Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1019
Müminun Suresi Tefsiri 17-22. Ayetler
22.6.2019
464 Okunma, 1 Yorum

MÜMİNUN SÛRESİ- 3. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَائِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلِينَ (17) وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّاهُ فِي الْأَرْضِ وَإِنَّا عَلَى ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ (18) فَأَنْشَأْنَا لَكُمْ بِهِ جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ لَكُمْ فِيهَا فَوَاكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ (19) وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْآكِلِينَ (20) وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا

مَنَافِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ (21) وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ (22)

 

***

وَلَقَدْ خَلَقْنَا

Va LaQaD PaLaQNAv (Va LaQaD FaGaLNAv)

“Ve halk ettik”

Sure müminleri anlatma ile başlamıştır. Hâc Suresi’nde tüm insanlığa hitap etmiş, onların birlikte nasıl yaşayacağını anlatmış, sonunda “Ey iman edenler” diyerek bu düzeni kurmakla müminlerin görevli olduklarını bildirmiştir.

Üçüncü binyıl Kur’an uygarlığını kurmakla bizi yani sizleri görevlendirmiştir, Kur’an seminerlerini okuyan herkes bu görevle görevlendirilmiştir.

Kur’an’la ilgilenen cemaatler vardır.

Bunlar da bin sene evvelki rivayetleri bırakıp da Kur’an’ı bugün anlamaya başlarlarsa onlar da bu uygarlığı kurmakla görevli olurlar.

İslam yani Allah inancını bugün kabul etmeyen kimse yoktur, herkes Allah’a inanmaktadır, herkes öldükten sonra dirilme hakkında bilgiye sahiptir.

Bugün iki görevimiz vardır. Özel fıkhımızı/hukukumuzu güncellemeliyiz. Kur’an ne emrediyorsa onu yapmalıyız. Birinci görevimiz budur. İkincisi ise kamu hukukunda boşluk vardır. O günkü saltanat yönetimi nedeniyle fakihler kamu fıkhının uzağında dolaşmışlardır. Bu boşluğun bir an önce giderilmesi gerekmektedir.

Bu surede ondan sonra müminlere rehber olsun, üçüncü binyıl uygarlığını nasıl kuracaklarını öğretsin diye insanın anne karnındaki gelişmesini özel olarak anlatmıştır.

Şimdi canlının yaşaması için kâinatın nasıl düzenlendiğini anlatmaktadır.

Kâinatı değil Güneş sistemini anlatmaktadır. Çünkü üçüncü binyılın başında Ay’a ayak basılmıştır. İnsanlık Ay’dan öteye geçme ve bir gezegene inme çabasındadır. Diğer taraftan da insanlar diğer yıldızlara kadar ulaşacaklar ve oralardaki insanlarla buluşacaklardır. Buna dair Kur’an’da henüz bir delile rastlamadım ama Güneş sistemi içinde yerleşeceğimiz Kur’an’da açıkça ifade edilmiştir. Buraya göç etme üçüncü binyıl uygarlığı döneminde olmayacak ama hazırlığı olacaktır.

وَلَقَدْ ile bu tarifler yapılmaktadır.

Türkçede geçmiş zaman, gelecek zaman ve şimdiki zaman vardır. Arapçada ve bazı batı dillerinde geçmiş ve gelecek zaman vardır, hal kipi yoktur. Yardımcı fiillerle veya harflerle tamamlanmaktadır. قَدْ kelimesi müspet fiillerde geçmişi, hale (şimdiki zamana) kadar getirir.

Türkçede قَدْ kelimesini -yor olarak tercüme edebiliriz ama eksik olur. Arapçadaki قَدْ geçmişte olmuş şimdi de devam edenler için kullanılmaktadır. Türkçedeki -yor ise şimdi başlayıp gelecekte devam edecekler için kullanılır. ‘Olmakta’ kelimesi ile tercüme edersek daha uygun olur görüşündeyim.

قَدْ جِئْتُ dersem “Geliyorum”dan çok “Gelmekteyim” şeklinde ifade etmemiz daha uygun olur.

O halde “Allah insanı topraktan yarattı” değil, “Allah insanı topraktan yaratmaktadır.” denmelidir. Yaratması hala devam etmektedir. Geçmişte 7 tarık yaptı değil, halen de o tarıklar varlıklarını sürdürmektedirler. Güneş galakside hareket ettiği için bu yollar aslında her yıl yenilenmektedir.

فَوْقَكُمْ

FaVQaKuM (FaGLaKuM)

“Fevkinizde”

فَاق ‘su dolu kuyu’ demektir. Kuyulardan su çekilince seviyesi düşer. Beklenir, sonra su seviyesi yükselir. Bu durum fevk halidir. Sonraları hayvanların süt sağma durumlarına da فُوَاق denmiştir. Zamanla su seviyemizin yukarısına fevk denir. Ufuk kelimesi ile de akrabalığı vardır. Ayaklarımızın altında kalanlara ise تَحْت denir. Üstümüzde veya altımızda olması gerekmez. Seviyenin yukarıda veya aşağıda olması yeterlidir.

Kur’an’da فوق 43, فوه 13 defa geçer. Toplam 56 (23*7) eder.

تحت 51, وءد 1 defa geçer. Toplam 52 (22*13) eder.

ف uzaklaşmadan ayrılmayı, و beraberliği, ق etkinliği gücü ifade eder.

Güneş merkez kabul edildiği zaman ilk iki gezegen Güneş’e bizden daha yakındır yani seviyeleri daha düşüktür, yakınımızdadırlar. Güneşe bizden daha uzakta olan gezegenler ise fevkimizdedir yani onların seviyeleri bizden daha fazladır.

Yeryüzü seviyesinden daha uzakta olanlar فَوْق’tir. Dünya seviyesinin altında olanlar ise تَحْت’tır. Bizim rakımımızdan daha yüksekte olanlar fevkimizdedir, daha aşağıda olanlar da tahtımızdadırlar. Atomlar için de böyle تَحْت ve فَوْق vardır. Elektronlar birbirlerinin fevkinde ve tahtındadırlar. Atomun kararlılığı buna göre olmaktadır.

فَوْقَكُمْ demekle bunları bizim için halk ettiğini ifade etmektedir.

Evet, gezegenler bizim fevkimizdedirler. Yerin tahtı da fevki de şimdilik bizden uzakta ama bizim onlardan yararlanma imkânımız olacaktır.

سَبْعَ طَرَائِقَ

SaBGa OaRAEiQa (FaGLa FaGAvEiLa)

“Seb’a (7) teraik”

طَرِيق patika yol demektir. Ancak bir kişinin geçebileceği dar yoldur. Demiryolu tarıktır. Dar araba yolu da tarıktır. Denizyolu ve havayolu tarık değil şır’adır. Gezegenler oralarda dolaşırlar. Bugün yolları çok iyi bilmekte, hangisinin ne zaman nerede bulunacağını hesaplayabilmekteyiz.

Yer ve gökler birlikte iken sonradan ayrıldı. Kur’an’da bu açıkça ifade edilmiştir. Çağımızda ise bu ancak yirminci yüzyılda keşfedilmektedir.

Telefondaki gürültüyü araştıran bir firma kısa dalga boylu dalgalara rastladı. Bu dalgaların özelliği vardı, anteni etrafta çevirirseniz çevrenizden hep aynı dalgalar alınıyordu. Yani bu tüm uzayın özelliği idi. Yoğunluğu, kırmızıya kayması ile ışığı çektiği zamanı ve yeri bilebiliyorduk. Böylece bu ışıkları takip ederek hem uzayın derinliklerini öğreniyor hem de geçmiş zamanları seyredebiliyorduk. On milyar yıl önceki dengelerini koruyorlar. Çıkan dalga şimdi bize ulaşıyordu. O halde on milyar yıl önceki olayları şimdi seyrediyorduk.

Kâinat birbirinden ışık hızına yakın hızla uzaklaşan yıldız kümelerinden oluşur. Aralarındaki mesafe artmaya devam ediyor. Yıldız kümeleri arasında ve içinde ise çekim kuvveti var. Birbirlerinin etrafında dönerek dengelerini koruyorlar.

Bizim kümemiz Samanyolu galaksisidir. Yüz milyarlarca yıldız vardır. Bunların her biri birer güneştir, hepsinin çevrelerinde gezegenleri vardır.

Bizim güneşin çevresinde on gezegen bulunmaktadır. Yer üçüncüdür.

Yerimizin diğer gezegenlerden farkları vardır. Yeri, büyüklüğü, Güneşten olan uzaklığı, dönüş hızı, üzerindeki maddelerin miktarları, gezegenlerin şekilleri, suyun miktarı öyle ayarlanmalıdır ki yeryüzünde canlılar yaşasın. Bunlar rastlantı değildir. Rastlantı olsaydı diğer gezegenlerde de kısmen rastlamamız gerekirdi. Ayrıca Güneş’ten olan mesafesini 10 kabul ederseniz diğer gezegenlerin uzaklıkları üç tabanlı ikili sisteme göre dizilmiştirler. Altımızdaki gezegenlerde ise mesafeler eşitlenmiştir yani altımız ayrı dizide üstümüz ayrı dizidedir. Demek ki biz merkeziz. Güneş sistemi bizim için var edilmiştir.

