Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 777
TEVBE SURESİ-128.AYET TEFSİRİ
23.8.2014
3377 Okunma, 0 Yorum

Tevbe Sûresi-55

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ (128)

 

***

 

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ (128)

(LaQaD CAvEaKuM RaSUvLun MiN EaNFuSiKuM GaZIyZun GaLaYHi MAvGaNıtTuM XaRIyÖun GaLaYKuM Bi eLMüEMiNIyNa RaUvFuN RaXIyMun)

“Şimdi size kendi nefsinizden aziz bir resul gelmiştir. Anet olduğunuz her nesne onun aleyhinedir. Size haristir. Müminlere rauf ve rahimdir.”

Bugün 27/07/2014 Pazar / 30 Ramazan 1435 Pazar, Tevbe Sûresi’nin son seminerini yazıyorum. Âyet numarası 128 ve 129. Bizim varsayımımıza göre âyet sayısı 128 olmalıdır. Acaba ihtilaflı âyet var mıdır? Var kabul edersek -ki siz araştıracaksınız- demek ki âyet sayısı 128 eder, yani 2, 4, 8, 16, 32, 64, 128 serisinin 7’inci sayısı kadardır. Kelimelerin sayısı birincisinde 16, ikincisinde 17’dir. Birincisinin harfleri 64 yani 8 adet 8’dir, ikincisinin harf sayısı 7 adet 8’dir.

Bugün sadece Tevbe Sûresi’nin son yorumu yapılmamaktadır. Bugün Kur’an’ın ilk hüküm sûrelerinin de son yorumu yapılmaktadır. Kur’an ikili sûreler olmak üzere Fatiha’dan sonra 4 çift sûreyi içerir. Bunlar Kur’an’ı tanıtan sûrelerdir. Kur’an’ın üçte birini kapsar. Bundan sonraki sûreler Kur’an’ın açıklaması ve tamamlanmasıdır.

Allah’a hamd olsun ki BU SÛRELERİN TAMAMININ TEFSİRİNİ sizinle paylaştık.

Ben sadece Ehli Sünnetin tefsir metodunu size aktarıyorum. Söylediklerim bana aittir, bana söylenmiştir, bulunduğum şart ve mekâna göre bana söylenmiştir. Size başka şeyler söyleyecektir. Benim söylediklerimde aklınıza uymayan bir şey olursa, ya ben yanlış anlamışımdır yahut şartlarımız değişiktir. O yanlışlar üzerinde durmayın.

Kur’an’ın sûreleri aşağıdaki gibi tasnif edilmiştir.

1) İlk 8 sûre ikişer ikişer sıralanmaktadır.

2) Sonraki 12 sûre üçer üçer sıralanmaktadır.

3) Ondan sonraki 28 sûre 3 ve 4’lü olarak 7’şer sûre olarak sıralanmıştır. Arada geçiş sûreleri vardır.

4) Bu grup son sûreler 10 sûredir. Bu grubun toplam sûre sayısı 64’tür yani Tevbe Sûresi âyet sayısının yarısı. Tevbe Sûresi ayrı sûre sayılır. İlk sûreler 8’dir. Tevbe sûre sayılmaz. Toplam olarak ilk sûreler 64’tür. Onun için Tevbe’de “Besmele” yazılmaz.

5) Bundan sonra 32’lik grup gelir.

6) Sonunda 16’lık kısa sûreler gelir.

Siz tefsirlere devam edeceksiniz, bütün sûreleri Akevler Ekolü olarak bitireceksiniz ve bu metodumuzu tüm Kur’an’da uygulamış olacaksınız.

Kur’an, devlet aşamasına gelmeden insanları hak yola çağıran sûrelerle başlar. Bunlar Mekkî sûrelerdir. Mekkî sûreler döneminde nebiler vardır. Sahabeler Kur’an’ı alıyor, anlıyor ve ona göre yaşıyorlardı. En’âm ve Âraf sûreleri bu devrin sûreleridir, bir İslâm düzeninin nasıl kurulacağını anlatmaktadır. Diğer 6 sûre Medine sûreleridir, Kur’an düzeninin ahkâmını ortaya koymaktadır.

Şimdi, Kur’an’ın ana hükümlerini üçte birinde insanlığa sunduktan sonra, “İŞTE ŞİMDİ SİZE BİR RESUL GELMİŞTİR” denmektedir. Bugün böyle bir resul henüz gelmemiştir. Gelmesi kesin olduğu ve yaşadığı için gelmiştir denmektedir.

Her asrın bir “hâdi”sinin olduğu kabul edilir. Bir de her bin yılın mehdisi yani hadisi vardır. Üçüncü binyılın başlarında gelecektir. İşte onun gelmekte olduğunu haber vermektedir. Bu âyetler o resulün yani mehdi resulün özelliklerini anlatmaktadır.

Biz Akevler Adil Düzen Çalışanları resulün değil nebinin vârisleri olarak ilim yapıyoruz. Daha önce âyetlerde de geçmişti. Biz Cebrail’in gördüğü görevi görmekteyiz. Hazreti Muhammed aleyhisselâmın görevini görecek olan onun halifesinin yani üçüncü binyıl halifesinin gelmekte olduğunu Allah bildirmektedir. Bizim hazırladığımız “Adil Düzene Göre Anayasaları” uygulayacak, Kooperatifin Ana Sözleşmelerini uygulayacak biri gelmektedir. Bu âyeti şimdi böyle anlamak durumundayız. Çünkü şartlar tamamlanmıştır. Artık insanlık “ADİL DÜZENE GÖRE İNSANLIK ANAYASASI”nı duymak istiyor...

‘Erbakan veya Gül veya Erdoğan bunlardan biri değil midir?’ diyebilirsiniz...

‘Bediüzzaman, S. Tunahan, F. Gülen nebilik görevini yüklenmişlerdir ama resullük görevini yüklenen oldu mu?’ sorusuna biz cevap vermeyeceğiz; bu âyetlerin yorumunu okuyacaksınız ve eğer bu vasıfları görürseniz onlar üçüncü bin yılın resulüdürler.

Ben hayatımda böyle vasfı taşıyan bir kimseyi çok aradım. Onlara biat ettim. Remzi Güres, Baha Kitapçı, Saffet Solak, Ömer Faruk Yeğin, Ahmet Satoğlu, Ekrem Subaşı, Necmettin Erbakan, Fethullah Gülen’de bu vasıfları aradım. Ama hiçbirinde nebilik görevinin üstünde bir alamet bulamadım. Gelmesini bekledim; gelmesini bekliyorum…

Kesinlik sebebiyle fiil-i mazi sigasını kullanmıştır; bize gelecektir manasındadır, haberdir.

Burada “KÜM” denmektedir; bu “KÜM” kimlerdir?

“MÜMİNLERE RAUF RAHİMDİR” dediğine göre buradaki “Küm” tüm müslimlerdir. Kur’an’ı, Tevrat’ı, İncil’i, Vedaları, Burkanları Allah’ın sözü kabul eden herkes muhataptır. İslâm düzeninin gelmesi için çalışmış olsun veya olmasın onlara haber vermektedir. Üçüncü binyıl uygarlığının resulü gelmektedir. Onu haber vermektedir. Ne yazık ki “ne zaman” sorusuna cevap verme takatimiz yoktur, onu yalnız O bilir.

Hıristiyanlar ve Yahudiler Mesih bekliyorlar. Yahudilerin bekledikleri Mesih Hazreti İsa idi. Hıristiyanların beklediği Mesih Hazreti Muhammed’dir. Hazreti İsa bir daha dünyaya gelmeyecektir. Her bin yılın başında bir müceddid “hâdi” gelecektir. Kur’an bize bunu haber veriyor ve bunun kim olacağını bu âyet anlatıyor.

Her şeyden önce şunu iyice bilmeliyiz ki, gelen hâdi resuller asla melekten bir vahiy almayacaklardır. Onların Cebrail’i o devrin âlimleri olacaktır. Onlar dört delile dayanarak içtihad yapacaklar, hadi resul bunlarla istişare edecek ve kendisine gelen ilhamla amel edecektir. Vahiy, istişaredeki âlimlerin beyanı sonunda kendisinde meydana gelen kanaat olacaktır.

