Üretim veya planlama, kaynakların varlığı ve üretim sonucundaki verimlilik olasılığına göre yapılmalıdır.

5.       Tüm süreçler hesaplanabilir ve ölçülebilir olmalıdır.

6.       Planlama ve uygulama sonucunda ortaya çıkan ürünün bir işe yarama potansiyeli taşıması ve makul bir kullanım ömrünün öngörülebiliyor olması gereklidir.

Mikro süreçler açısından:

1.       Fiyatı belirleyen, üretici olmalıdır. Belli koşullara göre belirlenmiş olan fiyat, ancak değişken şartların varlığına göre esnetilebilir.

2.       Emeğe dayalı fiyat rejimi, yani bir ürünün üretimi ve dolaşımı esnasında o ürün için harcanan emek miktarı, fiyat üzerinde belirleyici olmalıdır.

3.       Kurallı bir piyasa olmalıdır.

4.       Eşyanın veya ürünün ihtiyaçları karşılama düzeyine göre, tüketilebilirlik potansiyeli, üretimin varlığını sürekli hâle getirmek için olmalıdır.

5.       Talep yönetimi ve talebe göre üretimin gerçekleştirilmesi süreçlerinin analizi mümkün olmalıdır.

Buna göre gerçekte tüm kararlar, merkezi/makro planlama tarafından alınmaktadır. Dolayısıyla tüketicinin üretim üzerindeki etkisi, sadece ihtiyacı olan ürünü tercih etmekle sınırlıdır. Bu da, yönetilebilir bir süreç olmalıdır. Yani ortaya çıkan ürün, fonksiyon ve fiyat bakımından çeşitlilik arz etmelidir. Burada mikro süreçlere müdahale edildiği zannedilebilir. Ancak gerçekte herhangi bir müdahale yoktur. Eşyanın tabiatı gereği doğal bir işleyiş söz konusu olmaktadır ki, bu da yönetilebilir bir süreci ortaya çıkarır.

Tüketici, fiyatı belirleyen değil; bir ürünün sahip olduğu fonksiyonlara göre satın alabileceği fiyatı tercih eden kimsedir. Dolayısıyla piyasalarda fiyat oluşumu söz konusu değildir. Buna karşılık talep yönetimi, esnek fiyat politikası ile de mümkün hâle gelir. Bu açıdan gerçekte fiyat, makro düzlemde belirlenmiştir; tüketici ise, var olan ürün ve fiyat ilişkisini değerlendirerek kendisine en uygun olanı tercih etmektedir.

Metodolojik açıdan evrensel parametreler, günlük hayatımızı doğrudan etkileyen veya şekillendiren şeyler olmalıdır. Eğer bir ürün, olay veya üretim belli bir planlama, yani belli bir irade sonucu ortaya çıkmışsa, bu planlama amaç itibariyle pozitif ve verimlilik esasına dayanıyor ise günlük hayatımızın ihtiyaçlarından kaynaklanan süreçlerin de varlığını açıklayabiliyor olması gerekir. Dolayısıyla metodolojik gerekçelerin varlığı, sistemin kendisini de tanımlamak için gerekli koşulları veya kuralları da sağlayacaktır. Bundan sonra yapılması gereken şey, doğal ilkelere göre süreçlerin veya uygulamaların tanımlanması ve sistematize edilmesidir.

Bu bağlamda, “İslam İktisat Teorisi”nde metodolojik olarak Kur’an esas alınır. Dolayısıyla bu, doğal süreçleri ilkesel olarak kabul eden kurgulanabilir bir sistemdir. Bilindiği üzere konvansiyonel uygulamalar açısından makro planlama, tartışmalı bir konudur. Oysa  verimlilik planlamaya bağlıdır ve üretimin yaygınlaştırılması ve dolayısıyla istihdamın gerçekleştirilmesi, verimliliği artırılarak toplumsal faydayı doğurur. Bunun gibi temel iktisadi süreçlerin işleyebilirliği açısından planlama zorunludur. Öyleyse merkezi planlama ilkesel bir parametre olarak karşımıza çıkar.

Buna göre “İslam İktisat Teorisi”nin iki temel dayanağı olacaktır:

a.    İlkesel Çerçeve: Evrensel düzenin ortaya koyduğu doğal süreçlerin nasıllığı, kurumsal çerçevenin hangi düzlemde kurgulanması gerektiğini söyler.

b.    Sistem Parametreleri: İnfak, zekât, karz gibi sistemi oluşturan üç ana parametreden başka, uygulamanın nasıllığını belirleyecek sistemsel faktörlerin varlığı, sistemin bütününü oluşturur.

