Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 112
TESİR ÇİFTİ K-M-30
5.12.2009
1720 Okunma, 0 Yorum

TESİR ÇİFTİ

 

Denizin ortasındayız. Elimizde pek çok küçük pompacıklar var. Bunlar bir taraftan emiyor, diğer taraftan basıyor. Bu pompalar denizin içinde serbestçe yüzüyorlar. Pompacıkların emdikleri taraflarla veya bastıkları taraflarla birleşirlerse birbirini iteceklerdir. Buna karşılık emilen tarafla basılan tarafları ile birbirine yaklaşırlarsa birbirini çekeceklerdir. Bunlar dağınık halde ise etkileri olmayacaktır. Ama bir  kesit üzerinde peşpeşe dizilirlerse, çok büyük bir pompa imiş gibi suyu akıtacaklardır. Bunu “mıknatıs”a benzetebiliriz. Magnezyumla karışık demirden oluşan bir filiz bu özelliği gösterir. Manisa’da bulunduğu için bu adı almıştır. Mıknatısın bir ucu küçük birakdelik, diğer ucu da karadelik olacaktır. Burada  önemli bir nokta, iki ucun ve pompaların deniz içinde olmalarıdır.

Şimdi denizin dışında koyacağımız küçük pompalara hortumlar bağlayarak ikişer uçlarını denizin içine salalım. Pompalar suyu denizden emecek ve yine denize salacaktır. Bu uçların ikisi emici veya salıcı ise birbirini itecek; biri emici diğeri salıcı ise o zaman da birbirini çekeceklerdir. İşte bu mekanizmayı da “elektrik”e benzetebiliriz. Hortumun emici kısmına “elektron” salıcı kısmına “pozitron” diyoruz.  Bunun mıknatıstan farkı pompanın deniz içinde olmayışıdır. Elektron bir kara delikse, pozitron da bir ak deliktir. Pompalar üç boyutlu uzayımızda değil dört boyutlu uzay içinde bulunmaktadır. Bu elektrik pompasından yalnız  müsbet yük değil menfi yük de akmaktadır.

(Q+IM)          (Q-IM)           (-Q+IM)         (-Q-IM)

(Q+IM            QQ-MM        QQ+MM       -QQ-MM       -QQ+MM

(Q-IM)                                   QQ-MM        +QQ+MM    -QQ-MM

(-Q+IM)                                                        +QQ-MM      +QQ+MM

(-Q-IM)                                                                                 +QQ-MM

BURADAN ŞU SONUÇLARI ÇIKARIYORUZ:

1-                 Elektrikle madde bitişik çifttirler. Birlikte bulunurlar.

2-                 Elektrik reel (zahiri ) değerdir. Aynı işaretliler iter, ayrı işaretliler çeker.

3-                 Kitle bâtıni (imajiner) değerdir. Zâhiri âlemde aynı işaretliler birbirini çekerler, ayrı işaretliler birbirini iterler.

4-                 Kainat başlangıçta bir arada iken aynı işaretliler birbirini çekti, diğer aynı işaretlileri itti. İşte dünyamız böyle meydana geldi.

Elektron ve pozitronlar elektrik bakımından birer ak ve kara deliktirler ama madde parçacığı bakımından birer ak deliktirler. Kainat büyümekte olduğu için galaksiler arası uzaklaşmakta, parçacıklar birbirini çektiği için kara deliğe gidilmektedir.

Demek ki mıknatıs üç boyutlu uzayda yüzen bir pompadır. Elektrik dört boyutlu bir pompanın üç boyutlu uzayda kolları yüzen bir mekanizmanın kollar çıkışıdır.

Şimdi şu soruyu inceleyeceğiz: Mıknatısın elektrikle bir ilgisi var mıdır?

Bir lastiğe elinizle bastığınız zaman lastik büzülür. Bunu  matematik olarak ifade edecek olursak; DL/L=e* F/S    DL/L  yüzde olarak kısalmadır.  F/S  ise tatbik edilen kuvvetin bir alana düşen kısmıdır.  e ise  etkilenme katsayısıdır. Maddeye göre değişir. 

Teessür (indüksiyon) = Etkilenme Katsayısı * Tesir  şeklinde ifade edeceğiz. 

