Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.8.2012
6093 Okunma, 25 Yorum

ALLAH’I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI

31.07.2012, İZMİR

 

- Hoş geldin evlat; hayrola, çok neşeli görünmüyorsun?

- Alabaş Koca; herkes ya çok şaşkın, ya da Ramazan rehaveti içinde görünüyor. Bir iki tepkinin dışında ortalıkta ses seda yok. Platform dışından bir kişi, “Bu da ne böyle, deli saçması şeyler. Devlet ne zamandan beri Allah oldu?” gibisinden bir cevap vermiş. Sanki sen “DEVLETİ KUTSUYORMUŞSUN” gibi bir algı oluşmuş. Doğrusu benim aklım da durulmuş değil. Şu Allah’ı, önce Allah’ın zatını, biraz daha anlatabilir misin bana?

 

ALABAŞ KOCA başladı anlatmaya:

“O zaman, şu SIFIR’a doğru gitmemiz gerek. Hani; zamanın olmadığı, mekânın olmadığı, hiçbir şeyin olmadığı, sıfırın kendisinin de olmadığı o olmayana noktaya. Hani sen bir makalende yazmıştın ya, “sıfır ve sonsuz, matematiğe ait kavramlar değildir” diye. Felsefeye ilgi duyan arkadaşlar buradan başlayabilirler, zira SIFIR, felsefeye ait bir tanımdır.

 

Sadece Allah var ve başka hiçbir şey yok olsun. Bu Allah da, bizim idrakle algıladığımız o mükemmel (SAMED)varlık olsun. Kendisi var ve mükemmel ama onu ve vasıflarını bilecek, tanıyacak ve tasdik edecek hiçbir varlık yok. Sen olsan ne yapardın evlat, nereden başlardın? Hani bir zamanlar koskoca Çin Devleti, Birleşmiş Milletler tarafından tanınmadığı için ne yapacağını bilemiyordu. Resmen tanınmak, hukuken tanınmak, resen tanınmak, her nasıl olursa olsun ama tanınmak önemlidir hem de çok önemli. Bu hem seni tanımıyorlar manasına, hem de seni kâle almıyorlar, muhatap almıyorlar manasınadır.

Bana göre O, önce (bu öncelik ve sonralık bize göredir bilirsin), ŞUUR’u (Türkçesi BİLİNÇ olsa gerek) var etti. Bilirsin tartışmış eskiler, Allah’ın sıfatları, isimleri, yani diyelim ki yetenekleri de onunla beraber zorunlu mudur, yoksa onları da o mu yaratmıştır? Bunu şimdilik bir kenara koy, dursun bakalım. Sen bunu biraz düşünürken ben sana laf olsun diye bir fıkra anlatayım…

 

Aslan ile Öküz arkadaş olmuşlar, gezip eğlenip güzel bir gün geçirmişler ve akşamın epey geç bir saatinde; Aslan, Öküze dönüp, “Öküz kardeş epey geç oldu, benim gitmem gerek. Yoksa evdeki kızar” demiş. Öküz epey şaşırmış ve “Aslan kardeş, bu nasıl olur? Siz ki ormanın kralısınız, kimseden korkunuz olamaz değil mi? Aslan, “öküz kardeş; evde beni, seninki gibi bir inek beklemiyor, benim evde bekleyen de bir aslan” demiş…

Durup dururken bunu sana niye anlattım diye düşünüyorsun değil mi? Şimdi ben sana, “TANRI AÇMAZI, TANRI PARADOKSU” adını verdiğim durumu anlatmaya çalışayım:

Allah her şeyi yaratmaya kâdirdir değil mi? Ne irade ederse, ona “OL” der ve o da oluverir. Peki, ALLAH, BAŞKA BİR ALLAH’I YARATABİLİR Mİ? Kendisinin aynı olan, tüm sıfatları ile muttasıf aynı Allah’ı yaratabilir mi? Eskiler bu sorunun cevabına “hayır” demişler. Allah, her şeyi yaratabilir, sadece Allah yaratamaz… Peki niçin..?

