biyografim-ben kimim
Süleyman Karagülle
1172 Okunma
SÜLEYMAN KARAGÜLLE KİMDİR-4

HAYATMERHALELERİM

SÜLEYMANKARAGÜLLE…(REŞATNURİEROLUN KİTABINDAN)

Şimdi de 'değişme' konusunu, Reşat Nuri EROL'un yaptığı gibi kendi hayat merhalelerimde açıklamaya çalışacağım. Ben daha ilkokul talebesi iken, tek başıma bir iş yapma yerine 'ekip' içinde yer almaya çalışmışımdır. Daha o çağda beş kişilik 'çocuk çetesi' diyebileceğim bir ekibimiz vardı. Süleyman Karagülle, Yusuf Arslan, Şükrü Özdemir, Cezair İpek ve İzzet Genç bu ekibin elemanlarını oluşturuyorlardı. Tek parti dikta devrinin kuş uçurtmaz - kervan geçirtmez zulüm döneminde bizler güvenlik kuvvetleri ile yarışır, köyde yağmalar yapardık. Bu eylemlerimiz, söylenenlerle yapılanlar arasındaki çelişkilere çocukça bir isyan ve reaksiyondan başka bir şey değildi...

 

Ortaokula gidince artık bilinçlenmeye başlamış ve yine ekip olma gayreti içinde olmuşumdur. Artık bu merhaledeki ekip 'yıkmak' için değil de daha çok 'yapmak' ve basit bir takım geleceğe dönük ideal düşünceleri üretmek için oluşmuş bulunuyordu. Talat Alponat, Rasim Gezmiş ve Asım Kırdar gibi arkadaşlarla geleceğimizi ve geleceğin dünyasını planlamaya çalışıyorduk...

 

Lise yıllarına geldiğimizde bu dayanışma ve düşüncelerimiz, 'İslâmî idealler'e dönüşmüş bulunuyordu. Her merhalede yeni bir değişim yaşıyordum. Bu dönemde Abdurrahman Ünsal, İlhami Karayalçın ve Yiğit dedeoğlu en yakın arkadaşlarım olmuşlardı. Bu devrede okullar arası bir dergi çıkarmak için üç arkadaş diğer liselere mektuplar yazmıştık. Bu iyiniyetli eylemimiz karşısında, ihtilâl yapıyormuşuz gibi bizi muhakeme ettiler ve bir hafta okuldan uzaklaştırma, iki tekdir ve bir ihtar cezasına çarptırdılar. Bir ihtarlık daha suç işlemiş olsaydık okuldan kovulacaktık.

 

Üniversite yıllarımızda da aynı şekilde ekip oluşturma gayreti içinde olduk. Abdurrahman Ünsal, Şükrü Tüzün, Kazım Bilge, Mustafa Özdel, Suphi Koral, Ruşen Gezici, Fadıl Teymur ve Muammer Dolmacı ile 'İslâmî bir ekip' oluşturmuştuk. Üniversitede daha çok ilmî çalışmalarımız devam etti. Bir mescidimiz vardı ve orada Arapça da okuyorduk.Bu yıllarda talebe seçimlerine katılmıyor ama 'sağcı' olduklarını söyleyen bînamazları destekliyorduk. Hemen her gün herkesle İslâmiyet ile ilgili tartışmalar yapıyorduk.

 

Mezun olduktan sonra Ankara'da üniversitedeki arkadaşlarımızı toplayıp hep birlikte faaliyetlerimizi sürdürmek istedik. Kazım, Şükrü ve ben, birlikte askerlik yapmaya karar verdik. Allah duamızı kabul etti ve üçümüz de yedek subay olarak vatani görevimizi bir yerde Ankara'da yaptık. Ancak bu dönemde artık herkes kendi yolunu ve yönünü çizmiş bulunuyordu. Evlerimizi bile bir arada ve bir mahallede kiralayamadık.