D= d*E  şeklinde ifade ediyoruz.  Burada  D elektrik teessürüdür.  d  etkilenmesidir.  E ise alandır, tesirdir. Şüphesiz bu yer çekimi için de doğrudur. Uzama katsayısı etkilenme sayısıdır.

Her şey çift olduğuna göre etkilenme der çift olmalıdır. Maddenin eşi bâtın âlemde bulunmaktadır. Elektriklenmenin eşi ise bu âlemde bulunuyor. O halde  D=d*E  yazabildiğimiz gibi     B=b*H de yazabiliriz. Bmıknatısın teessürü etkilemesi, b etkilenme sayısı, H ise mıknatısın alanıdır.

D= d*E     B= b*H

Bunların çift olması için birbirlerine etkisi olmalıdır. Değerleri ile etki edemezler. Çünkü her biri kendi arasında etkilemektedir. O halde değişimleri ile birbirine etki etmeleri gerekir. Birinin ak delikten çıkıp kara deliğe girmesi ile diğerinin alanı doğar. Bunu tecrübe ile gösterelim.

Bir pil alalım. Bir bobinin iki ucuna bağlayalım. Lamba yanar. O halde bobinden akım geçmektedir. Demir yaklaştıralım, çeker. Yani bobin mıknatıs olmuştur. Dolanan elektrik mıknatısı doğurmuştur. Şimdi pili çıkaralım, bobinin uçlarını birleştirelim. Bir mıknatısı bobinin içine sokalım. Sokarken lamba yanar, soktuktan sonra söner. Demek ki hareketli bir elektrik yükü duran magnetik alanı oluşturmuştur. Hareketli bir magnetik yük duran bir elektrik alanı oluşturmuştur. 

Şimdi bu sistemden yararlanarak  enerjiyi bir yerden diğer yere taşıyalım.

Burada bir bobin koyalım. Uzakta da bir bobin daha koyalım. Uçlarını elektrik teli ile birleştirelim. İkinci bobinin ağzına lastik ile bir demir asalım. Birinci bobinin içine bir mıknatıs sokarsak birinci bobinde bir elektrik alanı doğar, bu alan elektronları hareket ettirir. İkinci bobinden geçen elektronlar magnetik alan meydana getirir. Magnetik alan da asılı olan demiri çeker. Birinci bobine mıknatısı sokup çıkarmakla ikinci mıknatıstaki demir de çıkar - iner. Bu sayede Keban’daki su enerjisini İstanbul’daki buzdolabının motoruna götürmüş oluruz.

İşte bu olayların matematiği vardır.

1-    D = d*E      B=b*H    tesir çiftleridir.

c* Rot E= Bt     C*Rot H= Dt  Birinin değişmesinin diğerini değiştirmesi.

Bu Kur’an’da “Vezzâriyât yeti” ile ifade edilmiştir.

بسمه      و الذاريات  ذروا

2-    Q=Div(D)     M=Div(B)       Elektrik  ve magnetik yüklerin yüklenmesi.

Bu “Hâmilât Âyeti”nde zikredilmiştir.

بسمه       فالحاملات  وقرا

3- J=dQ/dt=x*E   elektrik akımının doğması. Magnetik akım doğmaz çünkü magnetik pompalar suyun içinde olduklarından birlikte hareket ederler. Negatif akımla pozitif akım bir arada olduğu için akım doğmamış olur. Bu sayede ortaya çıkan zıtlıklarla makine yapılır. Yoksa ikisi de hareket etseydi parçalar  birlikte hareket edecekleri için makine yapılamazdı. Bu sebepledir ki Allah elektriğin pompasını dört boyutlu uzaya koyup sadece hortumlarını bu uzaya saldı.

Kur’an bunu “Câriyât Âyeti” ile anlatmaktadır.

بسمه         فالجاريات  يسرا

4- En=J* E Taşınan enerjidir. Enerjinin değişik şekilde ifade edilmesi mümkündür. Daha önce bildirmiştik.  En= D*E       En= B*H       En =  D*Bt    En=Dt*B           En=F/S* DL/L

Kur’an’da bu “Mukassimât Âyeti” ile belirtilmiştir.

