YENİ ANAYASAYA GEÇİŞ ÖNERİSİ karagülle-akdemir
Süleyman Karagülle
1489 Okunma
8-İNSANLIK TARİHİ-İKTİSADİ AŞAMALAR

BİRİNCİ BÖLÜM İNSANLIK TARİHİ İKTİSADİ AŞAMALAR

 

 

A- TOPLAYICILIK DONEMİ

İnsanlığın Menşei

Fiziki antropolojinin verilerine göre insanların kemik kalıntılarının bedenen var oluşundan beri evrimleşmediği ve bütün insanların ilk günden beri birbirine benzediği tespit edilmiştir. Bugünkü genetik bilimi, insanın kromozomlarının bir bütün olduğunu, bir makinenin parçaları gibi bütünlük arz ettiğini ve evrim yoluyla değil de çoğalma yoluyla oluştuğunu ortaya koymuştur. Diller üzerinde yapılan araştırmalar da bütün dillerin bir dilin zamanla farklılaşarak oluştuğunu ortaya koymuştur. Kullanılan araçlarda evrimleşme varsa da aynı çağa ait taş kültürünün benzer olduğu ve bir merkezden geliştiği ortaya çıkmıştır. Bütün bunlar insanların bir anne babadan türediklerini kanıtlamaktadır.

İnsan meyvelikler içinde yaratılmıştır

İnsan iki ayak üzerinde yürümekte; fakat, koşup avlanamamakta, düşmandan kaçamamaktadır. Vücudu çıplak, soğuktan ve fiziki etkilerden korunamamakta, düşmanlarına kendisini kamufle edememekte, vücut örtüsü ile kendisini koruyamamaktadır. Parmaklarında pençeleri bulunmamakta, avını parçalayamamaktadır. Toprağı kazamamakta, dişleriyle otları koparamamakta, çiğneyememektedir. Bu nedenle başlangıçta ancak meyve yiyebilmektedir. İlk insan yaz kış meyvesi olan bahçeler (cennet-bahçe) içinde yaratılmış, meyve toplayarak yaşayabilmiştir.

İnsan aile içinde yaşamıştır

İnsan doğar doğmaz kendi başına yaşama gücüne ve becerisine sahip değildir. Anne babası yıllarca bakmak ve büyütmek zorundadır. Ayrıca sık sık hastalanmaktadır ve bakıma muhtaçtır; yaşlandıkça kendi kendine yaşayamaz duruma gelmekte ve bakıma muhtaç olmaktadır. Kadın erkek vücut ve zihni kabiliyet bakımından farklı yaratılmışlardır; ancak, işbirliği içinde yaşayabilirler. Devamlı cinsi arzu duymaktadırlar. İnsanlar aile içinde

 

 

 

 

 

 

 

 

birbirlerine sevgi bağları ile bağlıdırlar. Böylece insanın temel yapısını aile oluşturmaktadır.

Ailede ortak üretim ve tüketim vardır

Toplayıcılık dönemlerinde insanlar, meyve ağaçları içinde, ağaç dallarından ördükleri çardaklar içinde yaşamışlardır. Gündüzleri meyveleri ailece toplamışlar ve yemişlerdir. Kadın erkek eşitlik içindedir. Bununla beraber çocuk bakımından kadınlar öndedir, savunma görevinde de erkekler daha aktiftir.

Ateş toplayıcılık döneminde bulunmuştur

Toplayıcılık dönemlerinde büyük keşifler yapılmıştır. Bu dönemde en büyük keşif ateşin keşfidir. İnsanlar ateşle ısınmışlar, aydınlanmışlar, ağaçları keserek tomruklar ve sopalar yapmışlar ve topraktan kaplar yapmayı öğrenmişlerdir. Meyvelerin suyunu kaynatarak pekmez yapmışlardır. Kabak gibi bazı meyve ve sebzeleri pişirmeyi öğrenmişlerdir.

Dokumacılık toplayıcılık döneminde bulunmuştur

İnsan aile hayatını sürdürmek için bazı önlemler almıştır. Bunların başında cinsi uzuvlarının göstermekten utanç duymuştur. Bu da örtünmeyi zorunlu kılmıştır. Önce yapraklarla örtünen insanlar daha sonra ağaç liflerinden örmeyi öğrenmişlerdir. Çardaklarını da örerek yapmaya başlamışlardır. Dikiş bu dönemde bulunmuş, hediyeleşme ile mübadeleden sonra değiştirme ilkesi getirilmiş ve para olarak ceviz gibi kuru yemişler kullanılmıştır.