Dizi şöyledir. Batılılar bu diziyi bulmuşlardır, buna Titius Bode Yasası diyorlar. Güneşin çapı 1 kabul edilirse 1,3,3,3 altımızdaki dizidir, üstümüzde ise 6,12,24,48,96,192 aralıklarla dizilmişlerdir. Arada 300’lük yer-güneş mesafesinin otuz katı bir tarık vardır.

Buradan anlıyoruz ki Güneş sistemi yeryüzü için var edildi ve bilinçli olarak yerleştirildi.

Atomların yapısına dönerseniz benzer dizilimler mevcuttur.

Başlangıçta bir yörünge vardır. Üzerinde çift elektron dizili olabilir. Buna ikili denge diyoruz. Sonra birbirine dik üç daire vardır. Diğer düzlemlerde ikişer elektron dolaşabilir, 6 elektronludur, toplam 8 eder, iki katı 16 eder.

Atomlarda durum şöyledir: her tarıkta bir çift vıkra (وِقْر) vardır. Birinci semada bir fulk vardır ve bir tarık vardır. İkinci semada iki fulk vardır. Birinci fulkde bir tarık, ikinci fulkde üç tarık vardır. Üçüncü semada üç fulk vardır. Birinci fulkde 1, ikinci fulkde 3, üçüncü fulkde 5 tarık vardır. Dördüncü semada dört fulk vardır. Birinci fulkde 1, ikinci fulkde 3, üçüncü fulkde 5, dördüncü fulkde 7 tarık vardır. Beşinci sema ile dördüncü semanın fulk ve tarıkları aynıdır. 6. semanınki ise 3. semanınki ile aynıdır. 7. semanınki ise 2. semanınkiyle aynıdır ve böylece 7 sema tamamlanmış oluyor. Semanın sayısı 7 olduğu gibi her semada da en çok 7 tarık vardır. Tarıkların toplamı 59’dur. Vıkraların azami sayısı 118’dir.

 

1s2

2s22p6

s: elekron sırası

p: yörünge sırası (tarık)

d: fulk

f: sema

4s24p64d104f14

5s25p65d105f14

6s26p66d10

7s27p6

 

1s22s22p63s23p64s23d104p65s24d105p66s24f145d106p67s25f146d107p6 = 59 orbital alt kabuğu ve 118 elektron eder.

 

Buradaki سَبْعَ طَرَائِقَatomda uygulandığı zaman periyodik cetvel ortaya çıkar. Dalga mekaniği ile bütün bunlar bugün matematikte çözülmüş bulunmaktadır. Kur’an müminlere bunları hatırlatarak üçüncü binyıl uygarlığının yapısını anlatmaktadır.

وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلِينَ (17)

Va MAv KunNAv GaNı eLPaLQı ĞAvFiLIyNa (Va MAv FaGaLNAv GaNı eLFaGLı FAvGıLIyNa)

“Ve halktan gafil olmadık.”

Allah bize diyor ki, öncelikle bugün Batılıların ulaştığı ve sizin de bildiğiniz kâinatın düzeninden haberdarız. Bu size Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğunu ispatlamak için yeter de artar. İkincisi, üzerinde yaşadığınız Yeryüzü ile nimetinden yararlandığınız Güneş sistemi de sizin için var edilmiştir. Onun şükrünü eda etmelisiniz.

Oraya götürüp bayrak dikmek şükrünü eda etmek değildir. Maharet orada kurulacak sistemlerin hukukunu oluşturmaktır. Tekniğini Batılılar oluşturdular, bunu öğreneceksiniz ve uygulayacaksınız. Hukukunu yani fıkhını da siz oluşturacaksınız, Kur’an’a dayanarak icma ve içtihatlarla oluşturacaksınız.

Biz gafil olmadığımız gibi bizim halifemiz olan sizler de gafil olmamalısınız. Bir taraftan Batı ilimlerini öğreneceksiniz, diğer taraftan Doğu ilimlerini öğreneceksiniz, sentez edeceksiniz ve üçüncü binyıl uygarlığını bunun üzerine kuracaksınız.

Bin Dil Üniversitesi budur.

Tüm insanlığın katıldığı içtihat ve icmalarla bunlar başarılacaktır.

غفل kökü غفر kökünden dönüşmüştür, örtmek anlamındadır. Bir şeye dalıp diğer şeyi ihmal etmektir.

Kur’an’da غفل 35, حور 13 defa geçer. Toplam 48 (24*3) eder.

غ değişmeyi, ف  kopmadan ayrılmayı, ر tekrarı ifade eder.

İnsanlarda değişik melekeler vardır. Dikkatli olmak her şeyi gözetlemektir. Bir asker için bu çok önemlidir. Tüm saldırılar sabaha karşı yapılır, çünkü gaflet zamanıdır.

İlim adamları ise hayattan koparılamazlar. Onlar da kendilerini konulara verirler.

İnsanlarda melekeler farklıdır, dolayısıyla meslekler de farklıdır. Allah’ta ise bütün sıfatlar en yüksek şekilde tezahür eder. Dolayısıyla O, birine dalıp diğerlerini ihmal etmez.

Allah bir şeyi yaratırken diğer bütün yarattıklarını bir arada ele alır ve hepsi için en uygun olanı seçer. Güneşi, Ayı, gezegenleri seçmesinde hikmet vardır. Ay yeryüzündeki günlük dönüşleri ayarlar, havayı ve suyu çalkalayarak temizlenmelerini sağlar. Gezegenler ise Ayın dönüşünü dengede tutuyor, dolayısıyla dünyanın dönüşleri dengeleniyor.

Allah önce insanı meşiet etti. Ona göre kâinatı düzenledi. İnsanı yarattı, Kur’an’ı öğretti, ondan sonra kâinatın düzenini kurdu.

 

YORUM

Kur’an insanlara kıyası öğretti. Kıyas yandan gelim ve yandan varımdır. Cengiz Demirci’nin tabirleridir bunlar. İbrahim Peygamber insanlara tümden gelimi ve tümevarımı öğretti. Yunanlılar bunu geliştirdiler. Kur’an ise yandan gelimi veya yana varımı öğretti. Kıyas ve istihsan budur. Batılılar bunu sanayide uyguladılar, ilimde uyguladılar, bugünkü uygarlık öyle doğdu. Batılılar teknikte inkılap yaparlar. Doğulular hukukta inkılap yaparlar. Bu durum bin senelik periyotlar içinde cereyan eder. Miladi tarihlerin başı uygarlıkların da başıdır.

Peygambersiz yani yeni bir peygamber gönderilmeksizin ilk İslam uygarlığı oluşmaktadır. Bu uygarlığı getirmek için Türkiye’deki Müslümanlar görevlendirildi. Üç asırdan beri Türkiye’de olanlar budur; bir taraftan Batılılaşma, diğer taraftan İslamiyet’i yeniden anlama. Siz bu seminerler üzerinde çalışanlar, işte sizler bu uygarlığın görevlilerindensiniz. Bediüzzaman imanda, Tunahan fıkıhta, Akevler ekonomide, Erbakan siyasette bu adımları attı.

(Bundan sonraki bölüm Akevler İstanbul Kooperatiflerimizin yıllık genel kurullarını yapacağımız haftaya ve güne tevafuk etti. Gündüz kongrelerimizi yaptıktan sonra bu değerlendirmeleri okuyacağız. Bu tevafuktaki hikmetler üzerinde de düşünelim… RNE)

Bu seminerlerin yani Kur’an surelerinin üçte ikisi bitmiş durumdadır. Müsveddesini ben hazırladım, son şeklini de Üsküdar’da Reşat Nuri Erol ile Yenibosna’da seminere katılanlar vermektedirler.

Bilesiniz ki bu çalışmalarımız bitme noktasında değil başlama noktasındadır.

Biz elli seneden beri hazırlık yaptık. Ne yapmamız gerektiğini ortaya koyduk. Yapma imkânlarını Allah bize hazırlattı, size ise bunun uygulaması düşmektedir. Bu asrın ortalarında yeryüzünde “Semt Kooperatifleri” yaygınlaşmış olacaktır, inşallah.

Bin Dil Üniversitesi de Akevler çalışmasının dünyaya duyurulmasıdır.

Birinci çalışmayı Millî Görüşçüler duyurdular.

Bin Dil Üniversitesini duyurmak bakalım kime nasip olacak?

 

Öz Türkçe ile:

“Ve üstünüze yedi dar yol yarattık ve yaratıştan dalmış değiliz.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve fevkinizde seb’a teraik halk ettik ve halktan gafil olanlar değiliz.”