 

Yeniden ilk duruma gelelim. Allah var ama kendinden başka onun var olduğunu bilecek kimse yok. Bütün evreni nebatat, hayvanat, bakteri, virüs ile doldursan, onların türlü türlüsünü halk etsen; bunlar Allah’ı idrak edebilirler mi? Bunlar şuurlu varlıklar değil ki, onu bilebilsinler. Bu bilme için, sadece onu görmek de yetmez. Nazar eden sadece görür, müdahale etmez. Bir nevi görgü şahitliği gibidir. Rü’yet, rey etme ise görüp fiilî müdahalede bulunmak demektir. Rai/Çoban güttüğünü görür, gözetir ve gerektiğinde onlara FİİLİ müdahale eder. Basar eden ise gördüğünü SENTEZ ve ANALİZ eder. O müşahede ettiği verilere bir proses/süreç uygular. Böylece gördüğünü akıl süzgecinden geçirip, rafine eder ve bir sonuca ulaşır. Allah’ın kendisini tam hakkıyla, tüm sıfatları ile bilecek varlık, ancak kendisi gibi olabilir. Bunu geçen sefer sana söylemiştim, sen de yazmışsın. Yarattığı varlığın şuurlu olması yetmiyor, Allah’ı bilebilmesi için onun tüm sıfatlarını taşıyor olması lazım ki, anlayabilsin ve takdir edebilsin. Bunu anlayabilmen için; sana, görmeyenle, duymayanın misalini vermiştim.

 

-“EVDEKİ DE ASLAN, EVDEKİ DE ASLAN!” diye bağırmaya başlamışım, farkında olmadan…

Alabaş Koca: “Evet evlat, şimdi anladın mı demin sana o fıkrayı niye anlattığımı? Allah iki olunca, ikisi de birbirinin aynı olunca, hangisi hangisini yok edebilir? Yok edemez değil mi? İlkini ne kadar güçlü, ne kadar güçlü düşünürsen düşün, madem ki aynını yaratmıştır (kendisi mükemmel olduğu için daha mükemmelini yaratma söz konusu olmayacaktır), diğeri de aynı güçlerle muttasıftır. Bu ise, onu yok etmeğe KENDİNİN DE gücü yetmez demektir. Tanrı’nın “gücünün yetmemesi” gibi durum düşünülemez, eğer bir acziyet varsa o varlık tanrı olmaz. Bunun imkânsızlığı bir yana, hiç kimse böyle bir şey istemez. Hiç kimseden de böyle bir şey beklenmez. Kendisini anlamak için kendisi gibisini yaratamıyor, ya da yaratmıyor, ama böyle bir varlığı yaratmazsa, o zaman kendisini ve vasıflarını kimse bilmiyor. Bu durumda da var olmanın, var olduğunu sanmanın bir anlamı olmaz ki…”

 

Dedim: “Alabaş Koca, bu ancak tanrıya yakışacak çapta bir açmazdır. Bu açmazın bir açarı yok mudur? Yaratsa olmuyor, yaratmasa bilinmiyor… Ne yapması lazım sence? Sen olsan ne yapardın?

 

Dedi: “Evlat, ben sana yine bir hikâyecik anlatayım da; sen bir yandan, Alabaş Koca’nın bunu anlatmaktaki muradı ne ola ki? diye düşünürken, ben de, Allah’ın çözümünü tam olarak bilmiyorum ama ben olsam ne yapardım, sana onu anlatmaya çalışayım.”