 

 

b- avcılık dönemi

İnsanlar toplayıcılık döneminde ateşi bulmuş, bazı meyve ve sebzeleri pişirmeyi öğrenmişlerdir. Ayrıca etin de pişirilerek yenebileceğini öğrenmişlerdir. Zamanla nüfus artmış ve meyvelikler yetmemeye başlamıştır. Ayrıca buzul devirleri yaşanmış ve meyvelikler kurumuş, insanlar meyve toplama yerine hayvanları avlayarak ve etlerini yiyerek geçinmek zorunda kalmışlardır. Bu gelişmeler insanların hayatlarında evrim yapmıştır. Artık yalnız meyvelik yerlerde değil tüm yeryüzünde yaşama yerleri bulunmuş, denizlere açılmışlar, adalara göçler olmuş ve bütün bunları başarmak için teknik ilerlemeler meydana gelmiştir. İnsanlar balta, bıçak gibi araçları avcılık döneminde bulmuşlardır. İnsanlar hayvanları avlamak ve etlerini parçalamak için taşları yontarak özel aletler yapmışlar, urganları üreterek kementlerle yakalama teknikleri geliştirmişlerdir. Ok ve yayı keşfetmişler, tuzak kurup avları yakalamayı öğrenmişlerdir.

Avcılık döneminde işbölümü doğmuştur

Çocuklar av avlama yerlerine götürülmeyinceye kadar kadınlar evde kalmışlar ve ev işlerini yapmışlardır. Böylece aile içinde işbölümü doğmuştur. Erkek av avlamakta, geçimini temin etmekte, kadın ev işleri yapıp çocuk büyütmektedir. Deriyi erkek getirmekte, kadın da elbise dikmekte, temizlik yapmaktadır. Erkekler, avcılıkta savaşmayı öğrenmişler ve güçlenmişlerdir. Bunun sonunda kadın erkeğin karşısında zayıf duruma düşmüştür. Gündüzleri bazen haftalarca kadın tek başına kendisini diğer erkeklerden koruma sorunu ile karşılaşmıştır. Kadın ile erkek birbirinden uzak durmuştur. Kadın örtünerek erkeği cinsel olarak tahrik etmekten kaçınma zorunda kalmıştır.

 

Avcılık döneminde erkekler örgütlenmiştir

Kadınlar ev işlerini kendi başlarına yapabildiği halde erkekler, tek başlarına ne avı avlayabilmekte ne de düşmanlarına karşı durabilmektedir. Bu nedenle erkekler örgütlenmek zorunda kalmıştır. İlk örgütlenme, av ekibinin başının ortaya çıkmasıyla olmuştur.Kabiliyetli bir başkanın ekibini nasıl başarıya götürdüğü görülmüştür. Etler eve gelince et ve kan kokusu, yırtıcı hayvanların evlere saldırmasına neden olmuştur. Bunun üzerine erkekler nöbet tutmaya başlamışlar ve günümüzdeki orduların ilk doğuşu böyle gerçekleşmiştir.

Ev olarak çardaklardan ziyade mağaralar kullanılmaya başlanmıştır. Soğuk iklimlere deri elbiselerle ve ateşle dayanabilmişlerdir. Bu arada bazı hayvanları ehlileştirmişler, artık kemiklere gelen köpekler insanlarla dost olmuşlar ve avlanmakta yardımcı olmaya başlamışlardır. Tuzağa düşmüş ve yaralanmış bazı et hayvanlarını birkaç gün yaşatarak öldürmeyi düşünmüşler, böylece et hayvanları da ehlileştirmeye başlamışlardır.

Alet olarak taşların yanında kemikleri de kullanmaya başlamışlardır. Balıkları avlamak için sulara açılmışlar ve salları keşfetmişlerdir. Bu sayede deniz aşırı yerlere gitmişlerdir. Avın peşinde koşarken göçebeliğe alışmışlardır. Para olarak derileri kullanmaya başlamışlar, bu nedenle de derileri kurutmuşlardır. Etleri saklama yöntemi geliştirmişler, tuzlama sanatını öğrenmişler, kurutarak kışa kadar saklamayı öğrenmişlerdir. Avcılık

 

 

dönemi devam ederken toplayıcılık da sürmüş, ancak bu işler mevsimlik yapılabilmiştir. Etler sebze ile beraber yenir hale gelmiştir.

 

C- ÇOBANLIK DÖNEMİ

Çobanlık dönemine geçiş

İnsanlar zamanla çoğaldı ve karalar azaldı. Hayvanlar avlana avlana azalmaya başladı. İnsanlık krize girdi. Ancak doğum kontrolünü düşünme yerine, yeni besinler aramışlardır. Otlayan av hayvanları azalmış, fakat otlar çoğalmıştır. Buzullar dönemi de sona ermiştir. Her taraf yemyeşil olmuştur. İşte o zaman geçimlerini hayvanları evcilleştirme ile sağlamışlardır. Ayrıca hayvanların eti ile beraber sütünden yararlanmaya başlamışlardır. Bu durum insanların hayatlarına yepyeni bir düzen getirmiştir. Artık hayvanlarla dost olmuşlardır. Bu arada atı da ehlileştirmişler ve onunla yük taşımaya başlamışlardır.

