biyografim-ben kimim
Süleyman Karagülle
1518 Okunma
SÜLEYMAN KARAGÜLLE KİMDİR-7

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ-388 / ADİL DÜZEN DERSLERİ-218  İstanbul, 23 Aralık 2006

 

İHSAN EMCİ VEFAT ETTİ!

Babam Köy Hocası idi. İnkılâpların en koyu bir şekilde uygulandığı 1928 yılında doğmuşum. Babamın bir ve tek talebesi olarak on yaşıma kadar yetiştim. Okul uzak olduğu için ancak 11 yaşımda iken başladım. Beş sınıflı tek vekil öğretmenli okulda okudum. Mezun olunca babam “Okula gidersen kâfir, gitmezsen cahil olursun. İkisi birbirine eşittir. Ne istersen onu yap!” dedi. Çok zor şartlarda ve maddi imkansızlıklar içinde orta okula gittim. Babam ben lisedeyken vefat etti. Üniversiteye devam edebilmek için beş yıldır nişanlım olan eşim merhume Zülfiye Karagülle ile evlendim. Köydeki işleri ona bırakarak ben okumaya devam ettim. Eşimin ailesinin desteği ile üniversiteyi bitirdim.

Babamın öğrettikleri ile okulda öğretilenler birbirine zıt gözüküyordu. Ben kendi aklımla hareket etmeye karar verdim. İslâmiyet’i öğrenmek için babamın başlattığı Arapça derslere kendi kendime devam edip kendime medresenin en üst diplomasını verdim. Çünkü babamdan kalan o kitapları Arapça’sından anlamıştım. Lise ve üniversitede de Matematiğe önem vererek batı ilimlerinin tamamının esaslarını anlamaya öğrenmeye çalıştım. Kendime bir yol çizdim. İnsanlarla iyi geçindim.

Arkadaşlarım beni hep sevdiler, bugün de seviyorlar. İkili ilişkilerde son derece iyi insanım. Dünya görüşüme ve duygularıma karşı değiller ama benden uzak durmaları da benim kaderim olmuştur. 1960 yılında, olmadığım halde “DP’lisin” diye beni işten kovduklarında köyüme gittim ve kışı orada geçirdim. Üç çocuğum vardı. Kimse benimle herhangi bir iş yapmak istemiyordu. Karşılıksız yapacağım hizmetlere bile insanlar isteksiz ve karşı idiler. Ne köyde ne de İstanbul’da yakınlık kurulacak adam değildim! Hayırlı işlerde ben onları desteklerdim ama hiçbir sosyal faaliyette benim yerim olamazdı! Ben de fazla heveslenmez, uzaktan destekleme ile yetinirdim.

1961’de askerler bana iş verdiler ve İzmir Hava Eğitim Komutanlığı’na kontrol mühendisi olarak gittim. İzmir’e vardığımda bir avuç bilinçli Müslüman ile karşılaştım. Onlarla dost olduk. Ancak ben hâlâ uzak durulması gereken kişi idim! Bu Müslümanların içinde okumuşlar çok az idiler. İslâmiyet’i sokaklarda alenen savunamıyorlardı. Ben ise her konuştuğum kimseye İslamiyet’i anlatmaya başladım. Risale-i Nurlardan bahsettim. Benim o zamanlar neyin ne olduğundan haberim yoktu. Ama uzaktan destekleme dışında da hiçbir ümidim yoktu. Ama garibanlardan oluşmuş olan Nur talebelerinden ilerisi için ümitliydim. Bilinçli Müslümanlar haftada bir gün birbirlerinin evinde toplanıyorlardı, on-yirmi kişi kadar olmuşlardı. Ben de onlara katıldım. İsimlerini bile bilemezdim ama artık onları ismen yakından tanıdım.

İzmir’e gittikten bir iki ay geçmişti. Bir gün Hava Eğitim Komutanlığı’na bu ismen tanımadıklarımdan ama simaen tanıdıklarımdan biri geldi, ismini de öğrendim: İHSAN EMCİ.

