Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Sam Adian
IKTISAT TEORISI - KURUMSAL CERCEVE / B- KOORDINASYON 9
29.5.2017
1486 Okunma, 0 Yorum

Kurumlar Arası Koordinasyon Mekanizması:

Salat” (الصّلاة) sistemi veya bir başka ifade ile “iletişim ve koordinasyon mekanizması” bir toplumun sahip olduğu hizmet organizasyonları arasındaki ihtiyaçları koordine etmek, ortak kararlar almak ve alınan kararların hızla uygulanmasını sağlamak ve verimliliğin çoğaltılması için gerekli olan tüm süreçleri kurumlar düzeyinde izlemekle yükümlü bir kurumdur. Toplumun sahip olduğu mekanizmalar içerisinde emir yetkisine sahip olan tek kurumdur ancak bu emirler sadece kurumların işleyişine yönelik talimatlardır. Halkı bağlamaz.

Zannedildiği gibi metin gerçekte herhangi bir “devlet” tanımı yapmaz. Bütün tanımlar kurumsal mekanizmalar düzeyindedir ve zaten devlet de topluma hizmet sağlayan bir organizasyonlardan başka bir şey değildir. Yani devlet toplumun hâkim mekanizması değil; hizmet organizasyonlarının tümüdür. Bu kavram metinde de kullanılmaktadır: 

Dulet (دول) :[1] Dengeli Dolaşım/Değerler Döngüsü: Bir ülkenin sahip olduğu ve dolaşımda bulunan ortak değerler, üretilmiş bir mal veya hizmetin elden ele geçmesi, fırsat eşitliği yaratacak şekilde dolaşımda kalması. Bir topluluğun sahip olduğu kurumlar ve bu kurumlar aracılığıyla üretilmiş olan değerler veya hizmetlerin herkes için eşit düzeyde yürürlükte olması, dönemsel olarak elden ele geçmesi, etkin ve uygulanabilir olması. Düzenli, kurallı ve dengeli dolaşım.

Emek yoluyla üretilmiş olan değerlerin toplumun her kesimine dengeli ve yaygın bir şekilde dağılmasını sağlayan, istihdam, üretim, bölüşüm dengesini işleten mekanizmaların tümü.

Modern Anlamda Devlet : “Bir toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır.”[2] Kelime Arapçadan gelmektedir. Ne var ki, devlet kelimesi ne içerdiği anlam, ne de metinde kullanılan şekli ile bu tanımı vermemektedir. Yani Kur’an’da bir devlet tanımı veya tarifi yoktur.

Buna mukabil, bir çevredeki değerler döngüsü, değere oluşturan herkese güç sağlayacaktır. Fırsat ve refah getirecektir. Ancak bu belli bir kurumun veya kimselerin tercihinde olmadığı gibi, üzerinde hak veya söz sahibi olan toplumun tamamıdır. Öte yandan üretilmiş olan mal ve hizmetlerden elde edilen faydanın toplumun belli kesimleri arasında bölüştürülmesi veya dolaşımdaki değerlerin toplumun belli kesimleri arasında bir güç hâline gelmesi, önerilmemektedir.[3] Çünkü toplumun geniş kesimleri faydaya erişemezken belli grupların tüm faydadan yararlanmaları, fırsat eşitsizliği ve dengesiz bölüşümün ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Sermaye ve emek de topluma aittir. Bu ikisinden elde edilen faydanın herkes için eşit ve dengeli dağıtılması esastır. Emek ile kazanılmış olan mallar üzerinde özel mülkiyet olmakla birlikte, dolaşımdaki dengesizlikler veya başka etkenlere bağlı olarak toplam faydanın sadece belli grupların çıkarına yönelik hareket etmesi, kabul edilemez.

Bu anlamda dulet (devlet), kelime anlamı itibariyle, belli bir çevre veya bölgede bir malın elden ele dolaşması, dönemsel değişim, zamanın değişimi, gibi orijinal anlamında değerlendirilmelidir. Metindeki kullanımı itibariyle bölgelerin çok olduğu, eyalet veya ülkelerin çokluğu açıkça anlaşılmaktadır. Dolayısıyla devlet kelimesinin insanlar arasındaki farklılıkları ve farklı uygulamaları ifade eden bir kavram olduğu açıktır. Kelime, ihtiva ettiği anlam nedeniyle, ülke veya eyalet gibi anlaşılmakla beraber bu günümüzdeki anlamda bir devlet yapısı değil, ortak değerlerin dengeli dolaşımını sağlayan bölgesel ve kurumsal mekanizmaları içine alan bir kavram olarak tarif edilmektedir.

Öyleyse, bugün anlaşıldığı şekliyle bir “devlet” kavramından söz etmek kolay olmayacaktır. Metnin çok daha geniş ve detaylı olarak tanımladığı ve çerçevesini çizdiği bir başka kurum olan “salât kurumu” ise, bir devlet organizasyonundan çok, toplumunsal mekanizmaların koordinasyonu ve kurumlar arası iletişim/bilgi akış sistemini ifade etmektedir.

Salât (الصّلاة)[4] kelimesinin geçmişine baktığımız zaman, kelimenin “Merkezi bir mekanizma” anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kelimenin gerek kullanımı ve gerekse köken anlamları itibariyle, merkezi bir koordinasyon ve destek sistemini ifade ettiğini söylemek gerekir. [5]

Salât kelimesi, SLV (صلو) kökünden türemiştir. Bu bağlamda kelimenin anlamı şu şekilde tespit edilebilir:[6] صلو: : (salv): İsim olarak “uyluk, sırt. Belin ortası” , صلو (salv), “insanın ve dört ayaklı hayvanların sırtı, kalça ile diz arası”; fiil olarak  ise sözcük; “uyluklamak, arka çıkmak, sırtlamak, desteklemek, sorunları sırtlamak, bacağın, diz ile kalça arasındaki bölümünün uyluğun yatay duruma getirilerek bir yükün altına uzatılması şeklinde bir hareket, yakından takip etmek, izlemek, uymak, bağlı kalmak; irtibata geçmek veya irtibata geçilmek; hayvanın kuyruğunun çıktığı yer, but.” Anlamlarına gelmektedir.

Örneğin bir at yarışında ilk atın peşinden bir burun farkıyla giden ata el-musalli (yakından izleyen) denir. “Musallin[7] kelimesi metinde “izlemek, bağlı kalmak” anlamında zaten kullanılmaktadır.

Kelimenin dua etmek veya SLY kökünden ateşlemek ateşe yaklaştırmak gibi anlamlarda değerlendirildiği de görülmektedir. Ne var ki bu anlamlar metin açısından tutarlı değildir.