 

Eski pehlivanlar 40 oyun bilirlermiş. Kendilerine çırak yetiştirirken, ona bildikleri oyunların 39 unu öğretir, birini öğretmezlermiş. Bunu bilmeyen çırak, bir gün yeterince özgüveni oluştuktan sonra, ustasını da yenmeğe kalkarsa, usta, o öğretmediği 40 ıncı oyunla onu yener ve esas ustanın kim olduğunu ona hatırlatırmış…

 

“Senin bedeninde yaklaşık olarak 100 trilyon hücre var. Her bir hücre kendi içindeki programı sayesinde kendi işlevini yapıyor, bedeninle ticaret yapıp, ondan bir şeyler alıyor, ona bir şeyler veriyor. Doğuyor, gelişiyor, iletişim kurup, neyi nasıl yapması gerektiğini biliyor, üretim yapıyor, bedene atıklarını veriyor,  sonunda da ölüyor. Tırnağındaki bir hücrenin, karaciğerindeki bir hücreden haberi bile yoktur ama onlar genel bir dengenin, üstün bir dayanışmanın fertleri olarak ortak bir yaşam sürüyorlar. Kimileri ölüyor, yerine yenileri geliyor, kimilerinin yeri doldurulmuyor. Senin bedenindeki bulunan (Nominal olarak) 100 trilyon hücre, 100 yıl yaşıyor ve yerini senin bir benzerine terk ediyor.

 

Ben olsam tam da böyle yapardım. Kendimi tanıyacak bu yeni varlığı(bir açıdan bakarsak düşük düzeyli bir rakip olacak bu varlığı); tek parça değil, binlerce, milyonlarca hatta trilyonlarca pikselden oluşan, her pikselin kendi içinde özgün ve kendi kendine yeterli olacağı ama tamamı bir araya gelmeden de bütünü oluşmayan bir varlık olarak tasarlardım. Bu da yetmez, bütünün oluşmasını da zamana bağlar, milyonlarca, milyarlarca yılda bu oluşumun tamamlanmasını öngörürdüm.

 

Her bir insanı en uygun kıvamda (“… fi ahseni takvîm…”) tasarlar, ama en yüksek popülasyonunu da (insan vücudundaki hücre sayısı kadar) 100 Trilyon (bu sayıyı biraz daha düşünmemiz gerek) insan olarak tasarlayıp, bunların tam ve mükemmel, yani kendisini kavrayacak düzeye gelmesi için de 100 milyar yıl ön görürdüm. Bu 100 Trilyon hücreli varlığa insan adını verdi, ben de bu 100 Trilyon hücreli/insanlı varlığa, İNSANLIK derdim. Her canlının tâbi olduğu “erginlik teorisi” gereği, 15 Milyar yılda ergenliğe erecek ve 100 Milyar nominal yaşta da ölecektir. Bu, dev bir Yapboz/Puzzle  oldu değil mi? Bu yapboz, yavaş, yavaş dolacak, evrimleşecek, gelişecek, olgunlaşacak ve Allah’ı hakkıyla idrak edecek seviyeye gelecek. Bazıları; hangi parçanın nereye gideceğine zaman zaman, yine, bu Yapboz’u var eden Allah müdahale ediyor diyorlar. Bana göre O, insanı o kadar yeterli yarattı ki, deneme yanılma ile de olsa, akıl ve özellikle ortak akılla bulmacayı tamamlamaya devam ediyor. Bunu başaracağız evlat, çünkü Allah böyle irade etti…

 

Bizim dünyamız ortalama 10 Milyar nüfusludur. İnsan sayısı buralara geldiğinde, artan refah seviyesinin bir sonucu olarak, doğurganlık azalacak (zaten giderek azalmakta) ve dünya nüfusu 10 Milyarın etrafında salınım yapacaktır. Demek ki,  bizim dünyamız gibi 1000 dünyaya daha ihtiyacımız var. Halbuki bizim galaksimiz gibi, nominal olarak söylüyorum, 100 milyar Galaksi var Evrende ve her Galakside de, nominal olarak 100 Milyar Güneş/Yıldız var. Eğer her Galakside bir yaşanabilir Dünya varsa, İnsan sayısı hemen 1 Seksilyon (10^21) olacaktır. Her Galakside birden çok insanlı dünya varsa, sen rakamları nasıl arttırabileceğini biliyorsun. Dünyadan başka yerde İnsan yoksa, o zaman tüm evrene buradan yayılacağız demektir. Yeteri kadar, yaklaşık 86 Milyar yılımız olduğuna göre, bu sürede Evreni rahat rahat doldururuz diye düşünüyorum. Bu durumda 100 Trilyon İnsan iyi bir rakam gibi görünüyor, bana…