 

l960 ihtilâli sonrasında beni kimsesiz ve gariban bulduklarından olsa gerek, işten uzaklaştırdılar. Ankara'dan İzmir'e gittim ve ilt defa hazır bir ekip buldum, derhal onlara katıldım. Remzi Güres, Dursun Aksoy, Ahmet Remzi Hatip, Mehmet Gemalmaz bu ekibi oluşturan önemli şahsiyetlerdi. Daha sonra İsmail Alkan da bize katıldı. Remzi Güres, aynen benim gibi düşünüyor ve bir küçük İslâmî topluluk oluşturmaya çalışıyordu. Sonunda hepsi bir tarikatta birleştiler, bir müddet sonra da bir tarikat şubesi olarak klasik İslâm anlayışı içinde varlıklarını devam ettirdiler. Ben bu tarikat faaliyetlerine katılmadım ve ekipten ayrıldım.

 

Bu dönemde bir ara İzmir'deki Risale-i Nûr talebeleri ile birlikte iş yapmayı düşündüm. Toplantılarına katılmaya başladım. Mustafa Birlik'in evinde bir araya geliyorduk. İhsan Emci ve Osman Eskicioğlu da bu toplantılara katılıyorlardı. O sırada Yaşar Tunagür İzmir'e geldi, bir müddet sonra da Fethullah Gülen'i de getirtti. Fethullah Gülen ile birlikte projeler ve seminerler yaptık. Ama gayede birleşemedik. O, Risale-i Nûrlar'ı yaymayı; ben ise, bir 'İslâmî Site' oluşturmayı hedeflemiştim. Böylece bir müddet sonra yollarımız ayrıldı...(*)

 

Daha sonra AKEVLER'i kurmaya karar verdim. İhsan Emci, Osman Eskicioğlu, Süleyman Kısacık ve Ahmet Tahir Satoğlu'nun katıldığı bir sohbette, Ahmet T. Satoğlu'nu  başkan yapmaya karar verdik ve kooperatifi kurduk. Başta Ahmet Bülbül de yanımızda ve bizimle birlikte oldu...

 

Akevler Kurucuları: Ahmet Tahir Satoğlu, Ömer Faruk Yeğin, Saffet Solak, Nazif Satoğlu, İhsan Emci, Osman Eskicioğlu, Ahmet Bülbül, Eşref Akhan, Avni Öztürk, Süleyman Karagülle, Muzaffer Koru, Mehmet Gemalmaz ve Yusuf Arslan. Akevler'i on yıl birlikte yönettik ama maalesef istediğimiz 'İslâmî Aşiret'i oluşturamadık.

 

Bu arada 1969 yılında 'Bağımsızlar Hareketi'nden itibaren siyasete de atıldık. M.Gündüz Sevilgen, M.Adil Aktuğ, Reşat Nuri Erol ve Ali Yümlü ile birlikte "Ak-Yay Mühendislik ve Müşavirlik Bürosu'nda iş ortaklığı oluşturduk. Onbeş günlük TEK YOL Dergisi'ni yayınladık. Önce Millî Nizam, Sonra Millî Selâmet Partisi'nin İzmir ve Ege Bölgesi teşkilatlarını kurduk. Ben İzmir İl Bakanı, M.Adil Aktuğ İzmir Merkez İlçe Başkanı, Reşat Nuri Erol Gençlik Kolu Başkanı, M.Gündüz Sevilgen de Manisa Milletvekili oldu. Gündüz Bey Ankara'ya gidip bir dönem MSP Genel Sekreteri de oldu; ama bizleri de unuttu ve birlikte başladığımız bütün girişimler de maalesef yarım kaldı ve sonuç vermedi...

 