Akadçada[8] da benzer kelimeler vardır. Telaffuz farklılıkları olmakla birlikte kelimeye benzer nitelikte olan kavramları şu şekilde ele almak mümkün olabilir:[9]

Salitu: Balık ağı veya hayvan yakalama ağı. Bu kelimenin Sümercesi ise “Sa la”dır.

Sulati: Savaşmak.

Sallatu: Üzerinde otorite sahibi olmak, aile.

Selutu: Adamak, taraftar, bağlılar, dindar, sofu, fanatik hayran.

Seluutu: Özveri, fedakârlık, bağlılık, düşkünlük, sadakat, tanıtım, terfi, yükselme, yükseltme, tanıtma, artırma.

Bu bağlamda, Arapçaya[10] geçen kelimenin anlam olarak Arapça ile akrabalık, coğrafya ve kültür ilişkisi bulunan Akadçadaki bazı kelimeleri referans aldığı veya bu kelimelerin anlamlarının tercih edildiği söylenebilir.[11] Ancak geçmişin alışkanlıklarına bakıldığında, çok Tanrılı dinlerde herkes inandığı Tanrıyı yüceltme ve ona bağlılıklarını ifade etmek adına tıpkı günümüzün fanatik taraftarları gibi birtakım tezahürat ve hareketler yaparlardı. Böylece yukarıdaki Tanrı ile iletişim kurabilecek ve bağlılıklarını ifade ettiklerini gösterebileceklerdi. Bu açıdan da “Salât” kökenine uygun bir anlam taşımaktadır.

Öte yandan, kelimenin “bağlantılı olma-koordine etme” anlamını teyit eden ifadeler de metinde mevcuttur ve reddetmenin zıddı olarak kullanılmaktadır.[12]

Metindeki tanımlarına bakmadan önce, kavramın temelde bir koordinasyon-merkezi yapı ifade ettiğini kabul etmemiz gerekir. Çünkü metin, bir kavramı kullanırken oradan zaten bilinen bir anlam çıkarabilmemiz için kullanmaktadır. Yani kelime zaten bir anlam ifade etmelidir. Kelimenin temel anlamını göz ardı etmeden kavramın metinde nasıl kullanıldığı ve hangi olgulara atıf yapıldığını tespit etmek; sistemsel tanımlama için önemli ve gereklidir. Çünkü böylece kavramın gerçekte ne ifade ettiğini anlamak mümkün olabilir.

Öncelikle, “salat” (الصّلاة) kavramının “eqim” (أقم) fiili ile birlikte kullanılıyor oluşu, salâtın kurumsal yapısını ortaya koyar. Çünkü salât kelimesi isim formunda kullanılmaktadır ve herhangi bir eylemi değil; bir olguyu ifade eder. Başka bir fiil olan eqim (أقم) ise çoğuldur ve emr-i hazır formundadır. Dolayısıyla salât, profesyonel bir kurum olarak anlaşılmalıdır. Kavramın kullanılış şekline göre ilişkili olduğu diğer kavramlar, sistemi tanımlayıcı ve belirleyici kavramlar olarak karşımıza çıkar. Bu kavramlar, uygulamanın kurumsal düzeyde nasıl olması gerektiğini ortaya koyduğu gibi, yetki ve sorumlulukların kimlere nasıl bölüştürüldüğünü de açıklar. Bu bağlamda “salât” kavramının atıfta bulunduğu olgular veya kavramlar, özetle şu şekilde değerlendirilebilir:

1.       Eqim (أَقِمِ)[13]: Salât ile birlikte kullanılan “eqim” kelimesi, “qvm” kelimesin emr-i hazır formudur. Yani uygulayıcılar mümin olanlardır ama bunlardan da sadece “hazırda olanlar”ın gövdeyi/omurgayı oluşturmaları ve işler hale getirmeleri istenmektedir. Yani sorumluluk taşıyanlar, bilgi veya eylemi paylaşması gerekenlerin uygulaması istenmektedir. Tüm müminler için bir zorunluluk getirmemektedir. Yani kurumda görevli olanlar ile kurumları temsil edenlerin kararlara katılma, bilgiyi paylaşma ve değerlendirme yapma gereği vardır. [14]

Her ne kadar bu kelimeye “topluluk-kavim” gibi anlamlar yüklense de, bu tamamen tahmini bir kullanım şeklidir.  Ortak bir hukuka, ortak değerlere sahip olan grup, kavim olur. Yaşamda ve haklarda dengeye gelmiş demektir. Yani topluluk kelimenin asli anlamı değildir ve kavim kelimesi ile topluluğun kendisi değil, niteliği tanımlanmış olur. Dolayısıyla bu kelimeyi “topluluk” anlamında kullanmamız kitabın başka kelimeleri bu manada kullanıyor ve tanımlıyor olması nedeniyle mümkün değildir.[15]

2.       Resul (رسول):[16] Salât, “Resul” kelimesi ile ilişkilendirilen bir kavramdır. Bu çerçevede, kurumsal olarak toplumun çıkarlarını gözeten bir kurum olarak anlaşılması gerekir.[17]

3.       Nebi (النّبى)[18]: Haber merkezi. Salât kavramı ile ilişkilendirilmiş olması, salâtın merkezi bir sistem olduğunu, bilgi işleme ve değerlendirme yükümlülüğü olduğunu bize gösterir. Dolayısıyla salât, bir bilgi, analiz ve karar merkezidir.[19]

4.       Rükû (ركع):[20] Bir toplantı uygulamasıdır. Toplantıya katılanların birbirlerine saygı göstermeleri ve karşılıklı olarak yetkilerin tanınması gereğini ortaya koyar. Rükû, dokunulmazlığı ifade eden ve genel çerçevesi ile de şu şekilde tanımlanmış olan bir kavramdır:

a.    Kurumsal İlişki:[21] Bir mescitte/kurumda, kurumlar arasında uygulanması gereken bir eylemdir.

b.    Birliktelik:[22] Bir araya gelen kimselerin birlikte yapmaları gereken bir eylemdir. Oysa salât için böyle bir zorunluluk getirilmemektedir. Bir başkanın etrafında toplantıya katılanların yetki alanındaki bilgi ve uygulamaları tartışmaya açmaktır.

c.     Görev ve Sorumluluk:[23] Belli bir görev ve sorumluluğu paylaşanlar ile kurumsal açıdan birbirlerine karşı görev veya sorumlulukları olanların bir araya geldiklerinde uygulamaları gereken bir eylemdir. Buna göre, uzmanlar arasında uygulanacaktır.

d.    Saygı:[24] Farklı görev ve sorumluluk taşıyanların birbirlerinin yetki ve sorumluluklarına karşı saygılı olmalarını ifade eden bir eylemdir. Çatışmasızlığın beyan edilmesidir. Taraflar, birbirlerinin yetki ve sorumluluklarını kabul ettiklerini ve buna müdahale etmeyeceklerini beyan etmiş olurlar.