 

Va LaQaD PaLaQNAv FaVQaKuM SaBGa OaRAvEiQa Va MAv KunNAv GaNı eLPaLQı ĞAvFiLIyNa

وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَائِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلِينَ (17)

 

***

 

وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً

Va EaNZaLNAv MıNa elSaMAvEi MAvEan (Va EaFGaLNAv MiNa eLFaGAvLı FaGaLan)

“Ve semadan mai inzal ettik”

Allah kendisine muhatap olan varlıkları yarattı. Önce ruhları var etti. Allah tecezziyi kabul etmez, tek ilahtır ama Allah’ın dışında yine kendisinden olan ruhlar âlemi vardır.

Ruhlar tek olan Allah’ın çok olarak görünmesidir, çok kimsenin O’nu görmesidir, çok olarak O’nun görüntüsüdür.

Vahdeti vücutçulara göre gören de kendisidir, ayna da kendisidir. Başka varlık yoktur.

Kelamcılara göre ise Allah halik olan bir vacib varlıktır. Halk da O’nun vücub sıfatlarındandır. Kendi dışında ne varsa mahluktur ama mevcuttur. Halk etmeye kadir olandır ama mahluk değildir.

Ruhlar dört gruba ayrılmaktadır.

Birincisi ruh olarak kalmaktadır. Görevinin ne olduğunu anlamamız için Kur’an’daki ruh (رُوح) kelimesini tahlil etmemiz gerekmektedir.

İkincisi meleklerdir. Bunlar kâinatın emrinde, O’nun kâinatı oluşturmak için gerekli şeyleri yapmakla görevlendirdiği kullarıdır. O’nun dediklerini ve öğrettiklerini aynen yaparlar.

Sonra cinleri yaratmıştır. Cinlerin meleklerden farkı vardır. Cinler günah işleyebilirler, hata yapabilirler, dolayısıyla sorumludurlar, sonunda onlar da insanlar gibi hesap vereceklerdir.

Sonra insan var edildi.

İnsanın cinlerden üstünlüğü, insanlar uygarlaşabilmekte ve yenilikler yapabilmektedirler. Cinler ise mevcut düzen içinde iyilik ve kötülük yapmaktadırlar. İnsanlar meleklerin yaptıklarına benzer yenilikler yapmaktadırlar. Ne var ki meleklere Allah öğretmekte, insanlar ise kendileri çalışarak öğrenmektedirler.

Bundan dolayıdır ki insan en şerefli varlık olduğu gibi en aşağı varlık da olabilmektedir.

En büyük işletme kâinat işletmesidir, genişlemektedir, sıcaklığı düşmektedir. Sıcaklığın düşmesi ile ışık enerjisi ısı enerjisine dönüşmektedir. Böylece kâinattaki ruh, melek, cin ve insan bundan yararlanmakta ve yaşamaktadır.  

İkinci işletme ise samanyolu işletmesidir. Yıldızlar hidrojen enerjisini tüketmektedir. Bundan yararlananlar Güneş sistemi içinde denge oluşturmaktadırlar. Yıldızlar, yıldızların çevresinde dönen gezegenler, bundan önceki ayette bu işletmeye işaret etti.

Şimdi yeryüzündeki işletmeden bahsetmektedir. Daha canlılar yaratılmadan önce bu işletme kurulmuştur. Güneş denizdeki suyu buharlaştırır, bulutlar oluşur, dağlara çarpar, yağmur oluşur. Yağmur suları yeryüzündeki kayaları aşındırıp kırmızı toprak yaparlar. Böylece yeryüzü canlıların yaşayacağı bir araziye kavuşur.

بِقَدَرٍ

Bı QaDaRin (Bi FaGaLın)

“Kader ile”

قِدْر kazan demektir. İçine belli ölçülerle malzeme konur ve yemek yapılır. Buradaki قَدَر ‘dengi’ anlamındadır. Alışverişte para karşılığı getirilir, dengi ile satıyorum demektir.

Burada da miktarı ile demek suretiyle ne kadar gerekiyorsa o kadar indiriliyor.

Yeryüzü engebeli yaratılmıştır. 10 bin metre yüksekliğinde dağlar olduğu gibi 10 bin metre derinliğinde çukurlar da vardır. Denizlerin yüzölçümü %70’tir. Atmosfer basıncı 1 cm2’lik yüzeye 1033,6 gr ağırlık yapmaktadır. Yalnız suyun miktarı değil havanın miktarı da önemlidir. Bugünkü iklimin oluşması için yüzden fazla girdi hesaplanmaktadır. Her biri bir ölçü içinde yapılmıştır. Nasıl arabanın bir yeri çalışmadığı zaman araba stop ederse, yeryüzünün bu yapısında bir yer fazla veya eksik olsa artık yeryüzünde canlı yaşayamaz. Arabada gaz ve fren var, sürücü gerektiği yerde frene, gerektiği yerde gaza basarak arabanın dengeli yürümesini sağlar. Yeryüzünde canlının var olması için belki de 100’e varan etmen vardır. Bunların her birinin gazı ve freni içeren pedalı vardır. Bir sürücü bunları dengede tutmaktadır.

Her şey ölçülüdür ve her an dengelenmektedir. Bu ayetler وَلَقَدْ atfının içinde olduğu için “gerçekleşiyor olmakta” şeklinde tercüme edilmesi gerekir.

فَأَسْكَنَّاهُ فِي الْأَرْضِ

Fa EaSKanNAvHu FıY eLEaRWı (Fa EaFGaLNAvHu FiY eLFaGLi)

“Onu arzda iskân ettik”

Hayat hücrelerde geçer. Hücrelerde suda erimiş ve suyun da katıldığı maddeler vardır. Onların özel hareketleri ile hücre oluşmaktadır. Su yoksa hayat için ortam oluşmaz ve hayat olmaz. Güneş ışığını kullanmadan canlılar yaşayabilmektedir, öyle canlılar da vardır. İnsanlar da atom enerjisinden yararlanabilmektedir. İleride uzaya açıldığımız zaman Güneş enerjisini bulamayacağız ama hidrojen atomlarını helyuma çevirerek yaşamaya devam edeceğiz. Suya mutlak olarak ihtiyacımız vardır. Belki hidrojenden oksijen de üretebileceğiz.

Önce havada belli oranda su buharı vardır. Bulutlarda ise bu, su zerreleri halindedir, gaz değil sıvı durumundadır. Sonra kar veya yağmur olarak yağmaktadır.  Dağların tepelerinde kar olarak iskân edilmektedir, doğrudan veya karın erimesiyle suların bir kısmı toprağa girmekte ve yeraltı suları oluşmaktadır. Sonra bunlar yer altında kalmakta veya yerin üzerine çıkarak dereleri oluşturmakta ve tekrar denize varmaktadır. Bu arada karadaki canlılar da suları bünyelerine alarak iskân etmektedirler. Bunların hepsi birden أَرْض olarak anlaşılabileceği gibi havada bulunan sular ile yerde bulunan sular arasında da denge vardır. Havada sular çoğaldığı zaman bulut olur, güneş yere inmez, ısı olarak yansır. Denizdeki buharlar mahduttur. Hava boşalınca gök açılır, güneş ışığı yere iner, yeniden deniz sularını buharlaştırır. Bu denge hassas bir şekilde korunmaktadır. Bundan dolayıdır ki denizin su seviyesi hep aynı kalmaktadır.

Van Gölü kendi sularını dışarıya göndermiyor, dışarıdan da su alamıyor ama göl seviyesini koruyor. Hazar Denizi de böyledir.

Demek ki insanın meskeni olduğu gibi suların da meskeni var, hayvanların da meskeni var. Bir meraya canlıları yani hayvanları salarız ama onları dengede tutmamız gerekir. Çoğaldıkları zaman alıp kesmeliyiz ama çoğalıncaya kadar da kesmemeliyiz.

Genel denge formülünü öğrendikten sonra hep onu işleteceksiniz.

Piyasada para azsa işsizlik olur, çoğaltmamız gerekir. Piyasada para çoksa enflasyon olur, azaltmamız gerekir. Bir mal piyasada çoksa ucuz olur, herkes kullanmaya başlar, üreticileri üretimi durdururlar; mal azalırsa pahalanır, tüketiciler artık azalırlar, üreticiler çoğaltırlar. Böylece piyasada mal stoğu dengede kalır.

Suları öğrendiğimiz zaman ekonomideki arz ve talep kanunlarını da öğrenmiş oluruz.

Bizim sekiz yüzlümüzü ve matematik bilimini öğrenmekle hepsini öğrenmiş oluyoruz. Proje yapılırken dikkat edilecek konu bu dengedir. İsraf yapmayacaksınız. Bir şeyi dört kilo ile yapabiliyorsanız onu altı kilo ile yapmayacaksınız. Bir şeyi dört çeşit malzeme ile yapıyorsanız onu beş çeşitle yapmayacaksınız.

Ambarlarda her malın bir denge stok seviyesi olmaktadır. Bu artmayacak ve eksilmeyecek. Su gibi olacak, dalgalanacak.

وَإِنَّا عَلَى ذَهَابٍ بِهِ

Va EinNAv GaLAy ÜaHAvBin BiHIy (Va EinNAv GaLAy FaGAvLun BiHIy )

“Ve biz onu zehab üzerine”

Suyun zehabı nasıl olur? 