Erbakan veya Gülen neden hadi resul değildirler?

Değildirler, çünkü baştan bizimle çalıştılar, usulü aldılar ama sonra istişareyi bırakıp cari sistemle büyümeyi tercih ettiler. Onlar hâdi olsaydılar, devrin nebileri ile istişareyi kesmez, tarikat şeyhlerinin emirleri ile hareket etmezlerdi. Tarikat insanları ve kişileri yetiştirir. Resul ise topluluğun düzenini ortaya koyar. Topluluk tarikatla yönetilmez, şeriatla yönetilir. Şeriat ise istişare ile içtihada ve icmaya dayanır.

Her ikisi de (Erbakan ve Gülen) bizimle görüşmekte bile nazlandılar.

Demek ki gelecek hadi resulün ilk işi nebilerin oluşturacağı ilmî merkezin bulunduğu cemaate katılmadır. Bunun merkezi Kur’an çalışmasını yapan Akevler Yenibosna’dır. Oraya hicret etmeyen bugünkü şartlarda hadi olamaz. Yenibosna benzeri çalışma veya çalışmalar varsa, oraya hicret edecektir. Böyle bir merkez varsa haber verin de hemen hicret edelim. Ben böyle bir merkezi Yenibosna’da bulduğum için oradayım.

Yenibosna’nın özellikleri nelerdir, orası neden üçüncü binyılın merkezidir?

a) Yenibosna’da Ruhu’l-Kur’an Projesi üzerinde çalışılmaktadır. Kur’an’ı anlamak için gerekli -geçmişte fakihlerin oluşturdukları- ilim öğrenilmektedir. Bunun için yazılı kitaplar oluşturulmaktadır. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir çalışma yoktur.

b) Yenibosna’da Arapça üzerinde çalışanlar fen ilimlerinde ihtisas yapmışlardır. Yüksek Matematiği bilmekte ve içtihadlarında uygulamaktadırlar.

c) Yenibosna’da “Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası” fıkha göre hazırlanmıştır ve her cümlesine Kur’an’dan delil bulunmuştur. Bin sene önceki müçtehidler içtihadlarına Kur’an’da ve Sünnet’te deliller buldular. Biz sadece Sünnet ile sabit olanları yeterli bulmuyor, Kur’an’dan delil alıyoruz. Sizlere müjde olarak verebilirim ki, bizim Kur’an’dan elde ettiğimiz deliller Sünnet’i yüzde doksan teyit etmekte, Ehl-i Sünnetin icmalarından ayrıldığımız hemen hemen hiç olmamaktadır.

d) Yenibosna’da “Ortaklık İşletmesi Muhasebesi” geliştirilmekte ve uygulama yapılmaya çalışılmaktadır. Uygulanmakta olan mevcut muhasebe sistemi sadece “zimmet muhasebesi” yani para muhasebesidir. Oysa ortaklıkta “mal muhasebesi” söz konusudur, “envanter muhasebesi” söz konusudur. Merkezi muhasebe yerine yaygın muhasebe vardır. Kanunun emrettiği muhasebe tutulmakta, ayrıca ona paralel olarak “ortaklık muhasebesi” geliştirilmektedir. Yeryüzünde böyle bir çalışma yalnız Yenibosna’da mevcuttur.  

İşte bu dört ilmin üzerinde çalışan bir cemaat varsa, onlardan birine katılan hadi resul olacaktır. Onun bu dört ilmi söylediklerini anlayacak derecede bilmesi gerekir. “Arapçayı, Matematiği, Fıkhı ve Muhasebeyi” bilme derecesi söylenenleri anlayacak seviyede olacaktır. İşte hadi resul bu olacaktır.

Erbakan ve Gülen’den başkası, böyle bir şeye ihtiyaç olduğunu bile duymadılar, bizimle çalışmadılar. İzmir Akevler’de çalışmadılar. Erbakan ve Gülen yeterli cemaate sahip olunca bizimle irtibatı kestiler ve cari sistemde oynamaya başladılar. Bunun için -bana göre- onlar hadi resul olamadılar, ben hiçbir zaman onları bu seviyede görmedim.

EKONOMİDE Satoğlu’na, SİYASETTE Erbakan’a, DİNDE Gülen’e biat ettim... İLİMDE Süleyman Tunahan talebelerine, sonra Hayrettin Karaman’a biat etmek istedim ama onlar benimle çalışacaklarına Demirel ile çalışmayı tercih ettiler...

Hadi resul bütün bunları içeren yani dinde, ilimde, ekonomide ve siyasette metbu olan (tabi olunan) kimsedir. Erbakan’a önerdim. Kabul etseydi ilan edecektim ama o siyasi lider olmayı tercih etti. Demek ki geçmişte bu olmadı. Şimdi olma zamanı gelmiştir.

Bir zat çıkacak, ben varım diyecek… Yenibosna’ya taşınacağım (hicret edeceğim) ve; a) KUR’AN ARAPÇASINI, b) UYGULAMALI MATEMATİĞİ, c) ÇAĞIMIZIN FIKHINI d) ORTAKLIK MUHASEBESİNİ -söyleneni anlayacak seviyede- öğreneceğim diyecek... Her gün günde bir veya iki saat nebilerin vârisi olan ilim heyeti yani Yenibosna âlimleri ile istişare edecek ve önce aşireti, sonra semti, sonra da bucağı kooperatif olarak kuracak...

Örnek “SİTE” oluşturuncaya kadar kimseyi davet etmeyecek... Ondan sonra nebilik vârisliği görevi yüklenen âlimlerle birlikte üçüncü binyılın Medine devletini oluşturacak...

İşte, “Üçüncü Binyılın Hadisi” bu kimse olacaktır.

Allah kime sen bunu yap der, ona ilham eder, rüyasında bildirir, içtihadını yapar, istinbatını yapar ve böyle nebiler cemaatine katılırsa, işte o üçüncü binyılın hadi resulüdür.

“LEKAD CAEKÜM” o zaman istikbal için değil mâzi için olacaktır.

Yukarıda saydıklarım varsayımlardır. Siz daha farklı ve daha iyi bir oluş senaryosunu yazabilirsiniz ama bir şartımız vardır; Kur’an’dan delil getireceksiniz...

Nasıl getireceksiniz?

‘Şeyhimiz buyurdu, o Kur’an’ı nasıl olsa Vehbi olarak anlar! Matematiğe ne gerek var! Teheccüd namazı kılarız, sorunlarımız çözülür! Fıkıh var, bin sene önce yapmışlar, o bize yeterlidir! Ortaklık muhasebesine ne gerek var! Faiz yemeyiz yeter!..’

Evet, böyle diyorsanız, benim cevabın şudur: “Ey kâfirler, ben sizin ibadet ettiğinize ibadet etmeyeceğim, siz de benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz. Ben de sizin ibadet ettiklerinize ibadet edecek değilim, siz de benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz. Sizin düzeniniz sizin olsun, benim düzenim benim olsun.” (Kâfirûn Sûresi)

Biz Adil Düzen Çalışanlarından her biri tek başına kalsa da bunu söyleyecektir.

“SİZİN NEFİSLERİNİZDEN” diyor. Evet, bizim cemaate katılacak. Bizimle beraber bizim gibi yaşayacak. Sonra bizi dışlamayacak...

Gülen Cemaati Akevler’le ilgisini tamamen kesti. Hâlbuki biz Akevler’i kurarken Sami Efendi grubuna, İzmir’deki Mehmet Akhanlar grubuna, Süleyman Tunahan’ın cemaatine, Bediüzzaman’ın cemaatine dayanarak Akevler’i kurduk. Akevler’in her taşında Allah rızası için koydukları taşlar vardır. Ortak ettik, zarar ettirmedik ama yıllarca paralarını kullandık. Sonra bizden ayrılıp gittiler. Biz ise Akevler olarak hiçbir cemaati dışlamadık...

Halk Partisi (CHP) ile koalisyon (CHP-MSP koalisyonu) yaptık... Hareket Partisi (MHP) ile seçim birliği (RP dönemi) yaptık... Kurucularımız ve yöneticilerimizde Kürtler başta yer alır... Alevilerle en yakın dostluklar kurduk... Hıristiyanları dışlamadık... Yahudileri dışlamadık... Biz anarşiye daima karşı olduk... Biz gizli örgütlerden uzak durduk... Masonlarla yıldızımız sadece bu sebeple barışmadı... Onlar bize saldırdı, biz onlara saldırmadık...