Çobanlık döneminde işbölümü devam etti

Çobanlık döneminde kadın isteseydi otlaklara gidebilirdi. Ancak bunun bir yararı yoktu. O yine ev işlerini yapmaya devam etmiştir. Erkek çobanlık        yapıyordu. Kadın iffetini her zaman korumuştur. İnsan aile içinde yaşamak         zorunda olmuştur. Anne kendi doğurduğu çocuğunu bilmektedir. Fakat,        erkek ancak eşi başka erkeklerle buluşmazsa çocuğun kendisine ait olduğunu bilebilirdi. Bütün canlılarda bir dişinin bir erkeği olmuştur. Çünkü erkek dişiye hormonlarını akıtmaktadır. İki erkeğin hormonu kadının vücudunda ve çocukta bozukluklar doğurmakta ve hastalıklar yapmaktadır. Bu nedenle kadının tek başına çobanlık yapması iyi görülmemiştir.

Çobanlık döneminde süt gıda olmuştur

Çobanlık döneminde etin yerini süt almıştır. Süt devamlı olarak alınıyordu. Bununla beraber her zaman yeteri kadar süt getiren hayvan olmuyordu. Sütten peynir, yoğurt ve kurut yapmayı öğrendiler. Ağaç liflerinden örgüyü zaten biliyorlardı. Şimdi hayvanın kıl ve tüylerinden de kendilerine elbise yapmayı başladılar. Kolay söküp taşıyabilmeleri için deriden çadırlar yapmayı geliştirdiler. Sütten başka etten de yararlanıyorlardı. Yaşlanınca hayvanları kesip etinden ve derisinden yararlanıyorlardı. Tavukların yumurtasını ve arıların ballarını yediler. İpek böceğinin kozasından iplik yapmayı da bu dönemde öğrendikleri tahmin edilmektedir.

Çobanlık döneminde para olarak yün ve hayvan kullanılmıştır

İnsanlar çoğaldıkça geçimlerini sınai buluşlara dayandırdılar. Böylece mübadele önemli hale geldi. Daha toplayıcılık döneminde taştan yararlanma ihtiyacını duydular. Bir taşı parçalamak kuvvetle değil, teknikle yapılmaktadır. Taş çıkıntılı yere vurulunca çıkıntılı yer kama görevini görür ve taş parçalanır. Bunu da herkes yapamaz. Bu ise el sanatlarını geliştirir. Zamanla paraya olan ihtiyaç arttı. Çobanlık döneminde para olarak deri yerine yün kullanıldı. Büyük para yerine ise canlı hayvan kullanıldı.

Çobanlık döneminde kolektif üretimin yanında özel mülkiyet de vardır

Çobanlık döneminde sürüler aynı otlakta beraber otlatılıyor, akşamları hayvanlar obaya dönünce herkes kendi hayvanını alıyordu. Ortak otlaklar kabile hayatını geliştirdi. Göçler ve mera çatışmaları yeni bir hayatı ve sosyal yapıyı oluşturdu. Henüz yazılı kurallar yoktur. Tüm kurallar, başkanların koyduğu kurallardır. Bu dönemde bazı devletler oluşmuştur ama savunma devleti olmuştur. Yerinden yönetim vardı ama mevzuat yoktu. Başkanın dışında mahkeme yoktur.

 

 

 

D- TARIM DÖNEMİ

Tarım dönemine geçiş

Çobanlık döneminde nüfus artmış, yaylım hayvanları çoğalmış ve otlar tükenmişti. Ayrıca kuraklık dönemine gelmiş, yer yer çölleşme başlamıştı. Her sıkıntı ve darlık insanları yeni keşiflere yöneltmiştir. Gelişmeler böyle olmuştur. Çölleşme insanları tarım dönemini keşfe zorlamıştır. Hayvanların gübrelediği yerlerde daha iyi otların bittiği, sulanan ağaçların meyvedar olduğu çobanlık döneminde fark edilmişti. İnsanlar sıkıntıya girmedikçe alıştıkları şeyleri bırakmazlar. Sıkıntıya girdiklerinde değişime razı olurlar.

Tarım entegre-tümlenmiş bir döngüye sahiptir

Tarım döneminde halk istediklerini ekerek kendilerine yarayan bitkileri yetiştirdiler. Daha çok kışın saklanabilecek olanları ekmeye başladılar. İlkbaharda değişik bitkileri ekip depoluyorlardı, sonra da yıl içinde yiyorlardı. Ekinlerin saplarını hayvanlar, tanelerini de kendileri yediler. Hayvanlardan sağladıkları sütleri kendileri yiyor, dışkılarını ise tarlada gübre olarak kullanıyorlardı. Yaşlı hayvanları veya hayvanları kesiyor, etinden ve derisinden yararlanıyorlardı. Bunların yemek artıklarını da tavuklara yedirip yumurtasını alıyorlardı.

Çiftlik döneminde ekonomik bağımsızlık gerçekleşmiştir

Çobanlık döneminde ortak sürüleri beraber otlatan kabile yaşamının yanında her aile kendi çiftliğinde bağımsız olmaya başladı. Çocuklar toprakları bölüşmeye başladılar. Gittikçe toprak sıkıntısı belirdi. Kabileler arası çekişmeler ve kan gütmeler ortaya çıktı. Çobanlık dönemi hukuku yetersiz kaldı. Artık yönetim ekonomik işlerle değil, güvenlik ve savunma işleri ile uğraşmaya başladı. Ortak savunma merkezleri doğdu. Ortak el sanatları merkezleri doğdu. Böylece köylü kentli ayrımı ortaya çıktı.