Yapısal Analiz :

İlkeler bakımından, sistemin merkezi bir yapıya sahip olması ve planlamaya bağlı oluşu, bazı itirazlara da neden olabilir. Bu durumun otoriterleşmeye zemin hazırlayabileceği veya dayatmacı bir yapıya bürünerek tercih özgürlüğünü ortadan kaldırabileceği zannedilebilir. Gerçekte, rasyonel bir sürecin merkezi planlama yoluyla işletiliyor oluşu, bu sürecin müdahaleci ve yönlendirici bir yapıda olmasını gerektirmez; çünkü ilkeler ve buna bağlı kurallar esas olacaktır.

Konvansiyonel uygulamalar ve geleneksel anlayış açısından bakıldığında, örneğin “serbest piyasa” anlayışı, sadece malların serbestçe dolaşımı ve üretici ile tüketicinin karşı karşıya gelerek anlaşması olarak tarif edilse de, işleyiş bundan farklıdır. Bu bağlamda, genel manada kabul gören ve tarif edilen uygulamaların gerçekte “müdahale” yoluyla işletildiğini kabul etmek gerekir.

İktisat teorisinin merkezi yapılanma öngörüyor olması, piyasalara müdahale anlamı taşımaz. Tam aksine, zaten uygulanan ve müdahale edilen süreçleri kurallara bağlayarak işleyişi rasyonel hale getirmiş olur. Bu bir müdahale değil, kurallı ve dengeli süreçlerin kendiliğinden oluşmasını sağlayacak şartların ortaya çıkmasını sağlamaya yöneliktir. Genel bir değerlendirme ile ilkesel yapı şöyle irdelenebilir:

a.    Fiyatların serbest piyasada pazarlık yoluyla belirleniyor olması, bir malın, üretimi veya sürecin değer kazanmasını sağlayan “emek” girdisini sömürmek anlamına gelir. Çünkü üretime katılmamış olanlar, üretim için harcanmış olan emeğin miktarını/değerini belirleme hakkına da sahip olmamalıdır. Fiyatı belirleme hakkı emek harcayana aittir.

b.    Hangi malların üretilip hangi malların tüketileceğine piyasada karar vermek pratikte mümkün değildir. Henüz var olmayan bir üründen elde edilmesi muhtemel faydayı, hiç kimse o ürün var olmadan önce bilemez. Böyle bir tercihte de bulunamaz. Tüketici, sadece var olan ürünler arasında, kendisi için en verimli olacağını düşündüğü tercih edecektir. Bu aslında bir üretim kararı değil, rekabet konusudur. Dolayısıyla üretilmiş olan ürünlerin fiyat yoluyla rekabeti kabul edilemez. Rekabet, fonksiyon açısından olmalıdır.

c.     Kaynakların harekete geçirilmesi, üretim ve istihdamın yaratılması, tüketicinin karar verebileceği bir şey değildir. Bu, tamamen araştırma gerektiren ve bilimsel süreçler sonucunda karar verilebilecek olan bir faaliyettir. Dolayısıyla profesyonellik gerektiren bir uygulamadır.

d.    İktisadi büyüme kendiliğinden olan bir şey değildir. Bunun için iki seçenek vardır. Ya piyasalara ve süreçlere müdahale edilmelidir ya da doğal süreçler izlenmelidir. Konvansiyonel açıdan çeşitli müdahaleler yoluyla süreç yönetilir. Oysa merkezi planlama, verimli ve etkin kullanıldığında, müdahaleye gerek kalmayacaktır.

e.    Merkezi planlamanın tüketim üzerinde etkisi yoktur. Ancak merkezi planlama, kaynakların verimli kullanımı ve üretim süreçlerinin tümüne yönelik planlı bir yapı ortaya çıkması açısından önemlidir. Bu bir otoriterleşme değil, ortak aklın süreçleri değerlendirmesi ve izlemesi anlamına gelir. Çünkü bir ürün ortaya çıktıktan sonra müdahale ihtiyacı yoktur. Ürün kendi doğal seyri içerisinde hareket eder ve tüketici buna göre kararlar alır. Tüketicinin kararları, daha doğru bir ifade ile tercihleri, üretim miktarı üzerinde etkili olacaktır.

f.     Planlamayı gerçekleştirenler veya uygulayıcılar, halktan bağımsız değildir. Burada işaret edilen şey, “uzmanlık” zorunluluğudur. Profesyonel ve ortak akıl ile doğada var olan kaynakların sınırsız kullanım alanlarının belirlenmesi ve bunlardan üretiminin gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir. Planlama/uygulama süreci ile bir ürünün ortaya çıkması ve bu ürünün dolaşım/yaşam süreci birbirinden ayrıdır. Ortaya çıkan ürün artık kendi standart koşullarında ve kendi doğal süreci içerisinde hareket edecektir. Değer/fiyat belirleyen planlama değil, harcanan emek miktarıdır.

g.    Merkezi planlama, aynı zamanda özgürlüklerin karşılanması için de önem taşımaktadır. Mülkiyet sınırlarının belirlenmesi ve bu sınırlar içerisinde doğal hakların karşılanması, kişisel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi, kurallı ve bilinçli süreçlerin varlığına bağlıdır. Kaynakların denetimi, bireylerin tercih veya inisiyatifine bırakılamaz.