 

“Sen bir makalende yazmıştın, ben de oradan başlayayım. Allah ŞUUR’u yarattı, bunu yaşatacak olan RUHU (PROGRAMI) OLUŞTURDU. Bilinci ve idraki sağlayan bu programdır. İnsanı da şuurlu olarak tasarlayacağı için, bu Şuur programından her insana yükledi. Her program gibi, bu da bir kompüterde çalışabilir. Bu kompüter senin beynindir. Kendi içinde prosesler yapar ve rüya gibi, ilham gibi, vahiy gibi kablosuz bağlantılarla da dışarıdakilerle iletişim kurar. Bu kompüterin çalışabileceği enerjinin üretilebilmesi için senin bedenine ihtiyaç vardır, senin bedenini de bunun için var etti. Senin bendinin oluşabilmesi ve yaşayabilmesi için Arza, o Arzların oluşabilmesi ve devinebilmesi için de bu koskoca evrene ihtiyaç vardır. Bu koskoca evren; senin beynindeki programın çalışabilmesi ve en az 100 Trilyonluk insan neslinin yayılabilmesi için var edilmiştir.”

 

“Artık ekranlarımızı, resimlerimizi piksel sayıları ile tarif ediyoruz değil mi? Bir birim karede ne kadar çok piksel varsa, o kadar kaliteli görüntü oluşur değil mi? Geçen sefer sana Allah’ın aynadaki görüntüsünden bahsetmiştim. İşte o Allah’ın görüntüsündeki pikseller insanlardır. Sürekli piksel sayısı artmakta, piksellerin bilinçleri ve ilmi seviyeleri artmakta, eskilerin yerine daha mücehhez pikseller gelmekte ve resim giderek netleşmektedir. Bu tablo; statik değil, dinamik bir tablodur. Allah için her zaman bir zaman; her yer de bir yer gibidir. Ama bizim için böyle değildir. Biz zamanı ve mekânı zorunlu yaşamaktayız. Bizler gittikçe çoğalmakta, gittikçe sosyal olarak ve ilmi olarak gelişmekteyiz. Bana göre Allah’ın kendisinin bilinmesini ve tanınmasını sağlayacak olan şuurlu varlık, insandır. Cinleri de buraya dâhil edenler vardır ama, Kuran’da onlara ruhundan verip vermediğine dair bir beyanı yoktur. İnsana verdiğini ise açıkça beyan etmektedir.”

 

“Sen erginlik teorisi kitabında yazmıştın; Adem oğullarının nominal yaşı 100.000 yıldır diye. Son Nebi ve Resul Hz. Muhammed ile ergenliğe ermişler, hukuken artık mümeyyiz yaşa gelmişler ve kalan 85.000 yıllık ömürlerinde, tasvirleri Kuran’da ip uçları olarak verilmiş olan Cennet hayatını oluşturacaklardır. Bu safhadan sonra Cennet hayatına geçilecek, tüm İnsin(ve evrenin) erginlik yaşı olan 15 milyar yılın dolmasına kadar kalan 1 milyar yıldan az fazla zamanda da, TAYY-İ MEKAN VE TAYY-İ ZAMAN özelliğini kazanarak; başta ilmi seviyeleri olmak üzere, daha da gelişeceklerdir. “Vechullah ve Vech-i Rabb” burada değildir. O, bundan sonraki safhanın sonunda tezahür edecektir. Bu ilmi ve sosyal evrim ve teknolojik gelişme hiç bitmeyecek ta ki…(?)