Mevzuata dayalı yönetim oluşmuştur

Köylere yerleşip güvenilir hayat kuranları, göçebeler rahatsız etmeye başladılar. Bunların edindikleri serveti yağmaladılar. Köy ve kentler kendilerini koruyabilmek için anlaşmalı özel savunma birlikleri kurdular. Böylece yeni bir düzen ortaya çıktı. Zirai araçlar üreten köyler, kentlere dönüşmeye başladı. Sözleşmeler mevzuatı oluşturdu. Ayrıca peygamberler hükümler koymaya başladılar. O hükümlere uyanlar refaha kavuştular. Uymayanlar topluluktan dışlandılar. Zamanla komşu köyler veya siteler hüküm altına alınarak merkezi otoriteler doğmaya başladı. İnsanlar büyüklere uyma yerine, kurallara uymayı öğrendiler. Bu düzenin en büyük özelliği hukukun birbirini tanıyan kimseler arasında oluşması ve bunlar arasında hukuk düzeninin kurulmasıdır. Bu hukuk sistemi zamanla daha çok  gelişmiştir.

 

 

e- pazar dönemi

İnsanlar işbölümü yaparak evrimleştiler

İnsanlar arasında işbölümü yaratıldıkları günden beri olmuştur. Meyve toplayabilmek, eşyaları taşıyabilmek, elbise yapabilmek ve bazı hastalıkları tedavi edebilmek için becerikli veya o konuda bilgili insanlara ihtiyaç vardı. Bu başlangıçta yardımlaşma ile gerçekleşiyordu. Zamanla mübadele şekline dönüştü. Toplayıcılık döneminde kuru yemiş, avcılık döneminde deri, çobanlık döneminde yün ve koyun, çiftçilik döneminde tahıl para olarak kullanılmıştır. Bu konudaki evrimleşme günümüze kadar gelmektedir.

Zamanla hizmet merkezleri oluşmuştur

Genelde terzilik, marangozluk, demircilik, sağlık gibi hizmetler yapan ihtisas sahipleri köylerde oturur ve diğerleri gibi normal geçimlerini toplayıcılık, avcılık, çobanlık veya tarımla sürdürürlerdi. Zanaatlarını ise sadece ek gelir temin edebilmek için kullanırlardı. Köylerde hala bu usul uygulanmaktadır. Zamanla gelirleri yeter hale gelince asıl işlerini bırakıp, hizmet işlerine başladılar. Bunlar köylerin ortasında bir merkezde toplandılar ve böylece ilk kentler oluştu. Bunlar artık toplayıcılık, avcılık, çobanlık veya çiftçilik yapmıyor sadece meslekleri ile ilgili işler yapıyorlardı. El emekleri karşılığı aldıkları malları satarak geçiniyorlardı.

Halk elde ettiği malların çoğunu kendileri tüketiyor ve artanı kentlere götürüp esnafa satıyordu. Bu şekilde oluşan pazarlarda bazı mallar çok karlı olmaya başladı. Halk artık sadece esnafın tükettiği malları fazla olarak üretme yerine, diğer halkın da alabileceği malları üretmeye başladı. Böylece yeni bir ekonomik düzen doğmaya başladı. Bu sayede ziraatta da işbölümü ortaya çıktı. Kişiler en çok verim elde edebilecekleri ürünler ürettiler. Tarlalar da en çok verim veren ürünler üretmeye başladılar. Bu sayede insanlar evrimde önemli bir adım daha attılar.

Pazar ekonomisi madeni parayı doğurmuştur

Pazar dönemine kadar insanlar para olarak, ellerindeki para olmayan elverişli malları kullandılar. Tahıl hem para hem de mal olarak kullanıldı. Kişi ambarında kendi ihtiyacı için buğday depoluyor, bir şeye ihtiyacı olunca da onu vererek mal alıyordu. Yani ambarındaki fazla malı para olarak kullanıyordu. Bu para fiyatlandırmada yeterli oluyordu. Ancak mübadelede taşınma ve saklanma zorluğu nedeniyle para olarak kullanılmasına elverişli değildi. Bunun sonucunda madeni para doğdu.

Madenler para olarak kullanılmaya başlamıştır

Madenlerin az bulunması ve parlak olması nedeniyle süs eşyası olması, kolay bölünebilmesi, bozulmadan saklanabilmesi gibi özellikleri ile insanlar bakır, kalay, gümüş ve benzeri madenleri para olarak kullanmaya başladılar. Bu dönemde altın çok az olduğundan; demir de çok olduğundan ve bölünmesi kolay olmadığından para olarak kullanılmaya pek elverişli değildi. Bu madenlerin para olarak kullanılması tartı olarak kolaylık temin etmekle beraber her yerde tartı aracının bulunmaması, hilelerin yapılabilmesi, hataların olması nedeniyle meskük paraya ihtiyaç duyuldu. Devlet parayı damgaladı, halk da onu para olarak kullanmaya başladı. Bu para zamanla o kadar önem kazandı ki, varlık ve yokluk para ile bilinir oldu.