Ozon tabakası delinir, hava tabakası uzaya kaçar, atmosfer basıncı azalır ve sular yeryüzünden çekilir.

Güneşe yaklaşırız, yeryüzü yani Dünya ısınır, yüz derecenin üstüne çıkar, sular buharlaşır, atmosferin sulu tabakası genişler.

Yer’in topraklı tabakası kalınlaşır, yer üstü suları yeraltına iner ve artık göğe çıkan deniz suları kalmaz, su gitmiş olur. Deniz çukurlarının dolduğunu ve suların artık topraklarında yerleştiğini farz ediniz…

Bunların dışında su döngüsü durduğu zaman su kirlenmesi meydana gelir, bu toprağı da kirletir, havayı da kirletir, canlıyı da kirletir, fiil etmese bile işe yaramaz hale gelir.

Sonradan Müslüman olmuş Fransız bir ilim adamı bize “Dünya için en büyük tehlike çevre kirliliğidir. İki asrı bulmaz bu gidişle dünyada insan değil hayvanlar bile kalmaz; bu soruna sizin çözümünüz var mı?” dedi. “Çevre Vakıfları” dedim ama o vakıfları kimin kuracağını söyleyemedim. Sermaye mi, Devlet mi? Asıl kirletenler onlar.

Bunun cevabı “Semt Kooperatifleri”dir.

“Semt Kooperatifleri” atıkları sübvanse ederek satın almakta, kirletici maddeleri zararla değerlendirmekte, zararı yeni üretimle gidermektedir. Arabanın yeni üretilen parçası misli ile satılmakta, eski parça yenileştirilmişse iki misli ile satılmaktadır. Böylece eski parçaya verilen bedelle yapılmaktadır.

لَقَادِرُونَ (18)

La QAvDiRUvNa (La FAvGıLuvNa)

“Kadir olanlar”

Nekre geldiğine göre topluluklar da kadir olmalıdır.

Suların kullanılması vakıflarla yapılacaktır. Sular vakıf işletmelerine satılacak ve vakıf işletmeleri üreticilere bu suyun yarısını bırakacak, yarısını alacaktır. Aldığı suyun yarısını insanlara ihtiyaçlarına göre yarısını da diğer üretim yapanlara, tarım yapanlara ödedikleri kamu payı karşılığı verecektir.

Diyelim ki devlet bir planlama yaptı, bir tarlayı orman yapacaktır, oraya su verilmesini keser. Herkes tarlasını satma durumuna düşer. Devlet arz ve talep kanunları içinde satın alır, orasını yeni tarıma göre ayarlar.

Bir sokakta imar yapacaksak, o sokağın su ve elektriğini keseriz. Evleri arz ve talep kanunlarına göre alırız. Yeniden proje yapar yüz lojmanlı apartmanı dikeriz.

Adil Düzen Anayasası’nı bu bilgiler altında yeniden düzenlememiz gerekecektir.

 

YORUM

Güneş işletmesinden sonra yeryüzünün su işletmesini esas aldı.

Canlılar henüz yaratılmamıştır. Yeryüzü doğa kanunları içinde melekler tarafından işletilen bir işletmedir. Kur’an’da bu dönem için يَوْمَيْنِdemektedir. Canlılar yaratılmadan önceki zamandır. Canlıların yaratılmasından sonra dört dönem geçmiştir. Dört vakit değil dört besin dönemi geçmiştir. Birinci zaman, ikinci zaman, üçüncü zaman ve dördüncü zaman olarak okutulmaktadır.

Yeryüzü tüm insanlığındır, onlara sahip olmak insanlığın hakkıdır. Malın, nakdin, ilmin ve emeğin serbest dolaşımı esastır. Devletlerin engel koymaları meşru değildir. Gümrükleri ve vizeleri yoktur.

Müminlerin görevi bu dolaşımı yeryüzünde sağlamaktır. Devletler sanayi mamullerinden beşte biri, tarım mamullerinden onda biri vergi olarak alır, ondan sonra artık ürünler her tarafa gider. İnsanlar da nerede iş bulurlarsa orada çalışırlar. Üretim ham maddenin olduğu yerde yapılır. Mamul maddenin nakli kolaydır.

Sermaye istediği yere gidip istediği fabrikayı kurabilir. Vatandaşlar hangi kurallara tabi ise sanayiciler de o kurallara tabidir. İşgal ve mülkiyet ilkeleri geçerlidir.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve gökten suyu ölçü ile indirmekteyiz. Biz onu yerde yerleştirmekteyiz ve onu götürmeye gücü yetenleriz.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve semadan maı kaderle inzal etmekteyiz. Biz onu arzda iskân ettik ve onun zehabına kadiriz.”

 

Va EaNZaLNAv MıNa elSaMAvEi MAvEan Bı QaDaRin, FaEaSKanNAvHu Fıy eLEaRWı Va EinNav GaLAy ÜaHAvBin BiHIy LaQAvDiRUvNa

وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّاهُ فِي الْأَرْضِ وَإِنَّا عَلَى ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ (18)

 

***

 

فَأَنْشَأْنَا لَكُمْ بِهِ

Fa EaNŞaENAv LaKuM BiHIy (Fa EaFGaLNAv LaKuM BiHIy )

“Onunla sizin için inşa ettik”

فَ harfi getirilerek su ile inşa ettik denmektedir, suyu yeryüzünde iskân ettik dendikten sonra onunla inşa ettik denmektedir. “Biz iskân ettik” dendiğine göre suların depolanması vakfa aittir. Suyu herkes üretecek ve ortak havuzlarda depolanacaktır yani iskân etmek kamuya aittir. فَ harfi ile ifade ettiğine göre hemen satılmaya başlanacaktır demektir, alış ve satış fiyatları yaz ve kış değişecektir ama alış ve satış fiyatları arasında fark olmayacaktır.

İnsanlık planlaması vardır. Hava, deniz, kara ve demir yolları insanlık planlaması ile yapılır. Ülkelerin toprakları ayrılır. Her ülke kendi ülkesinin planlamasını kendisi yapar. İl toprakları ayrılır. Her il kendi ilinin planlamasını kendisi yapar. Bucaklara yerler ayrılır, her bucak kendi planlamasını kendisi yapar. Bucaklarda semt planlamaları yapılır, tarım ve sanayi semtleri planlaması yapılır. Tarım kentlerinin planlaması yapılır. Tüm arazilerin sahipleri zorunlu olarak ortak olurlar. Herkese değerine tekabül eden ortaklıkta pay verilir.

Kapitalistlerde halkın mallarını almadılar, ağır vergilerle ezdiler, sonra kendileri yok pahasına satın aldılar.

Sosyalistlerde devlet karşılıksız olarak gasp etti.

Biz ise yeniden planlayacağız. Yerin suyunu ve elektriğini keseriz, ulaşımı kapatırız. Araziler işe yaramaz hale gelir. Ama onlara arazi ve altyapı payı veririz. Sağlam binalar varsa onların da bedellerini pay olarak veririz.

Ondan sonra planlama yapılır. Planlamayı kamu yapar. Planlamaya göre inşaat yapılır.

Burada أَنْبَتْنَا demiyor, أَنْشَأْنَا diyor, bunu لَكُمْ ile teyid ediyor.

İmar planlamaya göre ve ihalelerle yapılır. Sonunda tarım yerleri kamunundur. İşletme ise ehil olanlara aittir. Arazi sahipleri ve yapı sahipleri kirayı istihkak ederler. Nasıl arabayı şoför olmayan kullanamazsa, tarlayı da bilmeyen ve yeter gücü olmayan kullanamaz. Onun için burada لَكُمْ denmektedir. Tarım alanları kamu tarafından ihya edilir. Yararlanma mülkiyetini pay senetleri ile satar, işletme mülkiyeti ise ehil olanlara verilir.

Buradaki أَنْشَأْنَا ve لَكُمْ bunları ifade etmektedir.  

جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ

CanNAvTin MiN NaPIyLın (FagGALın MiN FaGIyLin)

“Nahilden cennetler”

نَخِيل hurma değildir, hurma ağacıdır, hatta hurma ağaçlığıdır.

جَنَّات parsellerdir.

Bir aile ancak 10 dönüm yeri kullanabilir. Tüm tarım arazilerini onar dönüme bölüyor ve genel planlama yapıyoruz. Üçüncü binyıl uygarlığına göre planlama yapıyoruz. Her dönümün işletmesini bir aileye temlik ediyoruz.

Tarım işçilikle yapılmaz, büyük çiftlikler oluşturulmaz, tarımda büyük işletmeler kurulmaz. Bunun dört sebebi vardır. Tarıma hizmet edilir, emir verilmez, o ne isterse onu yapacaksın. İşçi onun ne istediğini bilmez. Tarımın yanına gidilir, tarım sanayideki gibi bir atölyeye getirilemez. Tarımda ürün emekle orantılı değildir. Mevsime ve hastalığa göre çok az emekle çok ürün elde edilebilir veya çok emekle hiçbir şey elde edemeyebiliriz. Tarımda işçilik mevsimseldir, tarım işçisi çok pahalıya mal olur.