İzmir’de Türk Ocağı’nın yönetim kurulunu oluşturacaklardı, benim de katılmamı istedi. Ben, benden uzak durmayı isteyeceklerini bildiğim için katılmak istemedim. Uzun uzun bunun bir sonuç vermeyeceğini anlattım. İHSAN EMCİ o kadar ısrar etti ki, sonunda ‘EVET’ demek zorunda kaldım.

Sonra onunla çalışmaya başladık. O beni bırakmadı, ben de onu bırakmadım.

 

Böylece sosyal faaliyetlere doğrudan girmiş oldum. Sonra benim daha başta dediğim oldu ve birkaç yıl sonra Türk Ocağı’ndan ayrılmak zorunda kaldık. Ama orada edindiğimiz çevre ile birlikte bizim katıldığımız Yeşilay Cemiyeti, Komünizmle Mücadele Derneği, Akevler Kooperatifleri, Nurcular ve Millî Görüşçüler de İzmir’in en faal ekipleri olmuştur. Zaman zaman bunlardan birilerini bırakıyorduk ama tümüne olan etkinliğimiz devam ediyordu.

 

İşte, hayatıma yön veren şüphesiz “BABAM”dır. Ama beni topluluğa kabul ettiren ve dolayısıyla bugünkü Adil Düzen oluşumuna katkıda bulunmamı sağlayan ikinci kişi diyebilirim ki “İHSAN EMCİ”dir. Size basit gibi gelebilir ama ondan önce pek çok insanla arkadaş oldum, çok yakınlıklar kurdum, hâlâ da onlara yakınlığım devam ediyor. Ama onların hiçbiri beni sosyal hayatta faal olarak görev almaya layık görmediler. Bu psikoloji Millî Görüşçülerde hâlâ devam etmektedir, AK Partililerde devam etmektedir. Size tuhaf gelir ama “Akevler”de de devam etmektedir. Bu uzak tutma beni sevmediklerinden değildir, sosyal baskı onları o tarafa itmektedir. Bir öğrenci olan “İHSAN EMCİ”nin bu baskıdan kendisini kurtararak, yakından tanımadığı birini keşfetmesi ve onu faal hâle getirmesi büyük olaydır, tarihî olaydır. 20 000 sahifeden fazla “Adil Düzen Çalışmaları” o karardan sonra başlamıştır. Bundan sonra neler oldu? İhsan Emci Arapça’dan zayıftı, dolayısıyla klasik ilimleri fazla bilmezdi. Ama yakın bir arkadaşı vardı; Osman Eskicioğlu. Bunlar talebe iken müftü muavini oldular. Beni hep desteklediler. Türk Ocağı veya Komünizmle Mücadele Derneği adına İzmir’de ve çevrelerde bana konferanslar düzenlediler.

Bu konferanslarla ne yaptık? CIA’nın metodu vardır. Dünyada mevcut fikirleri ayrı ayrı destekler ve oraya hakim olur. Bunlar şöyle ayarlanır.

a)     Oluşan cemiyet, vakıf, şirket, parti, her ne olursa olsun, onun maddi desteğini başlangıçta sağlar ve mâli gücünü elinde bulundurur. Adamları ile onları yönetir.

b)    Hiçbir kuruluşu sağlıklı geliştirmez, hepsinin çarpık ve aşırı olacak şekilde yaşamalarını sürdürür. Kendi desteği olmadan yaşama imkanı bulamazlar.

c)     En önemlisi, bütün grupları birbirine düşman yapar ve onların çatışmasından yararlanarak kendi yönetim dengesini kurar. Böylece insanlığı, ulusları ve cemaatleri paramparça eder.

d)    Normal zamanlarda samimi insanların oralara gelmesine izin verir, kritik dönemlerde ise kendi adamları aracılığıyla yönetimi ele alır ve istediklerini yaparlar.