 

 

f- ticaret dönemi

Pazar ekonomisi ile doğan işbölümünün önemi anlaşıldı

Pazarcılıkta ortaya çıkan yeni ekonomik düzen ile işbölümünün önemi anlaşıldı. Pazar yerlerinde sabit esnaflar doğdu. Pazara gelen halk mallarını doğrudan halka satacağına alıp-satan tüccarlara satmaya başladılar. Böylece malını satmak için Pazar gününü beklemek zorunda kalmadılar. Bir şeyi almak için de pazarı beklemekten kurtuldular. Dükkanlara sattı ve o dükkanlardan aldı. Böylece aracı sınıf belirlemeye başladı.

Rekabetin önemi anlaşılmıştır

Serbest Pazar devam ederken genellikle haftada bir oluşan pazarlarda fiyatlar tamamen serbest arz ve talebe göre oluşuyordu. Dükkanlardaki esnaf da bu fiyatlara uymak zorundaydı. Çok az bir kârla almak zorunda kalıyordu. Kârı biraz yükselse halk dükkanlara satmaz, dükkanlardan almaz ve pazarı beklerdi. Böylece aracı sınıf zorluk içinde varlığını sürdürüyordu.

Aracı sınıf kentler arası ticareti doğurmuştur

Tüccarlar kendi varlıklarını koruyabilmek için satın aldıkları malları başka kentlere götürüp onların pazarlarında kârlı olarak satıyorlardı. Başka pazarlardan aldığı malları da getirip kendi dükkanlarında satıyorlardı. Böylece kentler arası işbölümü başladı. Bu genişleme zamanla o kadar büyüdü ki, dünya tek Pazar haline geldi. Tüm dünyada işbölümü doğdu. Tüm dünya bir Pazar olmaya başladı.

Tüccar mübadelesi dünyayı imar ve ihya etmiştir

Malların ülkeden ülkeye taşınması ve konaklamak için kervansaraylar, gidip gelmek için yollar ve köprüler yapılmak zorunda kalındı. Bunları da ancak büyük devletler, yani imparatorluklar kurdu. Yol masraflarının karşılanabilmesi için de vakıf konukevleri oluştu. Para olarak gümüş yeterli olmadı. Altın, para olarak kullanılmaya başlandı.

Vakıf kervansaraylar insanlığı birleştirmiştir

İzmir'den üzümü develerine yükleyen bir tüccar yola çıkar, vakıf kervansaraylarda konaklar, yollarda bedava yer, içer, yatar. Hasta ise tedavi olur, devesini de doyurur, baytara tedavi ettirir ve yoluna devam eder, Erzurum'a varırdı. Oradan arpa alıp yükler ve İzmir'e getirirdi. Böylece hem kendisini hem devesini bedava geçindirir, hem de kâr ederdi. İşi olmayan şairler, filozoflar seyahate çıkar, bedava yaşar ve halkı aydınlatırlardı. Bu kervansarayların giderleri civardaki halk tarafından ortaklaşa karşılanırdı. Civar halka da gelen yolcular sayesinde bereket yağardı.

Tüccarlar ise sermayelerinden bir payı zekat-vergisi olarak veriyorlardı. Bu tekelin oluşmasını önlüyordu. Halkın eline devre başlarında para geçiyordu, piyasa canlanıyor ve ekonomik krizler olmuyordu. Büyük dinler bu dönemde ortaya çıkarak insanlık hukukunu geliştirdiler. Büyük dinler kavmiyetçiliği ortadan kaldırmıyordu ve ulusa dayalı dinlerin oluşmasını da yasaklamıyordu. Ancak uluslararası gidiş gelişleri serbest bırakıyor, uluslararası barışı tesis ediyor ve kavmi hukuk yerine mezhep hukukları ile yerinden yönetimi getiriyordu. Diyet müessesesi ile de güvenliği sağlıyordu.

 

G- İŞÇİLİK DÖNEMİ

Savaşlar sanayii doğurmuştur

Tüccar mübadelesi insanları birbirleri ile tanıştırdı. Büyük fetihler sebebiyle çıkan savaşlarda teknoloji hakim olmaya başladı. Bu arada değişik topluluklardaki ilmi birikimler kolaylıkla uluslararasına aktarıldı. Savaşlar ve esirler bu aktarmalarda önemli roller oynadı. İslam dünyasında hukuk ve dil ilme dayalı olarak gelişme imkanı buldu. İlim demek, projeler üretip denemek ve elde edilen sonuca göre verileri kontrol etmek demektir. Avrupa bunu sanayide kullandı. Araplarda ve Türklerde hukuk gelişmemişti. Çünkü hala göçebe olarak yaşıyorlardı. Oysa Avrupa Hıristiyan'dı ve hukukları vardı. İslam dünyası ise el sanatlarında çok ileri düzeye vardı. Avrupa ise sanayi dönemine adımın atamamıştı. O da ilmi sanayide ve ekonomide kullandı ve bugünkü ilerlemeleri kaydetti.

