Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 215
NÛR SÛRESİ(24); 30-31. ÂYETLERİN TERCÜME VE TEFSİRİ
5.07.2003
1239 Okunma, 0 Yorum

ADİL DÜZEN 215

Haftalık Seminer Dergisi     04-05 TEMMUZ 2003     Fiyatı: SEMİNERE KATILMAK! veya www.akevler.org

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 215. SEMİNER  (CUMARTESİ Saat: 09.00-21.00)  İstanbul, 27-28 Haziran  2003

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİZafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİ BOSNA/ İSTANBUL                            Tel: (0212) 452 76 51

ÜSKÜDAR Adresi: Selami Ali Efendi Caddeci, No: 31 ÜSK../İST. (Ana Çocuk Sağlığı yanı – Anadolu Gençlik bitişiği)       Tel: (0532) 246 68 92

*HAFTALIK TEFSİR SEMİNERİ   (CUMARTESİ GÜNLERİ “YENİ BOSNA”; Saat:18.00-21.00)

 

NÛR SÛRESİ(24); 30-31. ÂYETLERİN TERCÜME VE TEFSİRİ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ

قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ(30)   وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوْ التَّابِعِينَ أَوْ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنْ الرِّجَالِ أَوْ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاءِ وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِنْ زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ(31)

 

*HAFTALIK YORUMLAR (45):                                             (CUMA GÜNLERİ “ÜSKÜDAR”; Saat: 19.00)

TÜRKİYE’NİN SAVUNMASI

Dünyada bugün dört süper güç vardır: Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Avrupa Birliği ve Rusya.

Bu dört güç de Türkiye’nin yıkılmasını, dağılmasını ister…

Yahudi sermayesinin planı da; … … …

1-    Mala-Mal Marketleri” kurarak, parasız bir ekonomiyi geliştirmemiz gerekir…

2-    Çadır” ve “Ahşap Evler” gibi taşınır evlerimiz olmalıdır, kendimizi savunacak yerlere çekilebilmeliyiz.

3-    Katır ve at gibi yakıt istemeyen taşıma araçlarımız da olmalıdır...

4-    Telsiz ve yeraltı haberleşme kabloları ile devamlı olarak irtibatta olmalıyız...

5-    Sivil savunma eğitimini son derece iyi yapmalıyız...

6-    Dağınık hâle gelmeliyiz ve düşman saldırılarında en az zayiatla kurtulmalıyız...

7-    Yer altına girmeliyiz. Önce hepimizin mezar kadar bir çukurumuz olmalıdır...

8-    Saldırganlara yol vermeliyiz. Girmeliler ve yayılmalılar...

Türkiye’nin dış sorunu yoktur. Türkiye her zaman dünyaya meydan okuyabilir. Türkiye’nin iç sorunu vardır.

a)    18,7 milyon işsizi var, açlıktan ölmek üzeredir. Bu sorunu “çalışana kredi” ile çözmeliyiz.

b)    200 milyar dış borcu var. Bu sorunu “ortaklık sistemi” ile çözmeliyiz.

c)    Yargı sorunu var. Bu sorunu “hakemlik sistemi” ile çözmeliyiz.

d)    Basın sorunu var. Bu sorunu “yazarları bağımsızlaştırarak” çözmeliyiz.

Bunu bilen düşmanlarımız bu çözümü yaptırmıyorlar. Bizim bunları aşmamız gerekir.

 

*HAFTALIK DERSLER (5-6): MATEMATİK; 5. DERS: DİK KENARLAR TEOREMİ; 6. DERS: İKİLİ GRUPLAR

 

ARTIK SİYASET ZAMANI:      YA “ADİL DÜZEN”İ BENİMSEYEN BİR PARTİ;    YA “ADİL DÜZEN PARTİSİ

 

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 215. SEMİNER        Tefsir         İstanbul, 28 Haziran 2003

 

NÛR SÛRESİ(24); 30-31. ÂYETLERİN TERCÜME VE TEFSİRİ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ

قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ(30)

 وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوْ التَّابِعِينَ أَوْ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنْ الرِّجَالِ أَوْ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاءِ وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِنْ زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ(31)

قُلْ (QuL) “Kavlet, söyle, emri tebliğ et.”