Elbette sistemin yapısal çerçevesi, işleyişin temel ilkelerini bize söylemekle birlikte, uygulama detaylarına ilişkin çok daha fazla bilgiyi de içerecektir. Üretimin kimler tarafından yapılacağı, kaynakların nasıl değerlendirileceği ve verimli hâle getirileceği gibi temel parametrelerin elimizde olması, üretimin nasıl gerçekleştirileceği, kimlerin üretime katılacağı, elde edilen faydanın nasıl bölüştürüleceği, dolaşım süreçlerinin ve nihai tüketim sürecinin nasıl işleyeceği gibi detayları belirler.

Burada sadece, sistemin neden merkezi bir yapılanmaya sahip olması gerektiğini ve karar süreçlerinin ilkesel çerçevesinin belirlenmesi açısından metnin ortaya koyduğu ilkeler değerlendirilmiştir. İşleyiş ile ilgili detaylar ise, metnin zaten öngördüğü ve açıkladığı diğer parametrelerdir. Bu ilkesel parametreler, yani yapısal çerçeve göz ardı edilmeden iktisadi yönetim sisteminin nasıl kurgulanabileceği ve işleyebileceği konusu, önemlidir. Zaten bizim amacımız da sistemsel uygulamanın genel ve kurumsal esaslarını belirleyebilmektir.

Bilimsel anlamda metin, kurumsal bir öneride bulunurken bu önerisinin gerekçelerini metot açısından ortaya koyması gerekir. Bu açıdan zekât kurumunun veya sisteminin bir iktisadi yönetim sistemi olarak anlaşılabilmesi için gerekli olan parametreleri de rasyonel çerçevede açıklamış olmalıdır.

Bu noktada, sistem parametreleri ve kurumsal yapının gerekçeli dayanağını oluşturması açısından bir başka ilkesel kavram daha karşımıza çıkmaktadır. Bu kavram, merkezi planlamanın sadece genel bir planlama süreci olmadığını, aynı zamanda kaynakların verimliliğini de değerlendirmek ve buna göre hızlı, pratik ve pozitif sonuçlar üretmek zorunda olduğunu bize göstermektedir. Yani aynı zamanda uygulayıcı bir kurum olmalıdır.

Hesap (حسب)[37] Nitelikli Karşılaştırma: Nesnelerin, olayların veya kaynakların niteliklerine göre karşılaştırılması, pozitif değerlerin tercih edilmesini sağlayan nitelikli karşılaştırma. Fazla olanın eksik olana tercih edilmesi.

Planlamaya esas teşkil eden girdilerin, kaynakların veya süreçlerin rasyonel ve pozitif değerlerine göre tercih edilmesini sağlayacak nitelikli karşılaştırma ve rasyonel tercih süreci. Buna göre, bütün planlamalar, rasyonel ve pozitif tercihlere göre yapılmalıdır. Yani sonuçları itibariyle verimlilik öngörülebiliyor olmalıdır.

Eğer bir süreç, öngörülebilen standart koşullarda, en pratik ve basit hâliyle, sonuçları itibariyle “olumlu” parametrelerin ortaya çıkmasına zemin hazırlama potansiyeli taşıyor ise, planlama sürecine dâhil edilir.

Nitelikli karşılaştırma, ortak aklın ürünüdür.[38] Dolayısıyla istenmeyen sonuçlara neden olmadan verimlilik de gözetilebilmiş olacaktır. Karşılaştırma ve ayrıştırma süreci, tamamen bilimsel bir süreçtir ve kayıt altına alınmalıdır.[39] Bu bağlamda uygulayıcılarının da profesyonel/uzman kimseler olması zorunludur. Yani bilinçli ve tercih edilebilir bir süreç öngörülmelidir.[40] Bu bir ölçme/değerlendirme ve uygulama sürecidir. İlkeli, kurumsal bir süreçtir ve planlamaya esas teşkil eder. Dolayısıyla öngörülebilir/ölçülebilir sonuçlar, pozitif verilerin varlığına göre değerlendirilir.[41]

Genel bir bakış açısı ile planlama süreçleri, ilkeli ve pozitif sonuçlarına göre değerlendirilen ve uygulanan süreçler olarak anlaşılmaktadır. Buna göre, bir sistemin kurgusu, ancak pozitif sonuçların olasılığına bağlıdır. Her bakımdan yararlı ve olumlu parametreler içeriyor, sonuçları itibariyle verimli ve katma değer üretebilecek niteliğe sahip ise uygulanabilir bir süreç olacaktır. 