 

Kalan 85 Milyar yılın dolması ile “… sümme ileyna turceun…” ifadesi tahakkuk edecektir. Yani tablo o zaman tamam olacak, Allah’ın tam bir görüntüsü, sureti tezahür edecektir. Bundan kastım; Allah’ın bilinmesi, kavranması ve idrak edilmesidir, bu Allah’ın Vechidir. Zira biz onun zatını, aslını göremeyiz.  Vechini basar ederiz. Sen bu “…sümme ileyna turceun…” ifadesini, “sonra bize döndürüleceksiniz / sonra bize dönersiniz / sonra bize dönüşürsünüz…” gibi anla… Hallaç’ın söylediği de bu olsa gerek. “Ben bu tablonun bir pikseliyim, öyleyse ben ondanım ve oyum” önermesini, böyle anlamaya çalış.

 

Her birimiz piksel, piksel ondan bir parçayız, tek başımıza onu temsil ve ilzam etmeyiz, onu temsil ve ilzam eden topluluktur demem, bundan dolayıdır. İşte Allah’ın başka bir Allah yaratması böyle bir şeydir. En sonunda ve ancak beraberce onu idrak edebiliriz, onu bilebiliriz. Problemi koyan da o, problemi çözen de o. Paradoksu güzel çözmüş, değil mi? Biz ise anlamaya çalışıyoruz, hepsi bu. Madem fıkralarla başladık, bir fıkra ile bitirelim evlat:

 

Bilim adamları sonunda insanı yaratmayı başarmışlar. Demişler, “Gidelim Tanrıya bunu söyleyelim.” Tanrının huzuruna varmışlar. Tanrı sormuş, “Buyurun, ne için gelmiştiniz? Sözcüleri; “Artık biz çok geliştik, her şeyi öğrendik. Biz de insan yaratmayı başardık.

Tanrı; “Çok güzel, tebrik ederim. Peki, nasıl yapıyorsunuz?” demiş. Sözcüleri; “Biz de aynen, senin yaptığın gibi yapıyoruz. Şuradan bir avuç toprak alıyoruz ve “ der demez, Tanrı “Bir dakika” demiş, “Herkes kendi toprağını kullansın”…

Allah’ım sen mükemmel ve münezzehsin. Benim bu anlattıklarım, anlayabilelim diye söylediğim benzetmelerdir. Aslını nasıl olsa sen bize 86 Milyar yıl sonra gösterirsin” diye dua ederek bitirdi yaşlı Alabaş Koca sözlerini…

Saygılarımla.

H.Kayahan

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Sam Adian
06.08.2012
13:26

Maasselam…. … yarım kalmış Allah'ı kavrama çabası olmaktan öteye gidemez… Sayın özdemir, sizin “yarım olmayan Allah kavramını tanımlamanızı görelim” Beni silkelemek istediğiniz belli oluyor, e hadi kolay gelsin o zaman fakat göz ucuyla olmasa daha iyi olacak gibi…. 1. Paradoxu üreten ben değilim. Ben sayın Kayahan’ın paradoxu üzerine bilinmeyen, tanımı yapılamayan bir şeyin somutlaştırılabilmesinin nasıl mümkün olduğunu sormaya çalıştım. Bu herhalde anlaşılıyor. 2. Sayın Kayahan, “yokluk varlıktan nasıl büyük olabilir” diye soruyor. Matematikte olmaz. Çünkü matematikt varlık içindir. Ama bu soru da açıktadır: “eğer yokluk varlıktan büyük değilse, varlık nasıl oluyor da yokluğun içinde olabiliyor?” Varlık büyük olsaydı, Yokluk varlığın içinde olmalıydı, veya Allah da varlığın içinde olmalıydı. Ama madem soramıyoruz, cevabınıda bulamayız sanırım.

3. Benim Allah kavramına ilişkin tanımlamalarım var ama henüz onları yazmış değilim. Ben sadece Sayın Kayahan’ın yöntemini ve sonuçlarını sorguladım. Kayahan bir nevi “Insan tanrı gibidir” dedi. Bunu geçmişte söyleyenler oldu. Ama insan Tanrı olamadı. Ne zaman olur onu da bilemem. Üstelik Tarifi olmayan bir Tanrı’ya benzeyen insan. Yani çelikilere dikkat çekmek istedim, (bana göre tabii) bu kadarında bile tıkanıverdi.

