Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Sam Adian
IKTISAT TEORISI - ZEKAT - IKTISADI YONETIM SISTEMI - 11
30.5.2017
1160 Okunma, 0 Yorum

Zekât

 

İktisadi Yönetim Sistemi

 

 

 

 

 

 

İktisadi anlamda rasyonel ve alternatif bir çözüm ortaya koyabilmek, kavram ve süreçlerin doğal yapısı içerisinde tanımlanmasına ve uygulama olanaklarının geliştirilmesine bağlıdır. Kapitalizm ve sosyalizmin tarihi süreçlerine bakıldığında, ya hiç kimsenin ürettiğini tüketmemekte olduğu ya da insanların başkalarının ürettiklerine muhtaç oldukları görülmektedir. Kapitalizmin yaşam kaynaklarını özel mülkiyet sayması ile birlikte ortaya açlık ve barınma sorunları çıkmıştır. Buna ek olarak üretilen sanal araçlar sayesinde sermaye, sürekli olarak güçlünün elinde biriken bir meta hâline dönüşmüş; toplumun geriye kalan kısmı bu sermayeden yararlanamaz hâle gelmiştir. İşsizliğin nasıl ortadan kaldırılacağı, üretimin nasıl desteklenip yaygınlaştırılacağı belirsizdir. İstihdam olanakları, sermaye sahiplerinin kârlı gördükleri sınırlı üretim alanlarına sıkıştırılmış ve hiç bir zaman işsizliği ortadan kaldırabilecek yeterli üretim alanları yaratılamamıştır. Buna bağlı olarak ortaya çıkan devlet sorunu ayrı bir meseledir.

Sosyalizmin devletçi anlayışı, insanların çalışma ihtiyacını ortadan kaldırmış, zaman içinde yeterli iş gücü bulunamaz hâle gelmiştir. Devlet kademelerindeki bürokratlar, pastadan sürekli olarak daha çok pay alarak zenginleşirken halk, devletin kendilerine sağladığı sınırlı kaynaklar ile yetinmek zorunda kalmış ve hâliyle üretim olanakları gelişememiştir.

Sermayenin tek taraflı tercihlerine bağlı olarak, milli gelirden pay alamayan toplum kesimlerini baskılamak, onları kendileri için zararsız hâle getirebilmek için devlet mekanizması kullanılarak, silahlı güçler ve hatta ordular sadece sermayenin bekçilğini yapar hâle gelmiştir. Oysa devletin koruması gereken sermaye sahipleri değil, halk olmalıdır. Çünkü sermaye, halkın sahip olduğu emek ile ortaya çıkar. Üretim gerçekleşir, istihdam olur. Toprağın değeri ancak emek ile üretildiği zaman açığa çıkar; zenginlik oluşur. Yani ulusların zenginliği, para miktarının çokluğuna ve toplumdaki zenginlerin sayısına bağlı değil; toplumların sahip oldukları nüfus ve emek birikiminin verimli kullanılmasına bağlıdır. Ne var ki iktisadi dengeler oluşmadan sosyal barışın tesis edilmesi de mümkün olmaz. İşsizlik, gelir dağılımındaki dengesizlik ve buna bağlı olarak gelişen açlık korkusu, yaşama ve barınma olanaklarının kısıtlanması, toplumun büyük kesiminde korku ve gelecek kaygısı ortaya çıkarmıştır. Gelirin sermaye lehine bölüşülmesi, bir yandan toplumun küçük bir kesimini oluşturan elitlerin zenginliklerinin artmasını sağlarken diğer yandan halkın endişelerini çoğaltmaktadır.

İslam iktisadı açısından emeğe dayalı ve dengeli bölüşümü sağlayabilecek bir sistemin kurgulanabilirliği sorgulanmalıdır. Kur’an, zenginliği ve sermayeyi reddetmediğine göre, zenginin sahip olduğu sermayeyi dilediği gibi kullanmasının nasıl önleneceği veya nasıl bir alternatif ile “fırsat eşitliği” yaratılacağı sorularına anlamlı cevaplar üretmek gerekir. Zengin olan, elindeki sermayeyi çalışarak kazanmış iken hiç emek harcamadan evinde oturan biriyle bu birikimlerini neden karşılıksız olarak paylaşmak zorunda olduğu açıklanabilmelidir.

Konvansiyonel sistemlere karşı olmak, yerine alternatif bir sistem önerilmediği müddetçe, tek başına bir anlam ifade etmez. İslam açısından yapılması gereken, referans metninin önerilerini doğru okuyarak bunları hayata geçirmekdir. Tarım toplumu algılarına dayalı olarak oluşturulmuş “fıkhın” yeterli olmadığını kabul etmek, “İslam iktisadı”na yönelik ciddi ve uygulanabilir çözümler üretmek için ilk adım olabilir. Örneğin, eğer iktisat, birlikte üretimi gerektiriyor ise, sermayenin de ortak olması gerekir. Ancak hiç kimse bir başkasının kazancına ortak değildir. Bu, küçük birikimlerin bir araya getirilerek ortaya çıkardığı sınırlı girişim (sermaye ortaklığı) de değildir. Zekât sistemi, bu noktada önem kazanmaktadır. Esasında zekât, bir ekonomik sistem olarak uygulanabilir, rasyonel ve dengeli bir yapı ortaya koymakta, sürdürülebilir bir mekanizma önermektedir.

Bir Kurum Olarak Zekât:

Kavramları yeniden tanımlarken orijinal kullanımlarına bağlı kalındığında geleneksel anlayıştan doğan bazı zorluklarla veya uygulamaya ilişkin çelişkilerle karşılaşıyoruz. Uygulama ile ilgili çelişkileri gidermek ve rasyonel dayanakların ortaya konulması için belirleyici tanımların yapılması gereklidir. Bu, mevcut tanımlamaların tümüyle reddedilmesi demek değildir; bu noktada tanımlardaki kriterlerin ne olduğu önem kazanır. Referans metne uygun olan tanımlar, zaten işlevsel olacaktır ve dolayısıyla sadece bunların düzenlenmesi veya geliştirilmesi yeterlidir. Ne var ki pek çok tanım referans metin ile çelişki arz etmektedir.

Genel olarak metnin ortaya koyduğu kavram ve bağlamları incelendiğinde “zekât” kavramının nasıl bir yapılanma gerektirdiği, açıkça anlaşılabilmektedir. Aynı şekilde kavramının niteliği, çeşitli oranlamalar getirmeyi imkânsız kılar. Verginin iadesi yoktur. Oysa zekât bir kurumdur ve kendisine ait olmayan şeyi kullanıp çoğalttıktan sonra sahibine iade etmekle görevlidir.

Yani zekât, iki yönlü akışı sağlayacak olan bir mekanizmadır. Çünkü infak, her zaman sahibine aittir. İnfak edilen mal yahut para, emek yoluyla kazanılmış bir haktır ve karşılıksız olarak harcanması istenemez. Birikmiş emeğin idaresinin zekât kurumuna bırakılmış olması, infak üzerindeki mülkiyetten vazgeçildiği anlamına gelmemektedir. Zekât kurumu, bu infakları işletmek, yatırıma dönüştürmek, bunlardan gelir elde etmek ve nihayetinde infak sahibine geliri ziyadesiyle geri ödemekle yükümlüdür.