Ancak bütün bu faaliyetler, merkezi ve uzmanlık gerektiren uygulamalardır. Dolayısıyla iktisadi anlamda da, herhangi bir süreç ve faktör, tesadüflere ya da piyasada oluşabilecek algılara terk edilemez. Aslında ilkesel duruş ile teorik detaylar arasında da paralellik vardır. Gerek uygulamalar için önerilen genel ilkeler gerekse kurumsal yapı açısından önerilen özel ilkeler tutarlılık göstermektedir. Bu nedenle sistemin yapısı, bu tutarlılık çerçevesinde ele alınmakta ve değerlendirilmektedir.

Metnin ortaya koyduğu evrensel yapı ile kurumsal yapı arasındaki organik ilişki, temel ilkelerin değişmeyen ama uyarlanabilen bir yapıda olduğunu bize göstermektedir. Bu da her alanda geçerli, evrensel ilkeler anlamına gelir ve tamamı makrodan mikroya indirgenebilir süreçlerdir.  Yani en büyük ölçekten (evrensel sistem) en küçük uygulamaya kadar aynı ilke ve parametrelerin geçerli olduğunu bize gösterir.

Toplumsal mekanizmalar veya toplumsal düzen, ilkeler/kurallar esas olmak üzere, bu ilkelere bağlı olarak gereksinimlere göre ortaya çıkan indirgenmiş sistemler bütünü olarak tarif edilebilir.  Açıkçası, ne türden olursa olsun bütün kurumsal yapılanmalar, aynı makro ilkelere göredir. Bir başka ifade ile kurumsal/yönetimsel sistemler, makro sistemin izdüşümü gibidir. Bütün kavramlar, ilkesel çerçeve ile örtüşecek şekilde tanımlanmakta ve uygulama prensipleri buna göre belirlenmektedir. Burada, tümdengelimin tüm detayları ile ortaya çıktığı bir mekanizma vardır. Tersi de (tümevarım)  mümkün ve doğrudur.

Evrensel çerçeve bu şekilde özetlenebilir. O hâlde, kurumsal sistemlerin merkezi planlamaya göre tanımlanması ve uzman yönetim sistemleri olarak kurgulanması da kaçınılmaz olmaktadır. Bu da doğaldır. Her ne kadar merkezi planlama/yönetim eleştirilse de, bu metnin bir yanılgısı değil; beşeri uygulamaların bir hatasıdır. Çünkü makro planlama veya merkezi planlama, uygulamayı etkilemekle birlikte bireysel hak ve özgürlüklerin de garantisi olmaktadır.

Bu çerçevede bireyin yaşamına müdahale söz konusu değildir. Daha açık bir ifade ile birey kendi tercihlerinde ve yaşam kurgusunda tamamen özgürdür. Ancak ortak alanda, yani kolektif faaliyetlerde kurallara uymak zorundadır. Bu nedenle merkezi bir sistemin öngörülüyor olması, özgürlükleri kısıtlayıcı değildir. Tam aksine bu, bireysel hakların garanti altına alınmasını sağlar. Bu da her alanda “fayda” ile tanımlanan ortak veya özel çıkarların gözetilmesi ve kurallı hâle getirilmesinden başka bir şey değildir.

Toplumsal yapılanmanın makro ölçekten izdüşümsel mekaniği şematik olarak şu şekilde açıklanabilir:

 

 

Buna göre, “gerek zekât sistemi, gerek sadaka sistemi metnin ortaya koyduğu evrensel ilkelerden indirgenmiş makro yönetim sistemleridir” diyebiliriz. Mikro süreçler de aynı şekilde kurallı ve planlıdır. Ancak her mekanizma, yani devlet, kamu maliyesi, ekonomi, bilim ve sair kurumsal yapılar, birbiri ile etkileşimli ve entegre yapılanmaya sahiptir. Her ne kadar kurumlar kendi faaliyet alanında bağımsız olsa da, diğer kurumların bilgisine ve uygulamalarına da muhtaç olacaktır. Böyle olduğu için kolektif faaliyet kaçınılmaz olmaktadır. Hiç kimseye hangi ürünü satın alacağı, hangi üründen ne kadar tüketeceğini söylemeye gerek yoktur. Bir ürünün hangi koşullarda, hangi kaynaklardan nasıl ve ne ile üretileceğinin, nasıl dolaşımda tutulacağının ve tüketimin nasıl gerçekleşeceğinin planlanması bir müdahale veya dayatma değil; faydayı çoğaltma faaliyetidir ve tamamen uzmanlık işidir.