Biz köylerde yüz lojmanlı işyeri apartmanları kuruyoruz, tarımda işi olunca orada çalışıyor, tarımda işi olmadığı zaman apartmanın bodrum katındaki yan sanayide çalışıyor. Bu sebeple parseller bir aile işletmesine yetmelidir, fazla olmamalıdır, parçalanmamalıdır da.

Bitkiler iki çeşittir, saçak köklü olanlar ve kazık köklü olanlar. Hurmalar kazık köklü oldukları için çöllerde de yaşayabilmektedirler. Örnek olarak hurma zikredilmektedir. Kökleri daha da uzatacak teknoloji geliştirilerek hurmalıklar tesis edilecektir. Diğer bahçeler de buna kıyas edilerek gereği yapılacaktır.

وَأَعْنَابٍ

Va EaGNAvBin (Va EaFGAvLin)

“Ve e’nab”

Üzüm sarmaşık bir bitkidir, kökü kazıklıdır, kendisi gövdesinde durmaz ama ağaçlara tırmanır ve ağaçların meyve vermesi sağlanır.

Hurma uzun zaman meyve vermez, üzüm ise iki sene içinde meyve vermeye başlar.

Dolayısıyla ikisinin beraber bulunduğu bahçeler inşa edilir.

Bunun için جَنَّاتٍ kelimesi tekrar edilmiyor, أَعْنَابٍ doğrudan hurmalıklara bağlanıyor. Üzüm ve hurma cennetlikleri değil de üzüm ve hurmanın tek cenneti.

Kur’an’da bunların birlikte zikredilmesi buradan gelmektedir.

İkisi birden cennette yer alacaktır.

لَكُمْ فِيهَا فَوَاكِهُ كَثِيرَةٌ

LaKuM FIyHAv FaVAvKiHu KaÇİyRTün (LaKuM FIyHAv FaVaGıLu FaGIyLaTün)

“Orada sizin için kesir fakiheler vardır.”

Besinler ikiye ayrılır. Besinlerin bir kısmı enerji üretirler. Bir otomobilde yakıt ne ise insandaki besin de odur. Diğer taraftan parçaların imalinde kullanılırlar.

Bir otomobilde direksiyon ne ise insandaki kol kemiği de odur. Bunları bir başkası yaptığı zaman problem yoktur ama bunu eğer otomobil kendisi yapacaksa yani direksiyonu kendisi imal edecekse o zaman sorun ortaya çıkar.

Canlılar bunu özel maddelerle çözerler. Bunlara vitamin denmektedir. Vitaminlerin desteğiyle enzimler suyu yukarıya akıtmaktadırlar.

İşte, besin ve yapı maddesi olmayan maddeler bize meyveler verir. Bunlara فَاكِهَة denir. فَاكِهَة’nin bir özelliği de insana tat vermesi ve ferahlık sağlamasıdır. Bir ormana girdiğiniz zaman bir hoşluk hissedersiniz, bu hoşluğu veren de fakihelerdir.  

“Orada yani cennette birçok fakihe vardır.” deniyor. Yani üzüm ve hurmanın dışında değişik meyve ağaçları da bulunur ve onların meyvelerinden yararlanırız.

Vitamin eksikliklerinin ne kadar büyük sıkıntılar yarattığını hepimiz biliyoruz.

فَاكِهَة elma demektir, sonra meyve anlamında kullanılmıştır

Kur’an’da فكه 19, فقع1 defa geçer. Toplam 20 (22*5) eder.

ف kopmadan ayrılmayı, كvar olmayı, ه düzlüğü ifade eder.

وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ (19)

Va MıNHAv TaEKuLUvNa (Va MıNHAv TaFGaLUvNa)

“Ve ondan ekl edersiniz”

Buradaki هَا zamiri جَنَّاتٍ‘a gitmektedir, فَوَاكِهُkelimesine de gidebilir.

Çünkü vitaminli meyvelerde yalnız vitamin değil aynı zamanda şeker, yağ, azotlu bazı asitler de vardır. Onları alıp tüketiriz. Kimyasal enerji ısıya dönüşür. Madde de yapıya dönüşür. Meyvelerin hepsi vücudun parçası haline gelmez. Onların bir kısmı vücudun parçası olmadan atılırlar. Aynı zamanda meyvelerin tamamı yenmez. Bazı meyvelerin kabuğu yenmez, bazılarının çekirdeği yenmez, sapı yenmez.

Bu ayete ilk baktığımda buradaki وَacayip duruyordu. Yorum yapmaya başlayınca hayatın iksirini gizlemekte olduğunu gördüm. Hayatı tarif edecek olursak, enzimleri kullanarak iş yapan varlık diyebiliriz.

 

Öz Türkçe ile:

“Onunla size hurma ile üzümden bağlar kurmaktayız. Orada sizin için çok yararlar vardır. Onlardan yiyorsunuz da.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Onunla size nahil ve e’nabdan cennetler inşa ettik. Oralarda sizin için kesir fakiheler vardır. Onlardan ekl ediyorsunuz da.”

 

Fa EaNŞaENAv LaKuM BiHIy CanNAvTin MiN NaPIyLın Va EaGNAvBin LaKuM FIyHAv FaVAvKiHu KaÇİyRaTün Va MıNHAv TaEKuLUvNa

فَأَنْشَأْنَا لَكُمْ بِهِ جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ لَكُمْ فِيهَا فَوَاكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ(19)

 

***

 

وَشَجَرَةً

Va ŞaCaRaTan (Va FaGaLaTan)

“Ve şecere”

Buradaki وَ harfi شَجَرَةًkelimesini جَنَّاتٍkelimesine bağlamaktadır ve cennetlerden farklı zikretmektedir. Ağaç anlamına geldiği gibi bitki anlamına da gelir.

Yeryüzü dört şekilde kullanılmaktadır.

Birincisi mera ve orman dediğimiz şekliyle işletilen alanlardır. Burada üreticiler sadece devretmektedirler. Meralarda hayvanları otlatmakta, ormanlarda da ağaçları kesmektedirler. Buradaki شَجَرَة kelimesi bunu ifade etmektedir. Burada kamuya açık ortak mülkiyet vardır.

Bunun dışında bunlardan parsellenmiş özel mülkiyete sokulmuş alanlar vardır. Farkı, özel mülkiyettir. Bunlar da جَنَّاتolarak zikredilmektedir. Seraların üstü kapalı şekildedir ve buralarda özel üretim yapılmaktadır.

تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَاءَ

TaPRuCu MiN OUvRi SaYNAvEa (TaFGaLu MiN FuGLI FaGLAvEa)

“Turi seynadan huruc eder”

تَنْبُتُ (biter, yetişir) denmiyor, تَخْرُجُ (çıkar) deniyor.

Ağaç turi seynadan çıkar. Kendisi çıkar, insanlar onu dikmezler. Hurma ve üzüm bağlarını ise insanlar oluştururlar. Kendiliğinden oluşan bitki örtüsünden herkes yararlanır.

Bu yörelerin özelliği, burada zekât mahsulden değil istihsal araçlarından alınır ve kırkta bir olarak alınır. Bunlarda önemli olan dengenin korunmasıdır. Yani mera ve ormanlar öyle kullanılacaktır ki onların meralık ve ormanlık vasfı kaybolmamalıdır.

Bizim geliştirdiğimiz sistemde merayı veya ormanı çeviriyoruz. Oraya herkes hayvanı salıyor. Hayvan sayısı ile orantılı kamu payı alıyoruz.

Bu mümkün olmazsa hayvanları avlayan avlıyor, ağaçları kesen kesiyor. Çok olursa kamu payı ödüyor. Bu payı öyle tespit ediyoruz ki o ağaç sayısı ve büyüklüğü dengede kalsın veya koyun sayısı dengede kalsın.

Buranın طُور olarak zikredilmesi, bitki ve ağaç türlerinin tespit edilip bilgisayara geçmesi, oradaki bitki zenginliğinin devamlı takip edilmesidir. سَيْنَاءَ kelimesi ise sene ile akrabadır. Bu sayım ve değişimler her yıl kontrol edilir. Kamu görevlilerinin payı alınır. Mevcutlar belirlenir.

تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ

TaNBuTu BielDuHNı (TaFGalu BielFuGLı)

“Duhn ile nebat eder.”

Buradaki بِ (بِالدُّهْنِ) harfi ceri teaddi içindir. Bitkiler yağ üretirler. Sadece zeytin değil diğer bitkiler de söz konusudur. Bitkiler besinleri şeker veya nişasta olarak depolarlar. Ayrıca yağ da üretirler.

Kur’an’da yağ değişik şekilde geçmektedir. زَيْت ve شُهُوم olarak zikredilmektedir. زَيْت sıvı yağdır. شُهُوم ise katımsı yağlardır.