Çünkü zekât kavramının genel çerçevesine baktığımız zaman, bu kavramın özel bir amaç için kullanıldığı ve belli bir sistematik yapı içerisinde ele alındığı anlaşılabilmektedir. Kur’an da “zekât” kavramı ile ilgili yaklaşık 30 ayet vardır. Bunların önemli bir kısmının “slt” (الصلاة)[1] kavramı ile birlikte kullanılan “atuz zekâte” (آتوا الزكاة)[2] ifadesi olduğu görülmektedir.  Bu açıdan kavramın genel çerçevesi şu şekilde belirlenebilir: 

1.    Eylem Değil Olgu: Zekât (الزكاة) isim formunda kullanılan özel bir ifadedir. Kelimenin türetildiği kök ne olursa olsun, özel isim formunda olması nedeniyle, bir “eylem” değil, bir “olgu” ifade eder. Yani bilgi ve uzmanlık gerektiren bir faaliyetin bütününü tanımlar. Bu, akıl ve bilgi gerektiren profesyonel bir organizasyondur. Vergi sistemi (sadaka), ayrıca tanımlanıyor olduğuna göre, zekât devletin dışında bir kurum olarak anlaşılmalıdır. Yani bağımsız olmalıdır. Çünkü zekât kurumu, sadece iktisadi faaliyetleri yönetir. Sadaka kavramı toplumla doğrudan ilişkilendirilirken zekât için böyle bir ilişki söz konusu değildir. Kelime anlamları itibariyle de bu iki kavramı birmiş gibi düşünmek mümkün değildir:

Zkv (زكو): “Bir buğdayın büyüyerek başak vermesi” demektir. Kimi kaynaklar, “zky” ve “zkv” kelimelerinin aynı kökten türetildiği ve anlamlarının da aynı olduğunu söyler.[3]

Zekât (زكاة)- Çoğalmak, Artmak: Artmak, nimet, bolluk ve bereket içinde olmak, yakışmak, büyümek, gelişmek, inkişaf etmek, arık olmak, zenginleşmek.

2.    Uzmanlık Gereği[4]: Zekâtın uygulayıcısı “mü’min”ler/uzmanlar (مؤمن)  olup onlardan istenen şey, “yerine getirmek/uygulamak”tır. Yani “mü’min” olanlara bir görev verilmektedir. Çünkü kullanılan ifadeler emir kipinde değil; haber şeklindedir. Yani “onlar zekâtı yerine getirirler” şeklindedir.[5] Daha da önemlisi, zekâtın “faili” olarak da müzmin olanlar (uzmanlar) gösterilmektedir. Bu husus, hem “zekâtı ita” etme ifadelerinde atıf yoluyla hem de “müzmin” kavramının tanımında hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkla ifade edilmektedir.[6] Dolayısıyla zekât, her bireyin ayrı ayrı görevi değil; bu işi yerine getirebilecek olan uzmanların sorumlu oldukları profesyonel-kurumsal bir yapıdır.

Burada uzman kimdir? Sorusuna da cevap vermek gerekir:

El-Mü’min (المؤمن): Emin (امين) kelimesi ile aynı köktendir. Güvenilir olan, emin olan, bir şeyin bilgisine sahip olup o bilgiyi kullanabilen, rasyonel delillere ve kanıtlara sahip olan anlamına gelir. Özetle yaptığı işte “emin olan” “uzman kimse”yi ifade eder.[7] Bu, yetkinlik gerektiren bir şeydir ki aynı zamanda uzmanlığı da zorunlu kılmaktadır.

3.       Kurumsal Gereklilik[8]: Salât ikame edilir, zekât ita edilir. Bunlar, bir fiil değil; kurumu ifade eder. Bu nedenle kendi mastarları ile değil; başka fiiller ile ifade edilmiştir.

Zekât “ita” (آتوا) edilmesi gereken bir faaliyettir. “İta” ödemek anlamında değildir.[9] Gerçekte “size ait olmayan bir şeyi sahibine iade etmek, sevk ve idare etmek” demektir. Demek ki zekât, aracı bir kurumdur. Eğer “zekât”, mü’min, yani “uzman”lar tarafından yerine getirilecek veya uygulanacak bir şey ise,[10] doğrudan fakirlere ödeme şeklinde anlaşılması yahut bir vergi gibi anlaşılması mümkün olamaz.

Kelimenin yapısı nedeniyle, uzmanlık ve bilgi gerektiren katılımcı bir sistemi/kurumu[11] ifade eder. Çünkü zekâtın yerine getirilmesi ile düzen sağlanmış, üretim ve istihdam gerçekleşmiş ve kaynaklar değer kazanmış olacaktır.[12] Yani zekât, “sermaye” kaynaklarının yönetildiği, verimliliğin denetlendiği ve yaygınlaştırıldığı profesyonel bir yapılanma öngörmektedir.

Zekât, infak edilen tasarrufların bir araya getirilmesiyle bir kamu sermayesi oluşturarak bu sermaye ile üretim ve istihdam sağlamak amacıyla yatırım yapma görevini üstlenen kurumu ifade eder. Ancak zekât kurumu devleti yöneten değil; iktisadi faaliyetleri planlayan ve yöneten bir kurumdur.

Biriktirmek, yani “kenz[13] önerilmediğine göre, sahip olunan sermaye yahut “değer” ifade eden satın alma gücünü ne yapmak gerekir? “İnfak” etmek gerekiyor ise ve sosyal sorumluluk devlete ait ise nereye ve nasıl infak edilmeli? Soruları önemlidir. Bu sorulara cevap aradığımız zaman, “şûra”,[14] yani bir komisyon veya kurum aracılığıyla tasarrufların “krediye/fona” dönüştürülmesi gerektiği sonucuna varırız. Bu da, uzmanlık gerektirir.

4.    Yetki/Görev ve Sorumluluk[15]: Kur’an, “zekât verin” demez, “zekâtı sevk ve idare edin” der. Dolayısıyla “zekât vermek” kavramı yanlıştır. Kimse, zekât veremez. Çünkü kavramın ihtiva ettiği mânâ sebebiyle zekât mükellefiyeti diye bir tanım da yapılamaz. Bunun için rasyonel kriterler yoktur. Zekâtı uygulama sorumluluğu herkese ait bir sorumluluk değildir.

Örneğin “sadaka”nın harcama yerleri ve nasıl alınacağı açıkça ifade edilmişken zekât için böyle bir detay olmadığı gibi, bir ödeme emri de değildir. “İta” edilmesi gereken bir şeydir ve “Müslim” olanlara yönelik bir sorumluluk da değildir. Daha açık bir ifade ile uzman olmayanlar için uygulama bakımından herhangi bir yükümlülük yoktur. Bireyler, sadece infak ederler. Tasarruf edebilen herkes için “yararlı” bir uygulama olarak öngörülmektedir ve ancak yetkili olanlar yerine getirebilir. Yani uzmanlar için bir görevdir.[16]

Zekât kavramından ayrı ve genel olarak sistem zorunluluğu getiren temel prensipleri de göz ardı etmemek gerekir. Bunların başında merkezi planlama,[17] denetimli ve kontrollü kamusal yapılanma,[18] sistem gereği[19] planlama zorunluluğu,[20]  kolektif ve planlı üretim gereği[21] gibi sistemsel yapılanmayı zorunlu hâle getiren prensipleri de göz ardı etmemek gerekmektedir.