Bu merhalede Ahmet Tahir Satoğlu da kooperatif başkanlığından ayrılmış, yerine gelen arkadaşlar da ancak bir-iki yıl başkanlıkta kalmışlardır. Reşat Nuri Erol da bu dönemde Akevler'e hicret etti, bütünüyle geldi ve hep beraber çalışmaya başladık. Birlikte yayınevi ve matbaa kurduk, kitaplar ve Akevler Bülteni'ni yayınladık. Fehmi Koru'nun yönetiminde on arkadaş Kaynak Yayınları'nı kurduk ve birkaç kitap neşrettik. Reşat askere gidinceye kadar bu verimli çalışmalarımız devam etti. Bir müddet sonra Yönetim Kurulu'nun ittifakı ile kooperatif başkanı seçildim. Yeni Yönetim Kurulu: Arif Ersoy, Süleyman Akdemir, Salih Yavuzer, Hira Karagülle, Nazif Satoğlu, Ali Sayı, Hasan Afacan, Ahmet Bülbül, İsmail Gürsoy ve Mehmet Ali Acar'dan oluşuyordu. M.Ali Acar bir yıllığına oy vermişti. Sonra o da ayrıldı ama bu arada birçok yeni ve genç öğretim üyesi ve öğrenci arkadaşımız aramıza katıldılar. Ali Erişen, Mehmet Tekelioğlu, Hüseyin Kayahan, Remzi Fındıklı, Harun Özdemir, Hilmi Altın, Kazım ve Ayşe Erten sayabileceğim önemli isimler arasındadır. Artık Akevler yeni bir döneme girmiş ve ilmî çalışmalar başlamıştı. Sabri Tekir de tam katılmamakla beraber sürekli bu çalışmaların içinde olmuştur...

 

Akevler'de büyük hamleler bu devirde gerçekleşti. Bir taraftan ilmî çalışmalar yapıldı, diğer taraftan Özdemir Çelik Döküm A.Ş. gibi aleyhine 50 avukat tarafından 550 iflas davası açılmış dört milyar dolarlık fabrika iflastan kurtarıldı ve Akevler'in yönetimine geçti. İflas şebekeleri ve bu şebekelerin devlet ve bürokrasi bünyesindeki kökleri keşfedildi. Bu iflas şebekeleri ve bürokratik engellemelere rağmen başarıya ulaşıldı. Tarihe ibret verici vesikalar kaldı. Akevler'i öğrenmek isteyenler, Akevler ile ilgili bu yüzlerce dava dosyalarını mutlaka okumalıdırlar. Bütün bu çalışmalar sonunda tarihe kalan en önemli mesaj ve netice, Türkiye'de mevcut çürümüş sistem içinde Akevler tipi İslâmî teşebbüs ve denemelerin karşılaşabileceği engeller apaçık ortaya konmuştur. Marifet biraz da iltifata tabi değim midir? Ama bizler maalesef sürekli olarak 'destek' yerine 'köstek' ile karşılaşmışızdır...

 

Bizim 'tebliğ' görevini yapabilmemiz için bir siyasi partiye ihtiyacımız vardı. Baştan itibaren hep Necmeddin Erbakan ve kurmuş olduğu partileri desteklemişizdir. Seksenli yıllardaki Refah Partisi dönemindeki bu birlikteliğimizden 'Adil Düzen' doğdu. Sonunda tebliğ hizmetini de yaparak karşılığını almış bulunuyoruz. Ne var ki, siyaset cazibesi arkadaşlarımızı girdabına çekti ve biz bir 'İslâmî Aşiret'i oluşturamadan dağıldık. Ben baktım ki mevcut şartlarda Türkiyede bir 'İslâmî Aşiret'i kuramayacağım; sadece 'tebliğ' ile yetinmeye başladım. Aşiret kurma işini bizlerden sonra gelecek olanlara bıraktım. Türkiye'de tebliğ hizmetini tamamladım. Yaptığım arayış, araştırma ve ulaştığım tecrübelerden sonra, kalan ömrümü Orta Asya / Kırgızistan'da tebliğ hizmeti yaparak geçirmeye karar verdim. Bu kararımı gerçekleştirmek üzere bu ülkeye hicret ettim. Daha başka sebepler de olmasına rağmen, şimdilik onları burada zikretmek istemiyorum. Burada mirasçı bırakabilmek ümidiyle ikinci evliliğimi de yaptım...

 

'Beşinci Hak Medeniyeti' veya 'İkinci İslâm Medeniyeti' ancak on kişinin oluşturacağı bir 'İslâmî Aşiret' ile başlayabilir. Mikroda yapılan bütün çabalar sadece o aşirete kolaylık sağlar. Ona gelişmesi ve genişlemesi için uygun şartlar hazırlar; hiçbir zaman onu getiremez. O aşireti oluşturmak her halde bana nasip olmayacak ama; bizler o aşiretin oluşması için gerekli olan ilk denemeyi Akevler'de gerçekleştirdik. Yazılı pek çok kaynak bıraktık. Bu hizmete talip olanlar mutlaka bu kaynaklardan yararlanmalıdırlar...