Hâdi resul Cebrail tarafından görevlendirilmeyecek... O kişi kendisi nebi olmaya talip olacak... Yenibosna’ya katılacak... Arapça öğrenecek, Matematik öğrenecek, Muhasebe öğrenecek, Fıkıh öğrenecek... “Adil Düzen”e göre bir işletme kuracak ve orada uygulayarak arkadaşlarına kanıtlayacak... Onlar diyecekler ki; İŞTE BU HÂDİ RESUL OLUR...

“MİN ENFÜSİKÜM” dedikten sonra “AZİZ” kelimesini kullanıyor.

“Aziz” demek sözü dinlenir insan olmak demektir.

İnsanlar bir kimsenin sözünü niçin dinlerler?

SEVGİ sebebiyle... Onu severler, sevdikleri için o ne derse onu yapmaya çalışırlar. Ehl-i tarikin şeyhleri böyle kimselerdir. Silahları yok, sopaları yok, sadece sevgileri var...

ÇIKAR sebebiyle başkasının sözü dinlenir... İşçiler patronları dinlerler, çünkü onlar hak ettikleri ücretlerini verecektir... Bugün kapitalizm buna dayanmaktadır.

KORKU sebebiyle söz dinlerler... Bunlar da sosyalizmin yönetim usulüdür.

HÂDİ RESUL ise sözü dinlenir… Bunlar silahları ile çevresini yönetmez. O istişare eder. Çevresindeki insanları ikna eder. Bilgisiyle çevredeki insanları dinletir. Başkan olduğu için bazen cemaati acıtır. Bazen sevdirir ve saydırır, bazen çıkar sağlar ama onun asıl sözü bilgiye dayanır. AZİZ demek işin gereği olduğu için emrine itaat edilen kimsedir.

O bizim en âlimimiz olmayacaktır, o en zenginimiz olmayacaktır, o en güçlümüz olmayacaktır, o keramet sahibi olmayacaktır ama bütün âlimlere, şeyhlere, iş adamlarına ve siyasi liderlere sözünü geçirecektir... Bütün ilimler onda tecelli edecektir... Bütün saygılar onda tecelli edecektir... Bütün güç onda toplanacaktır...

Çünkü nebiler aldıkları vahiy ile onu destekleyeceklerdir...

Onun koruması olmayacaktır. O kendi bucağında kendi halkı ile beraber yaşayacaktır. Onun muhafızları ve paralı korumaları olmayacaktır.

Size Akevler’den bir örnek vermek isterim. İşyeri çevrelerinde mafya vardır. Siz onlara haraç verirsiniz, onlar da sizi korurlar. Akevler’i kurduğumuz zaman işyerlerimize böyle kimseler musallat olmak istediler. Tehdit etmek için geldiler. Ben mafyaya bir kuruş vermedim. Bana yakın çalışanları işe aldım, onları mesleklerinde yetiştirdim. Ben bir şey söylemeden onlar bunlara karşı çıktılar ve İzmir mafyasını püskürttüler...

Döküm fabrikasını (Özdemir Çelik Döküm Fabrikası) mafya işgal etti. Orada kalan işçiler gece fabrikada kılıçlar hazırladılar. Su hortumları ile karşı çıkarak fabrikaya bizi sokmayanları sokmadılar. Hâkim ondan sonra geldi de fabrikayı bize teslim etti...

Kırgızistan’da da benzer olay oldu. Mafya mensupları fırınımızı haraca bağlamak istediler. Bizimkiler, ‘Biz Çeçenlere veriyoruz!’ dediler. Ben Çeçenleri tanımıyordum ama onların ilim adamları ile sohbetim vardı. Onlar da ‘Evet, o bizim adamımızdır!’ dediler ve mafyaya bir kuruş haraç vermeden işlerimizi yaptık...

Patronuna isyan eden işçiler nerde, patronu için hiçbir ek karşılık beklemeden fedakârlık yapan kimseler nerde?..

İşte, “AZİZ” demek, cemaati onu kendilerinden daha çok sever ve sayar demektir.

Evet, şimdi Erdoğan’ın ve Gülen’in çevresinde onu savunan kimseler var gibi görülüyor, ama yenilmeye başladıkları zaman kaçan bir kitle ile karşı karşıyadırlar...

“AZİZ” olan kimseyi asıl dar zamanında yalnız bırakmazlar, ona sahip çıkarlar.

Milletimiz yerel seçimlerde AKP’ye yani Erdoğan’a oy verdi. Onu fazla sevdiği için değil ama kendi başkanını yedirmedi. Şimdi de Cumhurbaşkanı olarak seçecek, ona karşı oluşturulan şer ittifakını def edecektir...

Ekmeleddin İhsanoğlu yüzde 40’dan fazla alırsa şer ittifakı başardı demektir. Yüzde 30’dan aşağı aldıysa şer ittifakı kaybetti demektir. Otuzdan yukarı, kırktan aşağı alırsa savaş devam ediyor demektir...

Bir işte başarabilmek için mevcuttan daha üstün birini getireceksiniz.

Gelen Erdoğan’dan daha ileri bir dünya görüşüne sahip olmalıdır. MHP ve CHP Akevler’le işbirliği yapsaydı, “Adil Düzen”i kendilerine program yapsaydı, adayları seçimi zorlardı. Onlar düzene değil de kişiye oy istiyor, hâlâ insanlara tapma sevdasındalar. Biz Erdoğan’a onun boyuna değil, yaptıklarına bakarak oy veriyoruz.

Ekmeleddin İhsanoğlu da çıkıp kendisini anlatmayacaktı, III. binyılda sermaye/ekonomi, siyaset, din ve ilmin nasıl telif edileceğini anlatacaktı... Dünyaya getireceği barışın reçetesini yazacaktı... Biz Akevler yani MSP olarak Halk Partisi ile koalisyon yaptık, MHP ile RP döneminde seçim ittifakı yaptık... AK Parti düşmanlığı yaparak değil, AK Parti’den daha üstün projeyi bu iki parti bizimle hazırlayabilirdi, ortak adaylarını bizden gösterebilirdi... Ama bunlar devlet düşmanları ile bir olarak meçhul bir kişiyi velileştirip aday seçeceklerini ileri sürdüler...

Ekmeleddin İhsanoğlu öyle hareket etmeliydi ki aziz olmalıydı. O zaman AK Partililer de ona oy vermiş olurdu. Bunu ancak Kur’an uygarlığını getirmek için faaliyet gösteren Akevler ile işbirliği yaparak sağlayabilirdi. O ise baştan beri “Adil Düzen”e karşıdır. Böylece İslâm Konferansı Örgütü (İKÖ) sekreteri oldu, ne kazandı?

Akevler’le işbirliği yapan Necmettin Erbakan ise dünyayı değiştirdi.

Hadi resulün en önemli özelliği asgari giderle yaşaması olmalıdır.

Bediüzzaman bunu başarmıştır. Gülen bunu başarmıştır.

“Sizin sıkıntınız onun aleyhinedir” denmektedir. Yani cemaatinin asgari gelirleriyle yetinmelidir. Onların yediğini yemeli, onların giydiğini giymeli, onların kaldığı çadırda kalmalı ve onların bindiği bineklere binerek seyahat etmelidir yahut binebiliyorlarsa herkes Mercedese binebilmelidir.

Hadi resul,  resullük görevi yüklenmeden önce elde ettiği serveti ölünceye kadar kullanır ve o çocuklarına kalır. Resul olduktan sonra elde ettiği servet kendisinin vârislerine değil halefine kalacaktır. Kendisi ve eşleri asgari hayat seviyesini yaşayacaklardır. Bunu yaşamak istemeyen eşlere mihirleri ortak bütçeden verilir ve ayrılıp giderler.

Bediüzzaman ve Gülen bunu başaramayacaklarını bildikleri için evlenmediler.

Hayır! Hadi resul evlenecek, hem de çok eşli olarak evlenecek... O sokak dedikodularından korkmayacak, o eşlerinden korkmayacak... İsteyen eş ayrılıp gidebilecek... Kur’an’da vaat ediliyor; gidenler olursa Allah daha iyilerini verir... Vermiyorsa, o zaman o kişi hadi resul değildir demektir.