Buna göre, uzman olmayanların zekâtı yerine getirmeleri veya uygulamaları mümkün olmaz. Kaldı ki, zekât ve sadaka kavramlarının birlikte vergi olarak anlaşılması metodolojik bir hatadır. Çünkü eğer kavramlar mânâ itibariyle aynı şeyi ifade ediyor iseler, bu durumda, kitabın diğer kavramlarında da kuşku oluşacaktır. Kitabı okuyanlar, yani bizler, hangi kavramın hangi anlamda kullanılmış olduğunu bilme şansına sahip değiliz. Çünkü sözün sahibine ne demek istediğini sormamız mümkün değildir. Bu bağlamda zekâtı şu şekilde tanımlamak gerekir:

Ez-zekât (الزكاة)[22]: Zekât, bireysel tasarrufların “yatırım” sermayesine yani “iştirak”a dönüştürüldüğü ve buna bağlı olarak tüm iktisadi faaliyetlerin yürütüldüğü-yerine getirildiği denetimli, sürdürülebilir ve verimlilik esasına dayalı profesyonel kurumsal sistemin adıdır. Yani iktisadi yönetim sistemidir.

Eldeki birikimi çoğaltmak için yetki verilen uzman kurum. Ekonomik faaliyetlerin yönetilmesi ve verimliliğin sağlanması için gerekli olan kurumsal yapı, yönetim sistemi.

Kurumsal yapı ve ilgili kuruluşlar ile görev-sorumluluk alanları sistem bölümünde detaylandırılmıştır. Burada sadece kavramsal çerçeveyi belirlemek yeterli olacaktır.

Sürdürülebilir Ekonomi İçin Finansal İstikrar:

Her ne kadar sistem, finansman ihtiyaçlarını dengeli ve ekonomik dağıtıyor olsa da, risk her zaman mevcuttur. Pek çok kredi çeşidi vardır. Ancak özellikle AR-GE ve yatırım kredilerinde (fon) risk her zaman mevcuttur. Bu risklerin minimize edilmesi hayati öneme sahiptir. Asıl olan kalkınmanın sürekliliğidir. Her halükarda, istismar edilmiş olan kredilerin geri dönüşünde riskler olabilir, çeşitli sebeplerle üretim durabilir ve zarar meydana gelebilir. “Zarar etmek de, zarar vermek de yoktur” ilkesi önemlidir. Bu sebeple, yatırım fonlarının olası risklere karşı korunması ve herhangi bir zarar meydana gelmesi hâlinde bu zararın giderilmesi de kaçınılmaz olur.

Çünkü iktisadi faaliyetlerin doğal seyri içerisinde zarar olasılığı yoktur. Herhangi bir sebeple, bilinçli veya doğal nedenlerle bir hasar veya zarar meydana geliyorsa, bunu karşılayacak olan yine üretim araçlarının sahibidir. Yani halktır.[23] Ne var ki bunun için sigorta fonu vardır ve olası zararlar iktisadi süreçleri etkilemez. İstikrar ve üretim devam eder.

Referans metindeki kavramlara dayanarak, zekât sistemini başlıklar hâlinde özetlemek gerekirse:

·      Zekât, bireylerin yerine getirebileceği bir eylem veya faaliyet değildir. Bu nedenle “zekât vermek” mümkün değildir.

·      Zekât, kavram gereği, uzmanlık gerektiren ve uzmanları tarafından uygulanması gereken bir sistemin adıdır. Hangi yöntemlerle yerine getirileceği tartışılır; ancak yöntemler prensiplere aykırı olmamalıdır. Yani uygulama şekli prensiplere göre belirlenir.

·      Zekât, bir kurum olarak, kamu sermayesinin oluşturulması, bu sermayenin yatırıma kanalize edilmesi ve güvenliğinin sağlanması amacıyla tasarrufların sigorta fonu aracılığı ile sigorta edilmesini sağlayan kurumdur. Çünkü zarar etmek yoktur. Yatırım ve üretimin gerçekleşmesi ancak zekât kurumu yoluyla mümkün olmaktadır.

·      Zekât, toplumun iktisadi faaliyetlerinin planlandığı, yatırımların gerçekleştirildiği ve yönetildiği bir kurumu ifade eder. Mevcut tüm potansiyelin harekete geçirilebilmesi için planlama yapar ve alternatifler geliştirir.

·      Zekât, devletin müdahale edebileceği ve yararlanabileceği bir alan değildir. Sadakadan farklıdır ve tamamen üretime yönelmiş olup devletten bağımsız, profesyonel bir organizasyondur.[24]

·      Bu sistem ile tasarrufların değerlendirilmesi (krediye dönüştürülmesi) ve buradan hem tasarruf sahibine gelir sağlanması hem de toplumsal fayda elde edilmesi gerekir.

·      Zekât, bireysel yardımlaşma şekli değildir. Bir fiil olarak öngörülmeyen şeyden fiili sonuçlar üretilemez. Zekât, nihayetinde toplumsal katılım gerektiren profesyonel bir organizasyondur.

Zekât sistemi, sınırlı kullanılabilen kaynakların harekete geçirilmesi ve yaygın bir faydaya dönüştürülmesi için öngörülmüş olan kurumsal, profesyonel “İktisadi Yönetim Sistemi” ve buna bağlı olarak da banka ve diğer ilgili kuruluşları ifade etmektedir. Bir başka ifade ile zekât, insan ve kaynak yönetimi için oluşturulan bir kurumdur. Tasarrufların akıllı yatırımlarla değerlendirildiği, istihdam yoluyla dengeli gelir dağılımı sağlayan ve her açıdan büyümeyi öngören bir yapıyı ifade eder.[25]

İktisat bilimi açısından bakıldığında; “Toplumu oluşturan birey ve kurumların, insanlara tatmin ve haz veren farklı mal ve hizmetleri kullanma ve elde etme istekleri sınırsızdır. Buna karşılık insanların isteklerini karşılamaya yarayan mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılabilecek kaynaklar ise sınırlıdır.

Dolayısı ile her toplum, belli derecelerde kıtlık sorunu ile karşı karşıyadır. İktisat bilimi, kıtlık gerçeğine dayanır. Bu açıdan baktığımızda iktisat, kıtlık bilimidir denilebilir. İnsan ihtiyaçlarının sonsuz olması ve bu ihtiyaçları karşılayacak olan kaynakların ihtiyaçlara oranla sınırlı olması nedeniyle, insanlar çeşitli alternatifler arasında bir tercih yapmak zorunda kalırlar.”[26] Bu, modern iktisat biliminin ortaya koyduğu bir tanımdır.