Bir sistemin veya kurumun var oluş nedeni, nihayetinde insanın ihtiyaçlarını gidermek ve faydayı çoğaltmaktır. Doğal olarak pozitif amaçlara sahiptir. Ne tür bir faaliyet alanı olursa olsun, nihayet toplumsal refaha katkı sağlamak için vardır. Burada önemli bir noktaya daha değinmekte yarar olabilir; genel kanaatin aksine, merkezi ve tek bir yönetim sistemi metin açısından kabul edilemez. İlkeler aynı olsa bile, kurumlar arasında merkeziyetçilik yoktur. Yani her biri bağımsızdır. Kendi kararlarını alır; planlamalarını ve uygulamalarını yaparlar. Kurumları işletecek olanların, yani personel/uzman kimselerin nereden geleceği de önemlidir.

Aslına bakılırsa uzmanlar, toplumun her kademesinden “yeterlilik” kriterlerine göre istihdam edilirler. Yani seçimle işbaşına gelmek yoktur. Uzmanlığa göre görevlendirme vardır. Metnin hiçbir yerinde “uygulama” veya “yönetme” yetkisine sahip olanların halk tarafından seçilerek işbaşına gelebileceğine dair herhangi bir ifade yoktur. Ancak bu yetki sahibi olanların tek başına karar alma yetkileri de yoktur. Bunun için de yine mekanizmalar öngörülmekte ve ortak aklın kararlarına göre hareket etme zorunluluğu getirilmektedir.[42]

Evrensel ilkelerin nasıllığını tespit etmeye çalışırken karşımıza çıkan bu sistem sorunu, gerçekte beşeri algılamaların referans metin ile ne kadar uyumlu olup olmadığını da bize göstermesi açısından önemlidir. Metodolojik ve pratik uygulamalar açısından, nitelikli seçim öngörülebilir veya tartışılabilir. Yani, bilgi, deneyim ve uzmanlık bakımından belli bir işi yapmaya yeterli olanlar arasından bir seçim yapılabilir. Bu mümkündür. Ancak, konvansiyonel uygulamalarda olduğu gibi bir seçim uygulaması kabul edilebilir değildir. Kaldı ki halk, uzman olmadığı, hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı bir alanda bir kimseyi nasıl seçip görevlendirebilir?

Öte yandan referans metnin aslında kullanmadığı ve fakat çeşitli rivayetlere dayanılarak tanımı geliştirilmiş olan “bi’at” kavramı etrafında dönen tartışmalara da göz atmak gerekmektedir. Sistemi tanımlarken bu konu önem taşımaktadır. Çünkü bu kavrama istinaden bir “seçim” veya “tabi olma, bağlılık” gibi anlamlar atfedilir; gerçekte metnin başka bir amaçla kullanmış olduğu temel kavramlardan birisi olan “bey’ (alışveriş)” kelimesi ile aynı kökten gelen türevdir.

Bey’ (بيع)[43] kavramı, iktisat teorisi açısından “alışveriş” anlamında değerlendirilmiş olsa da, “değiştirme” ifade eden genel bir kavramdır. Mal takası veya nakit işlemler ile ilgili olan ayetlerde zaten bu kelime kullanılmaktadır ve tanım yapılmaktadır. Ancak genel mânâda değiştirme ifade eden, yani değişime konu olan mal, hizmet veya eşyanın tarafların “rıza”sı ile üzerinde anlaşılan şey olduğu anlamını ve temel işlevini ortadan kaldırmaz.[44]

Yani kelimenin fiil formunda geniş zaman kipiyle veya geçmiş zaman kipiyle kullanılıyor oluşu, kelimenin asli anlamını değiştirmez. Bu nedenle kelimeye seçim veya bağlılık gibi anlamlar yüklenemez.  Bu derin bir çelişki oluşturur ve zaten temel anlamı dışında bir iddianın referans metin açısından maddi dayanağı yoktur. Dolayısıyla tutarsız bir iddia olmaktadır.

Bundan başka, “seçim” olarak algılanan iki kelime daha referans metinde kullanılmaktadır. Ancak bu da tamamen algısaldır. Çünkü metindeki kavramlar seçim değil; daha çok doğal seleksiyon ifade eden kavramlardır. Şöyle ki:

İstafi  (اصطفى)[45]: Kelimenin aslı - صطف –‘dir. Kök itibariyle anlamı, benzer nitelikli şeyleri bir araya getirip gruplandırmak, mevcut bütünlüğünü bozmaktır. Yani süzülmüş; filtre edilmiş şeydir.  Genel kanaatin aksine, bir seçim değil; şeylerin benzer niteliklerine göre gruplandırılmasını veya gruplandırarak karşılaştırılmasını ifade eden bir kavramdır. Tasnif etmek de denilebilir.

Daha pratik bir anlatım ile kavram genel olarak düzen veya mülk ile atıfla kullanılmaktadır ki bu da kaynakların gruplandırılması, üretimin ve sistemin benzer niteliklerine göre sınıflandırılması ve bu şekilde verimliliğinin artırılmasını hedefleyen (ziyade) bir tanıma sahiptir. Dolayısıyla bu kavrama dayanılarak “siyasal bir tercih” anlamına gelen seçim vardır demenin imkânı yoktur.