Bugün insanların sıkıntıları vardır. Bu sıkıntı şeker hastalığına benzemekte, ağrı yapmamakta ama insanlığı mahvetmektedir. Bunların başında tek evlilik gelmektedir. Zina yapmak sadece serbest değil, adeta kutsal olmuş, ceza kanunlarında zinadan bahsetmek suç sayılmıştır. Çok evlilik ise ağza alınamayacak kadar ayıp sayılmıştır. Mekke müşrikleri için putlar ne ise bu fikirler de bugün odur. İnsanlar evlenmiyor, çocuk yapmıyor, intihar eder duruma gelmişlerdir. Bu sıkıntıyı kendisinde hisseden bir kimse hâdi resul olabilir.

Başka bir sıkıntı kaynağı da bürokrasidir. İnsanlar doğa ile uğraşıp rızık elde etmekten çok, bürokratların engellemeleri ile uğraşmaktadırlar. İnsanlara işkence sistemi hâline gelen bürokrasi sorunu çözülmelidir. Bunu çözmeye azmeden hâdi resul olur.

İşsizlik yani aş ve iş sorunu bugünün temel sorunudur...

Otuz-kırk yıllara varan davalar yani adaletsizlik bugünün sorunudur...

Başkan hadi resul halkın sıkıntılarını kendi sıkıntısı olarak kabul etmeli ve çözmelidir. Bunun için halk nasıl yaşıyorsa o da öyle yaşamalıdır. Kooperatif kurmalı, tescil için aylarca ilgili bakanlıktan numara beklemeli, sonra da eğer izin verirlerse sevinmelidir.

Hâdi resul rüşvet vererek sorunları çözmemelidir. Hâdi resul sorunları tanıdıklarının aracılığı ile çözmemelidir. Doğrudan ve sıradan bir vatandaş gibi düzeni değiştirerek çözmelidir. Bürokrasiyi ortadan kaldırmalı ve yerine serbest hizmet sistemini getirmelidir. Bunu başarabilmesi için de arkasında onu destekleyen azimli nebiler bulunmalıdır.

İzmir Akevler uygulamasındaki başarısızlık buradan doğmuştur. Baştan destekleyenler köprü geçildikten sonra sorun olmaya başlamışlardır.

Dünün mağdur olanları Gülen cemaati mensupları şimdi zalimlerin makamında oturmuş olarak halkı bizzat onlar ezmektedirler. Bununla yetinmemişler, şimdi de başbakanın bizzat kendisine saldırmışlardır. Başbakan da iğne bizzat kendisine batmaya başlayınca uyanmış ve halka batan çuvaldızları görmeye başlamıştır.

Sonuç olarak hâdi resulün arkasında nebilerden oluşan bir cemaati vardır. Bunlar insanlığın tüm sıkıntılarını göğüsleme azminde olacaklardır. Bunu insanları cezalandırarak ve onlarla savaşarak değil, düzeni değiştirerek yapacaklardır. En büyük zalim Ömer, düzen değiştiği zaman en büyük âdil olmuştur.

Buraya kadar hitap edilen kimseler müslimlerdir yahut Mekke müminleridir... Halktır... İnsanlıktır... O rahmeten li’l-âlemindir...

Resul bu gücü nerede bulacaktır?

Evet, bunu aşiretinde gösterecektir... Bunu kabilesinde gösterecektir...

Bin hanelik sitemizi kuracağız ve bütün bu sorunları orada çözeceğiz. Bütün sorunlar bucak kooperatifi içinde çözülecektir. Böyle bir bucağın oluşması yaklaşmıştır…

Bu âyet bize bunu söylüyor.

Ahşap evler üreteceğiz... Devremülk dinlenme siteleri kuracağız... Oraya gelen insanlar bu düzeni görecekler, bu gerçekleri duyacaklar... Yüz lojmanlı işyeri apartmanları yapacağız... On tane böyle apartman yaparsak, kendi bucağımızı kurmuş olacağız...

İşte bu bucağı kurmayı kafasına koyan ve bunun için Yenibosna’ya taşınıp çalışmaya başlayan kimse hâdi resul olacaktır. Yüz lojmanlı apartmanlara taşındığınız gün hicret etmiş olacak ve bu sekiz sûrenin öğrettiklerini uygulamaya başlamış olacaksınız...

Hâdi resulün ikinci bir görevi daha olacaktır. Bu görev müslimlere karşı değil, müminlere karşı olacaktır. Onlar organize edilecek ve onların amiri olacaktır. Bu hâdi resul işe siyasetten başlamayacak, işe ilimle başlayacak ve öğrenecektir. Müminlerin kuracakları işletmeleri kuracaktır. Kooperatif içinde sorunları çözecektir.

Ülkemizin halkı bu kooperatifleri örnek alarak bucaklarını kuracaklardır. Ülkemiz örnek ülke olacaktır. Sonra dünyada büyük gerginlik olacaktır. Sömürü sermayesi ile halkı ezen bürokratlar birleşip bu kooperatiflere savaş açacaklardır. Bunlara karşı ordularla kooperatifler birleşecek ve yeni düzen için savunmaya geçeceklerdir.

III. binyıl uygarlığı kooperatiflerle orduların birleşmesi sonucu bürokratlarla sermaye arasında çıkacak çatışma sonucu doğacaktır. Bugün Türkiye’de bu bölünme olmuş, sermaye ile bürokrasi bir olmuştur. Bir gün gelecek siyaset ile ordu bir olmuş olacaktır.

Adil Düzen Çalışanları henüz yeni düzeni takdim edecek hâle gelmemişlerdir.

Yarın siyasiler “Adil Düzen”i benimseyecekler, ordu da demokrasiye inanmış şekilde millî iradeye tâbi olacak ve dışarıdan beslenen sermaye ile onlarla işbirliği yapan bürokratlar yenileceklerdir.

İşte bu hâdi resul bunların da rehberi olacaktır. Onlara rauf ve rahim olacaktır. Onların babaları imiş gibi onların anaları imiş gibi her türlü ihtiyaçlarını giderecektir. Önce müslimlerle bir olup kooperatifler kuracak, sonra siyasi partileri uzlaştırıp devletin başına geçecek, böylece çağımızın Medine devri başlayacaktır.

Ekseriyet sistemi yerine nisbi sistem gelecektir.

İzmir Akevler çalışmaları ile başlayan legal faaliyetlerle bugünkü duruma geldik.

Hadi resul “Adil Düzen”i getirecektir.

Tekrar edeyim ki o hâdi resul saydığım vasıfları taşıyan biri olacak; MATEMATİĞİ öğrenecek, ARAPÇAYI öğrenecek, FIKHI öğrenecek, MUHASEBEYİ öğrenecek...

Kimden öğrenecek?

Bizimle çalışan Adil Düzencilerden öğrenecek…

Biz bu hazırlığı yapmaz, “Adil Düzen”i hâdi resule sunacak hâle gelmezsek, Allah bizden başkasına bu görevi verir ve onlar yapar, biz de sınıfta kalmış oluruz.

Bu âyetler bize bir taraftan gelecek olan hâdi resulü haber vermekte, diğer taraftan da bize hazırlanın demektedir. Merkezimiz Yenibosna’da bu çalışmalara katılanlar vardır.

Önce Reşad Nuri Erol bu seminerleri redakte ederek katılmakta, Millî Gazete’de Adil Düzen köşe yazıları yazmakta, ulaşabildiği insanlara “Adil Düzen”i anlatmaktadır...

Bursa’dan Zafer Kafkas katılmaktadır...

Türkmenistan’dan Cengiz Demirci katılmaktadır...

Bu münferit desteklerin yanında, İzmir Akevler hem araştırma merkezi finansörü olarak hem de dersler yaparak katılmaktadırlar...

Ayrıca Kadıköy grubu desteklerini sürdürmektedir...

Ankara’da Ali Erişen’in önderliğinde çalışmalara devam edilmektedir…

Bünyamin Demir’in başkanlığında Medhal Grubu çalışmalara devam etmekte, kitaplar basmakta, bu arada Akevler İstanbul çalışmalarının da bazı kitaplarını yayımlamaktadırlar...