Ne var ki bu anlayış çok doğru değildir. Çünkü sınırlı olan kaynaklar değil, emektir. Konvansiyonel uygulamalarda, kaynakların ekonomiye kazandırılmamış olması, üretimin belli gurupların tercihine bırakılması nedeniyle istihdamın yaygınlaştırılamaması, kaynakların kıt olduğu anlamına gelmez. Sınırlı arz nedeniyle insanlar kıt olan ürünler arasında doğal refleks ile zorunlu tercih yaparlar.  Zekât sistemi, konvansiyonel uygulamalardan farklı olarak, gerek zenginliği/refahı yaygınlaştırma misyonu ve gerekse kaynakları etkin işletmek suretiyle yaygın istihdamı sağlıyor oluşu nedeniyle farklılık arz etmektedir.

Sistem Parametreleri:

Ekonominin amacı, fayda üretmek ve çoğaltmaktır. Dolayısıyla zekât sisteminin amacı da,[27] doğal kaynakları insan varlığı (emek) ile harekete geçirerek fayda üretmek ve faydayı tüm toplumu kapsayacak şekilde çoğaltmaktır.[28] Yani işbirliği[29] ile fayda üretmektir. İktisadi döngünün gerçekleşebilmesi için sistemin dayandığı iki temel kavram/süreç vardır:

a.    İnfak: Sistemin kaynağını oluşturan ve bireysel tasarrufların bir araya getirilerek sermaye gücüne dönüştürülmesini sağlayan tasarruf mevduatını ifade eder. Emek birikiminden oluşur ve dolaşımı (değer döngüsü) başlatır.

b.    Karz: Elde edilen sermaye, yani infak yoluyla dolaşıma kazandırılmış[30] olan birikimlerin yatırıma kanalize edilmesi sonucunda üretimin gerçekleşmesini sağlayan fondur. Tüketim ile döngü tamamlanır.

Bu iki ana süreç ve ikisi arasındaki süreçlerin yönetilmesi ve bölüşümün gerçekleştirilmesi zekât sisteminin temel görevi olup amaç “ni’met” yani toplumsal refaha ulaşmaktır.[31] Ne var ki bu, kendiliğinden gerçekleşmez. Dengeli etkin mekanizmalara ihtiyaç vardır. Bunun için:

1.    Bankacılık: Zekât kurumunun finansal faaliyetleri yönetmesi ve sermaye güvenliğinin sağlanabilmesi için gerekli olan bir kurum olarak karşımıza çıkar. Konvansiyonel bankalardan farklı, ama temelde çift yönlü sermaye akışını sağlamakla görevli bir yapıda olmalıdır.[32]

2.    Denetim: Süreçlerin olasılıklara karşı denetlenmesi ve verimliliğin çoğaltılması, yine zekât sisteminin görevidir. Bu da uzman bir yapılanma gereğini ortaya koyar. Bu nedenle, süreci denetleyecek olan mekanizmaların oluşturulması, şeffaf ve sürdürülebilir olması gerekir.[33]

3.    Verimlilik: Yatırımların verimli hâle getirilmesi ve faydanın çoğaltılabilmesi, süreçlerin planlı işlemesine bağlıdır. Gerek kaynak kullanımı ve gerekse üretim verimliliği açısından planlama büyük önem taşır. Sistemin asli görevlerinden biri olan planlama, sistemde yer alacak olan bir kurum aracılığı ile yürütülmeli ve bilgi akışı sağlanmalıdır.[34]

4.    Güvenlik: Esas olan sermayenin korunmasıdır. Her ne kadar amaç çoğaltmak olsa bile, asgari seviyede var olan emek biriminin korunması da gereklidir. Yani zarar edilemez. Ne var ki zarar her zaman olasıdır. Bu amaçla olası bir zarar (doğal yollardan veya birililerinin bilinçli saldırıları sonucunda ) ortaya çıktığında, tasarruf sahiplerinin buna karşı korunmuş olmaları ve tasarruf edilen miktarın kaybedilmemesi gerekir. Bu yapılanma da zekât sisteminin görevidir. Bu amaçla zekât, bağımsız bir yapılanma olmalıdır.[35]

Bilgi ve teknoloji geliştirme, araştırma ve bilimsel gelişmeler, sadakanın kamu maliyesi olarak tanımlanmış olması nedeniyle devletin sorumluluğunda yürütülecek olan faaliyetler olarak karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar bu çalışmaların sonuçlarından zekât sistemi uygulayıcı olarak yararlanacak olsa bile, sürecin finansmanının sadaka/vergi başlığı altında tanımlanan kalemlerden, vergi kaynaklarından karşılanacaktır. Öte yandan zekât sistemi, bir kamu organizasyonudur.

Her ne kadar devletten ayrı olsa da, faaliyetlerinin niteliği bakımından kamu kurumudur. Dolayısıyla personel giderleri de yine sadaka/vergi kalemlerinden karşılanacaktır. Yani sistem, hiçbir aşamada tasarruflara ve tasarruflara ait gelirlere müdahale edemez. Kurumun asli görevi, üretim ile tüketim arasındaki iki yönlü akışı gerçekleştirmek ve sürekli hâle getirmektir.

Ekonomi, canlı bir organizma gibidir. Her şeyde olduğu gibi, canlı bir mekanizmada da bazı sorunlar veya aksaklıklar oluşabilir. Asıl olan genel prensiplerdir ve olası aksaklıklar bu genel prensiplere göre giderilmelidir. Çünkü metin, bize her şeyi söylemeyebilir, ama prensipler varsa, uygulamanın nasıl yapılabileceği de öngörülebilir. Kaldı ki uygulama için yeterli detay da metinde mevcuttur.  Zekât sisteminin kurumsal yapısı, amaç ve faaliyet şekli ilerleyen aşamada detaylandırılmıştır. Burada sadece kavramsal tanımlar yeterli olacaktır.

Sistem Döngüsü:

Uygulayıcı bir kurum olarak zekât kurumu, basitçe, tasarrufların bir araya getirilmesi suretiyle kamu sermayesi oluşturarak bu sermayeyi yatırıma kanalize eden, yatırımları gerçekleştirerek infakların yaygın üretim ve faydaya dönüştürülmesini sağlayan faaliyetlerin tümünü içerir.[36] Kamu kaynaklarının tasarruflar ile harekete geçirilmesini sağlar.  Bu çerçevede kurumun bankacılık fonksiyonu şu şekilde tanımlanabilir:

Zekât Bankası:  Üretime kaynak yaratmak ve tasarrufları harekete geçirerek yaygın faydaya dönüştürmek amacıyla, tasarruf-yatırım arasındaki sermaye akışını düzenleyen ve dengeli bölüşümü[37] gerçekleştiren zekât sisteminin uygulayıcı organıdır.