Makine üretimi işçiliği doğurmuştur

Avrupa Amerika'nın keşfinden sonra çok büyük altın stoklarına sahip oldu. Konumu ve sermayesi dolayısıyla dünya ticaretini ele geçiren Avrupa talep çokluğu ile karşılaştı, ama mal bulamadı. Üretim için makineler geliştirmeye başladı. Acemi çalışanların eksiğini makinelerle giderdi. Alet işledi, el öğündü. Böylece sanayi üretimi hızla arttı. İşçilik ortaya çıktı. Eskiden kişiler mal üretip satıyordu. Şimdi insanlar emeklerini satıyorlar, ücretlerini alıyorlardı. Mal mübadelesi yerine emek mübadelesi başladı.

Kölelik yerine işçilik ikame edildi

Tüccar döneminde büyük işler kölelere yaptırılıyordu. Yeni gelişen dünyaya köleler yetmez oldu. Bunun üzerine tüm halk köleleştirildi. Herkes

işyerlerini sattı ve fabrikalarda ücretle çalışmaya başladı. Hatta zamanla evlerini de sattılar ve kirada oturmaya başladılar.

İslamiyet'te üç çeşit köle vardı. Biri "mezun olmayan köle" idi. Bunlar evlerde istihdam edilir ve kendilerine aile efradı gibi bakılırdı. Diğeri "mezun köle" idi. Bunlar çalışır ve efendilerine bir ücret öderlerdi, kalanı ile kendileri geçinirlerdi. Ölünce de mallar efendisine kalırdı. Bir diğeri de "mükatep köleler" idi. Bunlar çalışıp kazanır, efendilerine taksitleri öder, sonunda hür olurlardı. İşçilikte de bunlara benzer durum vardı. Kişi çalışır ve yaşar ve ölünce çocuklarına hiçbir şey bırakamaz olmuştu.

İşçilik sistemi tekelleri oluşturmuştur

İşçilik sistemi ile işletmeler büyümeye başladı. Sermaye vergisi demek olan zekat kalktı ve yerine gelir vergisi kondu. Faiz yasağı kaldırıldı. Böylece tekeller oluştu. Altın para yetmedi, banka parası icat edildi. Önce halkın elinden topraklar alınarak toprak tekeli oluştu. Tüccarlar tüm işyerlerini satın aldılar ve sanayi tekeli doğdu.

Banka tekeli sektör ve devlet tekelini doğurdu. Kapitalizm ve sosyalizm doğdu. Tekeller arası savaşlar başladı. Dünya iki büyük savaşı yaşadı. Kanlı savaşlar oldu, bugün yeni bir savaş için beklemededir. Birçok önemli sorun çözülememiştir. Uluslararası savaşlara ara verilmiş, ancak iç anarşi hızla artmaktadır.

Sektör monopolü kapitalizm, Pazar sorununu doğurmuştur

Firmalar kârlarını büyütmeye çalıştılar. Kazançlarını maksimize ettiler. Bunu başarabilmek için ucuza alıp pahalı satmak gerekiyordu. Kıyasıya rekabete giriştiler, güçlü olanlar zayıfları yok etti ve sektör monopolleri oluştu. Monopol firma, kârını maksimize etti. Bunu ucuza alıp pahalı satmakla sağladı. Ucuza aldıkları için üretim azaldı, pahalı sattıkları için de tüketim azaldı. Denge, üretim yarıya düşürülerek kuruldu. Yani büyük bir işsizlik ortaya çıktı. Halk malları alamayınca satılmadı ve ekonomik krizler doğdu.

Ekonomik kriz sanayi ekonomisini çökertir

Ekonomik krizde mağazalar malla dolar ama alıcı bulunamaz. Satılmayınca fabrikalar da mal üretmez ve durur. Bu durumda fabrikalar işçilere para ödeyemez. Geliri olmayan halk mağazalara gidip alış-veriş yapamaz. Ekonomi kilitlenmeye ve durgunlaşmaya başlar. Bu kilitlenmeye karşı geçmişte çareler aranmıştır. 1917'de Rusya'da sosyalizmle çare bulunmuştur. Her şey devletleştirilmiş ve halkın ihtiyaçları giderilmiştir. Amerika'da ise Keynes'in ürettiği enflasyonist para çare olarak kullanılmıştır.

Karşılıksız para ekonomiye hareket getirmiştir

Keynes fabrikalara kredi verdirmiş, fabrikalar malı satamadıkları halde çalışmaya başlamışlar, mağazalar zararına da olsa mallarını satabilmişler ve yeni siparişler verebilmişlerdir. Böylece duran çark çalışmıştır. Ne var ki, bu çalışma enflasyon yapmış, başka bakımdan ekonomiye zarar vermiştir. Oysa İslamiyet'teki zekat bu fonksiyonu enflasyonsuz sağlayabilmektedir. Yılbaşında zekattan pay alan halk mağazalara gidip mal satın alabilmekte, sonra mağazalar fabrikalara sipariş vermekte, fabrikalar işçileri çalıştırmakta ve tekrar mağazalara gidilmektedir. Bu ivme bir yıl yetmektedir.