Burada emreden Allah’tır, ama emri tebliğ eden resuldür. Onun halifesi olan başkandır. Bu da Cuma namazını kıldıran Cuma imamıdır. Bu emri mü’minlere doğrudan vermeyip başkan aracılığı ile vermiş olmasının hikmeti her bucağın ayrı tesettür hükmü olmasıdır. Bucaklar kendi kıyafetlerini kendileri belirlerler. O bucakta yaşayanlar o kıyafetleri ile dolaşmak zorundadırlar. Bu kıyafet şeklini belirlemeyebilirler de. Bununla beraber yöneticiler ancak bazı kıyafetleri yasaklayabilirler, yoksa nasıl kıyafetle dolaşacaklarına karışmazlar.

Bundan önceki âyette başkalarının evine izinsiz girmeyin denmişti. Böylece başkalarının mülkleri de korunmuştu. Bir ülkeye girebilmek için o ülke mü’minlerinden yani nöbetlilerinden zımnen de olsa vize almış olmak gerekir. Bu kural il, bucak, ocak ve aileye kadar ulaşır. Bundan önceki âyette bu açıklanmıştı. Burada ise bucak içi giyim düzenlenmektedir. Arada atıf harfi kullanılmamaktadır. Çünkü düzenleme beyt masuniyeti ve kişi masuniyeti ile ilgilidir. Yani başkasının evine girilemediği gibi, kişinin de mahremiyetine karışılamaz. Kimse aranamaz. Soyulmasına zorlanamaz. Konu masuniyettir ama hükümleri farklıdır. 

لِلْمُؤْمِنِينَ (LiLMuEMiNİyNa) “Mü’minlere kavlet. İnananlara söyle.”

Burada mü’minlerden kasıt mü’min erkeklerdir. Giyinme hususunda mü’min erkeklerle mü’min kadınlar ayrı ayrı hükümlere tâbidirler. Bu sebeple hitabı da ayırmıştır. Erkeklerin elbiselerini kadınların, kadınların elbiselerini erkeklerin giymeleri haram kılınmıştır. Çünkü elbise kimin ne olduğunu göstermek içindir. Bütün canlılar farklı vücut örtülerine sahiptirler. Farklı giyinişleri ile biz onları tanırız. Bu sayededir ki yaşarız. Toplulukta da herkes kendisine göre elbise giyecek, biz onları tanımış olacağız. Buradaki mü’minler Cuma cemaatidir. Cuma imamı yani kabile başkanı halkına giyinmelerini emretmiş olur. “Söyle” tâbiri ile başkanın görevi söylemek olacaktır. “Emret” dememektedir. Başkan emri ulaştırmakla görevlidir, yaptırmakla görevli değildir. Yapmayanlar hesaplarını hakemlerden oluşmuş mahkemelerde verirler.

يَغُضُّوا (YaĞuwWu) “Gaddetsinler. Ölçülendirsinler.”

“Ğadde” kelimesinin “Hadde” kelimesi ile yakınlığı vardır. Hudutlandırsınlar, sınırlı tutsunlar anlamındadır. Kur’an’da; “Sesleri ğaddetsinler, basarları ğaddetsinler.” denmektedir. İnsanlar diğer insanlara bedenî etkileşim dışında sesle ve bakışlarla etkilerler. Yani insanlar gözleriyle konuşurlar. İşte bu bakışlarını ölçülü tutsunlar denmektedir. Başkalarını rahatsız edici ve cinsi tahrikte bulunacak şekilde kullanmasınlar denmektedir.

Bu yasak sadece kadınlara karşı kullanılan bir yasak değildir. İnsanların mahremiyetleri vardır, iç dünyaları vardır. Başkaları onların bu iç dünyalarına girmeye çalışmamalıdır. Eve girmek yasaklandığı gibi başkalarının sırlarını araştırma da haram kılınmıştır. Elbette insanlar birbirine bakacaklardır. Ancak bu bakışlarını ölçülü tutmalıdırlar. Buradaki “Yağuddû” gaib emirdir. “Li” harfi düşmüştür. “Qul” kelimesi “Li” yerine geçmiş olmaktadır.

 مِنْ أَبْصَارِهِمْ  (MiN EaBÖARıHıM) “Basarlarının bir kısmını ölçülü tutsunlar.”