4. Sıfatlar ile ilgili olarak, “biz Tanrı’yı onun imzalarından biliyoruz” dedim. Elbette sıfatlar onu anlamak içindir ama bu onu tanımlamak için yeterli değildir. Yeterlidir diyenler de olabilir. Ama yetmediği ortadadır. Çünkü yeterli olduğunu söyleyenler Tanrı’yı insan benzetebiliyor. Veya tanrının görüntüsünü topluluğa atfedebiliyor. Demek ki yetmiyormuş. Ama sayın Özdemir'in bu konuda söyleyecek derinlikli açıklamaları varsa dinleriz elbette.

5. Özellikle vurguladığım şey şudur: Devleti tasarlarsınız, bu devletiniz Rahman da olabilir, ama bu Allah’a ait bir özellik olmaz. Devlet ancak rahmani olabilir. Allah rahmandır ama rahman Allah değildir. Sayın üstat müsterih olunuz, geçinmek için gönüllüyüz  Fıkralar sempatik duruyor. Sizi Elmalarla tahrik ettiğim için üzgünüm, sanki Mr. Özdemir de tahrik olmuş gibi görünüyor. Iftara kadar sabredin artık ne diyelim Vesselam

Sam Adian
06.08.2012
13:31

Bir şeyi daha ilave etmek için dayanılmaz bir istek duydum içimden, umarım bağışlarsınız.

"yokluk varlıktan büyüktür" ifadesinin matematikte olamayacağını söyledi Kayahan. Bu konuda benim delillerim var.

Ama benim sormak istediğim "Varlık daha büyükse, Tanrı nerdedir" sorusudur. Herhalde matematiğin bunu da açıklayacak bir formülü vardır. Delili varsa tabii.

Genelde matematik "sıfır" der çıkar işin içinden veya sonsuz der biter. Ama bu kadar basit değil herhalde.

Efendim vesselam

Harun Özdemir
06.08.2012
15:55

Mr. Adian, size hayranım! Lütfen, bu duygumla alay etmeyin! Adeta tek kişilik bir okul gibisiniz! Ben The Sam Adian Times'ı yayın hayatına kazandıramadım ama siz, yüzlerce soruyu yığdınız masamın üzerine, her saat başı da yeni sorular göndermeye devam ediyorsunuz! Şimdilerde projeyi biraz daha büyütüp size hitap eden 30 ciltlik bir Sam Britannica yı mı fasikül fasikül yayımlasam diye, derin derin düşünmeye başladım!

Paradoksal soruları çoğaltarak, soruya soru eklemek mümkün! Buna tevessül etmek, Kelam'dan ve felsefeden sayılmaktadır. Ama kimsenin "Allah'ım seni görmek istiyorum!" demeye cesareti yok! Ama "...len terânî..." yi kanıt olarak ileri sürmeyi ve onun üzerinde konuşmayı seviyoruz. Oysa "...len terânî..." hitabına muhatap olmak bile görmek kadar önemlidir.

Kimse "Madem ölüleri diriltiyorsun, dirilt de göreyim!" demek aklına gelmiyor, geldiğinde de "tevbe estağfirullah" diyor. Oysa doğrudan ve aracısız "İnanmıyor musun?"u duymak da ölülerin dirildiğini görmek kadar ikna edicidir!

Bence "Allah'ın seni görmek ve seninle konuşmak istiyorum!" dileği matematiksel kanıtlardan çok daha önemli...

Sayın Kayahan, Alabaş Dede ile aran iyi olduğu anlaşılıyor. Bir dahaki görüşmenizde "Bazı kendini bilmezler Allah'ı ve ölülerin nasıl diriltildiğini görmek istiyor hocam, fetvan nedir?" diye sual ederseniz çok memnun olacağız.

Şimdiden hayırlı iftarlar olsun!