Ekonomik önlemler savaşları önleyememiştir

Avrupa karma ekonomiyi uyguladı. Yani bir taraftan devlet işletmeleri oluştu, diğer taraftan enflasyonist parayı kullandı. Daha az başarılı oldu. Bununla beraber sorunlar bitmedi. Pazar elde etmek için Avrupalılar sömürge ülkeler edindiler. Ekonomilerini böyle yürüttüler. Almanlar bundan yeteri kadar pay alamadığı için iki kez dünya savaşı çıkardılar. Sonunda dünya tüm devletlere açıldı ve Üçüncü Dünya Savaşı önlendi. Fakat kapitalizm Üçüncü Dünya Savaşını körüklemektedir.

İşçilik dönemi sona ermektedir

Kapitalizmde faiz vardır. Yani sermaye her yıl artmak zorundadır. Yoksa devre dışına çıkar ve ekonomik kriz olur. Her yıl reel olarak artan sermaye doymuş piyasaya tekrar giremez. Çünkü tam istihdam sağlanmış ve yeter derecede işyerleri oluşmuştur. Mevcut sermayeye yeni Pazar aramak zorundadır. Bu pazarda Avrupa dışındaki ülkelerdir. SSCB'yi bu pazarın oluşması için yıktılar. Sıra Çin'dedir. Sonra ne olacak? Sonra artık fethedilecek ülke yoktur. Nüfus arttırılabilir, denizlere açılmak mümkündür ve göklere çıkılabilir. Ancak bunların hiçbiri kapitalizmle gerçekleşemez. Bu nedenle dünya "yeni bir adil dünya düzeni"ni aramaktadır. Bu işçilik döneminin sona ermekte olduğunu gösteriyor. Yani kölelikten yeni kurtulan insanlık ücretlilikten de kurtulmak istemektedir.

 

 

 

 

H- ORTAKLIK DÖNEMİ

Emek mübadelesinden geri dönülemez

İnsanlık kendi üretip tüketirken pazar ekonomisi döneminden "mal mübadelesi" dönemine geçmiştir. Ürettiğini satıyor, kendisi başkasının ürettiğini alıp tüketiyordu. Sanayi inkılabında ise mal mübadelesi döneminden "emek mübadelesi" dönemine geçilmiştir. Burada kendisi mal üretmedi, emeğini sattı, aldığı ücretle de üretilen malları alıp tüketti. İşbölümü daha da gelişti. Büyük bir evrim oldu. Tarihte evrimden geri dönüş yoktur. Su gibi hep ileriye gidilir. Zamanın akışı yönünde ilerleme vardır. O halde emek mübadelesinden tekrar mal mübadelesine geçilemez.

 

İşçilikten ortaklığa geçilecektir

İşçilikte kişiler fabrikalarda çalışıyor, emek karşılığı nakit alıyor ve bununla ihtiyaçlarını karşılıyor. Bu sistem işçileri köleleştirmekte, serbest piyasayı yok etmekle ve tekelleri oluşturmaktadır. Tekeller de savaşlara sebep olmaktadır. Tekeller enflasyonu ve işsizliği doğurmaktadır. Bugün bu durum devam etmektedir.

Kolektif üretim devam edecektir. Ancak artık emek karşılığı nakit değil, mal alınacaktır. Böylece kolektif üretim ama serbest pazar oluşacaktır. Çünkü herkes kendi payını serbest olarak pazarlayabilecektir. Üretim kolektif olacak ama işsizliğe değil ortaklığa dayanacaktır.

 

Mal senetleri ile halk depolama ve taşıma külfetinden kurtulacaktır

Üretilen mallar ortak ambarlara konacaktır. Girdilere mal senetleri verilecektir. Yani, sermayeye (ham maddeye), işçiye, tesis sahibine ve devlete payları mal senedi cinsinden verilecektir. İstediği zaman ambara gelip malı çekebilecektir. Halk bu senetleri satarak nakit elde edecektir. Bu senetleri toplayan tüccarlar bu malları alıp mağazalara satabileceklerdir. Böylece piyasada mal gezeceğine senet gezecektir. Mal en sonunda üretildiği yerden tüketildiği yere götürülecektir. İşte yeni düzen bu şekilde olacaktır.

Standartlar büyük sanayi inkılabından sonra örgütlü sanayi dönemini doğurmuştur

Eskiden bir araba üretmek için arabanın her parçasını aynı fabrikada üretme zorunluluğu vardı. Günümüzde ise fabrikalar sadece birer montaj yeridir. Bu durum ortaklık sisteminin geleceği anlamını taşımaktadır.