5.       Mümin :[25] Bilgiye sahip olan, bilgiyi kullanabilen ve oradan sonuçlar çıkarabilen uzman kimseleri ifade eden bir kavramdır. Temelde “emin olmak”tan gelen bu kelime, bilimsel süreçlere dayalı, test edilmiş ve doğruluğu kanıtlanmış olan bilgiye sahip olan ve bunu doğrudan uygulamalarda aktif olarak kullanabilen ve sonuçlandırabilen kimseleri tanımlamak için kullanılan bir kavramdır. Özetle, uzmanların adıdır.

Dolayısıyla salâtın uygulayıcıları sadece mümin yani uzman olanlardır. Müslim olanlar, mümin olanlara tabi olabilirler ancak uygulama yetkileri olmadığı gibi sorumlulukları da yoktur. Buna göre sistem sadece uzmanlar tarafından işletilen ve uygulanan bir yapıdadır[26] ve uygulayıcıların konularında ileri derecede uzman “râsih”lerden oluşması gereklidir.

Râsih (الراسخ):[27] Bilgide derinleşen, bilgiyi üretebilen ve analiz edebilen, başvuru kaynağı hâline gelmiş olan uzman kimselerdir. Bunlar, kararlı ve yerleşik durumdadırlar. Bilgiyi değerlendirme, verileri analiz etme ve karar verme yetkisine sahip olan müminlerdir.

Kelime anlamı itibariyle, “yerine iyice yerleşmek, yerinde sabit olmak, kararlı ve kuvvetli olmak, yerinde kalmak, sarsılmaz bir şekilde olmak” gibi anlamlara gelmektedir.

Buna göre, yetki ve sorumluluk sahibi olan uzmanların farklı görev alanlarındaki bağımsız yetkilerinin tanınması ve kurumlar arası yetki karmaşasının ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir görev alanı ile ilgili olan kimseler, bir başka görev alanına müdahale etmeden sadece bilgi paylaşımı ile çıkar paralelliği içerisinde pozitif ve gelişmeyi hedef alan bir faaliyet içerisinde olmalıdırlar. Rükû, bu temel gerekliliğin dışa vurumu ve aynı zamanda onay şeklidir. Bu salât kurumu içerisinde de gerekli olan bir eylemdir. Çünkü kurumda görev alanlar ve temsil edilenlerin her birinin uzmanlık, sorumluluk ve yetki alanları farklıdır.

6.       Secde (سحد):[28] Salât ile birlikte bir kez ve genellikle Rükû ile birlikte zikredilen bir kavramdır. Temelde boyun eğmek, bir şeyin işlerliğini veya yetkisini kabul etmek, katılımcı ve sabit olmak gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Kullanım şekli itibariyle, otoriteyi tanımak, yetkiyi tanımak ve görevine bağlı olmak anlamında değerlendirilmelidir. Yetkilendirme konumunda olmayanların bir başkasının sahip olduğu görev ve yetkilere müdahale etmesi mümkün olmaz. Secde bu müdahaleyi ortadan kaldıran ve kurallı süreçlerin kabul edilmesini sağlayan bir uygulamadır.

Secde (سحد), bir başkasının yetkisini tanıma, onaylama ve kabul etme anlamı taşıyan bir kavramdır.[29] Hiçbir şekilde başkasının yetkisini sorgulamayacağının, bu yetki ve sorumluluğu kabul ettiğinin ve kararlara karşı herhangi bir itirazda bulunmayacağının beyan edilmesidir. Verilen sözlerin, yetkilerin veya alınan kararların tanındığı ve sürdürülebilir hâle getirildiği bir uygulamadır. Yetkiye müdahale yoktur.[30]

7.       Mescid (مسحد):[31] Secde edilen yerdir. Yani yetki ve sorumlulukların kurumsal düzeyde tanındığı ve kabul edildiği bir mekân olarak tanımlanmaktadır. Bir işe başlayanların (Muhammed) ilk hareket noktası, yetki ve sorumlulukların belirlendiği, dağıtıldığı ve herkes tarafından kabul edildiği bir mekândır mescid.

Buna göre mescid bir tapınma yeri değil; kurumsal kararların alındığı, görev, yetki ve sorumlulukların belirlendiği ve bütün görevlendirmelerin yapıldığı uzmanlık kurumunun adı olmalıdır. Çünkü mescid bir toplumun ortak hareket ve planlama kurumudur. Burada planlanan/projelendirilen işler veya uygulamaların, ilgilileri tarafından projeye uygun olarak yerine getirilmesi ve sonuçlandırılması, bu bağlamda, toplumsal emir/direktif mekanizmasının uygulandığı bir mekân hâline gelmektedir.[32] Kamuyu ilgilendiren her kurum veya organizasyon burada temsil edilir. Bilgi paylaşımı, görev talebi ve uygulama isteği burada bildirilerek yerine getirilmesi istenir. Doğal olarak kurumların yetki alanında olan işler, başka kurumların ihtiyacı olan şeyler olabilecektir.[33] Buna göre:

a.       Bir kimsenin sahip olduğu yetki ve sorumluluğu, buna bağlı olarak sorumluluk alanına ait emir yetkisini tanımak ve onu kabul etmektir. Çünkü yetki veren kendisi değildir.[34]

b.      Görevli olanların, topluluk adına görev ifa edenlerin, kendi aralarında yetki ve sorumlulukları tanımaları ve herkesin uzmanlık alanında özgür olduğunu kabul etmeleri demektir.[35]

c.       Uzmanlık ile ilgili görev sınırlarının kesin olarak belirlenmesi ve görevi tanımlayanın emir yetkisini tanımaktır.[36]

d.      Kurumsal yetkinin tanınması, emir yetkisinin kabul edilmesidir.[37]

e.      Bilgi sahibi olan kimsenin bilgisine karşı gösterilen saygı, onun bilgeliğini kabul etmektir. Bilgiden doğan yetkinin kabul edilmesi ve onaylanmasını ifade eder.[38]

f.        Uzman olan kimselerin, görev alanlarına ilişkin yapmış oldukları tercihlerde özgür olduklarını kabul etmektir.[39]

Genel olarak salât kavramı ile ilişkilendirilen ve karıştırılan rükû ve secde kavramları, salât kavramından ayrı olarak ifade edilmekte ve tanımlanmaktadır. Metot bakımından rükû ve secde kavramlarının salât ile ilişkilendirilmesi mümkün olmaz. Eğer bunlar, aynı kavram olsaydı; metnin sadece salâtı tanımlaması yeterli olurdu. Oysa metin böyle davranmayıp, her kavramı ayrı ayrı tanımlamaktadır. O hâlde rükû ve secde, salâtın bir parçası değil; salât esnasında-kurumsal düzeyde de uygulanabilen eylemler olarak anlaşılmalıdır. Yani, salâtın bir parçası değil; farklı bir amaçla ifade edilen veya kullanılan kavramlardır.