Buradaki “Min” teb’iz içindir. Yani, bazı basarlarını ölçü tutsunlar denmektedir. “Sesleri ölçülü tutsunlar” derken de yine böyle “Min” ile getirmektedir. Sadece resule karşı seslerinin tamamını ölçülü tutsunlar denmiş olur. Şehvetli bakışlardan gözlerini uzak tutsunlar olmuş olur. Bütün bakışları haram etmemiş olur.

“Basar” bakış demektir. Beynin idraki anlamındadır. “Rey” görmedir. “Nazar” da bakış demektir. “Nazar”da manâlı bakış yoktur. “Basar”da manâlı bakış vardır. Böylece haram kılınan manâlı bakıştır. Yükseltilen ses de manâlı sestir. Yani karşı gelme, direnme, isyan etme anlamlarını taşır. Çoğul çoğula izafe edilmiştir. Herkes kendi bakışını ğaddetsin denmiş olur. “Elebsare lehum” olsaydı, topluca gözlerin sakındırılması istenmiş olurdu.

وَيَحْفَظُوا (Va YaXFaJuUv) “Ve hıfzetsinler.”

Bir taraftan kişilerin gözlerini korumalarını emretmektedir, diğer taraftan da giyinmelerine dikkat edilmelerini emretmektedir. Buradaki hıfzdan murat giyinmektir, örtünmektir. Önce gözlere bakma yasaklanmış, sonra da vücudun gösterilmesi yasaklanmıştır. Yani etkileşimde etkileyenle etkilenen aynı derecede sorumlu tutulmuş ama etkileyen önce zikredilmiştir. Kişi kendisini korumakla yükümlüdür. Ama ondan önce başkasına saldırmama emredilmiştir.

فُرُوجَهُمْ (FuRUvCaHuM) “Ferclerini hıfz etsinler.”

“Ferc” yarık demektir. İnsanların ön ve arkalarındaki boşaltma yerleri için kullanılır. Bunların örtünmesi emredilmiştir. Bunlara başka yerde “sev’et” denmektedir, çirkinlik denmektedir. Hayvanlarda vücut örtüsü vardır. Bu yerler de kılıf ve kuyruklarla örtülmüştür. İnsan kuyruksuz ve çıplak yaratılmıştır. Kılıfları da yoktur. Onun yerine giyimi teşri edilmiştir. Böylece insan eksikliğini yaptıkları ile tamamlamaktadır. Asgari giyim farz edilmiştir.

Buradaki avret-i galize diz kapakları ile bel arasındaki yer kabul edilir. Diz kapakları hariçtir. Bel de hariçtir. Bu yerlerin açılması haram kılınmıştır. Buraların örtülmesi gerekmektedir. Bu hıfz kelimesine mecazi manâsıyla örtünme yerine cinsî ilişkiden korusunlar anlamı da verilebilir. Ancak burada uygun manâ örtünme emridir. Çünkü bir taraftan çirkinliklerini kapatırlar, diğer taraftan da cinsî tahriklerde bulunmazlar.

ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ (ÜAvLıKa EaZKAv LaHuM) “Sizin için en ezkâsı budur.”

İnsan yaratıldığı zaman kıllı idi ve utanması yoktu. Haram ağacından yedikten sonra kılları döküldü ve çıplak oldu. Ondan sonra onda utanma diye bir duygu ortaya çıktı. Hayvanlarda böyle bir duygu yoktur. İnsana mahsus ruhi özelikler vardır. Gülmek, ağlamak, gelişen dille konuşmak ve utanmak bu özelliklerdendir. Utanma kişinin topluluğa uyabilmesini sağlayan bir melekedir. Bu melek ve özellik insanı evlilik dışı ilişkilerden uzak tutan bir özelliktir. İnsanlar cinsi ilişkilerini açıkta yapmazlar. Çekinirler. En ileri seviyedeki ahlâksızların bile utanma hisleri vardır. İşte örtünme bu hislerin bir gereğidir. Kur’an bunu zekâtla, temizlikle ifade etmektedir. Türkçede edep yerleri olarak tarif edilmektedir. Hıfzeden kimselerin hem bedenî hayatları sağlıklı olur, hem de hissî hayatları sağlıklı olur. Eşler birbirine bağlanırlar, birbirlerinin olurlar. Aralarında sevgi bağları oluşur. Çocuklar da bu sevgi bağı içinde gelişirler. Onlar da iffetli ve saygın yetişirler. Oysa vücutlarını teşhir eden erkek veya kadın eşler önce kendi aralarındaki saygınlıklarını yitirirler, sonra da çocuklarının da kutsal anne babaları olmazlar. Harama inananlar Allah’a inanmış olurlar. Böylece hem kendilerine hem de çevrelerine Âhiret inancını aşılarlar. İnsanlar ümitler içinde huzurlu yaşarlar. Açık saçık dolaşanlar, haramı yasağı dinlemeyen kimseler demektir. Bunlar Allah’a inanmayan kimseler demektir. Çocuklar da anne babalarının ruhsuzluğu ve inançsızlığı içinde yetişirler. Dünyada boşluk içinde olurlar. Sadece maddî güç ve servet peşine koşarlar. Kendileri huzursuz oldukları gibi çevrelerini de huzursuz ederler.