Yenibosna’da Lütfi Hocaoğlu’nun başkanlığında benim de katıldığım temel çalışma vardır... Ruhu’l-Kur’an hazırlanmaktadır... “Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası” hazırlanmıştır... Fıkıh dersleri olmaktadır... Muhasebe çalışmaları sürmektedir... Tayibet Erzen ve Emine Hocaoğlu sürekli olarak çalışmalara katılmakta, Leyla hanım da fırsat buldukça gelmektedir... Mete Firidin haftalık toplantılara katılmakta, sorunlar çözmektedir... Hüseyin Kayahan da haftalık toplantılara İzmir’den İstanbul’a gelerek katılmaktadır...

Zeki Altuboğa ile Kamuran Bilaloğlu, araştırmacı ortak olarak katılmaktadırlar. Yılbaşına kadar bu statüleri devam edecektir. Yılbaşında eğer kendi kendilerini idare edecek işletme kurarlarsa ve Yenibosna’da kalırlarsa, çalışmalara artık Allah rızası için katılırlarsa, çalışan sayımız on kişiye doğru yaklaşmaktadır demektir. Yılbaşına kadar kendi kendilerine yetecek ekonomik gelirleri temin edemezlerse veya derslere devam etmezlerse, bu denememiz sonuç vermedi demektir. Başka bir çözüm yolu aramalıyız. Başarılı olursak, usulümüz tuttu demektir. Gelenleri bir sene destekleyecek ve onlara iş kuracak, aynı zamanda Adil Düzen çalışmalarına katılan insanlar bulacağız demektir.

Bu arkadaşların başarıya ulaşması için Süleyman Akdemir ile Ali Bülent Dilek’in katkılarını çoğaltmaları gerekir. Bu çalışma sonuç vermez, yılbaşına kadar bu iki araştırmacıyı çalışmalarımıza katamazsak, ben de sadece ilmî çalışmalarla yetinmek zorunda kalacağım...

Bu yıl en sıkıntılı yılımız olacaktır.

Bu âyet bize başaracağımız müjdesini vermektedir zannediyorum.

لَقَدْ

(LaQaD)  

“Şimdi”

“Kad” kelimesi “Kudde” kelimesinden bir “Dal” harfinin düşmesi ile oluşmuş kelimedir. Bu âyette 16 kelime vardır. “Kad”i kök sayarsak 10’u iştikak eden yani köklerden oluşmuş kelimedir. 6’sı mebnidir. O halde “Kad” harfini bir kökten dönüşmüş olarak görebiliriz. “Kadd” kesmek demektir. Arapçada fiillerin zamanları başlarına gelen harflerle ifade edilir. Mazi siganın üzerinde gelen “Kad” şimdi sonlandı, hâlen devam ediyor denebilir. Maziyi hâle (şimdiki zaman) yaklaştırır. Geldi ve aranızdadır manasındadır. Sadece “Cae” olsaydı, geldi ama gitmiş olabilir anlamındadır.

Bu âyet bize hitap ettiğine göre burada kastedilen resul son nebi Hazreti Muhammed olamaz. Şimdi geldi, aranızdadır demektir. Başındaki “Lam” da te’kid içindir.

Bu ifade muzari üzerine geldiği zaman tam zıt mana ifade eder. Gelmesi kesindir demektir. Bazen gelir, bazen gelmez anlamındadır. “Kad” geldi değil de geliyor demek olur. Resul şimdi geliyor manasındadır. “Le” harfi de te’kid içindir.

Bu âyet şimdi bize bunu söylemektedir, başka zamanda veya başkalarına başka bir şey söyler. Onlara ne söyleyeceğini biz bilemeyiz.

Bu âyetin söyleyeni Allah’tır. Şimdi bizi görmektedir, bizi duymaktadır, bize bu manaları O ilham etmektedir. Bizim duyma eksikliğimiz dolayısıyla duyduklarımız eksik olabilir ama biz ona göre amel etmek zorundayız. Resul gelmezse bile biz gelecek şeklinde tedbirimizi almakla ecrimizi istihkak ederiz.

جَاءَكُمْ

(CAvEaKuM)  

“Size ciet etmektedir”

“Eta” bir cihetten gelmedir. “Ciet “ise çok cihetten gelme demektir. “Cem” kelimesi ile yakınlığı vardır. Burada “eta” değil de “cae” denmiş olması bir defa gelmeyecek demektir.

Yenibosna’ya gelmekle hâdi resul olmayacaktır. Yenibosna’ya gelecek, önce “Kur’an Arapçasını, Uygulamalı Matematiği, Çağımızın Fıkhını ve Ortaklık Muhasebesini” öğrenerek nebiler sınıfına girecektir. Kendisinin de katıldığı cemaat onu resul yapacak yani cemaatin oyları ile seçilecektir. İttifakla seçilecek. Sıralama usulü ile seçilecek ve o hâdi resul olacaktır.

Çok kimsenin oyu ile seçileceği için “eta” değil de “cae” gelmiştir.

Buradakiler kimlerdir?

Önce Yenibosna’da akşam toplantılarına katılan cemaattir. Sonra bunlara uzaktan katılan, dergide yazı yazan, maddi destekte bulunan, yani genel olarak “Adil Düzen” çalışmalarını destekleyenlerdir... Sonra “Adil Düzen”i benimseyen partilere rey verenlerdir... Kur’an düzenini kabul eden herkestir... Tevrat ehlidir. İncil ehlidir. Furkan ehlidir...

Yani başlangıçta aşirettir... Kabiledir... Sonra kavimdir... Sonra beşeriyettir...

Allah onlara doğrudan hitap etmektedir.

“Ey iman edenler” hitabı ile başlamış, sonra hitabı genişletmiştir.

رَسُولٌ

(RaSUvLun)

“Resul”

“Resul” elçi demektir.

Burada “Allah’ın resulü” denmediği gibi marife dahi getirilmemiştir. Bu görevlenen kimse resuldür. Diğer “Adil Düzen” çalışanlarından biridir. Sadece bu ağır şartları kabul etmiş, ben varım demiş olan kimsedir. Demek ki bizim “Müçtehid Yetişme Merkezi”nde araştırmacılar yetişecek, bunlara nebilik görevleri yüklenecektir. Bunların içinde biri çıkacak, resullüğü kabul edecek, cemaat da onu seçecektir.

Bu seçimi yapabilmemiz için önce aşiret oluşturmalıyız...

Sonra yüz lojmanlı işyeri apartmanlarını yapıp aşiretleri oralarda toplamalıyız…

Sonra sayı on apartman olduğunda, aşiretlerden birinden bir resul ortaya çıkacaktır...

Üçüncü binyıl uygarlığı böyle kurulacaktır...

Bugün Yenibosna’da, Medhal’de, İzmir’de, Ankara’da aşiret çalışmalarına başlanmıştır. Bu çalışmalar devam edecektir. Sonra Yalova’da inşa edilecek yüz lojmanlı apartmana buralardan göçler olacaktır. Bunu başaranlar bu bir apartmanı zamanla on apartman hâline getireceklerdir. İşte o zaman hâdi resul gelmiş olacaktır.

Bunun gerçekleşmesinin çok uzak olduğunu sanmayınız. Bu gelişme bu asrın ilk yıllarında gerçekleşecektir. Bugün her şey hazır hâle gelmiştir ama bizim Yenibosna çalışmaları henüz tam olarak tamamlanmamıştır. İnsanlık bizi beklemektedir...

Resul, nebilerin onu seçmesi ile gelecektir. O onların elçisi olacaktır. Onlarla istişare edecek ve ittifakla aldığı kararları uygulayacaktır. İhtilaf hâlinde kendi içtihadını uygulayacaktır. Nebilerin hakemlere gitme yetkileri olacaktır. Çünkü o vekil değil resuldür, nebilerin verdiği haberleri uygular. Nebiler içtihadla elde etmişlerdir. Kur’an’dan elde etmişlerdir. Allah onlara bildirmiştir. Kur’an’a inanmak budur. Allah’a inanmak budur.

Kur’an’ı 1400 sene önceki tarih kitabı kabul eden Kur’an’a inanmamıştır.