Kavramsal ilişkilere baktığımız zaman, basitçe salâtın, geniş bir temsiliyet içeren, yani toplumun etkin tüm kurumlarının temsil edildiği, kurumlar ve görevler arası yetki ve sorumlulukların tanındığı ve bunlara müdahale edilmediği, sadece ortak kararların yaptırım gücü ile var olabilen merkezi koordinasyon ve destek mekanizması olduğunu görürüz.

Metodolojik olarak, ilkesel tanımlamalar ve ilişkilendirmeler yapıldıktan sonra, kavramın niteliklerine yönelik beyanlar/tanımlamalar ilkesel çerçevenin dışında düşünülemez. Dolayısıyla mümin olanlara yüklenen bir sorumluluk, açıkça ifade ediliyor iken bunun “Müslim” olanlar ile ilişkilendirilmesi mümkün değildir. Zaten bir uzmanlık sisteminin, konunun uzmanı olmayanlar tarafından işletilmesi veya uygulanması düşünülemez. Kavramın genel çerçevesine baktığımız zaman, yazılı, zamanlanmış, ciddi ve kurumsal bir uygulama ile karşılaşırız. Buna göre salâtın fonksiyonel özelliklerini şu şekilde tespit etmek mümkündür:

Kamu Organizasyonu:[40] Salât, kurumsal anlamda bir kamu organizasyonudur ve toplumun genel çıkarları için faaliyet gösterir. Pozitif ve yapıcı olmak zorundadır.

Din/Düzenleyici Mekanizma:[41] Salât, kurumsal düzeni sağlayıcı olmalıdır. Faydanın çoğaltılması ve düzenin sürekliliğini sağlaması gerekir. Bu bağlamda kurumlar arası ilişkiyi düzenleyici ve denetleyici de olmak zorundadır.[42]

Çözüm Merkezi:[43] Salât, kurumsal olarak ortaya çıkmış olan sorunları çözen ve alternatiflerin üretilmesini sağlayan merkezi bir üst mekanizma olmalıdır. Cari sorunları çözen ve uygulamaları destekleyen yapıda olması gerekir. Salât kurumunda alınan herhangi bir karar, yaptırım gücüne sahip olmalıdır. Her kurum, kendisini ilgilendiren alanda alınan kararları uygulamakla yükümlü olacaktır.

Merkezi Paylaşım/Yönetim:[44] Salât, kurumlar arası organizasyonu sağlayan ve düzenleyen bir yapılanmadır. Böylece toplumsal varlık veya değerlerin etkin ve güçlü bir şekilde kullanılması ve faydanın çoğaltılması mümkün olacak bir düzeni ifade eder.

Ortak Akıl:[45] Kurumlar arası iletişim ve koordinasyon mekanizmasının işletilmesi yoluyla, işlerin yürütülmesi veya problemlerin çözümü, kurumsal katılım ile ortak aklın ürünü olmalıdır. Buna göre salât, kurumlar üstü karar mekanizmasıdır.

Katılımcı Mekanizma:[46] Bir toplumu oluşturan tüm kurumların katılımını gerektiren ortak bir yönetim-bilgi-uygulama mekanizması olmalıdır. Böylece kararlar hızla alınabilecek ve uygulanabilecektir. Kurumsal işleyişteki aksaklıklara yönelik kararlar alınabildiği gibi çevresel etkilerden doğan zorlayıcı problemlere yönelik kararlar da alınmalıdır. Böylece her kurum, kendi alanında uygulamayı veya tedbirleri hızla hayata geçirebilecek ve kayıplar en aza indirgenebilecektir.

Dinamik Yapı :[47] Salât, periyodik değil; günlük hatta anlık kararların alınıp uygulanabildiği bir kurum olmalıdır. Bu amaçla tüm veriler, günün belli saatlerinde değerlendirilir ve gerekli müdahaleler anında yapılır. Bütün kamu kurumları burada temsil edilmekte ve yetki/sorumluluk paylaşımı yapılmakta olduğu için alınan kararlar derhal uygulanabilir hâle gelecektir. Salât kurumunda alınan kararların diğer kurumlar tarafından uygulanma zorunluluğu vardır.

Bölgesel/Yerel Yapılanma :[48] Salât sistemi, her bölge için ayrı ayrı ve yerleşik olarak faaliyet gösterir. Mikrodan makroya veya makrodan mikroya doğru bir yapılanması olmalıdır. Böylece bölgesel ihtiyaçlara yerel kararlar ile müdahale edilebilecek; daha büyük problemler veya ihtiyaçlar ortaya çıktığında ise merkezi karar sistemi devreye girerek çözüm üretecek veya sürdürülebilir fayda için gerekli tedbirleri alacaktır.

Şu halde salât kavramı, ilkesel düzeyde şu şekilde tanımlanabilir:

Salât – Merkezi Planlama ve Koordinasyon (الصلاة): Bir toplumun merkezi ve kurumlar arası diyalog/iletişim mekanizması olmakla birlikte uygulama emirlerinin verildiği, kararların alındığı, kurumlar arası istişare ve karar mekanizmasıdır. Uzmanlık ve yetki sistemidir. Görev ve sorumluluklara ait yetkilerin tanındığı, kendisine müdahale edilmeyen, talep veya ihtiyaçların zamanında değerlendirildiği ve yerine getirilmesinin sağlandığı etkin ve zorlayıcı bir iletişim sistemidir. Genel özellikleri itibariyle:

a.       Toplumu ilgilendiren tüm faaliyetlerde kısa ve uzun vadeli kararlar alan, uygulamaları başlatan veya şekillendiren bir mekanizmadır.[49]

b.      Salât, analiz, karar ve değerlendirme süreçlerini hiyerarşik bir şekilde yerine getiren mekanizmadır.[50]

c.       Salât, toplumsal dengelerin kurulması, işlemesi ve gözetilmesini sağlayan, yapıcı ve etkin bir mekanizmadır.[51]

d.      Salât, tüm uygulamalarını kurallara göre yapan ve kararları buna göre alarak uygulanmasını sağlayan, toplumsal çıkarları ilkesel düzeyde gözeten bir mekanizmadır.[52]

e.      Salât, uygulamaları ile hem karar mekanizmasına katılan uzmanlara, hem de toplumun tüm kesimlerine fayda üreten pozitif süreçleri değerlendiren bir mekanizmadır.[53]

f.        Salât, tüm faaliyetleri değerlendiren, verimlilik analizi yapan ve pozitif tercihleri ortaya koyarak geliştirilmesini sağlayan ortak bir mekanizmadır.[54]

g.       Salât, olaylara ve süreçlere zamanında müdahale eden, onları düzenleyen, yapıcı ve dinamik bir mekanizmadır.[55]

h.      Salât, bilgiyi değerlendiren, bilgi akışını sağlayan ve tüm verileri kayıt altına alarak analiz eden bir mekanizmadır.[56]

i.        Salât, toplumsal iletişimin, bireysel ve kurumsal dengelerin oluşturulduğu, bilgi ve verimlilik akışının sağlandığı, kurumlar arası iletişimi ve paylaşımı düzenleyici bir mekanizmadır.[57]