Yani sistem, açık bir döngü içerisinde gerçekleşir. İnfakların dolaşıma kazandırılması sonucu, dolaşımda bulunan emek birikiminin üretime olan katkısı ve elde edilen fayda sebebiyle yine infak edene dönen bir diyagram şeklindedir. Buna göre zekât kurumunun bankacılık açısından üç temel işlevi bulunmaktadır.

a.       Tasarruf - Mevduat: İnfak edilen tasarrufları mevduata dönüştürmek ve güvenliğini sağlamak. Gelir paylarını mevduat oranında bölüştürmek.

b.    Yatırım: İnfak edilerek ikraz yetkisi tanınmış olan mevduatı bir araya getirerek yatırıma kanalize etmek.

c.     Bölüşüm: Yatırımlar sonucu elde edilen kazancın (fayda) infak/mevduat miktarına orantılı olarak bölüşümünü sağlamak.

*Zekat Bankası, Döngüsel Sistem Diyagramı

Bu temel başlıklar çerçevesinde zekât bankası, uygulayıcı yönetimsel bir kurum olarak karşımıza çıkar. İnfak yoluyla toplumdaki her bireyin zekât sistemine katılması gereklidir; ancak bireylerin zekât vermek gibi bir sorumluluğu olmadığı gibi uygulama aşamasında da sorumluluğu yoktur. Süreci işletmek ve yönetmek, sadece bu işle görevlendirilmiş yetkili uzmanlara aittir. Ancak zekât kurumunun görevi, halka tasarruf yaptırmak değildir. Bunu teşvik edebilir; fakat kurumun görevi, tasarruf gerçekleşip mevduata dönüştükten sonra başlar.  Yani kurumun asıl yetki alanı, tasarrufların sisteme kazandırılmasından sonraki süreçte başlar. Bölüşüm gerçekleştiğinde de sona erer. Böylece sistem döngüsü de sağlanmış olur.

İnfak kişinin özel mülkiyetidir,[38] karz da infak sonucu oluşan kişiye ait mülkiyettir. İnfak, tasarruf edilen emek birikiminin dolaşıma kazandırılması, karz ise dolaşıma kazandırılmış olan emek birikimlerinin fona dönüştürülerek yatırım finansmanında kullanılmasıdır. Bu iki yönlü bir akış gerektirir. Bir yandan birey, tasarruflarını dolaşıma kazandırırken diğer yandan karz edilen birikimlerden doğan faydanın/gelirin bireye, yani infak sahibine geri dönüşü söz konusu olacaktır.

Zekât kurumu ise bu ikisi arasındaki süreçleri planlayan, uygulayan ve yöneten bir kurumdur. Yani ekonomide birlik prensibi gereği[39] merkezi yapılanma[40] ile tüm süreçlerin yönetilmesi ve uygulamaların gerçekleştirilmesi gerekir. Bir yandan toplanan mevduatı yatırıma dönüştürürken diğer yandan iktisadi planlamaları yaparak kaynaktan tüketim aşamasına kadar olan süreçlerin dengeli ve sağlıklı işlemesine katkı sağlanır. Buna göre sistemin işleyişi şöyle özetlenebilir:

1.    Birey, harcamalarını planlamak suretiyle tasarruf ettiği miktarın tamamını gelir getirmesi amacıyla sisteme aktarır. Dolaşıma kazandırır.

2.    Sistem, yani zekât kurumu, bu kaynakları değerlendirir, gerekli verimlilik planlamalarını yapar.

3.    Mevduat, planlanan şekilde yatırıma kanalize edilir, orada üretime dönüşür ve istihdama neden olur. Yani üretim yoluyla çoğalmış olur.

4.    Fayda, yatırımlarla gerçekleşir, üretim olur, toprak emek ile birleşerek değer oluşur, verimlilik ortaya çıkar ve buradan elde edilen kazanç/fazla yatırımcıya (infak sahibine) aktarılır.

Bu döngü, ayetin ifade ettiği “kat kat çoğaltma” sonucunun reel anlamda karşılanması demektir.

Zekât kurumu olarak öngörülen sistem, mali akışı ve gelir kontrolünü sağlayabilmek için bankacılık da yapmak zorundadır. Ne var ki sistem ile konvansiyonel bankacılık uygulamaları arasında önemli farklar ortaya çıkacaktır. Mülkiyetin tanımlanmış olması sebebiyle, bireyin “yaşam hakkı”nın garanti ediliyor oluşu, asgari ihtiyaçlarını kimseye muhtaç olmadan giderebileceği bir yapı öngörülüyor olmasına bağlı olarak iktisat açısından temel teşkil edecek olan kaynakların “mülkiyet” alanının dışında düşünülmesi gerekmektedir. Aynı şekilde, zekât kurumunun tasarruf toplama ve bunları verimli şekilde kullanma görevi olmasına rağmen, “bireysel kredi”ye izin verilmez. Çünkü “yaşam hakkı” çerçevesinde bireyin temel ihtiyaçlarının asgari düzeyde toplum tarafından karşılanması, doğal haklarının bireye teslim edilmesi zorunludur. Bu nedenle bireylerin krediye değil, gelire ihtiyaçları vardır. Böylelikle “yaşam konforu”na (ni’met) sahip olabilir ve refahtan pay almış olurlar. Mevduat ise sadece iştirakler içindir.

Kaldı ki, yetersiz gelir sebebiyle tüketimin aşırı kredilendirilmesi, toplumun borçlanmasına ve geleceğinin yok edilmesine neden olur. Geleceğinden kuşku duyan bir toplumda barış olmaz. Zekât kurumu, üretim ve istihdam sağlayan her noktada faaliyet gösterebilir ancak “bireysel” talepler bu kapsamın dışındadır. Bu noktanın “temel haklar” çerçevesinde değerlendirilmesi ve yine Kur’an’ın öngördüğü biçimde uygulanması doğru olacaktır. Uygulama esnasında toplumsal talebin kendiliğinden oluşacağı öngörülmektedir. Siyasi dönüşüm, iktisadın konusu değildir. İktisadi gelişmeler, siyasi dönüşüme de katkıda bulunabilir ama bunlar ayrı şeylerdir.

Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekir. Zekât kurumunun  sermaye kaynağını teşkil eden “infak”, tasarruf edilen “rızk”tan yapılan bir harcamadır.[41] (İnfak kavramı, detaylı olarak “İnfak” bölümünde ele alınmıştır.) Sorulması gereken en önemli soru, neden diğer kaynaklar veya enstrümanlar değil de, en temel kaynak olan “rızk” üzerinde infak isteniyor? Çünkü modern iktisatta da “toprak ve emek” sermaye kabul edilir. Yani bir yerde toprak, doğal kaynaklar ve insan varsa,[42] orada iktisat vardır. Toprak ve insan tek başına anlamlı değildir. Toprağın emek ile bir araya gelmesi ile sermaye ortaya çıkmış olur. Rızk da buradan elde edilen şeydir. Bu nedenle zekât kurumunun finansman kaynağı olan infak, temel gereksinimler üzerinde yapılan tasarruflardan oluşur. Bunun üzerine bir ekonomi inşa edilmesi öngörülmektedir. Doğal olan da budur.