Sam Adian
06.08.2012
17:19

Dear Mr.Ozdemir

ya da The Great Thinker of Ozdemir Herhalde iltifat ediyorsunuz, efendim bilmukabele… Hazır şu … len terani… meselesi gündemdeyken benim yine takıldığım bir husus var. Eminim sizin bu konuda derin tezleriniz vardır. “Ve lemmâ câe mûsâ li mîkâtinâ ve kellemehu rabbuhu kâle rabbi erinî enzur ileyk, kâle len terânî ve lakininzur ilel cebeli fe inistekarre mekânehu fe sevfe terânî fe lemmâ tecellâ rabbuhu lil cebeli cealehu dekkan ve harra mûsâ saıkan, fe lemmâ efaka kâle subhâneke tubtu ileyke ve ene evvelul mu’minîn” Malum A’raf 143. Ayet. Madem masanızın üstü sorularla birikti bir tane daha eklesek sakıncası yoktur herhalde. Mesela “Rab” kimdir. Ayette …Len terani.. diyenin Rab olduğu anlaşılıyor. Ayette “Allah” kelimesi hiç geçmiyor. Hani diyorsunuz ya, “doğrudan ve aracısız olarak … len terani. Hitabına muhatap olmak görmek kadar önemlidir” diye. Bu durumda …. Len terani… diyen kim? Veya Rab kim? Allah’I görmeyi dilemek kimsenin aklına gelmiyor da, acaba bunun kayıtlarda olmamasından veya “Allah” olgusunun bizde olgunlaşmamış/gelişmemiş olmasından kaynaklanma olasılığı nedir sizce? Hani şu görmediğimiz ama arada sırada şekillendirdiğimiz olgu. Efendim hissiyatınıza sevgilerimi sunuyorum Vesselam

Hüseyin Kayahan
06.08.2012
22:06

Fikirleri aşıp, kişileri hedefleyen yorumlara katılmayacağımı daha önce beyan etmiştim. Bir yandan kişilere yönelik eleştirisel yorumlar, diğer yandan eskilerin tabiri ile "CEDEL" den başka bir şey olmayan polemikler sahnesinde ben olmayacağım, müsadenizle. Üstadın tabiri ile, "İçtihada evet, cedele hayır".

Yazıyorsam, saygımdan; susuyorsam edebimdendir.

Saygılarımla.