Aşağıdaki şemadan da anlaşılacağı gibi, kurumlar birbirinden bağımsız karar alır ve uygulamalarda bulunurlar. Yasallık çerçevesi ve kurumlar arası iletişim/işbirliği veya bilgi paylaşımı ise salât kurumu düzeyinde gerçekleşir. Bir kurumun bir başka kuruma müdahalesi, yetki gaspı veya sorumluluk alanına müdahale etmesi düşünülemez. Her kurum ve bu kurumları işleten sorumlu, yetkili uzman kimseler, kendi sorumlulukları ve yetkileri çerçevesinde bağımsızdır; ama kurallara göre hareket ederler. Bu bağlamda bir başkasının yetki ve sorumluluk alanına müdahale etmeyeceklerini kabul etmiş; onların yetki ve sorumluluklarını tanımış kimselerdir. Bir bilgi paylaşımı ihtiyacı doğduğu zaman, doğrudan öneride bulunabilecekleri gibi salât kurumu aracılığıyla bir emir şeklinde de yönlendirme yapabilirler. Çünkü salât kurumunca alınan kararlar, yasal ve pozitif kararlar olduğu sürece, kurumlar için uygulanması zorunlu kararlar olacaktır.

Ancak “Salât” mekanizması, kurumların bağlı oldukları ilkelere aykırı kararlar, yani kurumlara yönelik yapısal kararlar alamaz. Salât kurumu, sadece kurumların işleyişine yönelik koordinasyon ve bilimsel/teknik destek görevi çerçevesinde başka kurumlar ile olan ilişkilerinde veya kurumsal işleyişte tespit edilen aksamalara yönelik kararlar alır ve uygulanmasını sağlar. Bunun dışında kurumları dizayn etmek, onlara yasa üretmek veya dönüştürmek gibi bir görevi asla yoktur.

Salât kavramını bu denli geniş bir şekilde tanımlamamızın nedeni, iktisadi yönetim sistemi ve diğer kurumların birbirinden bağımsız hareket etme ve uygulama yetkisine sahip olmalarıdır. Çünkü geleneksel anlayış sebebiyle “devlet” her şeye hâkim olan bir kurumdur. Yani bütün toplumu içine alan bir organizasyon olarak anlaşılmaktadır. Oysa “devlet”, toplumun sahip olduğu mekanizmaların toplamıdır. Buna göre şu şekilde yapılandırılabilir:

 

* Salât kurumunun kurumlar arasındaki konumu.

Eğer bir devlet tanımı gerekiyorsa bu, bütün kurumları içine alan bir tanım olmalıdır ki “salât” ile ortaya konulan mekanizma, ayrıca bir devlet yapılanmasını gerektirmeyecek şekilde ihtiyaca cevap vermektedir. Aslına bakılırsa çağdaş devlet anlayışı, eskimiş, hatalı ve hantal bir anlayıştır. Hatta ilkel bir anlayıştır. Ne var ki bizim amacımız devleti yeniden tanımlamak değil; iktisat açısından kurumlar arası ilişkinin nasıl işlediğini ortaya koymak ve olası bir çift başlılık endişesinin zaten metin tarafından giderildiğini ifade etmektir.

İletişim ve etkileşim olanakları günümüz dünyasındaki kadar yaygın olmayan bir dönemde, bugün olduğu kadar hızlı ve etkin karar ve uygulama mekanizmalarına ihtiyaç yoktu. Bugün ise, toplumun tüm ihtiyaçlarının tek bir kurum eliyle ve tamamen yaptırıma dayalı olarak yürütülmesi ve karşılanması düşünülemez. Her alanın kendine mahsus uzmanlık ihtiyacı vardır ve ihtiyaçlar hızla değişmektedir. Her gün yeni problemler ortaya çıkmakta ve çözüm üretilmesi gerekli olmaktadır. Bunun için alanında uzmanlaşmış kurumlara ihtiyaç vardır. Geçmişin dünyasında sorunlar, günümüzdeki kadar yaygın ve hızla çoğalan bir yapıda değildi. Dolayısıyla insanlar, belli zamanlarda bir araya gelerek kararlar alabilir ve bu kararları çok daha uzun zaman dilimleri içinde uygulayabilirlerdi. Belki böyle yapmaları onlar için bir kayıp oluşturmuyordu.

Ne var ki toplumsal ihtiyaçlar, problem veya gerekliliklere zamanında müdahale edildiği sürece verimli ve pozitif sonuçlar üretilecektir. Zamanında müdahale edilmeyen problemler, kangrenleşecek ve çözümü imkânsız hâle gelecektir. Zamanlama, bunun için de önemlidir. saati izlenmeli ve müdahale edilebilir olmalıdır. Örneğin bir merkez bankasının ülkenin parasına yönelik ihtiyaçları değerlendirmek için bir ay beklemesi düşünülemez. Böyle bir şey olamaz. Bir problem oluştuğunda, derhal müdahale edebilmelidir. Aksi takdirde bundan zararlı çıkacak olan toplum olacaktır. İşte salât, bunu önlemek için vardır. Toplumsal kurumlar zarar üretmek için değil, zarar olasılığını ortadan kaldırmak ve toplumun daha müreffeh olabilmesi için vardır.