İzmir’deki Müslüman ve milliyetçiler de böyle tutucu, gerici ve çekişmeci bir şekilde organize edilmeye çalışılıyordu. Biz konferanslarımızda halkımızı bu konularda aydınlatmaya çalışıyorduk. Atatürk düşmanlığı yaygındı. Onun kişiliğinde halk polise, orduya, yönetime, okula, düşmanca bakar hâle getirilmişti. Savcı deyince öcü olarak görüyor, mahkeme onlar için savaş alanı gibi algılanıyordu. Halk bunlara buğuz edilerek devlet düşman ediliyordu. Öyle ki, İstiklâl Savaşı gibi Allah’ın büyük lütfü bile tu kaka ediliyordu.

Bu CIA ile o zamanlar onun paralelinde çalışan MİT insanları rahatsız ediyordu. Kanuni bir suç bulamadıkları için hiçbir şey yapamıyor ama son derece rahatsız ediliyorlardı. Bu sebepledir ki zaman zaman dernek ve kurumlarımızdan bazıları elimizden alınıyordu.

İzmir’de Kestane Pazarı Derneği vardı. İsmail Tanrıbuyruğu ve Ali Tosun klasik medrese derslerini veriyorlardı. Yönetici Raif Cilasun Halk Partisi’nden gelen samimi bir Müslümandı, bunların legal olarak ders vermelerini  sağlıyordu. Ali Rıza Güven de Aksekili samimi bir iş adamı idi, bunları destekliyordu. Nuri Sevil, Ahmet Tatari, Ali Rıza Güven gibi iş adamları da destekliyorlardı. Ahmet Tatari’nin Masonlarla sıkı işbirliği vardı. Derneğin tüm teknik işlerini onlar yürütüyor ve muhasebeyi onlar tutuyordu.

“Akevler”e karşı bu dernek mensupları organize oluyor ve saldırıya geçiyorlardı.

Şimdi İHSAN EMCİ’nin bir adımını daha sizlere anlatmış olayım.

İHSAN EMCİ ve Osman Eskicioğlu İmam Hatip Okulundan mezun oldular. İzmir’den yani benden ayrılmamak için gitmek istemiyorlardı. O zaman İzmir’de gidilebilecek okul yoktu. İhsan Emci’ye, İzmir’de Yüksek İslâm Enstitüsü’nün açılması için müracaat edelim dedim. O zamanın başbakanı Süleyman Demirel’di. Dengeleri çok iyi ayarlamayı bilen İhsan Emci bu işi yapamayacağımızı bildiği için buna taraftar olmuyor, Ali Rıza Güven’i buna teşvik ediyordu. İhsan Emci İmam Hatip öğrencilerini temsilen hareket ediyordu. Bunlar içinde Sabri Tekir ve Fehmi Koru da vardı. Ali Rıza Güven atlatıyor ve yukarıda anlattığım Mason mahfillerin etkisiyle girişimde bulunmuyordu.

Bir gün ben ısrar edince İhsan Emci; ‘Yarın derneğe gideceğiz. Hayır derlerse sonra Ankara’ya biz gidelim’ dedi. Ertesi gün gidip Ali Rıza Güven’e, ‘Gidecekseniz gidin yoksa Karagülle ile biz gidiyoruz’ dedi. Süleyman Karagülle gitmesin diye Ankara’ya gittiler. Süleyman Demirel reddeder zannediyorlardı. Demirel ise zaten düşünüyormuş olmalı ki hemen talimat verdi ve İzmir Yüksek İslâm Enstitüsü açıldı ve İHSAN EMCİ ile arkadaşları oradan mezun oldular.

İzmir’e gittiğim zaman, Remzi Güres’in başkanlığında Dursun Aksoy, Mehmet Gemalmaz ve Ahmet Remzi Hatip Kur’an’ı mealle okuyor ve bir Mandalina Bahçesi Ortaklığında İslâmî bir hayat kurma düşüncesinde idiler. Başlangıçta beni davet ettiler ve katıldım. İzmir Halil Rifat Paşa semtinde oturuyorduk. İşte ayrılığımız olmuştur. Onlar faizli kredilerle işler yapmayı şimdilik meşru görüyorlardı. Ben katılmadım. Dolayısıyla ekonomik faaliyetlerden uzak kaldım. İlmî faaliyetlere de onlar katılmamaya başladılar.