Allah’ı arş-ı azamda hapseden ve dünyadan uzaklaştıran Allah’a inanmamıştır.

Allah haydır, kayyumdur; biz dünyanın neresinde olursak olalım bizimle beraberdir.

Kurulacak bir ocakta oluşmaya başlayan FIKIH üçüncü binyıl FIKHI olacaktır.

Biz kendi aşiretimizi, kendi semtimizi o fıkha göre yöneteceğiz ve onun içtihadlarını yapacağız. Biz sadece örnek olacağız. Biz hiç kimseye hükmetmeyecek, asla paralel güç oluşturmayacağız. Bizim hedefimiz asla iktidarı haksız şekilde ele geçirmek değildir. Biz iktidarda olanların “Adil Düzen”i uygulamalarını istiyoruz. Bize bizim kendi ocağımız ve kendi bucağımız yeter de artar bile…

مِنْ أَنْفُسِكُمْ

(MiN EaNFuSiKuM)

“Kendi nefislerinizden”

“Resulün Minellah” demek, Allah’ın gönderdiği resul demektir.

“Resulün Minküm” demek, içinizden olan biri demektir.

“Min Enfüsiküm” demek, sizin seçtiğiniz kimse demektir.

Demek ki bu resul aramızdan olacak ve bizden olacaktır.

Bin sene önceki nebiye tâbi oluruz, bu mümkündür. Çünkü metbu olanlar tâbi olanları bilmezler. Ama biz aramızda yaşayan birine itaat ederiz. Bin sene önce ölmüş birisine bugün itaat etmek mümkün değildir. Şiiler müçtehidin hayatta olması şartını getirirler. Ölü müçtehitlere ittiba edilemez diyorlar. Biz onların bu görüşlerine katılıyoruz. ‘Bilmiyorsanız sorun’ diyor, ‘bilmiyorsanız tâbi olun’ demiyor.

Kur’an âyetleri hep birbirini beyan eder, teyit eder. “Caeküm”den sonra “Min Enfüsiküm” gelmesi, hâdi resulün nasıl ortaya çıkacağını belirtir. Biz bizim aşiretimizin hâdisini seçeriz, bizim kabilemizin hâdisini seçeriz. Sonra kabileler bir merkez kabile/bucak oluştururlar ve onlar da kendi hâdilerini seçer. İnsanlığın hâdisi de böyle ortaya çıkar.

Biz şimdi kendi bucağımızı oluşturup kendi bucağımızın hâdisini seçmekle mükellefiz. Bu vesileyle çözüm kararlarını bir kere daha hatırlayın.

1- Bir sorunu çözdüğümüz zaman, benzer sorunlar da çözümlenecektir.

2- Bir sorunu çözdüğünüz zaman, benzer sorunu olanlar da o yola başvurarak sorunlarını çözmelidirler.

3- Çözüm sizin çözümünüz olmalıdır. Her söze kulak verecek ama siz sizin içtihadınızla ve icmalarınızla amel edeceksiniz.

4- Çözüm ilmî olmalıdır. Proje yapacak ve uygulayacaksınız... Eksiklerinizi görüp daha iyi proje yapacaksınız... Böylece devam edeceksiniz. Yani biz sorunları kendimiz için çözüyoruz… Yani tüm insanlığın işine yarayacak ve onların sorunlarını da çözecek çözümler üreteceksiniz... Kimse başkalarının içtihadları veya icmaları ile hareket edemez...

عَزِيزٌ

(GaZIyZun)

“Aziz olan”

Resul azizdir. Korkutarak ve yıldırarak değil, inandırarak ve sevdirerek topluluğun işlerini yapmaktadır. Aziz yağmur suyu ile doymuş topraktır.

“Ta’ziz etmek” güçlendirmek veya yüceltmek anlamına gelir.

“Aziz” vezni hem fail hem meful olabilir. Sizi aziz eder anlamına gelir. Kendisi azizdir anlamındadır. Hâdi resul öyle cemaat oluşturur ki insanlık onları sevdikleri için dinlerler, korktukları için değil.

Selçuklular Anadolu’yu fethettikleri zaman kale beyinin kızı kalenin kapısını açar ve kendisi de kaleyi fetheden emir ile evlenir, kentin beyi yine kentin beyi olarak kalırdı. İmparatorluk artık Anadolu’da güveni sağlayamadığı için Anadolu halkı yöneticilerle bir oluyordu. İstanbul fethedildikten sonra, Mekke fethi gibi kimsenin kanı akmamış, malı-mülkü-makamı elinden alınmamıştır. İmparatorun hapsettiği din adamları kiliselerine dönmüşlerdir. Viyana kapılarına kadar böyle gidilmiştir...

İşte, resuller böyle izzetli kimseler yetiştirir ve cemaat bırakırlar.

Kore’de ve Afrika’da Çevik Bir gibiler bile bu izzete sahip kimseler olmuştur.

Öyle bir site, öyle bir bucak kurmalıyız ki herkes bize gıpta etmelidir. Bunu yapacak birinin gelmekte olduğunu Allah bize bu âyette haber vermektedir. Bu kişi cemaatini aziz ettiği gibi kendisi de azizdir. Halk bu kişinin emirlerine seve seve itaat eder. Çünkü o adildir, onun söyledikleri topluluğun istedikleridir, Allah’ın emirleridir...

عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ

(GaLaYHi MAvGaNıtTuM)

“Anet ettikleriniz onun aleyhinedir”

“Anet” kemiğe kadar ulaşmış yaradır. Tedavisi zorlar. Yalnız yara tedavi edilir, yalnız kırık tedavi edilir. Yara ve kırık ise zor tedavi edilir. İnsanların zaruri ihtiyaçları giderilmelidir. Giderilmez de çalışamaz ve yaşayamazsa, anet içinde olur.  

Bunu şöyle bir misalle anlatarak sistemi anlatmaya çalışacağız.

Yüz hanelik bir cemaat kayıklara binip bir adaya gittiler. Ada onların. Çalışacaklar ve yaşayacaklar. Çalışamayanların da hakları vardır. Çünkü o adayı birlikte keşfettiler. Aynı kayıkla oraya vardılar.  Çalışanlar ürettiklerinin yarısını resule veriyorlar. Resul da bunların bir kısmını halka bölüştürüyor, çalışmayanlar onunla yaşıyorlar. Bir kısmını da ayırıp adanın imarına harcıyor, yol yapıyor, su çıkarıyor, ormanı açıyor, meyve ağaçları dikiyor. Ne kadarını çalışmayanların yaşaması için halka dağıtacak, ne kadarını yatırıma yönlendirecek? Buna resul karar veriyor; yani o cemaatin seçtiği liderleri karar veriyor.

Başkanın kendisi de çalışmayanlardandır. Başkanın geliri yoktur. O halde o da çalışmayanlar seviyesinde geçinecektir. Başkan halkın asgari seviyesinin üstünde harcamalar yapmaz. Böylece yara herkesi ne kadar acıtıyorsa onu da o kadar acıtır. Dolayısıyla onun aneti diğer tüm halkların anetidir. Kararını ona göre verecektir. Dayandığı kadar dayanacak ve yatırımlar yapacak, dayanamadığı yerlerde herkesi kendi seviyesine getirecektir.

Biz “Adil Düzen”de bunun çözümünü böyle yapıyoruz.

Varsayalım ki adada bir kuyu var. Kuyuda 15 ton su birikmektedir. Cemaatin nüfusu üçbin ise kişi başına 5 kilogram su düşmektedir. Kuyudan suyu çekip bizim depomuza aktardığımız zaman, bir kişiye iki kiloya karşı bir kiloluk su senedi vermekteyiz. Kalan suyun yarısını nüfus başına eşit olarak dağıtıyoruz. Böylece zengin olanlar iki misli fiyatla su içmekte, fakir olanlar ise suyu bedava içmektedirler. Halk isterse ikibuçuk kiloluk sular ile yaşar, isterse iki misli fiyatla fazlasını alır, isterse de bir kısmını satabilir. Başkan ise yeni su senedi alıp daha fazla su kullanamaz, çünkü onun serveti yoktur. Kendi serveti de olsa, başkan olduktan sonra serveti dondurulur. Başkanlıktan ayrıldığı zaman serveti iade edilir. Dolayısıyla başkanlığı sırasında çekip kullanamaz. İşte bu yasağı bu âyet getirmektedir.