بسمه         فالمقسمات امرا

Burada bir hususa daha işaret ederek  konumuzu bitirelim:

c*Rot H= Dt              c*Rot E= Bt   idi.

c*RotH= d*Et           c*Rot E= b*Ht          c Rot Et=b*Htt   yerine koyarsak

c*c RotRot H= d*b*Htt  bulunur. Benzer şekilde

c*c RotRot E= d*b*Ett                                Rot*Rot E=Ett   alınırsa       

c*c= d*b bulunur. Bu da cismin dalga hızı ile kendi hızı arasında  mevcut  c*c=u*v  bağıntısı ile birleşmiş olur.e  elektronun yükünün hareketini ifade edecektir. Kitlesi ile beraber olduğu için  den küçük olacaktır. M ise magnetik alanın hareketini belirtecektir. O da ışık hızından büyük olacaktır.  M ise elektromagnetik alanın birlikte hareket etmesinden dolayı  1 olacak, yani  b=d=c olacaktır. Görülüyor ki elektrik, magnetik ısı ve ışık hepsi kainatın büyümesi ve ışık hızı ile açıklanmaktadır.

ŞİMDİ KUR’AN’IN “ZÂRİYÂT ÂYETİ”Nİ AÇIKLAYALIM:

 

بسم الله الرحمن الرحيم

و الذاريات  ذروا

و Va: Yemin harfidir. Geçmişte olan bir olayı teyid için “Va” kullanılır. Gelecekte olacak bir olayı tekid için “Ta” kullanılır. Kur’an’da gelecek olayların tekidi için de Allah “Va” harfini kullanmaktadır. Allah, Allah kelimesine yemin etmez. Çünkü yemin ispat içindir. Allah yarattıklarını yemin için kullanır. Yani, “bakın bunlar nasıl doğru ve gerçekse, bundan sonra olacaklar da o kadar doğru ve gerçektir” anlamında yemin eder. Burada elektromıknatıs devrelerine yemin etmektedir. “Bakınız, Ben bunları nasıl var ettimse, sizin tekrar varolacağınız da o kadar doğrudur” diyor.

“Zerveleri zervedenlerin, vıqrları hamledenlerin, yüsren cereyan edenlerin ve emri taksim edenlerin tanıklığında size vâdolunan sâdıktır. Ve din vuku bulacaktır.” (Zâriyât Sûresi, 1-6. Âyetler)

Bize vâdolunan, öldükten sonra dirilme ve dirildiğinde sorguya çekilmedir. Herkes burada yaptıklarının hesabını teker teker verecektir. Öldükten sonra tekrar dirilmeye neden elektrik devrelerini şahit tutmuştur. Çünkü her şey bir çark içindedir. Gider dolaşır dolaşır tekrar eski yerine döner. Hayat da öyledir. Denizlerden su çıkar bulut olur, yağmur olur, dere olur gene denize döner. İnsan topraktan var olur, dünyada yaşar ve toprağa döner. Tekrar var olur, yaşar. Tekrar toprağa döner. İki türlü ameliyat vardır. Biri, bayıltırsınız, ameliyat olur, ayılır. Diğeri, bayıltmadan mevzii uyuşturma ile ameliyat olur, acı duymaz, ama ameliyatın bilincinde olur. Âhirette bedenin kısmi ölümü vardır. Devamlı periyodik olarak hücreler yenilenecektir. Bu dünyada da benzeri olmaktadır. Ama acı duymayacaktır. Bilincini de kaybetmeyecektir. Bugün birtakım hücreler kendilerini yenilemektedir. Yani eskiler ölmekte, yenileri ortaya çıkmaktadır. Derimizi kestiğimizde hemen yenileri gelir. Tırnak ve saç hep yenilenmektedir. Kan hücreleri de yenilenmektedir. Sadece sinir hücreleri yenilenmemektedir. O sebepledir ki yaşlanınca kendimizi yenileyemiyoruz. Onun ilacını bulamıyoruz. Âhirette ise sinir hücreleri de yenilenecektir. Acı duymadan durmadan bedenimiz yenilenecektir. Cehennemdekilerin de yenilenecektir ama onlar acı duyacaklardır. İşte Kur’an buna işaret etmek için “karadelik” ve “akdelik”in dünyadaki görüntüleri olan “elektrik” ve “mıknatıs”ı şahit olarak göstermektedir. Allah’ın ne kadar sade kanunlarla ne kadar karmaşık hayatı var ettiğini düşünen her insan âhirete inanmak zorundadır. Dört ve beş boyutlu uzay bizi âhirete kadar götürmektedir. Buna karşılık fizikte de elektriki devreler bizi âhirete kadar götürmektedir.