دُهْن ‘kaygan’ demektir, yağlama yağı demektir. Makine sanayiinin temel maddesidir. Elektrikte anahtar, makinada yağ basit ama olmazsa olmaz bir araçtır. Günümüzde sanayileşmenin ana dayanaklarındandır. Kur’an burada ona işaret etmektedir.

Kur’an’daدهن ‘kaydırmak’, ‘kaymak’ anlamları da dâhil olmak üzere 5 defa geçer. 1 defa da دهي geçer. Toplam 6 (2*3) eder.

د çevrelemeyi, ه düzlüğü, ن belirsizliği ifade eder.

وَصِبْغٍ لِلْآكِلِينَ (20)

Va ÖıBĞın LieLEAvKiLIyNa (Va FiGLin Li eL FAvGıLIyNa)

“Ve ekl edenler için sıbğ”

Benim köylüm ekmek ve katık olarak adlandırır. Ekmek olmazsa hayat olmaz diye inanırlar. Tüm yiyeceklerini ekmekle ayarlarlar. Onlara göre ekmek olduktan sonra su ile beslensen yaşarsın. Diğerleri ekmeği yemek için tatlandırıcı olarak kullanılmaktadırlar.

Kur’an da bu ayette katık (صِبْغٍ) kelimesini kullanarak ana besleyicinin ekmek olduğuna işaret etmektedir. Bugün de hemen tüm dünyada ekmek fırınları vardır. Herkes ana besin olarak ekmeği görmektedir.

Ana maddeler tespit edilmeli ve onların asgarisi insanlara karşılıksız verilmeli, diğerleri ve fazlası ile onlar sübvanse edilmelidir. Ana maddenin başında ekmek gelmektedir. Karnını doyuracak ekmeği kişi her zaman bedelsiz bulabilmelidir.

Yarısı bedava sistemi ile bu sağlanacaktır.

Bunun dışında ikinci ana mal bal ve ilaç olacaktır.

Üçüncü ana katık zeytin olabilir.

الْآكِلِينَ burada harfi tarifle ve kurallı çoğul olarak gelmiştir. On bin hanelik bucakta fırın olacaktır. Ekmek orada üretilip bucak halkına dağıtılacaktır. Ayrıca katık ortaklığında bulunacak, o bucaktakilere göre bölüştürülecektir.

الْآكِلِينَ kelimesinin marife, صِبْغٍ kelimesinin ise nekre olması her bucağın ayrı sıbğı bulunacağı anlamındadır.

 

YORUM

Bu ayet bize طُور kelimesinin manasını öğretmektedir. Ormanlık ve mera, özel mülkiyete ait olmayan yerler demektir. سَيْنَاء da planlanmış varlıkları, belirlenmiş, bilinen alan anlamındadır. Senelik oluşumdan haberdarız demektir.

سَيْنَاء kelimesi üzerinde biraz daha çalışma yapılması gerekmektedir.

Üçüncü binyıl uygarlığı peygamberlere değil Kur’an’a dayanmaktadır. İlmi metotlarla Kur’an’ı yorumlayacak ve uygulayacağız. Yanlışlarımızı uygulayarak bulacağız. Böylece yepyeni bir düzen ve yepyeni bir uygarlık doğacaktır. Bu uygarlık Kur’an’ın mucizesi olacaktır. Gülen başaramamışsa, Erbakan başaramamışsa ilahi hikmet vardır. Onlar başarsaydılar onların başarısı olur, Kur’an gölgede kalırdı. Kişiler değil Kur’an başaracaktır.

Akevler’in başarısızlık kaynağı da budur. Görünürde Akevler başarısız bir kooperatiftir. Gerçekte ise Akevler Millî Görüş okulu durumundadır. Gülen Cemaati’ni de başlangıçta oluşturmuştur. Adil Düzen’i oluşturmuştur. İnsanlık Anayasası’nı ve Ruhu’l-Kur’an’ı insanlığa sunmuştur. Hizmet ve Dayanışma Kooperatifi’nin statüsünü oluşturmuştur.

Akevler’de kim bunu yaptı diye sorarsanız cevabı yoktur. Birinin önderliğinde oluşmadı Akevler. Akevler cemaat olarak oluştu. Herkesin katkısı ile oluştu.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve düzenlenmiş yaylalarda çıkan bir ağaçlık. Yağ ve yiyenler için katık biter.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve seynanın turunda huruc eden bir şeceri. Duhn ve ekl edenler için sıbğ ile nebat eder.”

 

Va ŞaCaRaTan TaPRuCu MiN OUvRi SaYNAvEa TaNBuTu Bi eLDuHNı Va ÖıBĞın Li eLEAvKiLIyNa

وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْآكِلِينَ (20)

 

***

 

وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ

Va EinNa LaKuM Fıy eLEaNGAvMı (Va EinNa LaKuM Fıy eLEaFGAvLı)

“Ve enamda sizin için”

Güneş sisteminden söz etti. Güneşten gelen enerjiyi bitkiler alır ve onu kimyasal olarak depolarlar. Hayvanlar onları yerler. Biz de hayvan olduğumuz için biz de yeriz. Ayrıca biz hayvanlardan yararlanarak yaşarız.

Şimdi de onlardan bahsetmektedir. Hayvanlarda besin zinciri vardır. Kurtlar koyunları yerler. İnsanlarda bu biraz farklıdır. Hayvanlara hizmet eder, onların çoğalmalarını sağlar sonra onlardan yararlanırlar. Yani hayvanlarla dostuz, barış içindeyiz. Oysa diğer canlılar hayvanlarla boğuşma halindedirler.

Şimdi biz yaşlanmış bir hayvanı keser yeriz ama onun yerine yavrularını büyütürüz. Hayvanların doğada çatışarak oluşturduğunu biz barış içinde yaparız. Canlılarda sayı dengesi vardır. Bu denge diğer canlılarda çatışma içinde oluşur. İnsanlarda ise bu uzlaşma içinde oluşmaktadır.

Hayvanların bir kısmını sırf bizim için var etmiştir, onlarla beraber uygarlığı kurup geliştiriyoruz. Bunların başında enam gelmektedir. Geviş getiren çift tırnaklı hayvanlardır.

İzmir Akevler’de başlanılan lügat ile İstanbul Akevler’de başlanılan Etimoloji çalışmaları tamamlanmalıdır ve yorum yaparken burada yazılmalı, okuyucu sağ tuşa bastığı zaman o çıkmalı ve orada okunmalıdır. Sarf ve nahiv de öyle olmalıdır. Bunları hep biz yazmalıyız. Dipnota değil kelimeye bastığı veya karaladığı yerlere bastığı zaman o ekrana gelmelidir.

لَعِبْرَةً 

La GıBRaTan (La FıGLaTan)

“İbret”

Burada عِبْرَةً kelimesi İnne’nin ismi yapılmıştır yani ibret bunda vardır demektir. Cümleإِنَّ عِبْرَةً لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ  şeklindedir, nekre yapılmış ve tehir edilmiştir. لَكُمْ ifadesine vurgu yapılmıştır. Bu hayvanlar bizim için yaratılmışlardır. Bizden önce bizim için yaratılmışlardır.

Varsayalım ki insanlar maymundan gelmişlerdir. İnekler de maymunlardan gelmiştir ki seleksiyonla bu uyum sağlansın. En’am soyu gelişirken insan soyu da gelişmiştir. İleride birlikteliği sağlasınlar şeklinde gelişmiştir. Bu bir ibrettir.

İbret kıyas yapma, benzetme demektir. O halde biz semtleri ve bucakları kurarken bu insan-enam dayanışmasını esas almalıyız. İşbölümü, dayanışma ve yardımlaşma bizim hayatımızın temeli olmalıdır. Bizim topluluğumuz yalnız insanlardan oluşmuyor. Hayvanlar da topluluğumuz içinde yer alırlar. Ashabı Kehf’de köpek de onlardan sayılmıştır. 

Bunun anlamı bölüşmede pay ayrılırken hayvanlara da pay verilmelidir. Nitekim suların taksiminde açıkça onların da payı var deniyor.

Bir çiftlik, bir bahçe eğer sahipsiz kalırsa topluluk ona sahip çıkmalıdır. Bu sebepledir ki tüm varlıklar kayıt altına alınmaktadır. Semt sistemi hayvanları da kişileştirmektedir.

نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهَا

NuSQIyKuM MinMAv FIy BuOUvNıHAv (NuFGıLuKuM MünMA Fİy FuGUvLıHAv)

“Batınlarında olandan size ıska ederiz”

Diğer hayvanlar kendi annelerinin sütü ile büyürler, insanlar ise en’amın sütünden ömür boyu yararlanırlar. O halde süt için yarısı bedava ortaklığı da kurulmalıdır. Herkesin günde yarım litre diyelim süt veya ayrana ihtiyacı vardır. Yeryüzünü planlarken tüm insanlara diyelim yarım litre süt düşecek şekilde hayvancılığa ayırmamız gerekmektedir.

Adil Düzen’de kabul edilen bir ilke vardır, makroda planlama mikroda serbest girişim.