İctiba (اجتبی)[46]: Benzer bir kavram olarak karşımıza çıkan kelimenin aslı - جبي -‘dir. Köken itibariyle bir havuzun içinde toplanan/biriken su anlamına gelir. Ayrıca bir kuyu açarken kuyudan çıkan toprağın bir kenarda biriktirilmesini ifade eder. Bu bağlamda bir çeşit koleksiyon ifade eden bir kelimedir. Belli bir amaç için biriktirilmiş olan şeydir.

Elbette her alanda bir seleksiyon/seçilim söz konusudur. Kaynakların tasnif edilmesi, iş gücünün veya uzmanların uzmanlık alanlarına göre gruplandırılması ve istihdamı –ki bu aynı zamanda tam istihdamı da gerekli kılar- toplum içinde belli grupların tasnifi gibi her aşamada bir tasnif/seleksiyon gereklidir. Ancak yine referans metnin kavramları kullanış şekline göre, bu tasnifi yapan kimseler uzmanlardır ve bunu bir görev olarak yaparlar. Bu çerçevede herhangi bir seçim sisteminden söz edilemez.

Kimin hangi görevi yapacağını belirlemek halkın kararı değil; bireyin uzmanlık ve yeteneği ile ilgilidir. Halk, bu uzmanlardan hangisini isterse onu tercih edebilir ama kimin hangi pozisyonda görev yapacağını belirleme yetkisine sahip değildir. Yani halk sadece sistem içerisinde tercihte bulunur. Bir elma ağacından kiraz yetişmesi beklenmeyeceği gibi, bir hukukçunun üretimin teknik bilgi ve donanımına sahip olması da beklenemez. Bu bağlamda hangi malın nasıl ve nerede üretileceğine piyasada karar verilemez. Tüketici ancak var olan ürünler arasında tercih yapar. Yani bir malın ne miktarda üretileceğinin belirlenmesinde etkili olur. Elbette bu durum geleneksel anlayışta, hatta modern yönetim sistemleri bakımından önemli bir farklılık ortaya koymaktadır ve tartışılacak bir konudur. Ne var ki yetki ve sorumluluk, “bilgi” ile doğru orantılı olan bir şeydir ve bu da bireyin eğitim, deneyim gibi temel faaliyetleri sonucu elde edilebilir.

Öte yandan görevlendirme bir sistem işidir. Var olan bir uzmanlık ihtiyacı iş gücü istihdamını zorunlu kılar. Birey, önerilen bir görevi ya kabul eder veya etmez. Bu onun özgürlüğüdür. Kabul etmesi hâlinde görevin gerektirdiği kurallara göre hareket eder. Yani hiç kimse zorla bir göreve getirilemeyeceği gibi, üçüncü tarafın, yani görev ile ilgisi olmayan (halk) kimselerin seçimi ile de görevlendirme yapılamaz. Çünkü sistem, her düzeyde kurallı ve denetimlidir. Kuralsız yetki, kuralsız sorumluluk, kuralsız iş yoktur. En basit hâliyle, özgürlüklerin kullanılması veya korunması bir seçim değil; bir görevdir. Zorunlu bir görevdir. Bir kimse, hangi düzeyde yetki sahibi olursa olsun, bir başkasının hak ve özgürlüklerini kısıtlamak veya askıya almak gibi bir yetkiye sahip olamaz.

Çünkü özgürlükler ve haklar, farklı şeylerdir. İnsan, her bakımdan özgürdür; kendi kararlarını kendisi alır ve uygular. Bu konuda insana bir müdahale yoktur. Ancak bu durum başkalarının nasıl karar alacağını belirlemek anlamına gelmez. Yani bir kimse istediği her şeyi yapabilir; ama kimin ne üreteceğine karar veremez. Bu bir özgürlük değildir. Haklar ise kişiseldir ve herkes haklar bakımından fırsat eşitliğine sahiptir. Sistem bunu garanti etmek zorundadır. Burada da iki ayrı çerçeve vardır. Doğal haklar, kişinin doğuştan sahip olduğu haklardır. Bunlar bireyin kendisine aittir ve engellenemez. Ancak edinimsel haklar, yani emek yoluyla elde ettiği haklar değişkendir. Burada, ancak harcadığı emek kadarına sahip olur. Hiç kimse emek harcamadığı bir şey üzerinde hak sahibi olmadığı gibi, böyle bir özgürlük şekli de yoktur. Buna göre sistemin ilkesel çerçevesini şu şekilde özetlemek mümkün olacaktır:

a.    Merkezi, planlayıcı ve uygulayıcı bir sistemdir. Bütün kararlar, merkezde uzmanlıkla alınır ve uygulanır. Sistem, giderek yerelleşen, küçülen ama merkezi planlamaya bağlı kalan, onunla aynı nitelikte daha küçük izdüşümsel etkin birimlerden oluşur.