Bu âyetin bu mânâsını, bu tefsirini bugün 23/11/2000 tarihinde, Cumartesi günleri yaptığımız (bu hafta Cuma günü yapacağız) “Kur’an Matematiği Seminerleri”nde öğrenmiş bulunuyoruz.  Sizler de Kur’an’ı devamlı okursanız, böyle her okuyuşta Kur’an size yeni mânâlar öğretir.

الذاريات Zerre: Toz parçacıkları demektir. Karanlık odaya güneş girdiğinde havada uçuşan bir çok parçacıklar görülür. Onlara “zerre” denir. Zirve ise dağın tepesine verilen addır. Asıl zira ise bugün bizim köylülerin de kullandığı bir kelimedir. Bir ağaç gölgesinin etki alanıdır. Oralarda ekin yetişmez. Zervetmek demek, ekini rüzgara salmak demektir. Samanla buğday birbirinden ayrılır. Araplarda zervetme mastarı, undan yaptıkları sulu yiyeceği çomakla kazanın içine karıştırma demektir. 

Bütün bu anlamlardan şunu öğreniyoruz ki, zervetme demek, çomak ve lapada olduğu gibi birbirinin çevresinde dönen iki şeyin birbirine etki etmesidir. Elektrik akımının magnetik alan doğurmasını, magnetik rüzgarın da elektrik alanını doğurmasını bundan daha güzel ifade edecek bir söz bulunamaz herhalde. Kazanı çomakla karıştırıyorsunuz. Kazandaki su onun etrafında dönüyor. Çomak da dönüyor.

Burada karıştıranlara yemin ediliyor. Çubuğu çevirenlere yemin ediliyor. Çubuğu çeviren nedir? Barajdaki su, kazandaki buhar, bunlar yemeğin çomağıdır. Sonra kazandaki un parçacıkları da elektrik yükleridir. Onlar da onun sayesinde harekete geçmektedirler. Çubuğun dönmesiyle onlar da dönüyor.

Burada çok önemli bir hususa işaret edilmesi gerekir. Su parçacıklardan oluşuyor, elektronlar parçacıklardan oluşuyor, taşınan enerji parçacıklardan oluşuyor. Buna işaret etmek için sâlim dişi çoğul kullanılmıştır. Bu suretle iki önemli hususa işaret edilmiştir. Biri, bütün bunların parçacıklardan oluştuğudur. 20. yüzyılın fiziği bu teoriye dayanmaktadır. Bununla ilgili teoriyi daha önceki derslerde anlattık. Diğeri ise, bunların gelişigüzel hareket etmeyip bir mekanizma içinde yönlendirilmiş olmasıdır. Yani, tek istikamette akan su parçacıkları veya buhar parçacıkları tek istikamette akan elektronları doğurmaktadır. Yani, ortak bir mekanizma, bir sistem bu akışı sağlamakta ve enerji taşımaktadır. Termodinamiğin ikinci kanunu da bu kelimede gizlidir.