 

Bediüzzaman Said Nursi Hz. İsa'nın yaptığını yaptı.

Akevler Ekibi Hz. Musa'nın yaptığını yaptı.

Erbakan ve arkadaşları Hz. Davud'un yaptığını yaptı.

 

Şimdi Hz. Muhammed (s.a.v) in yaptığını yapacak olan bir cemaat gelecek ve işte o cemaat 'Beşinci Hak - İkinci İslâm Medeniyeti'ni kurmuş olacaktır. Meseleye bu açıdan bakıldığında, bizler hedefe varamadık ise de çalışmalarımız boşa gitmemiştir. Bizler hedefe varacak şartları hazırlamış ve oluşturmuş bulunuyoruz.

 

Bundan Sonra Ne Yapılmalıdır?

 

Bir vakıf kurulmalıdır.

Bu vakfı desteklemek her mü'mine farzdır.

Nurcular, Refahçılar ve Akevler, bu vakfı kurmalı ve desteklemelidirler. Böylece kendilerinin yapamadıklarını yapacak bir cemaatin oluşmasına imkân ve zemin hazırlamış olacaklardır.

 

Vakıf onbeş çift daireli (tek veya çift olarak kullanılabilen) bir apartman bloku yaptırmalıdır. Bu apartmanın çatı katı mescid, alt yani zemin katı dükkan ve mağaza, ikinci katı hizmet büroları olmalıdır. Ayrıca evler ve bürolar tefriş edilmeli, mağazalar için gerekli sermaye de vakıf tarafından temin edilip hizmete konmalıdır.

 

İslâmî Aşiret kurmak isteyen aileler bu evlerde yerleştirilmelidir. Bunlar evlerde karşılıksız yani kira ödemeksizin oturacaklar, dükkanlar için de kira vermeyecekler, işletme sermayesi de karz-ı hasen olarak temin edilecektir. Bu ailelerin fertleri günün altı saatinde bu mağazalarda veya bürolarda çalışacaklar, geri kalan altı saatte de İslâmî Aşiret'i oluşturmak için gerekli olan ilmî çalışma ve araştırmaları gerçekleştirip içtihatlar yapacaklardır.

 

Arapça ve matematik derslerinden başka, İslâmî temel ilimleri ve müsbet batı ilimlerini öğreneceklerdir. Derslere gelenlerin oturup dinleme hakkı olacak, gelmeyenler yani derslere devam etmeyenler listeden çıkarılıp yeni talip olanlar kaydedileceklerdir. Kaydedilmenin ön şartı şudur: İslâmî aşirete talip olanlar 'arapça' ve 'matematik'ten imtihan edilecekler ve kimler daha ehil iseler onlar alınıp kaydedileceklerdir. İlk yıl on, sonra her yıl beşer kişi alınarak otuz aileye tamamlanacak; ayrılma sebebiyle boşalma olursa onların yerine yeni aileler alınacaktır.

 

Bu ailelerin fertleri birbirlerine hoca olacaklar, dışarıdan herhangi bir hoca alınmayacaktır. Bunlar rızıklarını kendileri kazanıp geçinecekler, ayrıca maddi bir destek yapılmayacaktır. Hiçbir şahsa veya müesseseye bağımlı veya borçlu olmayacaklardır. Başkanlarını kendi aralarından İslâmî usullerle seçeceklerdir. Bütün hareketlerini ve yaşayışlarını kendi içtihatları ile düzenleyeceklerdir. Kendisini yetişmiş, olgunlaşmış ve kemale ermiş halde gören ayrılıp gidecek; kalanlar ise ilmî araştırma ve çalışmalara devam edecekler, bu arada içtihad yapmayı da aksatmadan sürdüreceklerdir. Yeni İslâm Medeniyeti böyle oluşacaktır.

 

Bu çalışma ve faaliyet içinde olanlar, kendi geliştirdikleri sistemle gerekli olan 'senetler'i çıkaracaklar ve bu senetlerden elde edecekleri sermaye ile 'bin hanelik bir site kent' kuracaklar ve orasını kendi içtihatları ile yöneteceklerdir. Bu kentin üstün başarısını