Zekât kurumunun kamuya hizmet veriyor oluşu, ne kadar profesyonel olursa olsun, kamuya karşı sorumlu olduğu anlamına gelir. Bu nedenle kurumsal yapı önemlidir.[43] Buna göre uygulamaların homojen ve kolektif bir faaliyet şeklinde yürütülmesi gereklidir.[44] Yani, örneğin Zekât bankasının, temel prensipler çerçevesinde belirleyeceği kurallar ve buna bağlı uygulamaların açık, denetlenebilir ve sürdürülebilir bir yapıda olması gerekir. Çünkü bu yapı, “İslam İktisat Teorisi”nin çekirdeğini oluşturmaktadır. Ancak, toplanan mevduatın krediye dönüştürüldükten sonra güvenliğinin nasıl sağlanacağı, en azından olası risklerin nasıl bertaraf edileceği meselesi önemlidir.

Metodolojik Analiz:

Zekât ve sadaka kavramları ile infak ve karz gibi iktisadi kavramların birbirine karıştırılması, bazı ciddi problemlere yol açar. Her şeyden önce metodolojik açıdan önemli bir sıkıntı teşkil eder. Bu noktada getirilen kanıtlar, tamamen gelenekseldir. Örnek olarak ilk uygulayıcılar gösterilmektedir ki bu tümüyle yanlıştır. Bir diğer problem, kavramların veya kelimelerin birbirlerinin yerine ikame edilmiş olduğu algısıdır ki bu, evrensel bir metin açısından büyük bir sorundur.

Çünkü kitabın ilk muhataplarının ne anladıkları bizi ilgilendiren bir şey değildir. Elbette bir şeyler anlamışlardır ve anladıklarına göre de hareket etmişlerdir. Ancak, ilk muhatapları referans kabul etmek ve rivayetleri bu mânâda kanıt olarak alabilmek için, kitabın öngördüğü prensipleri göz ardı etmek gerekir. Açıkça kitap, “anlaşılması” veya “açıklanması”nın ilk muhataplarına ait olmadığını ifade etmektedir.[45] Burada önemli bir nokta daha vardır; bilgiyi aktarmakla görevli olan peygamberin kendisi bile açıklamakla veya uygulamakla yükümlü değilken nasıl olur da onların uygulamaları referans teşkil eder?

Bu durum, tutarsızlık sebebiyle metodolojik anlamda ciddi ve önemli bir sorun teşkil etmektedir. Ancak konu bağlamında metot açısından önemli olan bir noktayı açıklamakta yarar vardır. Şöyle ki: Metnin sözü aktarana yorum yetkisi tanımaması, metnin veya sözün aktarılması ile ilgilidir. Sözü aktaran kimse, sözden anladığını bir yorum olarak kendi yaşamında veya toplumunda uygulamış olabilir. Ne var ki metin, bu uygulamaların referans alınamayacağını söylemektedir.

İktisat Teorisi açısından birinci referans orijinal metin olduğuna göre, metodolojik olarak metnin yönergelerine göre sonuçlar üretmemiz gerekir.  Bu sözü aktaranları yok saymak anlamına gelmez. Fakat orijinal metindeki bilgiler ile uygulamalar arasındaki çelişkilere de dikkat edilmesi gerekir. Burada gelenek, uygulamaları referans alarak kitabi verileri tevil etmeye çalışmaktadır ki bu konu, tamamen bir tercih meselesidir. Yani kim nasıl isterse öyle anlar ve uygular ve sonuçları ile başarıları ölçülür. Ancak uygulamaların orijinal metne dayandığı söylenemez. Dolayısıyla bu yorum ve uygulamalar referans da olmaz.[46]

Öte yandan, eğer herhangi iki kavram, aynı anlamda kullanılabiliyor ise, bu durumda orijinal metnin nasıl anlaşılacağı sorunu ortaya çıkar. Örneğin zekât ve sadaka kavramları, vergi veya türevsel olarak yardımlaşmayı ifade ediyorlarsa neden farklı kelimelerle ifade edilmektedir? Bu soru, cevaplanmalıdır. Ne yazık ki, orijinal metin hiç bir kavramı aynı anlamda kullanmamıştır. Kullanması da mantıklı değildir; çünkü bu durumda metnin anlaşılması imkânsız hâle gelmiş olur. Herhalde Kur’an, bir bilmece kitabı değildir. Bu nedenle kavramların birbirine karıştırılıyor oluşu, kitabın değil, yorumcuların sorunudur. Geleneksel anlayış ile tarihsel kabullerin kural olarak algılanması ve bunların değişmeyeceği varsayımının tutarlı bir yanı yoktur.

Metindeki tanımlardan yola çıkarak sistemin genel yapısını prensipler bakımından şu şekilde özetlemek mümkündür:

1.    Kurum: Kavram gereği bir olguyu ifade ettiğine göre anlaşılması gereken şey kurumsal yapı olmalıdır.[47] Zekât bir eylem olarak bireylerin uygulayabileceği bir şey değildir.

2.    Katılım: İşbirliği öngörülmektedir. Dolayısıyla katılımcı bir sistem olmalıdır. Yani zekât kurumu katılımcı bir kurumdur. Bu nedenle devlet veya sermaye kurumu olamaz.[48]

3.    Profesyonel Yönetim: Zekât, kurumsal yapısı gereği uzmanlık gerektirir. Bu nedenle zekât herkese sorumluluk getiren bir uygulama değil, sadece görevli olanlar tarafından işletilmesi gereken bir sistemdir.[49]

4.    Verimlilik: Verimlilik, hedeflenmiştir. Dolayısıyla ekonominin birlik prensiplerine ve faydayı çoğaltan verimlilik esasına göre hareket eden bir kurumdur.[50]

5.    Kamusallık: Topluluğa atıf yapılmaktadır. Bu nedenle bir topluluğu oluşturan tüm bireylerin katılımına açık olan bir kamu organizasyonu olmalıdır.[51]

6.    Bağımsızlık: Bir kavram olarak ayrı ve özel nitelikte tanımlanmış olması nedeniyle, siyasal erkten bağımsız bir kamu organizasyonu olmalıdır.[52]

O halde zekât, kamu sermayesini (iktisadi yönetim sistemi, ekonomi kurumu); sadaka ise kamu maliyesini (devlet kurumları/toplumsal mekanizmalar için finansman) ifade etmektedir. İnfak, harcama planlamasından elde edilen tasarrufların sisteme aktarılmasını, karz ise sistemde toplanan tasarrufların zekât kurumu tarafından yatırıma yönlendirilmesini ifade etmektedir. Sadaka dışındaki bütün faaliyetler, çıkara dayalıdır ve dolaşıma kazandırılan tüm değerler/miktarlar sahibinin mülkiyetinde hareket eder. Yani amaç, bireysel tasarruflar işletilerek çoğaltılırken toplumsal ve yaygın faydanın da üretilmesidir. Karşılıksız hiç bir şey yoktur.

Sonuç olarak zekât, kamu sermayesi, yani ekonomi için gerekli olan kaynakları, kurum ve kuruluşları ile tüm iktisadi süreçlerin yönetilmesi ve sürdürülebilir hâlde tutulması için oluşturulan kamu (halk) organizasyonudur. Kamu iktisadi yönetim sistemini ifade eder. Devlet veya sermayeden bağımsız olarak faaliyet gösterir.