Ben, İhsan Emci ve Osman Eskicioğlu’na kooperatif kuralım diyorum ama, yine kendi sezisi ile İhsan Emci bir türlü ‘evet’ demiyordu. Bu işin Ahmet Tahir Satoğlu ile olabileceğini keşfetti ve bir gün Ahmet T. Satoğlu’nun evinde Eşref Akhan ve Süleyman Kısacık olmak üzere Kooperatifin kurulmasına karar verdik. Süleyman Kısacık’ın Süleyman Karagülle’ye oy vermesi dışında, ittifakla Ahmet T. Satoğlu’nu başkan yaptık. Akevler böyle kuruldu. Ahmet Satoğlu on sene Akevler başkanlığını yaptı. Hâlâ Akevlerde oturmaktadır.

İHSAN EMCİ’nin son fedakarlıklarını da anlatarak sözlerimi bitireyim.

 

Biz İzmir’e gittiğimiz zaman Demokrat Parti’den tamamen ümidimizi kesmiş ve yeni partinin kurulmasını öneriyorduk. Bu hususta İhsan Emci’den destek gelmiyordu ama, yapılan konferanslar yeni siyasi oluşumu hazırlıyordu. Siyasi partinin kurulmasını önerdiğimizde herkes reddediyordu. Odalar Birliği Başkanı iken Necmettin Erbakan’a gittik. O reddetmedi, bir alternatif olarak kafasına koydu. Demirel tarafından veto edilince bağımsız adaylık faaliyetine geçildi. Ondan önce İhsan Emci’nin girişimi ile Erbakan İzmir’e getirilmiş, “İslâm ve İlim” isimli o meşhur konferans verilmişti. Erbakan bu konferanstan sonra İhsan Emci’yi tanımıştı.

Bağımsız faaliyete geçtiğimizde tüm arkadaşlarım ile birlikte İhsan Emci de bizi destekledi ve Aydın’a gelerek faaliyet gösterildi. Bu faaliyete Ahmet Tahir Satoğlu da katıldı. Yaşar Tunagür bunları desteklemekten alıkoymak istedi ama onlar dinlemediler. Sonuçta bunlar müftü muavinliğinden uzaklaştırıldılar. Sonraki faaliyetlerde hep Millî Görüş’ün yanında oldular. Müftü ile arasını açtılar ve bu işi böyle bağladılar. 1973’ten sonra bu olayı Erbakan’a anlattığım zaman bana, “İhsan Emci vali yapılacak adam” dedi. O da onu keşfetmişti.

Ne var ki Erbakan da İhsan Emci’ye bir şey yapamadı. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde iş verdiler. Son derece faal olan İhsan Emci Ankara’daki partilerden ve partililerden soğudu. Sanayi Bakanlığı’na gitti ve ondan sonra kendisini siyasetten çekti, ilme verdi. ESAM’da veya MGV’de faal olması önerisinde bulundumsa da, siyasetçilerden ümidini kesmişti. Hattâ ben bir konuda toplantı yapmak üzere çağırdığımda gelmedi ve ‘ben onlar varken gelmem’ dedi; onların kimler olduğunu da söylemedi.

Cenazesine Sivas’tan gelen akrabaları vardı. Çok kalabalık olarak Sanayi Bakanlığı’ndan emekli olanlar vardı. Böylece benim hayatımın ilk yıllarında etkin olan bir arkadaşı 66 yaşında orada buluşmak üzere yolladık.

Oysa ben onu daha genç yaşta görüyor, kurulacak Adil Düzen Partisi’nde aktif rol alır diye düşünüyordum.

Olmadı…

Nasip değilmiş.

Allah rahmet eylesin.

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org  (0532) 246 68 92