Kapitalistler makroda da mikroda da kamu planlamasını yapmıyorlar.

Sosyalistler makroda da mikroda da kamu planlamasını yapıyorlar.

Kur’an ise makroda kamu planlaması, mikroda ise serbest girişim ilkesini kabul etmiştir. Devlet ne yapacağını kararlaştırır. Kimin ne zaman yapacağı ise semtin arz-talep kanunları ile düzenlenir.

وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ كَثِيرَةٌ

Va LaKuM FıyHAv MaNAvFiGu KaÇIyRaTün (Va LaKuM FİyHAv MaFAvGıLu KaSıYRaTün)

“Ve onlarda sizin için kesir menfaatler vardır”

Sütü içmemiz menfaat sayılıyor. Burada da menfaat ile mülkiyetin anlamını ayırıyor. Menfaat yararlanmadır, özüne dokunmamadır. Bir arabaya binersiniz, yararlanırsınız, sonra arabayı iade edersiniz ama sütü içer bitirirsiniz. İşgal menfaatin sebebidir. İhya ise mülkiyetin sebebidir. Hayvanlara yük taşıtma, tarlaları sürdürme menfaattir.

وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ (21)

Va MıNHAv TaEKuLUvNa (Va MiNHAv TaFGaLUvNa)

“Ve ondan ekl edersiniz.”

Yani yararlanırsınız, aynısını iade edersiniz, ekl edersiniz, tüketirsiniz.

Bunların hukuku ayrıdır.

Sabit kira faizdir. Üründen pay istihkak eder. Bedel ise meşrudur, bey’dir.

Riba bey’ karşılığı getirilmelidir. Menfaat menfaatle değiştirilebilir. Bu faiz olmaz. Mekül mekül ile değiştirilebilir, bu faiz olmaz. Menfaat mekülle değiştirilirse faiz olur.

Menfaat zamanla ölçülür. Mekül ise miktarla ölçülür. Bir değer zamanla orantılı artar veya eksilirse o faiz olur. Değer miktarla artar ve eksilir. Orantılı olarak değil dengeyi sağlayacak şekilde artar ve eksilir.

 

YORUM

Tarım semtlerini oluşturuyoruz. Önce lojmanlı evler yapıp bir sanayi semti imiş gibi tarım semtlerindeki yaşama ve çalışma seviyesini sanayi kenti seviyesine getiriyoruz. Sanayi semtlerinde ağır sanayi çarşısını oluşturuyoruz. Erkekler orada çalışmaktadırlar. Kadınlar, yaşlılar, çocuklar ve sakatlar ise apartmanın işyerinde çalışmaktadırlar. Tarım kentlerinde ise erkekler gerektiğinde ailece tarımda çalışmakta, artık (artan) zamanlarını apartmanın işyerinde değerlendirmektedirler.

Tarım semtleri arasında da değişik semtler oluşturuluyor. Özellikle hayvancılık, ekim ve bahçe olmak üzere ihtisas tarım semtleri oluşuyor. Bir bölgede oranın halkının tümüne yetecek şekilde tarım siteleri planlanmaktadır. Kimi bölgelerde deve, kiminde koyun, kiminde inek ana besin kaynağı kabul edilir. Makroda planlama bölgelerde yapılmaktadır. Mikroda ise semtlerde yapılmaktadır.

Buralardaki planlama, orada yaşayan insanlara yetecek kadar üretimin yapılması esas alınarak yapılmaktadır. İmkâna göre değil ihtiyaca göre planlanmaktadır. Kıta merkezlerinde ise planlama azami verim ilkesine göre yapılmaktadır. Hangi bölgede ne en ucuz üretiliyorsa orada o üretilmektedir. Normal zamanlarda dünyaya açık ekonomi faaliyettedir. Savaş veya zelzele gibi kriz zamanlarında ise bölgeler kapalı ekonomilere geçmektedirler.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve davarlarda sizin için benzerlik vardır. Karınlarında olanı size içiririz. Onlarda sizin için çok yararlar vardır ve onlardan tüketirsiniz.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve sizin için en’amda ibret vardır. Batınlarında olandan size iska ederiz. Onlarda sizin için kesir menfaatler vardır ve onlardan ekl edersiniz.”

 

Va EinNa LaKuM Fıy eLEaNGAvMı La GıBRaTan NuSQIyKuM MinMAv FIy BuOUvNıHAv Va LaKuM FıyHAv Ma NAvFiGu KaÇIyRaTün Va MıNHA v TaEKuLUvNa

وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ (21)

 

***

 

وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ (22)

Va GaLayHAv Va GaLay elFuLKi TuXMaLUvNa (Va GalayHAv Va GaLay elFuGLı TuFGaLuVNa)

“Ve onların üzerinde ve fulkün üzerinde haml olunursunuz.”

Burada en’ama işaret ederek tüm binek hayvanlarını ifade etmiş oluyor. Diğerleri kıyas yoluyla dahil oluyor. Yani at ve katır behimetü-l en’am olmadığı halde onlar da enam olduğu için zikretmiş oluyor.

En’am bir misaldir, diğer hayvanlara da haml edersiniz.

Henüz balinalar ve fok balıkları ıslah edilmemiştir, yarın deniz uygarlığı döneminde bunlar da at ve katır gibi ehil hayvanlar olacaklardır.

فُلْك uçan veya yüzen anlamındadır, yüzmeyi ifade eder. Gemilerin yanında kara taşıtları, demiryolu taşıtları, hava taşıtları, uzay taşıtlarını kıyas yoluyla içerir.

Nasıl en’am hayli (at, خَيْل) de içeriyorsa fulk de otomobilleri içerir.

 

YORUM

Tarımda hayvan taşımacılığı devam edecektir. Araba yeterli değildir. Bilhassa ormanlarda ve tarlalarda tarlayı sürerken belki hayvanlardan yararlanmayacağız ama taşımada hayvanlar yardımcı olmaya devam edecektir.

Savaşta da dağlarda hareket etme imkânımız sadece atlarla vardır. Bugün sokaklarda kalabalık halk süvari atları ile dağıtılmaktadır. Tanklar ancak ana sokaklarda iş yapmaktadır. 

Burada مَنَافِعُ’a atfedilmiştir. Oysa yük taşıma menfaatlenmedir. Herkesin kendi hayvanı vardır, ondan kişi olarak yararlanmaktadır. Burada ise ortak ulaşım araçlarından bahsetmektedir. Mülkiyet türü farklıdır. O sebeple atfedilecektir. Zaten daha yukarıda yalnız en’amdan bahsedilmiştir, şimdi ise hayl de ithal edilmiştir.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve onlara ve kayana yükleniyorsunuz.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve onların üzerinde ve fulkün üzerinde haml olunursunuz.”

 

Va GaLayHAv Va GaLay elFuLKi TuXMaLUvNa

وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ (22)

 

İstanbul; 22 Haziran 2019

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

resatnurierol@gmail.com

www.akevler.org (0532) 246 68 92

 

 


Yorumcu
Yorum
Reşat Nuri Erol
23.06.2019
10:22


1967...1968...1969...AKEVLER 53 YILDIR ÇALIŞIYOR...2017...2018...2019

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 1019

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 1019. Hafta - 22 Haziran 2019 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 1019. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASIANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

İSTANBUL NASIL ORGANİZE OLMALI?

***

İstanbul’un Enerji Sorununun Çözümü

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

23 Haziran Seçimi vesilesiyle zaruretten dolayı!

23 Haziran seçimi vesilesiyle zaruretten dolayı-2

Bir seçim yazısı daha; iki aday tartışmadan önce!

Bir seçim yazısı daha; iki aday tartıştıktan sonra!

Yıldırım’ın Millî Gazete ziyareti ve Erdoğan…

Yıldırım’ın Millî Gazete ziyareti ve daha ötesi…

Reşat Nuri EROL

 

***

 

MÜMİNUN SÛRESİ- 3. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ (1) الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ (2) وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ (3) وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ (4) وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ (5) إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ (6) فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاءَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ (7) وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ (8) وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ (9) أُولَئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ (10) الَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ (11) وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ (12) ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فِي قَرَارٍ مَكِينٍ (13) ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ أَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ (14) ثُمَّ إِنَّكُمْ بَعْدَ ذَلِكَ لَمَيِّتُونَ (15) ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ تُبْعَثُونَ (16)

 

***

 

 

وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَائِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلِينَ (17) وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّاهُ فِي الْأَرْضِ وَإِنَّا عَلَى ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ (18) فَأَنْشَأْنَا لَكُمْ بِهِ جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ لَكُمْ فِيهَا فَوَاكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ (19) وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْآكِلِينَ (20) وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ (21) وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ (22)

 

وَلَقَدْ خَلَقْنَا

Va LaQaD PaLaQNAv (Va LaQaD FaGaLNAv)

“Ve halk ettik”

Sure müminleri anlatma ile başlamıştır. Hâc Suresi’nde tüm insanlığa hitap etmiş, onların birlikte nasıl yaşayacağını anlatmış, sonunda “Ey iman edenler” diyerek bu düzeni kurmakla müminlerin görevli olduklarını bildirmiştir.