 

 

[1] Baqara: 43, 83, 110, 177, 277, Nisa: 77, 162, Maide: 12, 55, Tevbe: 5, 11, 18, 71, Meryem: 31, 55, Enbiya: 73, Hac: 41, Nur: 37, 56, Neml: 3, Lokman: 4, Ahzab: 33, Mucadele: 13, Muzzemmil: 20, Beyyine: 5.

[2] Baqara: 43, 83, 110, 177, 277, Nisa: 77, Tevbe: 5, 11, Hac: 41, 78, Nur: 56, Mucadele: 13, Muzzemmil: 20.

[3]Zkv (زكو): Tezkiye ve tavsiye etmek, artırmak, büyütmek, arıklamak, çoğaltmak. Bu kavramdan türemiş olan “zekiyye” (زكيّ) çok ortaklı arazi anlamına gelebilir.

[4] Nisa: 162, Neml: 3, 4, Muminun: 4.

[5] Neml: 2, 3, Mü’minun: 4, Âraf: 156, Enbiya: 73.

[6] Mü’minun: 1, 2, 3, 4.

[7] Nisa: 58.

[8] Baqara: 277, Nisa, 162, Tevbe: 18, Şura: 38.

[9]Ita (آتوا): Yerine getirmek, verme, ödeme anlamlarında değerlendirilmektedir. Ancak kavram, kendisine ait olmayan şeyi asil sahibine iade etmek, sevk ve idare etmek mânâlarındadır. Kelimeye kökeni ETY (اتي) itibariyle bakmak gerekirse: Âti-İtae - آتي – إيتاء: Getirmek, sevketmek, vermek, karşılık göstermek, mükafat veya mücazat etmek, muratakat etmek (iyileştirmek, tavsiye etmek). Âti-Mu’tate A’la - آتي - مؤاتاة علي: Muvafakat ve itaat etmek, uymak,  bir şey hakkında biriyle görüş birliği içinde olmak. Atti – Te’tiya ve Te’tiyeh - أَتّي - تأتيا و تأتية : Gelecek veya akacak bir şeye, mesala suya yol açmak, yolunu düzeltmek, tesviye etmek, hazırlamak, kolaylaştırmak, teshil etmek Öyleyse, sevk ve idare söz konusudur. Yani zekât, sevk ve idare edilmesi gereken bir şey olmalıdır.

[10] Maide: 55.

[11] Nisa: 162.

[12] Beyyine: 5.

[13] Tevbe: 34, 35,Hud: 12, Kehf: 82, Furkan: 8, Şuara: 58, Kasas: 76.

[14] Şura: 38.

[15] Enbiya: 73, Hac: 41, Muminun: 4, Nur: 37, Neml: 3, Muminun: 8.

[16] Çünkü, “er-rızk” (الرزق),[16] geçim kaynağı”, ihtiyaçların temelini oluşturur. Eğer “rızk” yani geçim kaynakları değişebiliyor, genişleyip daralabiliyorsa ve bu, çalışmaya bağlı ise, bunun gözetiminin de bir yolu olmalıdır. Eğer bu gözetici “Rab” ise, bu durumda geniş bir organizasyon olmalı. Çünkü, evrensel anlamda yönetmek, tek merkezden bütün noktalara ulaşarak programlı bir faaliyet anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, de tek merkezli bir yapı kurulmalıdır.

[17] Naziat: 5

[18] Hadid: 11, 18, Teğabün: 17.

[19] Rad: 2, Rum: 8.

[20] Rad: 4, İbrahim: 37, Enfal: 7.

[21] Baqara: 110, 134, 139, 253, Enam: 165, Fatır: 10, Mucadele: 11.

[22] Baqara: 110, Rum: 39.

[23] Enam: 17.

[24] Enbiya: 79, Neml: 27, Ahzab: 36, Mumin: 68, Naziat: 5.

[25] Maide: 55.

[26] Alfred Marshal , Principles of Economics, 1890.

[27] Âraf: 156.

[28] Rum: 30.

[29] Tevbe: 18, 71, Cuma: 10.

[30] Haşr: 7, Tevbe: 34, 35.

[31] Baqara: 127, Tevbe: 79,  Rad: 2.

[32] Baqara: 43, 83, 177, Maide: 12, 55.

[33] Nisa: 49.

[34] Baqara: 44,  277, Al-i İmran: 104, 110, Maide: 54,  Nur: 37.

[35] Nisa: 49, Maide: 55, Necm: 32, Rum: 39, Âraf: 58.

[36] Nuh: 19, 20, Enbiya: 31, Taha: 53, Zuhruf: 10.

[37] Necm: 22, Zariyat: 4.

[38] Necm: 39, Tur: 21.

[39] Beyyine: 5.

[40] Naziat: 5.

[41] Baqara: 3, 254, Al-i İmran: 17, Enfal: 3, İbrahim: 31, Hacc: 35, Fatır: 29,Yasin: 47, Şura: 38.

[42] Secde: 27, Fetih: 29.

[43] Şura: 38.

[44] Baqara: 253, Enam: 165, Fatır: 10, Mucadele: 11.

[45] Kiyame: 16, 17, 18, 19.

[46] Zekâtın vergi olup olmadığı öteden beri  tartışılagen bir konudur. Geleneğin de bu konuda rasyonel bir açıklaması yoktur. Eğer zekât “ita” edilecek bir şey ise bu nasıl yapılır? Bunun gerçekçi bir yolu olması gerekir. Çünkü bu, bir şeyi vermek yahut ödemek değildir. Kaldı ki bu sorumluluk Mü’minlere yüklenmiş bir sorumluluktur. Yani uzmanların yapması gereken bir iştir. Bu bir eylem de ifade etmez. Kelimenin yapısı buna müsait değildir. Eğer “zekât”, iddia edilidiği gibi “sadaka” olsa idi, bu durumda yine Kur’an’ın tanım olarak ortaya koyduğu “fahşa” başlığı altında olan ama farklı bir statüye sahip bulunan “zina” kavramının da bu mantıkla açıklanabiliyor olması gerekirdi. En basit hâliyle, zina da bir “fahşa” çeşidi olmasına rağmen, “fahşa” için öngörülen yaptırımları içermez; yani kendisine özgüdür. Metodolojik olarak da aynı olarak değerlendirilemez.

Eğer kavramlar aynı anlamı ifade ediyor ve aynı çerçeveye sahipseler, neden farklı kelimelerle ifade edildiği açıklanabilmelidir. Fakat Kur’an metodu açısından bu mümkün değildir. Kur’an’daki hiçbir ifade, geleneksel uygulamaları haklı çıkaracak mantıklı bir sonuç üretmeye yetmez. “Sadaka” konusu zaten başlıbaşına ciddi bir çelişki teşkil eder ki bu zaten sistem açısından göz ardı edilmektedir. Çünkü zekât, vergiye değil; mevduata dayanır. Yani infakların bankaya ikraz edilmiş varlıklara dayandığı bir sistemi ifade eder

[47] Baqara: 43, 110, Nisa: 77, Tevbe: 18, Enbiya: 73.