Böyle asgari hayatı kendisi, eşleri ve çalışmayan çocukları için kabullenen kişi hâdi resul olacaktır. Aramızda böyle yaşayanı biz resul yaparız.

حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ

(XaRIyÖun GaLaYKuM)

“Size haristir”

“Hars” (peltek se harfi ile) ekin demek, “(sin harfi ile” “Hars” ekini bekleyen ve koruyan bekçi demek, “(sad harfi ile) elbisedeki yırtık demektir.

“Haris” demek yırtınan, çalışıp çabalayan demektir.

Burada “Harisun Leküm” denmesi gerekirken, “Harisun Aleyküm” denmiştir. Çünkü başkan çalışmaz, çalıştırır. Halkın tüm ihtiyaçlarını karşılamak için uğraşır ama bunu yine onlara yaptırır.

Hâdi resulün çağındaki en önemli görevi herkese iş bulmak, herkesi çalışmaya ve çalıştırmaya teşvik etmektir. “Adil Düzen”de buna şöyle çözüm getirilmiştir.

Herkesin çalışma kredisi vardır. İşveren onu çalıştırdığı zaman topluluk onun ücretini öder. İşveren borçlanır. İşverene ham madde kredisi verilir. O halde işletmenin sermayesi faizsiz olarak hazırdır. İşçi çalıştırdığı takdirde sermayeyi nerde bulacağım diyemez. Böylece çalışmak isteyen herkese iş bulunmuş olur.

Bu yetmez; çalışmak istemeyenlere de toprak kirası verilecektir. Bu sefer üretilenin beşte biri onlara bölüştürülür. Çalışanlar beşte dördünü almış olurlar. İsteyene bu “yeryüzü kirası” verilir ve “çalışma kredisi” verilmez, isteyene de “çalışma kredisi” verilir ve “yeryüzü kirası” beşte bir olarak alınır. Çalışmayanların sayısı beşte bir kadarsa ücretlerle kira payı eşit olacaktır. Çalışmayanlar çoksa ücretler düşecek, halk çalışmak zorunda kalacaktır.

Evet, hâdi resul herkesi çalıştırmada haristir. Faizsiz işveren kredisini vermekte, kredilerini geri ödeyemeyenlerin üzerine icra ile yürümemekte, sadece onların borçlanma ehliyetini almaktadır. Öyle bir sistem getirmiştir ki herkes isteyerek çalışmakta, çalışmak zorunda kalmamaktadır. Ama fiyat ve ücretlere müdahale etmemektedir.

Sosyalizm büyük işletmeleri devletleştirmektedir...

Kapitalizm küçük işletmeleri yok etmektedir...

Kur’an düzeni büyük işletmelerin tekelini önleyerek ve yaşamalarına imkân vererek korumaktadır. Küçük işletmelere de çalışma kredisi ve çalışamayanlara yeryüzü kirasını vererek yaşamalarına imkân vermektedir. Kişileri çalışmaya zorlayarak onların ihtiyaçlarını gidermektedir.

Demek ki başkan kişilerin aleyhinde olan ama topluluk lehinde olan bazı tedbirler alabilir ve halkın kendi kendilerine ihanet etmelerini önleyebilir.

Bir taraftan serbest arz ve talep kanunları çalışırken, diğer taraftan da topluluğu helâke götürecek sertlikleri dengeleyen bir mekanizma olmalıdır. “Adil Düzen” işte budur ve “Adil Düzen”i benimseyenler kurtulur, diğerleri helâk olur.

Hâdi resul işte bu düzeni getirmekle görevli olan kimsedir.

بِالْمُؤْمِنِينَ

(Bi eLMüEMiNIyNa)

“Müminlerle”

Buradaki “Ba” bağımsız olup bundan sonra gelen mübteda ve haberdir. O zaman müminlere rauf ve merhametlidir manası çıkar. Yahut “bi’l-müminin” “harisun”un mefulüdür. O zaman müminler sebebiyle aleyhinize haristir denerek müminlerin görevlerini de anlatmış olmaktadır. Yani ordu ile size haristir. Kişi çıkarlarını orduya dayanarak önlemektedir.

Kamu otoritesi ancak kamu çıkarına kullanılır ve kişi çıkarları zedelenmeden kullanılmalıdır. Kamu adına kişiye zarar verilmişse kamu o zararı tazmin etmelidir.

Bizim 50 milyon dolarlık arazimizi ormandır diye elimizden aldılar, bir bedel de vermediler. Devlet ormansa bedelini vermeli veya orman olarak korumamızı istemelidir.

Bu hakların korunacağını gösteren “aleyküm”deki “küm” kelimesidir. Haristir ama bize haristir.

Rauf ve rahim arasında ve bi’l-mümininede “ve” harfi getirilmemiştir. Bunlar arasında bir içiçelik vardır. Herkese rauftur, herkese rahimdir manası çıktığı gibi özel olarak müminlere rauftur ve rahimdir manası da çıkar.

Mümin nöbetli olma demektir. Bucakta, ilde, ülkede nöbetli olunabilir. Savaşın meşru olduğu nöbet ülkedir, devlettir. “Ellezîne Âmenû” dendiğinde öncelikle devlet seviyesindeki imandır. “Müminîn” dendiğinde de bucak seviyesinde bir imandır.

Emirler askeri ise öncelikle devlet aşamasındadır. Karine varsa il ve bucaklara iner. Emirler hukuk düzenine aitse o zaman o bucakta asıldır. Kıyas varsa daha merkezi yerlere de gider. Burada ifadeler öyle getirilmiştir ki hükümler hem devlete hem de bucağa eşit olarak delalet etmektedir. O halde devlet başkanı ülkenin tamamından sorumludur. Hayatı ona göre ayarlamıştır. “Adil Düzen Anayasası”nda devlette çalışma kooperatifini kuruyoruz. Yeryüzü payları buralardan bölüşülüyor.

رَءُوفٌ

(RaUvFuN)

“Raufdur”

Müminlere raufdur yahut tüm nefislere raufdur.

Ordu içinde subaylarla askerler aynı seviyede hayat süreceklerdir. Başkomutan da bir er gibi yaşayacaktır. Onlar da ganimetlerden eşit pay alırlar. Rütbe sadece görev ifa ederken söz konusudur. Birlik arasında beraberliği sağlar. Yoksa üstler astların mutlak hâkimi değildirler. Görevde ast üste mutlak olarak itaat eder, savaşta ast üst için ölür.

Bu kural askerliğin kuralıdır. Ama insan olarak tüm insanlar eşittir. Bu komutan bir baba gibidir, baba ailede birliği sağlar ama hakların paylaşılmasında eşitlik vardır, yediğini yedirmek, giydiğini giydirmek zorundadır. Komutan da bir baba gibidir.

رَحِيمٌ (128)

(RaXIyMun)

“Rahimdir.”

“Rahm” annenin döl yatağıdır.

“Merhamet” annenin çocuğuna duyduğu hislerdir.

Başkan halkın babası ve anasıdır, aynı şekilde merhametli ve re’fetli olacaktır.

Refet herkese iş bulmaktır.

Rahmet ise herkese aş bulmaktır.

Baba refet sahibidir. Eşini ve çocuklarını düşmana karşı canı pahasına korur. Nafakayı o temin eder. Anne doğurur, süt verir, büyütür. Hayatını ona hasreder.

Allah’ın başkandan istediği bunlardır.

Demek ki hâdi resul geldiği zaman o bucakta sonunda yeryüzünde genel güvenlik olacak ve genel olarak herkesin aşı olacaktır.

Bu iki sorunu çözen hâdi resul olabilir.

Nebiler çözümlerin neler olduğunu ortaya koyarlar. Çalışmaları ilmîdir. Uygulama yapıyorsa ilim içindir. Resuller ise ilim adamlarının çalışmalarını uygularlar. Uygulama kolay bir şey değildir. Uygulayıcılara öğretecek, ondan sonra uygulayacak hâle geleceklerdir.

Buraya kadar anlattıklarımız, peygamberin yerine geçen hâdi resuldür. Her bucak başkanı bunun gibi olmalıdır. İslâmî bir bucak böyle bir başkan tarafından yönetilmelidir.