 

El sanayii yerine ev sanayii doğmaktadır

Büyük fabrikalar yerine şimdi küçük dükkanlar ve evlerin bir odası üretim yerlerine dönüşmektedir. Sipariş alınıyor, tezgahlarda fason olarak işleniyor ve müşteriye teslim ediliyor. Bu yolla parça başına ücretlendirme sistemi doğuyor. Verimliliği artırmak için de fabrikalarda bu sistem uygulanıyor. Böylece ortaklık sistemi gittikçe gelişiyor.

Halk sanayii doğmaktadır

Gelişmekte olan fabrika ve büyük mağazalar yerine küçük sanayi ve Pazar yerleri ekonomisi doğmaktadır. Vergi yükünden kaçmak için başlanan bu uygulama süratle gelişmektedir. Sistem o kadar ileri gidiyor ki halk, bankayı aracı yapmadan senetlerle veya cari hesaplarla kendileri para basmaktadır. Dolayısıyla halk ekonomisi resmi ekonomiye karşı bağımsızlık savaşı vermektedir. Halk ekonomisinin kapitalizm ve sosyalizmi yeneceği kesindir.

 

Halk ekonomisi genel hizmetlere dayanmaktadır

Tarım ekonomisinden sanayi ekonomisine geçildiğinde sosyal yapı katı yapıdan sıvı yapıya geçmiştir. Buna kıyasla artık birbiriyle ilişki kuran kişiler birbirini tanıyamaz olmuşlardır. Bu nedenle birbirleriyle ilişki kuran kişiler ancak kamusal nitelikte bir garanti altında iş yapabilir hale gelmişlerdir. Sıvacı olduğunu söyleyene inanabilmek için onun sıvacılıkla ilgili resmi bir belgesi olmalıdır. Bugün buna benzer belgeler vardır. Ancak bu yeterli değildir. "Teminatlı-garantili" olmaları gerekir. İşte bu nedenle dayanışma ortaklıkları sistemi kurulmalıdır.

Bilgisizlikten doğan zararları ilmi, beceriksizlikten doğan zararları mesleki, ihmalden doğan zararları dini ve kasten verilen zararları ise siyasi dayanışma ortaklıkları tazmin eder. Dayanışma sorumluları, teminatlı ehliyet verir, doğacak zararları tazmin ettirir, ortaklarını eğitir, ortaklara teminatlı danışmanlık yapar, kamu yönetiminde temsilci olur. Yasamada ilmi, yürütmede mesleki, denetimde dini ve yönetimde ise siyasi dayanışma sorumluları şuraları oluşur.

İşletmeler altyapı, yapı, ham madde, yardımcı madde, üretici emek, bakım emeği ve genel hizmet ile dayanışma ortaklıklarından oluşur

Bunlardan üretici işçiler emeklerine göre, hammadde miktarlarına göre pay olarak karşılık alırlar. Diğerleri ise üretimden ortak pay alıp aralarında sözleşmelere göre bölüşürler. Ortaklar arasında çıkacak her türlü ihtilaflar

 

genel müdürlerce çözüme bağlanır. Mağdur olanlar hakemlere gidip mağduriyetini giderirler. Üreticinin malını kontrolörlere kontrol ettirip kabul ettirdikten sonra sorumluluğu biter. Etiketlenir ve ambara teslim edilir. Bundan sonra mal bozuk olursa genel hizmet sorumluları dayanışma ortaklığı öder. Malın bozuk olması soruşturmacılar tarafından tespit edilir ve hakemler hükme bağlar.

Mallar ambarlara teslim edilir. Taşımacılar üretim yerinden tüketim yerine götürürler. Kişiler arasında hukuki haberleşme, tebliğ hizmetlileri tarafından yapılır. Sözleşmeler ise noter hizmetlileri tarafından karşılanır. Sonra tercihler yapılır. Kasa hizmetlerini bankalar yapar ve kredileşmeyi sağlarlar. Reklamlar basın ve yayın yoluyla genel hizmet olarak yapılır. Haberleşme de genel hizmet olarak sağlanır.

Planlama, bakım, güvenlik ve sağlık işleri de genel hizmetler içinde yer alır. Bunun dışında evrak kayıtları, personel sicilleri, zimmet muhasebesi, envanter muhasebesi ve demirbaş kayıtları da kamu hizmetlileri tarafından yürütülür. Böylece küçük işletmeler de büyük işletmeler gibi serbestçe ve rahatça iş yapar, tekel önlenir ve ortaklık ekonomisi işler hale gelir.

Genel hizmetler halka karşılıksız yapılır, halk kendisine hizmet edecek olanları kendisi seçer ve böylece rekabet sağlanır. Genel hizmet giderleri, genel hizmet payı olarak üründen alınır. Yani maaş senedi olarak alınıp bölüşülür. Genel hizmet paylarının yarısı işletmelere hizmet verenlerin olur. Diğer yarısı ortak bir fonda toplanır, kişilere hizmet verenlere bölüştürülür. Böylece işletmelere genel hizmet karşılıksız olduğu gibi halka da genel hizmet karşılıksızdır.