[48] Baqara: 43, Maide: 12, Âraf: 156, Tevbe: 11, Tevbe: 71, Beyyine: 5.

[49] Baqara: 43,110,277, Nisa: 162, Maide: 55,Tevbe:71, İbrahim: 31, Enbiya: 73, Hac: 41, Muminun:4

[50] Baqara: 110, 277,  Nur: 36, 37, 56, Rum: 39.

[51] Baqara: 110, Âraf: 156, Ahzab: 33.

[52] Baqara: 43, 110, 277, Nur: 56, Neml: 3.

 




YorumYap

Son Eklenen Makaleler
Süleyman Karagülle
Türkler
18.10.2019 5 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kooperatif-5: Tarım ve ormanda kooperatif çözümleri
18.10.2019 22 Okunma
3 Yorum 18.10.2019 07:10
Süleyman Karagülle
Yeni Proje
17.10.2019 61 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kooperatif-4: Kooperatifçilik alternatif değil mecburiy
17.10.2019 49 Okunma
2 Yorum 17.10.2019 11:13
Hikmet Güveloğlu
Omuzdan Kesilmiş Kolumuz Bizim 11/4/2017
16.10.2019 623 Okunma
Süleyman Karagülle
Dün ve bugün
16.10.2019 94 Okunma
Süleyman Karagülle
Mahvetme
15.10.2019 113 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kooperatif-3: Kooperatifçiliğimizin genel durumu…
15.10.2019 56 Okunma
3 Yorum 16.10.2019 14:48
Süleyman Karagülle
Esad’ın Durumu
14.10.2019 120 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kooperatif-2: Kooperatiflerin sorun çözme kabiliyeti
14.10.2019 72 Okunma
8 Yorum 14.10.2019 18:13
Süleyman Karagülle
BATI DÜZENİNDE EKONOMİ
13.10.2019 160 Okunma
1 Yorum 14.10.2019 16:48
Süleyman Karagülle
İSLAM DÜZENİNDE EKONOMİ
13.10.2019 240 Okunma
1 Yorum 14.10.2019 16:48
Süleyman Karagülle
Yeni Oyun
13.10.2019 97 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kooperatif-1: Suriye sorunu ve bütün sorunlar...
13.10.2019 96 Okunma
3 Yorum 14.10.2019 18:14
Süleyman Karagülle
Sermaye’nin Planı
12.10.2019 86 Okunma
Reşat Nuri Erol
DEPREM-8: İSTANBUL DEPREM MERKEZI
12.10.2019 80 Okunma
4 Yorum 12.10.2019 06:30
Süleyman Karagülle
Derin Sermaye Zorda
11.10.2019 151 Okunma
Reşat Nuri Erol
DEPREM-7: İstanbul’u depreme hazırlamak…
11.10.2019 98 Okunma
3 Yorum 11.10.2019 15:40
Reşat Nuri Erol
M.Tekelioğlu;Masamdaki birkaç kitap… Suriye’ye girmek..
11.10.2019 72 Okunma
Süleyman Karagülle
Kürtler ve Türkler
10.10.2019 150 Okunma
Reşat Nuri Erol
DEPREM-6: Binaları ve sistemi sağlamlaştırmak
10.10.2019 71 Okunma
2 Yorum 10.10.2019 08:45
Hikmet Güveloğlu
PKK Lağvedilecek Lakin Huzur Gelmeyecek (Hatırlatma)
9.10.2019 947 Okunma
Süleyman Karagülle
Bana göre
9.10.2019 138 Okunma
Reşat Nuri Erol
DEPREM-5: Hukuk ve sivil savunma sorunları…
9.10.2019 85 Okunma
2 Yorum 09.10.2019 09:34
Süleyman Karagülle
Suriye sorunu
8.10.2019 161 Okunma
Süleyman Karagülle
İstanbul Zelzele Merkezi
7.10.2019 164 Okunma
Süleyman Karagülle
İstanbul’u Depreme Hazırlamak
7.10.2019 150 Okunma
Reşat Nuri Erol
DEPREM-4: İkinci sorun ekonomik sorundur…
7.10.2019 99 Okunma
6 Yorum 07.10.2019 09:07
Reşat Nuri Erol
DEPREM-3: Millî Gazete yazarları uyarıyor…
6.10.2019 116 Okunma
3 Yorum 06.10.2019 23:26
Reşat Nuri Erol
DEPREM-2: Sistem düzelmedikçe düzelmez…
5.10.2019 107 Okunma
3 Yorum 05.10.2019 12:03
Hikmet Güveloğlu
Kurtuluş Reçetesi
4.10.2019 3171 Okunma
2 Yorum 04.10.2019 20:13
Reşat Nuri Erol
DEPREM-1: İstanbul Depremi vesilesiyle uyarı
4.10.2019 143 Okunma
3 Yorum 04.10.2019 08:55
Reşat Nuri Erol
Mehmet Tekelioğlu; ‘Düşünen Şehir’
4.10.2019 96 Okunma
Süleyman Karagülle
Siyaset ve Futbol
3.10.2019 191 Okunma
Reşat Nuri Erol
On yıl önce-on yıl sonra; yine tohumun hikâyesi-8
3.10.2019 140 Okunma
3 Yorum 05.10.2019 09:28
Süleyman Karagülle
Azınlık değil ittifak
2.10.2019 157 Okunma
Reşat Nuri Erol
On yıl önce-on yıl sonra; yine tohumun hikâyesi-7
2.10.2019 139 Okunma
4 Yorum 05.10.2019 09:27
Süleyman Karagülle
Kendi kuyusu
1.10.2019 205 Okunma
Reşat Nuri Erol
On yıl önce-on yıl sonra; yine tohumun hikâyesi-6
1.10.2019 142 Okunma
3 Yorum 05.10.2019 09:27
Süleyman Karagülle
Boş yere
30.9.2019 182 Okunma
Süleyman Karagülle
BORÇLAR; Biz Borçları Nasıl Ödeyeceğiz?
30.9.2019 237 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:46
Süleyman Karagülle
Sermaye’nin Hedefi ve Kur’an’ın Dedikleri
30.9.2019 257 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:46
Reşat Nuri Erol
On yıl önce-on yıl sonra; yine tohumun hikâyesi-5
30.9.2019 162 Okunma
3 Yorum 30.09.2019 10:46
Süleyman Karagülle
Borç ve Faiz
28.9.2019 201 Okunma
Süleyman Karagülle
Yanlış siyaset
28.9.2019 188 Okunma
Süleyman Karagülle
Savaş
28.9.2019 165 Okunma
Süleyman Karagülle
TEDBİR
28.9.2019 195 Okunma
Süleyman Karagülle
Uygarlıklar
28.9.2019 135 Okunma
Reşat Nuri Erol
On yıl önce-on yıl sonra; yine tarım ve tohum-4
28.9.2019 179 Okunma
2 Yorum 28.09.2019 09:25
Reşat Nuri Erol
On yıl önce-on yıl sonra; yine tarım ve tohum-3
27.9.2019 201 Okunma
2 Yorum 27.09.2019 07:39