Fonksiyonel açıdan salât kurumu şu şekilde değerlendirilebilir:

1.       Toplumlararası ilişkileri ve iletişimi düzenleyici olmalıdır. [58]

2.       Açık iletişim ve karar mekanizması şeklinde işlemelidir.[59]

3.       İnteraktif iletişim ve bilgi akış mekanizması olmalıdır.[60]

4.       Toplumun tüm kurum ve birimlerini içine alan ve düzenleyen merkezi yapıda olmalıdır.[61]

5.       Toplumu ilgilendiren her alanda faaliyetleri başlatma veya koordine etme yetkisine sahip olmalıdır.[62]

6.       Merkezi bilgi sistemi, bilgi işleme ve değerlendirme yeteneğini haiz olmalıdır.[63]

7.       Tüm süreçlerin izlendiği, denetlendiği, değerlendirildiği ve kayıt altında tutulduğu bir merkez olmalıdır.[64]

8.       Kurumsal düzeyde merkezi planlama, koordinasyon ve destek sistemi olmalıdır.[65]

9.       Tanımlanmış olan yetki ve sorumluluklara tam bağlılık ve müdahaleyi ortadan kaldıran bağımsız bir işleyiş olmalıdır.[66]

10.   Toplumsal kurumların bilgi bankası niteliğinde olmalıdır.[67]

11.   Tüm olaylara ve süreçlere aktif ve dinamik bir şekilde müdahale edebilecek yapıda olmalıdır.[68]

12.   Her türlü koşulda, savaş, barış, kriz veya refah ortamında kurallı ve sürdürülebilir olmalıdır.[69]

Bizim salât kavramından anladığımız bir başka uygulama daha vardır ki bu salâtın ileri düzey bir uygulaması anlamına gelmektedir. Teorik olarak yeryüzünde akıllı varlıklar olarak biz var isek, evrenin başka yerlerinde başka akıllı varlıklar da olmalıdır. Bu da yeterli değildir; bu akıllı varlıkları üreten bir sistem de olmalıdır. Öyleyse, bu sisteme ait bir bilgi bankasının, bilgi ağının da olması zorunludur. Bu konuda metinde yeterli bilgi ve örneklemeler vardır. Dolayısıyla salât sistemi, sadece toplumu oluşturan kurumlar arası koordinasyon ve bilgi paylaşım sistemi değil, aynı zamanda daha ileri düzeyde ve profesyonel anlamda evrensel bilgi sistemine de entegrasyonu sağlayan bir mekanizma olmalıdır.

Böyle bir sistemde kurumlar arası iletişim söz konusu olduğu gibi birimler, yetkililer/bireyler arası iletişim de söz konusu olacaktır. Doğrudan ve kesintisiz iletişim yöntemleri, bilgi akışı ve çözüm süreçlerinin yönetilmesini sağlayan bir mekanizma hâline gelmektedir. Bu aynı zamanda, topluca taraflar arasındaki ilişkiyi ifade ettiği gibi tek tek sorumlular/yetkililer arasındaki ilişkiyi de ifade eder.  Dolayısıyla metnin ortaya koyduğu kurumsal ve bireysel çerçeve de bu şekilde anlaşılmalıdır. Zaten metin başka bir seçenek bırakmamaktadır.

Uygulayıcıların bağımsız ve yetkilerinden sorumlu oldukları, uygulamalarını kendi kararlarına göre ve kendi bilgileri/yöntemleri ile yerine getirdikleri de yine metnin ortaya koyduğu bir durumdur. Yetkiye müdahale yoktur. Salât aynı zamanda bilgi paylaşımını da gerekli kılmaktadır. Bilgi transferi yoluyla başka toplumların gelişmesine katkı sağlayan bir merkez olarak da düşünülmelidir. Örneğin Zekeriya’nın salâtı,[70] henüz bilinmeyen bir şeyin başka bir bilgi kaynağından transfer edilmesini anlatan önemli bir örnektir.

Toplumları bireyler oluşturur. Ama teorik olarak bireyleri de toplumlar oluşturur. Çünkü mikroda bireylerin etkileşime girmeleri, makroda bir topluluk yaratır; ama makrodaki uzman kimselerin toplumun çıkarlarını yönetmeleri, planlamaları üretmeleri veya paylaşmaları aynı zamanda bireylerin varlığını ve sürekliliğini teminat altına alır. Mikro organizmalar, pozitif potansiyel taşıyor olmakla birlikte tüketici organizmalardır. Oysa makro organizmalar yapıcıdır; yani tüketici değil; üreticidir. Toplumsal kurumlar da böyledir. Mikrodan makroya doğru sistematik ve kurallı bir şekilde genişler. Makrodan mikroya doğru projenin uygulanması ve yönetilmesini sağlar. Çünkü bilgi makroda olgunlaşır ve verimli hâle gelir.

 

 

[1] Al-i İmran: 140, Hasr: 7.

[2] Türk Dil Kurumu sözlüğü, 2005, s.514

[3] Haşr: 7.

[4] Referans metinde kullanılan Salât - الصّلاة  kavramı ile bir ibadet olarak algılanan “namaz” aynı şey değildir. Bu uygulamanın (namaz) metinde bir karşılığı yoktur.

[5] Al-i İmran: 37-41

[6] Bknz. Ahmed b. Fâris b. Zekeriyyâ, Mu‘cemu Mekâyîsi’l-Luğa, Üçüncü Baskı, Mısır 1390/1970, III, 300-301; a.mlf., Mücmelu’l-Luğa (nşr. Züheyr ‘Abdulmuhsin Sultan), Beyrut 1406/1986, II, 538; Râğıb el-Isfahânî, Mufredâtu Elfâzi’l-Kur’ân (nşr. Safvân ‘Adnân Dâvûdî), İkinci Baskı, Beyrut 1418/1997, s. 490-492; İbn Manzûr, Lisânu’l-‘Arab, Beyrut 1410/1990, XIV, 464 vd.; Cemâluddîn Ebu’l-Ferec ‘Abdurrahmân b. el.Cevzî, Nüzhetu’l-A‘yuni’n-Nevâzir fî ‘İlmi’l-Vucûh ve’nezâir (nşr. Muhammed ‘Abdulkerîm Kâzın er-Râdî), Üçüncü Baskı, Beyrut 1407/1987, s. 393-394; es-Semîn, Ebu’l-‘Abbâs Şihâbuddîn Ahmed b. Yûsuf, ‘Umdetu’l-Huffâz fî Tefsîri Eşrefi’l-Elfâz, İstanbul 1407/1987, s. 298-299; Muhammed b. Ebî Bekr b. ‘Abdilkâdir er-Râzî, Muhtâru’s-Sıhâh, Mısır 1369/1950, s. 392; Muhammed el-Feyyûmî, el-Misbâhu’l-Munîr, Mısır 1315, I, 157; Asım Efendi, Mütercim, Kâmûs Tercemesi, İstanbul 1305, IV, 1041-2; el-Ma’lûf, Lewis, el-Muncid fi’l-Luğa, Beyrut,

[7] Mearic: 22, Muddesir: 43, Maun: 4.