b.    Sistemin uygulayıcıları veya yöneticileri seçimle değil, atama yoluyla, uzmanlık, bilgi, deneyim gibi kriterlere göre görevlendirilirler. Sistem bir uzmanlık ve seleksiyon sistemidir.

c.     Sistem, özgürlüklere müdahale etmeyen, kişisel hakları garanti altına alan bir yapıdadır. Bütün faaliyetler çıkar paralelliğine dayanır ve herkesin elde edilen faydadan yararlanabilmek için fırsat eşitliği vardır.

d.    Kurallı bir sistemdir. Tüm süreçler kurallara göre işletilir ve görevlendirmeler de buna göre yapılır. Hiç kimse sistemde kalıcı olmadığı gibi, kuraldışı faaliyetlere de izin verilemez.

e.    Sistemde özgürlüklere müdahale edilebilecek bir alan yoktur. Özgürlükler, kişiseldir ve bireyler diledikleri gibi kullanırlar. Ancak özgürlükler sınırsız değildir. Buna karşın sistem hakları garanti eder. Her bireyin doğadan ve kamudan alacağı veya edindiği haklar sistem tarafından karşılanır.

Bu çerçevede sistemin temel parametrelerini ve kurumsal yapılanmanın nasıl olması gerektiğini referans metne dayanarak değerlendirebiliriz. Ancak burada kurumların bağımsız olma gereği, bir toplumun organizasyonu açısından sorun yaratıyor gibi görünebilir. Bağımsız karar alan ve uygulayan kurumların toplumda çatışmaya neden olabileceği varsayılabilir. Ne var ki bu doğru değildir. Çünkü kurumlar arası organizasyonun nasıl yapılacağı ve uygulamanın hangi merkezi karar sistemine göre yürütüleceği de bellidir.

 

[1] Baqara: 22, Fussilet: 10.

[2] Micros; küçük, az ince anlamına gelen yunanca kelime.

[3] Prof. Dr. Erdem M. Ünsal, Mikro İktisat ve Makro İktisat, http://www.ekodialog.com/konular/mik_mak_ikt.html” (Erişim Tarihi: 25.10. 2015).

[4] Baqara: 236, Ahzab: 38, Hicr: 21, Taha: 40, Muminun: 18, Şura: 27, Zuhruf: 11, Kamer: 49, Rad: 17, Sebe: 13.

[5] Rad: 26, Nahl: 75, 76, İsra: 30, Kasas: 82, Ankebut: 62, Rum: 37, Sebe: 36, 39, Zumer: 52, Şura: 12, Beled: 5.

[6] Baqara: 264, İbrahim: 18, Hadid: 29.

[7] Fecr : 16.

[8] Murselat: 22, 23.

[9] Enam: 91, Hac: 74, Zumer: 67.

[10] Kamer: 12, Talak: 7.

[11] Enam: 91, Hac: 74, Zumer: 67, Müddesir: 20.

[12] Maide: 34, Fetih: 21, Sebe: 11.

[13] Yunus: 5, Furkan: 2, Abese: 19.

[14] İnsan: 16, Furkan: 2, İnsan: 16.

[15] Fussilet: 10, Muddesir: 18, 19, 20, Ala: 3.

[16] Hicr: 60, Sebe: 18, Vakıa: 60, Neml: 57.

[17] Muzzemmil: 20.

[18] Enam: 96, Yasin: 38, Fussilet: 12.

[19] Talak: 3, Kadir: 1.

[20] Qadren (قدرا) Kelime olarak Qdr (قدر) kökünden türemiştir; nicelik, muayyen miktar, nitelik veya niceliksel olarak takdir etmek anlamlarına gelen bir kelimedir. Kavramsal olarak ise, olayların, süreçlerin veya üretimin nicelik olarak önceden belirlenmiş olan programa göre standart/temel ve nitelikli gerçekleşme aşamalarının tümünü ifade eder

[21] Rad: 8, Secde: 5, Mearic: 4

[22] Miktar (المقدار) kelime olarak Qdr (قدر) kökünden türemiştir. Temelde aynı şeydir. Kelime olarak, miktar, muayyen ölçü, zaman, süre anlamına gelen bir kelimedir. Kavram olarak, temel pozitif süreçlerin ölçülebilir olması gereğini ifade eder.

[23] Baqara: 27, 106, 109, 148, 259, 284, Al-i İmran: 26, 29, 165, 189, Maide: 17, 120, Enam: 17, Enfal: 41, Tevbe: 39, Hud: 4, Nahl: 70, 77, Hac: 6, 39, vd.