Zâriyat harf-i tarifle getirilmiştir. Bu belli bilinen sistemleri ifade etmektedir. Su  veya buhar çarkı çevirmektedir. Çark da mıknatısları çevirmektedir. Mıknatıslar bobinlerden elektrik geçirmektedir.  Bobinlerden geçen akım değişken akımdır. Üç bobin vardır. Aralarında 120 derecelik kayma vardır. Yani, biri sıfır iken diğeri üçte bir yol almıştır. Çünkü sonra gelmektedir. Bu üç faz motora gitmektedir. Aynı şekilde konmuş bobinlerden faz farkı ile geçmektedir. Orada döner alan meydana gelmektedir. Bu mekanizma sâlim dişi çoğulun kullanılması ile biliniyor. Burada bilinmeyen şey, zerrelerin belli olup olmamasıdır. İster suda olsun, ister buharda olsun, kullanılan zerreler hep aynıdır. Su molekülleridir. “H2O”dan oluşmaktadır. Bu da bize kainatın gelişigüzel tesadüflerden oluşmadığını kanıtlar. Kendiliğinden oluşan şeyler birbirine eşit olmaz, deredeki çakıllar gibi değişik boyda olurdu. Oysa kainatta elektron ve pozitron çiftleri hep birbirine benzemektedir. Yükleri ve kitleleri eşittir. Bunlardan oluşan Hidrojen Atomu da hep birbirine eşittir. Diğer atomlar da hep birbirine eşittir. Su Molekülleri de hep birbirine eşittir. Zerreler birbirine eşittir. Enerji parçacıkları da birbirine eşittir. İşte buradaki “el” harf-i tarifi bunu ifade eder. Marifeli ism-i fail gelmiştir.

ذروا ZaRVan: Bu kelime masdar olabilir. O takdirde birçok zerreler tek tesiri oluşturmaktadır. Bu da tamamen doğrudur. Çünkü tesirler birleşirler. Yani toplanırlar. Aynı yerde bir etki yaparlar. Oysa yükler bir arada bulunamazlar. O sebepledir ki onlarda aynı cins kelime kullanılmamıştır. Akışta da böyledir. Emirde de böyledir. Her enerji seviyesinin bir mekanı vardır. Çünkü onlarda madde söz konusudur. Elektrik madde ile birliktedir. Elektrik akımı madde akışıdır. Enerji bölüştürülmesini ise madde parçacıkları yapmaktadır Oysa magnetik alanlar birleşerek bir yere etki etmektedirler. Cevher ve araz ayırımı da budur. Bir yerde bulunamayanlara “cevher”, bulunabilenlere “araz” denmektedir. Birçok parçacıkların çekme, itme, havalandırma etkileri ise “araz”dır. Bunların etkileri bir yerde birleşir. Her tarafa etki eden cevher. Her taraftan etkilenen arazdır.

Her madde hem “akdelik”tir, “cevher”dir; hem “karadelik”tir, “araz”dır.

Zerven kelimesi isim de olabilir. O zaman bir tür zerreden anlamına gelir. Zerrelerin en az iki tür olduğu ama etkilenip havalanan zerrenin ise tek tür olduğu ortaya çıkmaktadır. Gerçekten pozitron tek başına havalanıp hareket edemez. Oysa elektron tek başına havalanıp hareket eder. İşte her şeyin çift yaratıldığı bu kainatta çiftler arasında küçük farklar da oluşturulmuştur. Magnetik çifti birbirinden ayrılamamaktadır. Elektrik çifti ise madde ile beraber olmakta, biri küçük madde parçacığı ile, diğeri ise büyük madde parçacığı ile bulunmaktadır. Dolayısıyla yalnız elektron hareket edebilmektedir. İşte bu sebeple “zerven” kelimesi nekire kullanılmıştır.

Şimdi bu âyet zerrelerden, zerrelerin çoğullarından bahsetmektedir. Zerrelerin birleşmesi ile bir yapı oluşmalıdır. Bu yapı “hidrojen atomu"dur. Acaba kaç parçacık birleşerek bir hidrojen atomunu oluşturur. Zâriyat âyetinin harflerini ebced hesabı ile sayalım:

 

1          2          3          4          5          6          7          8          9          10     

E         B         C         D         H         V         Z          X         O         Y        1

K         L         M        N         S          G         F          Sa                   10

Q         R         Ş          T         Ç         Ha       Ze        W        J          Ğ         100

 

V=6    Ze=700 .    A=6          R=200    Y=10   AT=15    Ze=700   R=200   V=6    A=1

 

Burada şeddeli “Ze”  bir sayılmıştır. İki sayılabilirdi.

A ism-i fail “Elifi”dir. “V”den dönüşmüştür. 6 sayılmıştır. 1 sayılabilirdi.