H.Kayahan

Sayfa: 3 / 3 (25 Yorum)Prev12[3]Next


YorumYap

Çok Yorumlanan Makaleler
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 41975 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 25102 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Mete Firidin
Hz. Adem’in Kaburgası
25.4.2012 11360 Okunma
59 Yorum 28.04.2012 13:42
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.5.2012 9213 Okunma
58 Yorum 13.05.2012 06:56
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 14504 Okunma
53 Yorum 28.02.2014 13:04
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 17968 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Mete Firidin
Nuh’un Gemisi ve Cudii
12.1.2014 11542 Okunma
45 Yorum 05.02.2016 23:06
Sam Adian
IŞLEVSIZ TANRI...!
9.9.2012 8986 Okunma
42 Yorum 18.09.2012 01:06
Sam Adian
KAT'a ve NEFY - KAVRAMLAR
7.4.2012 6794 Okunma
34 Yorum 10.04.2012 09:17
Sam Adian
EN IYI ANAYASA YAZILI OLMAYANDIR.....
7.7.2012 7812 Okunma
34 Yorum 10.07.2012 22:30
Cengiz Demirci
Sam Adiyanı hakeme davet ediyorum
10.7.2012 8743 Okunma
34 Yorum 15.01.2013 10:44
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 16463 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 22126 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK
27.7.2012 6942 Okunma
32 Yorum 15.08.2012 10:48
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 22442 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Harun Özdemir
Evlenme hakkı üzerine
11.7.2012 6649 Okunma
30 Yorum 18.07.2012 19:12
Lütfi Hocaoğlu
Bilgisayardan Kuran Öğrenmek. Ruhu-l Kuran Projesi
1.8.2009 7329 Okunma
27 Yorum 04.10.2019 15:50
Sam Adian
SOSYAL KAPITALIZM.
21.3.2012 9028 Okunma
27 Yorum 23.03.2012 04:25
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.8.2012 6093 Okunma
25 Yorum 06.08.2012 22:06
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 14396 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Sam Adian
KAT'A ve NEFY
31.3.2012 8401 Okunma
24 Yorum 11.04.2012 01:44
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 15547 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Sam Adian
Varlığın Rabbi....
28.8.2012 6655 Okunma
24 Yorum 05.09.2012 10:43
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 18057 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 16316 Okunma
24 Yorum 28.10.2015 06:25
Sam Adian
DARB-I MESEL VE YETKI GASPI
8.3.2012 5619 Okunma
22 Yorum 11.03.2012 16:10
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 17151 Okunma
22 Yorum 25.04.2012 11:11
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ YORUMLAR: SALSAL VE TUFAN HK.
13.10.2013 7223 Okunma
22 Yorum 18.10.2013 15:10
Cengiz Demirci
Süleyman Akdemir'in Erbakan Vakfına Teklifi
4.2.2015 11419 Okunma
21 Yorum 17.02.2015 09:32
Sam Adian
HMR ve SONUÇ
16.3.2012 6134 Okunma
19 Yorum 22.03.2012 23:51
Hüseyin Kayahan
ORUÇ ve RAMAZAN
29.6.2014 4713 Okunma
19 Yorum 20.07.2014 07:59
Sam Adian
HADIM'DAN ZINAYA
12.7.2012 6060 Okunma
18 Yorum 13.07.2012 10:00
Özer Ataç
Karagülle ile oruç tartışması
7.8.2012 4913 Okunma
18 Yorum 17.08.2012 18:42
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 20520 Okunma
18 Yorum 06.04.2013 11:36
Mete Firidin
Şeriata Göre Kadınların Dövülebilmesi?
16.3.2014 11150 Okunma
18 Yorum 20.03.2019 10:45
Mete Firidin
Kuran’da Tasavvuf ve Lahid Köklü Kelimeler
8.5.2014 8167 Okunma
18 Yorum 10.05.2014 11:22
Süleyman Karagülle
D E R G I !
29.4.2017 2778 Okunma
18 Yorum 16.05.2017 08:11
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 33935 Okunma
17 Yorum 28.02.2012 11:26
Sam Adian
YAPISAL ILKELER - KARAR MEKANIZMALARI
29.3.2012 5103 Okunma
17 Yorum 31.03.2012 20:26
Harun Özdemir
Adem Tiflis'te insan oldu!
26.6.2012 6000 Okunma
17 Yorum 05.07.2012 21:40
Mete Firidin
Cennetteki Khamr
28.5.2015 10858 Okunma
17 Yorum 29.05.2015 19:00
Sam Adian
SLT ve SISTEM Toplu değerlendirme ve cevaplar
19.2.2012 5519 Okunma
16 Yorum 24.02.2012 01:08
Sam Adian
UTANMAZLIK ZINA MIDIR?
13.7.2012 6883 Okunma
16 Yorum 14.07.2012 21:14
Sam Adian
RIBA VE EKONOMI
7.3.2012 7494 Okunma
15 Yorum 09.03.2012 06:04
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 21120 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Sam Adian
EKIMUS SALAT - Namaz bir Ritüel midir?
1.2.2012 10185 Okunma
14 Yorum 12.02.2012 15:08
Mete Firidin
Rahmet ve Şeriat
19.3.2012 4981 Okunma
14 Yorum 27.03.2012 21:05
Mete Firidin
Hamr ve Humr
12.4.2012 6288 Okunma
14 Yorum 02.05.2012 15:51
Mete Firidin
Adet Görmekteyken Kadın Namaz Kılabilir mi?
14.6.2018 2963 Okunma
14 Yorum 19.06.2018 16:58
Mete Firidin
Âdemoğlu Şeytanın Halifesidir
22.3.2019 1533 Okunma
14 Yorum 27.03.2019 17:22