[24] Qadiyr (قدير) yine QDR kelimesinin bir türevi ve Kelime olarak güçlü, yetenekli, becerikli gibi anlamlara gelmektedir. Kavramsal olarak, bir işin temel/çekirdek olasılığını ifade eder

[25] Enam: 37, 65, İsra: 99, Yasin: 81, Ahkaf: 33, Kıyamet: 40, Tarık: 8, Yasin: 24.

[26] Kâdir (قادر) aynı şekilde QDR kökünün türevi ve kelime itibariyle, bir şeye güç yetiren, ölçebilen veya bir işi yapabilecek nitelikte olan anlamlarına gelir. Kavramsal olarak ise, makro planlama organını ifade eder. Metin bu kavramı hem bireysel çerçevede, hem de kurumsal düzlemde ifade etmektedir. Bu nedenle, kurumsal bir planlama organınının çeşitli düzeylerde uzmanlık derecelendirmesine göre planlamayı yapması gerekir

[27] Muminun: 8, 95, Mearic: 40, Murselat: 23, Kalem: 25, Kıyamet: 4.

[28] Ahzab: 38.

[29] Zuhruf: 42, Kamer: 42, 55.

[30] Muktedir (مقتدر), QDR kökünden türemiş olup, Kelime olarak bir işi yapmaya gücü yeten, bir konuya veya olaya hâkim olan kimse anlamına gelmektedir. Ancak kavramsal açıdan, planlayıcılık, planlama ve uygulama yeterliliğinin varlığı ve potansiyel kaynakların işler durumda olmasını ifade etmektedir

[31] Baqara: 117, 210, Al-i İmran: 47, Enam: 2, 8, 58, 60, Enfal: 42, 44, Yunus: 11, 19, 47, 54, 93, Hud: 44, 110 vd.

[32] Enam: 2, İsra: 99, Mumin: 67, Hicr: 5, Muminun: 43, Munafikun: 11 vd.

[33] Âraf: 34, 185, Yunus: 11, 49, Nahl: 61, Fatır: 45.

[34] Kasas: 28, Fatır: 45, Yunus: 11, 49, Nahl: 61.

[35] Al-i İmran: 145, Murselat: 12.

[36] Enam: 2, İsra: 99, Mümin: 67, Hicr: 5, Muminun: 43, Munaafikun: 11.

[37] Baqara: 202, 214, 273, Al-i İmran: 78, 142, 180, 188, 199, Yunus: 5, Rad: 18, 21, 41,  Enam: 52, 69, 96, Tevbe: 16, 129, Mumunin: 55, 115, Furkan: 44, Neml: 88, Rahman: 5, İnşikak: 8.

[38] Enam: 69, Gasiye: 26, Sad: 39.

[39] İsra: 12, 14.

[40] Hakka: 20, 26.

[41] Baqara: 284, İnşikak: 8.

[42] Al-i İmran: 159, Şura: 42/ 38.

[43] Baqara: 254, 275, Tevbe: 111, İbrahim: 31, İsra: 69, Hac: 40, Nur: 37, Cuma: 9.

[44] Baqara: 282, Tevbe: 111, Fetih: 10, 18, Mumtehine: 12.

[45] Baqara: 132, 247,  Al-I İmran: 42, Sad: 47, Fatır: 32, Saffat: 153.

[46] Enam: 87, Âraf: 203, Nahl: 121, Meryem: 58, Taha: 122, Hac: 78, Kalem: 50.

 




YorumYap

Son Eklenen Makaleler
Süleyman Karagülle
Türkler
18.10.2019 4 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kooperatif-5: Tarım ve ormanda kooperatif çözümleri
18.10.2019 18 Okunma
3 Yorum 18.10.2019 07:10
Süleyman Karagülle
Yeni Proje
17.10.2019 60 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kooperatif-4: Kooperatifçilik alternatif değil mecburiy
17.10.2019 45 Okunma
2 Yorum 17.10.2019 11:13
Hikmet Güveloğlu
Omuzdan Kesilmiş Kolumuz Bizim 11/4/2017
16.10.2019 623 Okunma
Süleyman Karagülle
Dün ve bugün
16.10.2019 92 Okunma
Süleyman Karagülle
Mahvetme
15.10.2019 113 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kooperatif-3: Kooperatifçiliğimizin genel durumu…
15.10.2019 56 Okunma
3 Yorum 16.10.2019 14:48
Süleyman Karagülle
Esad’ın Durumu
14.10.2019 120 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kooperatif-2: Kooperatiflerin sorun çözme kabiliyeti
14.10.2019 72 Okunma
8 Yorum 14.10.2019 18:13
Süleyman Karagülle
BATI DÜZENİNDE EKONOMİ
13.10.2019 159 Okunma
1 Yorum 14.10.2019 16:48
Süleyman Karagülle
İSLAM DÜZENİNDE EKONOMİ
13.10.2019 240 Okunma
1 Yorum 14.10.2019 16:48
Süleyman Karagülle
Yeni Oyun
13.10.2019 97 Okunma