AT dişi çoğul edatıdır. Çoğulluk alâmeti “Y”, dişilik alâmeti de “h”ye dönüşen “t”dir. 15 alınmıştır. 11 alınabilirdi, yahut daha yüksek alınabilirdi. Bu tür durumlarda  değişik varyantlar denenir. Uygun olan alınır. Diğerlerinin de başka yerde uygulama imkanı olabilir.

Şimdi bu sayının nasıl oluştuğunu arayalım. Standart bir oluş ile oluşmalıdır.

Hidrojen çekirdeği 1837 parçacıktan oluşuyor.

Dışarıdaki elektronun eşi olan pozitronu çıkarırsak 1836 kalır.

İkilere bölersek  918  459,  üçlere bölünebilir.  153    51   17    elde edilir.

1836    918    459    153    51    17 

2   *2   *3    *3    *3   *17=  3*6*6*17  şeklinde oluşmalıdır.

Yapılan deneylerle Hidrojen Atomu çok kısa ömürlü üç parçaya ayrılmıştır.

Şimdi biz bu parçacıkların nasıl birleşebileceklerini düşünelim.

17= 16+1 şeklinde yazılır. Merkezde bir pozitron konur. 8 çift de dört yüzlünün yüzeylerine konur. Bunlar kendi aralarında dengede olurlar. Çünkü merkezdeki pozitron hapistir. Dışarıya karşı bir pozitif yük yüklenir.

6 yükün dengesi dönmelerle karşılanabilir. Dört değerin dengesi bir pozitronla sağlanır. Elektron dışarıda kalırsa hidrojen atomu olur. İçerde kalırsa nötron olur. 

Fizikçiler bu hususta çalışmaktadırlar.

Kur’an’ın bu âyetini daha iyi anlamanız için bu konuda bir tez yapmak gerekmektedir. Bu sayı bize atomun iç yapısı hakkında bilgi verecektir.

)             Önce merkezde bir elektron veya pozitron olacaktır. Bunun çevresinde sekiz çift elektik parçacığı bulunacaktır. Çok kullandığımız sekizyüzlünün ortasında çiftler yerleşecektir.

)              Sonra bunlardan üç çift 6 adedi bir araya gelerek dengede olacaklardır. Bunun için küre yüzeyini saran  üç dairede karşılıklı yerleşecek ve dönerek dengelerini sağlayacaklardır.

)             Bunlar sağlam yapı oluşturmaz. Çünkü dönmeden oluşan mıknatıslık dengesizliği oluşturur. Dengelemek için bir üç çift altı parçacık bir araya gelerek daha büyük parçacık oluşturacaklardır.

)        Nihayet bu üç parçacık bir üçgen piramidin köşelerine yerleşecekler ve bir köşegenin üzerine pozitron gelecektir ve hidrojenin çekirdeğini meydana getireceklerdir. Elektron da dışarıda kalacaktır.

Bu sayı bundan farklı bir sonuç oluşumu kabul etmez. Şimdi yapacağımız araştırma bunların nasıl birbirini tuttuğudur. İşte bu bir tez çalışmasıdır. Bu konuda yapılmış deneyler vardır. Atomun üç parçası bulunmuştur. Ayrıca elektrik yüklerin de 1/3 parçalarına rastlanmıştır.

Şimdi bize yine ihtimaliyat hesabı gerekmektedir.

Acaba “Zâriyat Âyeti”nin ebced toplamının 1837 etmesinde olasılık nisbeti nedir?

Burada 10 harf vardır. 29 harfin içinden bu harflerin toplamı 1837 etmektedir.

Diğer terkiplerin sayısı ile bu sayıyı karşılaştırıp oranlamak gerekir.

 

 

 