[8] Akadça (lišānum akkadītum): Sami dillerine ait eski Mezopotamya’da, özellikle Asur ve Babil imparatorluklarında kullanılan dil. Mezopotamya’da MÖ 3000 - 1000 yılları arasında konuşulan ölü bir Sami dilidir. MÖ 2350'li yıllarda Akad’ların Sümer kentlerini ele geçirmelerinden sonra bölgede Sümer dilinin yerini aldı. Akad dili, Babil lehçesi ve Asur lehçesi olarak ikiye ayrılır. MÖ 7. yüzyıldan itibaren Aramice, Akadçanın yerini almaya başlamıştır.

[9] “http://www.assyrianlanguages.org/akkadian/index_en.php”, (Erişim Tarihi: 27.11.2014).

[10] Arapça, Afro-Asyatik (Hamito-Semitik)'dillerin alt grubundaki Semitik dil ailesine mensuptur.

[11] TDV, Islam Ansiklopedisi, “Dahil” maddesi, s. 412

[12] Kıyame: 31,32.

[13] Nisa: 90, Maide: 58, Tevbe: 11. 

[14] Kelimenin aslı Qvm (قوم)’dir. Bir ağacın gövdesi, omurga ifade eden bir kavramdır. Dik duran veya dik durmayı sağlayan şey. Bu bağlamda Eqm (أقم) muhatabının hemen uygulaması gereken bir anlam kazanır. Muhatap olanlara hemen doğrultmak, dikleştirmek, omurgayı oluşturmak, çekirdek gövdeyi oluşturmak emredilmiş olmaktadır. Kelime olarak İleri almak, öne geçirmek, bir şeyi diğerine yaklaştırmak, düzeltmek, doğrultmak, paha kesmek gibi anlamlara gelmektedir.

[15] “Şuub”, “Kabail”, “Millet”, “Ümmet” vd.

[16] Maide: 12, 55, Tevbe: 54, 71, 99, Hud: 81, Hac: 78, Nur: 56, Ahzab: 33, Mucadele: 8, 13.

[17] Resul (رسول) : Kelime anlamı itibariyle “sürü” demektir. Bir arada olan, birlikte hareket eden sürüyü anlatan kelimedir. Metinde de farklı formlarda kullanılmasına rağmen, temel anlam itibariyle “topluluk” anlamına gelecek şekilde kullanılmaktadır. Bu nedenle, Resul kelimesinden anlaşılması gereken şey, bir lider veya peygamber değil, bir topluluk, organize olmuş bir topluluk olmalıdır. Metodoloji açısından “resul” kelimesine yüklenen “elçi, haberci” gibi anlamlar, mümkün değildir. Çünkü metin bu manaya gelen başka kelimeleri zaten kullanmaktadır. Örneğin “sefir” gibi. Dolayısıyla resul, orjinal anlamıyla anlaşılmalıdır.

[18] Baqara: 177, Ahzab: 56.

[19] Nebi (النّبى), Kelime olarak, “genişçe yolları olan yüksekçe yer” anlamına gelen bir kavramdır. Yani bir network ağının merkezi veya yolların birleştiği noktaya “nebi” denir. Bu bağlamda “nebi” haber merkezi veya bilgi merkezi anlamına gelir. Nebi, gerçekte bir kimse değildir. Ama Haber veren veya haber edinilen kimselere de nebi denmiştir.

[20] Baqara: 43, 125, Al-i İmran: 43, Hac: 26, 77, Fetih: 29, Murselat: 48.

[21] Baqara: 125, Hac: 26.

[22] Baqara: 3, 43, Al-i İmran: 43.

[23] Tevbe: 112, Maide: 55.

[24] Murselat: 48.

[25] Hucurat: 15, Enfal: 2, 3, 4, 74, Tevbe: 71, 72, Tevbe: 111, Ahzab: 23.

[26] Baqara: 153, 177, 277, Nisa: 43, 103, 162, Maide: 6, 12, 55, 106, Tevbe: 18, Tevbe: 71, 99, İbrahim: 31, Nur: 58, Cuma: 9.

[27] Al-i İmran: 7, Nisa: 162.

[28] Baqara: 34, 58, 144, 149, 150, 191, 196, 217,  Al-i İmran: 43, 113, Nisa: 102, Âraf: 11, 12, 161, 206, Yusuf: 100, Rad: 15, Hicr: 30, 33, Nahl: 48, 49, İsra: 61, 107,  Kehf: 50, Meryem: 58, Taha: 70, 116, Hac: 18, 77, Furkan: 60, 64, Neml: 24, 25, Secde: 15, Sad: 73, 75, Fussilet: 37, Fetih: 29, Necm: 62, Rahman: 6, İnsan : 26, İnşikak: 21, Alak: 19.

[29] Nisa: 102, 154.

[30] Baqara: 34, Âraf: 11, 12.

[31] Âraf: 29,31, Tevbe: 18, Baqara:  144, 149, 150, 187, 191, 196, 217  vd.

[32] Nisa: 154.

[33] Âraf: 29, 206.

[34] Âraf: 29, Yusuf: 100.

[35] Fetih: 29.

[36] Âraf: 206.

[37] Araf: 161.

[38] İsra: 107.

[39] Hac: 77.

[40] Maide: 55, Ahzab: 33, Nur: 56.

[41] Baqara: 110, Nisa: 103, Âraf: 170, Tevbe: 11, 103, Rad: 21, Beyyine: 5.

[42] Lokman: 4, Neml: 3.

[43] Baqara: 3, 177, Fatır: 29, Lokman: 17, Hac: 35.

[44] Mucadele: 13 Ahzab: 56, Fatır: 18.

[45] Şura: 38.

[46] Maide: 106, Tevbe: 71, Nisa: 102, Muzzemmil: 20.

[47] Baqara: 238, Hud: 114, İsra: 78, Nur: 58.

[48] Hac: 40, 41, 78.

[49] Baqara: 45, 153, Âraf: 170, Hac: 35.

[50] Baqara: 157, Nur: 56.

[51] Baqara: 177, Tevbe: 11.

[52] Nisa: 103, Rad: 21, 22, İbrahim: 37, Meryem: 55, Fatır: 18, 29, Beyyine: 5.

[53] Baqara: 177, 277, Rad: 22, İbrahim: 31, Lokman: 4.

[54] Baqara: 110, Hac: 41, Neml: 3, Şura: 38.

[55] Nisa: 102, 103, Hac: 78, Nur 24/ 37.

[56] Muminun: 9.

[57] Tevbe: 71, Tevbe: 103, Ahzab: 56.

[58] Kaf: 18.

[59] İsra: 110.

[60] Al-i İmran: 39.

[61] Kaf: 16, Meryem: 59.

[62] Munafikun: 3.

[63] Baqara: 242, Kaf: 17, Rad: 11, Mutaffifin: 7, 8, 9.

[64] Kaf: 18, İnfitar: 10, 11, 12, Hadid: 22, Hac: 70, Sebe: 3.

[65] Müddesir: 43.