Adil Düzen Çalışanlarının başta yapacakları iş bir ocak, bir bucak fıkhı yazmaktır. Mevcut fıkıh kitapları saltanatın baskısı sebebiyle kamuya ait konuları işleyememiştir.

“Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası”nda bu fıkıh tedvin edilmiştir. Tarihte işlenmiş fıkıh da benzer şekilde delillendirilmelidir. Böylece bucak fıkhı ortaya çıkacaktır.

Bu âyette sayılan resulün dört özelliği vardır; aziz, haris, rauf ve rahim. Müminler var, resul var ve resulün dört vasfı vardır. Resulün dört görevi vardır demektir.

Bu kelimelerden her biri akademik bir araştırma ve birer kitap konusudur.

Siz de bu dört kelime üzerinde düşünün ve farkları ortaya koyun.

 

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org (0532) 246 68 92

 

 




YorumYap

Çok Okunan Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 834
Hûd Sûresi Tefsiri 74-78. Âyetler
17.10.2015 6976 Okunma
11 Yorum 15.11.2015 22:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 845
İbrahim Sûresi Tefsiri 1-4. Âyetler
2.1.2016 6764 Okunma
1 Yorum 02.01.2016 21:41
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 863
Hicr Suresi Tefsiri 48-56. Ayetler
7.5.2016 6250 Okunma
1 Yorum 08.05.2016 07:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 864
Hicr Suresi Tefsiri 57-66. Ayetler
14.5.2016 5796 Okunma
2 Yorum 15.05.2016 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 853
İbrahim Sûresi Tefsiri 35-41. Âyetler
27.2.2016 5363 Okunma
1 Yorum 06.03.2016 14:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 858
Hicr Sûresi Tefsiri 10-15. Âyetler
2.4.2016 5301 Okunma
2 Yorum 03.04.2016 10:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 862
Hicr Suresi Tefsiri 39-47. Ayetler
30.4.2016 5233 Okunma
1 Yorum 01.05.2016 07:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 838
Hûd Sûresi Tefsiri 90-95. Âyetler
14.11.2015 5188 Okunma
3 Yorum 21.11.2015 15:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 944
Kehf Suresi Tefsiri 107-110. Ayetler
23.12.2017 5058 Okunma
1 Yorum 28.12.2017 19:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 841
Hûd Sûresi Tefsiri 109-113. Âyetler
5.12.2015 4960 Okunma
1 Yorum 05.12.2015 22:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 855
İbrahim Sûresi Tefsiri 47-52. Âyetler
12.3.2016 4893 Okunma
1 Yorum 14.03.2016 09:38
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 865
Hicr Suresi Tefsiri 67-77. Ayetler
21.5.2016 4741 Okunma
1 Yorum 21.05.2016 21:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 842
Hûd Sûresi Tefsiri 114-116. Âyetler
12.12.2015 4506 Okunma
2 Yorum 20.12.2015 12:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 819
Hûd Sûresi Tefsiri 17-22. Ayetler
20.6.2015 4505 Okunma
1 Yorum 25.06.2015 04:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 852
İbrahim Sûresi Tefsiri 32-34. Âyetler
20.2.2016 4491 Okunma
1 Yorum 14.03.2016 09:40
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 824
Hûd Sûresi Tefsiri 37-40. Âyetler
1.8.2015 4341 Okunma
1 Yorum 11.08.2015 17:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 823
Hûd Sûresi Tefsiri 32-36. âyetler
25.7.2015 4329 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 835
Hûd Sûresi Tefsiri 79-83. Âyetler
24.10.2015 4286 Okunma
1 Yorum 25.10.2015 13:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 833
Hûd Sûresi Tefsiri 69-73. Âyetler
10.10.2015 4172 Okunma
1 Yorum 10.10.2015 23:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 843
Hûd Sûresi Tefsiri 117-119. Âyetler
19.12.2015 4166 Okunma
1 Yorum 20.12.2015 06:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 949
Meryem Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
27.1.2018 4157 Okunma
1 Yorum 28.01.2018 07:59
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 815
Hûd Sûresi Tefsiri 4-6. Ayetler
23.5.2015 4133 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 846
İbrahim Sûresi Tefsiri 5-8. Âyetler
9.1.2016 4084 Okunma
1 Yorum 17.01.2016 08:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 832
Hûd Sûresi Tefsiri 64-68. Âyetler
3.10.2015 4065 Okunma
1 Yorum 03.10.2015 21:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 808
YUNUS SURESİ TEFSİRİ 90-92.AYETLER -FİRAVUN ÖLDÜ MÜ?
4.4.2015 4063 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 827
Hûd Sûresi Tefsiri 48-49. Âyetler
22.8.2015 4024 Okunma
1 Yorum 25.08.2015 20:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 840
Hûd Sûresi Tefsiri 102-108. Âyetler
28.11.2015 3995 Okunma
1 Yorum 30.11.2015 09:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 828
Hûd Sûresi Tefsiri 50-52. Âyetler
29.8.2015 3969 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 13:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 830
Hûd Sûresi Tefsiri 58-60. Âyetler
12.9.2015 3968 Okunma
1 Yorum 18.09.2015 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 844
Hûd Sûresi Tefsiri 120-123. Âyetler
26.12.2015 3967 Okunma
2 Yorum 27.12.2015 13:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 837
Hûd Sûresi Tefsiri 87-89. Âyetler
7.11.2015 3944 Okunma
2 Yorum 08.11.2015 18:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 900
İsra Suresi Tefsiri 23-27. Ayetler
4.2.2017 3944 Okunma
1 Yorum 05.02.2017 09:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 850
İbrahim Sûresi Tefsiri 23-26. Âyetler
6.2.2016 3931 Okunma
4 Yorum 07.02.2016 19:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 817
Hûd Sûresi Tefsiri 9-12. Âyetler
6.6.2015 3923 Okunma
3 Yorum 25.06.2015 04:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 870
Nahl Suresi Tefsiri 5-9. Ayetler
25.6.2016 3914 Okunma
1 Yorum 26.06.2016 10:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 839
Hûd Sûresi Tefsiri 96-101. Âyetler
21.11.2015 3863 Okunma
1 Yorum 22.11.2015 09:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 826
Hûd Sûresi Tefsiri 45-47. Âyetler
16.8.2015 3841 Okunma
1 Yorum 16.08.2015 19:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 836
Hûd Sûresi Tefsiri 84-86. Âyetler
31.10.2015 3820 Okunma
1 Yorum 31.10.2015 19:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 825
Hûd Sûresi Tefsiri 41-44. Âyetler
8.8.2015 3801 Okunma
2 Yorum 11.08.2015 17:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 848
İbrahim Sûresi Tefsiri 12-17. Âyetler
23.1.2016 3785 Okunma
1 Yorum 23.01.2016 22:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 860
Hicr Suresi Tefsiri 23-30 Ayetler
16.4.2016 3781 Okunma
1 Yorum 17.04.2016 10:06
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 856
Hicr Sûresi Tefsiri 1-8. Âyetler
19.3.2016 3770 Okunma
1 Yorum 20.03.2016 10:41
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 829
Hûd Sûresi Tefsiri 53-57. Âyetler
5.9.2015 3741 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 20:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 831
Hûd Sûresi Tefsiri 61-63. Âyetler
19.9.2015 3712 Okunma
1 Yorum 20.09.2015 18:10
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 849
İbrahim Sûresi Tefsiri 18-22. Âyetler
30.1.2016 3704 Okunma
1 Yorum 01.02.2016 14:41
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 861
Hicr Suresi Tefsiri 31-38 Ayetler
23.4.2016 3542 Okunma
1 Yorum 24.04.2016 05:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 847
İbrahim Sûresi Tefsiri 9-11. Âyetler
16.1.2016 3537 Okunma
1 Yorum 17.01.2016 08:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 859
Hicr Sûresi Tefsiri 16-22. Âyetler
9.4.2016 3528 Okunma
1 Yorum 14.04.2016 03:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 816
Hûd Sûresi Tefsiri 7-9. Ayetler
30.5.2015 3501 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 818
Hûd Sûresi Tefsiri 13-16. Âyetler
13.6.2015 3436 Okunma
2 Yorum 25.06.2015 04:19