YorumYap

Son Eklenen Seminerler
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 117
BORSA K-M-35
10.12.2009 2150 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 116
GEÇMİŞ 2000 YILININ KISACA MUHASEBESİNİ YAPALIM K-M-34
9.12.2009 1658 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 115
MUKASSİMÂT/2000 YILI AHŞAP EV ÇALIŞMALARI K-M-33
8.12.2009 1686 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 114
C Â R İ Y Â T/AKEVLER DENGE KULÜBÜ SÖZLEŞMESİ- K-M-32
7.12.2009 1699 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 113
HÂMİLÂT (YÜKLER) K-M-31
6.12.2009 1633 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 112
TESİR ÇİFTİ K-M-30
5.12.2009 1720 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 111
İfrat ve tefrit nedir?/2 AHŞAP EV K-M-29
4.12.2009 1750 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 110
İfrat ve tefrit nedir? K-M-28
3.12.2009 2007 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 109
AHŞAP EVLERİN DELİLİ NAHL80 K-M-27
2.12.2009 2222 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 108
MARKETTE SELEM UYGULAMASI K-M-26
1.12.2009 1759 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 107
Einstein Genel İzafiyet Nazariyesi K-M-25
30.11.2009 1677 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 106
KURAN MATEMATİĞİ K-M-24
29.11.2009 1711 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 105
SİSTEMATİK HATA K-M-23
28.11.2009 1721 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 104
FİZİK-3 K-M-22
27.11.2009 1798 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 103
ZELZELE İŞLETMESİ K-M-21
26.11.2009 1737 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 102
HIRSIZA CEZA-AHŞAPEVLER K-M-20
25.11.2009 2352 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 101
İNSANIN GÖREVİ K-M-19
24.11.2009 1713 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 100
FİZİK-2 K-M-18
23.11.2009 1679 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 99
Ş Â K İ L E- K-M-17
22.11.2009 2003 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 98
F İ Z İ K-K-M-16
21.11.2009 2152 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 97
YUVARLAK BİÇİMLER-K-M-15
20.11.2009 1664 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 96
TEK UÇLU ŞEKİLLER-K-M-14
19.11.2009 1616 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 95
KURAN MATEMATİĞİ-K-M-13
18.11.2009 1673 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 94
KURAN VE İNŞAAT-K-M-12
17.11.2009 1653 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 93
TEDAYÜN AYETİ-K-M-11
16.11.2009 2052 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 92
AKEVLER İSTANBUL TÜKETİM KOOP. MUHASEBE USULÜ-K-M-10
15.11.2009 1879 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 91
ÂYET -AĞAÇ EVLER-PROJESİ-K-M-9
14.11.2009 2485 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 90
TÜREV-ENTEGRAL-K-M-8
13.11.2009 2553 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 89
SAĞLIKTA ONLU VE İKİLİ SİSTEMİN UYGULANIŞI-K-M-7
12.11.2009 2247 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 88
2000 YILINA GİRERKEN GEÇEN BİR YILIN MUHASEBESİ-K-M-6
11.11.2009 2030 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 87
BİLGİSAYAR PROGRAMI-K-M-5
10.11.2009 2019 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 86
KURAN MATEMATİĞİ-4
9.11.2009 1780 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 85
HİSABİ VE GAYBİ OLUŞLAR-31
8.11.2009 1700 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 84
KUR’ÂN( OLASILIK VE) MATEMATİĞİ-2
7.11.2009 1700 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 83
KURAN MANTIK ve MATEMATİĞİ-1
6.11.2009 1645 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 82
Genel Hizmetlerin Tasnifi
5.11.2009 3970 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 81
Genel Hizmet Kooperatifi
31.10.2009 3809 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 80
Genel Hizmet; BAKIM
22.10.2009 3802 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 79
Genel Hizmet; TAKİP
15.10.2009 3942 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 78
SERA İŞLETMESİ
10.10.2009 4132 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 77
EDİRNE-BATUM SERVİSİ VE “İPEK YOLU, HAC YOLLARI
1.10.2009 3754 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 76
KİRA VE BAKIM; İŞLEYİŞ VE DENGE
26.9.2009 3779 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 75
SEL, İSTANBUL VE PLANLAMA
17.9.2009 3904 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 74
SAVUNMA EĞİTİMİ
10.9.2009 3892 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 73
ADİL DÜZEN RESTORAN İŞLETMESİ
3.9.2009 3707 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 72
MESLEKÎ EĞİTİM
27.8.2009 3732 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 71
HAC… HAC… HAC…
20.8.2009 3882 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 70
ORUÇ ve RAMAZAN
13.8.2009 3865 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 69
ZEKAT
6.8.2009 4041 Okunma
Süleyman Karagülle
İşletme Seminerleri 68
DİNÎ EĞİTİM
9.7.2009 6876 Okunma