[66] Mu’minun: 2.

[67] Ahzab: 56.

[68] İsra: 78.

[69] Nisa: 103, Hud: 114.

[70] Al-i İmran: 39. 

 




YorumYap

Son Eklenen Makaleler
Süleyman Karagülle
Türkler
18.10.2019 5 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kooperatif-5: Tarım ve ormanda kooperatif çözümleri
18.10.2019 22 Okunma
3 Yorum 18.10.2019 07:10
Süleyman Karagülle
Yeni Proje
17.10.2019 61 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kooperatif-4: Kooperatifçilik alternatif değil mecburiy
17.10.2019 49 Okunma
2 Yorum 17.10.2019 11:13
Hikmet Güveloğlu
Omuzdan Kesilmiş Kolumuz Bizim 11/4/2017
16.10.2019 623 Okunma
Süleyman Karagülle
Dün ve bugün
16.10.2019 94 Okunma
Süleyman Karagülle
Mahvetme
15.10.2019 113 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kooperatif-3: Kooperatifçiliğimizin genel durumu…
15.10.2019 56 Okunma
3 Yorum 16.10.2019 14:48
Süleyman Karagülle
Esad’ın Durumu
14.10.2019 120 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kooperatif-2: Kooperatiflerin sorun çözme kabiliyeti
14.10.2019 72 Okunma
8 Yorum 14.10.2019 18:13
Süleyman Karagülle
BATI DÜZENİNDE EKONOMİ
13.10.2019 160 Okunma
1 Yorum 14.10.2019 16:48
Süleyman Karagülle
İSLAM DÜZENİNDE EKONOMİ
13.10.2019 240 Okunma
1 Yorum 14.10.2019 16:48
Süleyman Karagülle
Yeni Oyun
13.10.2019 97 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kooperatif-1: Suriye sorunu ve bütün sorunlar...
13.10.2019 96 Okunma
3 Yorum 14.10.2019 18:14
Süleyman Karagülle
Sermaye’nin Planı
12.10.2019 86 Okunma
Reşat Nuri Erol
DEPREM-8: İSTANBUL DEPREM MERKEZI
12.10.2019 80 Okunma
4 Yorum 12.10.2019 06:30
Süleyman Karagülle
Derin Sermaye Zorda
11.10.2019 151 Okunma
Reşat Nuri Erol
DEPREM-7: İstanbul’u depreme hazırlamak…
11.10.2019 98 Okunma
3 Yorum 11.10.2019 15:40
Reşat Nuri Erol
M.Tekelioğlu;Masamdaki birkaç kitap… Suriye’ye girmek..
11.10.2019 72 Okunma
Süleyman Karagülle
Kürtler ve Türkler
10.10.2019 150 Okunma
Reşat Nuri Erol
DEPREM-6: Binaları ve sistemi sağlamlaştırmak
10.10.2019 71 Okunma
2 Yorum 10.10.2019 08:45
Hikmet Güveloğlu
PKK Lağvedilecek Lakin Huzur Gelmeyecek (Hatırlatma)
9.10.2019 947 Okunma
Süleyman Karagülle
Bana göre
9.10.2019 138 Okunma
Reşat Nuri Erol
DEPREM-5: Hukuk ve sivil savunma sorunları…
9.10.2019 85 Okunma
2 Yorum 09.10.2019 09:34
Süleyman Karagülle
Suriye sorunu
8.10.2019 160 Okunma
Süleyman Karagülle
İstanbul Zelzele Merkezi
7.10.2019 164 Okunma
Süleyman Karagülle
İstanbul’u Depreme Hazırlamak
7.10.2019 150 Okunma
Reşat Nuri Erol
DEPREM-4: İkinci sorun ekonomik sorundur…
7.10.2019 99 Okunma
6 Yorum 07.10.2019 09:07
Reşat Nuri Erol
DEPREM-3: Millî Gazete yazarları uyarıyor…
6.10.2019 116 Okunma
3 Yorum 06.10.2019 23:26
Reşat Nuri Erol
DEPREM-2: Sistem düzelmedikçe düzelmez…
5.10.2019 107 Okunma
3 Yorum 05.10.2019 12:03
Hikmet Güveloğlu
Kurtuluş Reçetesi
4.10.2019 3171 Okunma
2 Yorum 04.10.2019 20:13
Reşat Nuri Erol
DEPREM-1: İstanbul Depremi vesilesiyle uyarı
4.10.2019 143 Okunma
3 Yorum 04.10.2019 08:55
Reşat Nuri Erol
Mehmet Tekelioğlu; ‘Düşünen Şehir’
4.10.2019 96 Okunma
Süleyman Karagülle
Siyaset ve Futbol
3.10.2019 191 Okunma
Reşat Nuri Erol
On yıl önce-on yıl sonra; yine tohumun hikâyesi-8
3.10.2019 140 Okunma
3 Yorum 05.10.2019 09:28
Süleyman Karagülle
Azınlık değil ittifak
2.10.2019 157 Okunma
Reşat Nuri Erol
On yıl önce-on yıl sonra; yine tohumun hikâyesi-7
2.10.2019 139 Okunma
4 Yorum 05.10.2019 09:27
Süleyman Karagülle
Kendi kuyusu
1.10.2019 205 Okunma
Reşat Nuri Erol
On yıl önce-on yıl sonra; yine tohumun hikâyesi-6
1.10.2019 142 Okunma
3 Yorum 05.10.2019 09:27
Süleyman Karagülle
Boş yere
30.9.2019 182 Okunma
Süleyman Karagülle
BORÇLAR; Biz Borçları Nasıl Ödeyeceğiz?
30.9.2019 237 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:46
Süleyman Karagülle
Sermaye’nin Hedefi ve Kur’an’ın Dedikleri
30.9.2019 257 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:46
Reşat Nuri Erol
On yıl önce-on yıl sonra; yine tohumun hikâyesi-5
30.9.2019 162 Okunma
3 Yorum 30.09.2019 10:46
Süleyman Karagülle
Borç ve Faiz
28.9.2019 201 Okunma
Süleyman Karagülle
Yanlış siyaset
28.9.2019 188 Okunma
Süleyman Karagülle
Savaş
28.9.2019 165 Okunma
Süleyman Karagülle
TEDBİR
28.9.2019 195 Okunma
Süleyman Karagülle
Uygarlıklar
28.9.2019 135 Okunma
Reşat Nuri Erol
On yıl önce-on yıl sonra; yine tarım ve tohum-4
28.9.2019 179 Okunma
2 Yorum 28.09.2019 09:25
Reşat Nuri Erol
On yıl önce-on yıl sonra; yine tarım ve tohum-3
27.9.2019 201 Okunma
2 Yorum 27.09.2019 07:39