Üçüncü binyıl Kur’an uygarlığını kurmakla bizi yani sizleri görevlendirmiştir, Kur’an seminerlerini okuyan herkes bu görevle görevlendirilmiştir.

Kur’an’la ilgilenen cemaatler vardır.

Bunlar da bin sene evvelki rivayetleri bırakıp da Kur’an’ı bugün anlamaya başlarlarsa onlar da bu uygarlığı kurmakla görevli olurlar.

İslam yani Allah inancını bugün kabul etmeyen kimse yoktur, herkes Allah’a inanmaktadır, herkes öldükten sonra dirilme hakkında bilgiye sahiptir.

Bugün iki görevimiz vardır. Özel fıkhımızı/hukukumuzu güncellemeliyiz. Kur’an ne emrediyorsa onu yapmalıyız. Birinci görevimiz budur. İkincisi ise kamu hukukunda boşluk vardır. O günkü saltanat yönetimi nedeniyle fakihler kamu fıkhının uzağında dolaşmışlardır. Bu boşluğun bir an önce giderilmesi gerekmektedir.

Bu surede ondan sonra müminlere rehber olsun, üçüncü binyıl uygarlığını nasıl kuracaklarını öğretsin diye insanın anne karnındaki gelişmesini özel olarak anlatmıştır.

Şimdi canlının yaşaması için kâinatın nasıl düzenlendiğini anlatmaktadır.

Kâinatı değil Güneş sistemini anlatmaktadır. Çünkü üçüncü binyılın başında Ay’a ayak basılmıştır. İnsanlık Ay’dan öteye geçme ve bir gezegene inme çabasındadır. Diğer taraftan da insanlar diğer yıldızlara kadar ulaşacaklar ve oralardaki insanlarla buluşacaklardır. Buna dair Kur’an’da henüz bir delile rastlamadım ama Güneş sistemi içinde yerleşeceğimiz Kur’an’da açıkça ifade edilmiştir. Buraya göç etme üçüncü binyıl uygarlığı döneminde olmayacak ama hazırlığı olacaktır.

...



YorumYap

Son Eklenen Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1030
Müminun Suresi Tefsiri 102-110. Ayetler
21.9.2019 27 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1029
Müminun Suresi Tefsiri 93-101. Ayetler
14.9.2019 197 Okunma
2 Yorum 16.09.2019 11:20
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1028
Müminun Suresi Tefsiri 84-92. Ayetler
7.9.2019 211 Okunma
1 Yorum 08.09.2019 09:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1027
Müminun Suresi Tefsiri 78-83. Ayetler
31.8.2019 226 Okunma
1 Yorum 01.09.2019 09:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1026
Müminun Suresi Tefsiri 71-77. Ayetler
24.8.2019 244 Okunma
1 Yorum 26.08.2019 03:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1025
Müminun Suresi Tefsiri 62-70. Ayetler
3.8.2019 408 Okunma
2 Yorum 22.08.2019 07:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1024
Müminun Suresi Tefsiri 53-61. Ayetler
27.7.2019 297 Okunma
1 Yorum 28.07.2019 07:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1023
Müminun Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
20.7.2019 429 Okunma
1 Yorum 21.07.2019 09:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1022
Müminun Suresi Tefsiri 35-44. Ayetler
13.7.2019 389 Okunma
1 Yorum 15.07.2019 06:11
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1021
Müminun Suresi Tefsiri 28-34. Ayetler
6.7.2019 459 Okunma
1 Yorum 09.07.2019 15:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1020
Müminun Suresi Tefsiri 23-27. Ayetler
29.6.2019 475 Okunma
1 Yorum 02.07.2019 17:49
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1019
Müminun Suresi Tefsiri 17-22. Ayetler
22.6.2019 464 Okunma
1 Yorum 23.06.2019 10:22
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1018
Müminun Suresi Tefsiri 12-16. Ayetler
15.6.2019 455 Okunma
1 Yorum 15.06.2019 22:56
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1017
Müminun Suresi Tefsiri 1-11. Ayetler
8.6.2019 612 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1016
Hac Suresi Tefsiri 77-78. Ayetler
1.6.2019 564 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1015
Hac Suresi Tefsiri 72-76. Ayetler
25.5.2019 512 Okunma
1 Yorum 26.05.2019 02:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1014
Hac Suresi Tefsiri 67-71. Ayetler
18.5.2019 598 Okunma
1 Yorum 20.05.2019 04:46
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1013
Hac Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
11.5.2019 486 Okunma
1 Yorum 13.05.2019 09:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1012
Hac Suresi Tefsiri 58-62. Ayetler
4.5.2019 603 Okunma
1 Yorum 06.05.2019 01:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1011
Hac Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
27.4.2019 596 Okunma
1 Yorum 29.04.2019 07:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1010
Hac Suresi Tefsiri 49-52. Ayetler
20.4.2019 684 Okunma
1 Yorum 23.04.2019 15:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1009
Hac Suresi Tefsiri 45-48. Ayetler
13.4.2019 631 Okunma
1 Yorum 14.04.2019 06:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1008
Hac Suresi Tefsiri 40-44. Ayetler
6.4.2019 664 Okunma
1 Yorum 08.04.2019 08:30
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1007
Hac Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
30.3.2019 662 Okunma
1 Yorum 02.04.2019 09:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1006
Hac Suresi Tefsiri 31-35. Ayetler
23.3.2019 729 Okunma
1 Yorum 24.03.2019 11:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1005
Hac Suresi Tefsiri 27-30. Ayetler
16.3.2019 863 Okunma
2 Yorum 17.03.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1004
Hac Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
9.3.2019 961 Okunma
3 Yorum 10.03.2019 14:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1003
Hac Suresi Tefsiri 18-22. Ayetler
2.3.2019 787 Okunma
1 Yorum 03.03.2019 08:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1002
Hac Suresi Tefsiri 14-17. Ayetler
23.2.2019 766 Okunma
1 Yorum 25.02.2019 11:40
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1001
Hac Suresi Tefsiri 9-13. Ayetler
16.2.2019 810 Okunma
1 Yorum 17.02.2019 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1000
Hac Suresi Tefsiri 5-8. Ayetler
9.2.2019 818 Okunma
1 Yorum 11.02.2019 07:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 999
Hac Suresi Tefsiri 1-4. Ayetler
2.2.2019 989 Okunma
2 Yorum 03.02.2019 09:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 998
Enbiya Suresi Tefsiri 105-112. Ayetler
26.1.2019 833 Okunma
1 Yorum 29.01.2019 10:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 997
Enbiya Suresi Tefsiri 101-104. Ayetler
19.1.2019 881 Okunma
1 Yorum 20.01.2019 09:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 996
Enbiya Suresi Tefsiri 95-100. Ayetler
12.1.2019 989 Okunma
3 Yorum 20.01.2019 14:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 995
Enbiya Suresi Tefsiri 89-94. Ayetler
5.1.2019 961 Okunma
1 Yorum 06.01.2019 17:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 994
Enbiya Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
29.12.2018 887 Okunma
1 Yorum 30.12.2018 20:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 993
Enbiya Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
22.12.2018 1048 Okunma
4 Yorum 28.12.2018 17:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 992
Enbiya Suresi Tefsiri 71-75. Ayetler
15.12.2018 915 Okunma
1 Yorum 16.12.2018 08:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 991
Enbiya Suresi Tefsiri 61-70. Ayetler
8.12.2018 954 Okunma
1 Yorum 09.12.2018 18:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 990
Enbiya Suresi Tefsiri 51-59. Ayetler
1.12.2018 932 Okunma
1 Yorum 02.12.2018 12:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 989
Enbiya Suresi Tefsiri 44-50. Ayetler
24.11.2018 1049 Okunma
2 Yorum 30.11.2018 12:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 988
Enbiya Suresi Tefsiri 37-43. Ayetler
17.11.2018 1070 Okunma
1 Yorum 18.11.2018 02:30
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 987
Enbiya Suresi Tefsiri 30-36. Ayetler
10.11.2018 967 Okunma
1 Yorum 11.11.2018 12:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 986
Enbiya Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
3.11.2018 976 Okunma
1 Yorum 04.11.2018 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 985
Enbiya Suresi Tefsiri 14-20. Ayetler
27.10.2018 969 Okunma
1 Yorum 29.10.2018 09:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 984
Enbiya Suresi Tefsiri 7-13. Ayetler
20.10.2018 1038 Okunma
1 Yorum 22.10.2018 07:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 983
Enbiya Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
13.10.2018 1080 Okunma
1 Yorum 14.10.2018 15:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 982
Taha Suresi Tefsiri 133-135. Ayetler
6.10.2018 1135 Okunma
1 Yorum 07.10.2018 18:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 981
Taha Suresi Tefsiri 128-132. Ayetler
29.9.2018 1126 Okunma
1 Yorum 29.09.2018 21:51