İşte örtünme insanları böyle yüceltmektedir. Bu sûrenin başında zina edenlerden bahsederken önce kadınlardan başlamıştı. Çünkü onların zinaları topluluğu bozar. Burada hıf (endişe duyma) emri verilirken önce erkeklerden başlamıştır. Erkekler kendilerini korumak durumundadırlar.

إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ  (EinNA elLAHa PaBIyRun) “Allah haberdardır, bilmektedir.”

Allah, Kâinat’ı var eden Allah anlamında olduğu gibi onun yeryüzündeki halifesi olan topluluk da haberlidir anlamına gelmektedir. Her bucak kendi kuralları içinde bir tesettür sistemi getirecektir. Buna uymayanlara hatırlatma yapılacaktır. Yukarıda evlere girmeyin âyeti ile insanların diğer insanlara müdahale hakkı yoktur. Ancak kişi evinde istediği gibi giyinir. Ama ocak içinde ocağın kurallarına göre giyinmek zorundadır. Bucakta da bucak kurallarına göre giyinmek zorundadır. Ne var ki kendi ocağında ocağına uyar. İlinde, ülkesinde ve insanlıkta konan kurallara uyulma zorunluluğu vardır. Yerinden yönetim hükümleri saklıdır. Topluluğun âlim olması demek bu giyim kurallarını koyabilmesi demektir. Yasaklanmış çerçeve içinde giyim serbesttir.

Burada “Allah bilir” ifadesi ile başkanların müdahale yetkisi yoktur, ancak yargının müdahale yetkisi vardır demektir. “PaBIyR (Habîr)” kelimesi “GeLiyM (Alîm)” anlamında olduğu gibi hükümleri vazederken ne yapacağını bilir anlamındadır. Yani yasaklamaları başkanlar değil topluluk yapacaktır. Bu yasaklar icma kuralları ile konacaktır. İlmî şûra üyelerinin ittifakı ile tedvin edilecektir. Kişiler hakemlere gidebilirler.

بِمَا يَصْنَعُونَ (BiMAv YaSNaGUvNa) “Sun’ettiklerini bilmektedir.”

Ebsarlarını hıfz edip etmediklerini, ferclerini örtüp örtmediklerini bilir denmektedir.

Bunun için “İnsanlık Anayasası”nda geliştirdiğimiz bir usul vardır. Siz birinin kötü gözlerle baktığını görürseniz veya açık saçık gezdiğini görürseniz, bunu yazar tebliğciye verirsiniz. Bu yazı sizin dosyanıza ve o kimsenin dosyasına girer. Başka bir ceza uygulanmaz. İsterse cevap verir ve o cevap da dosyaya girer. Böylece topluluk bu tür hareketleri belirler. Kişi uyarılmış olur. Dosya kabardığı takdirde bucaktan tehcir müessesesi vardır. Başkanın emriyle kişi ocaktan veya bucaktan çıkarılabilir. Bunun için başka ceza uygulanmaz. Beraat-ı zimmet asıl olduğu için Kur’an’da belirtilmeyen bir ceza verilemez. Burada sadece ilimden bahsetmektedir. “Sun’” kelimesini kullanmaktadır. Allah sizin ürettiğiniz elbiseleri de bilmektedir. O halde suni giysiler giyin, hayvanların kıl ve tüyünün yerini alsın. Allah onları bunun için size öğretti.

وَقُلْ (Va QuL) “Ve kavlet.”

Burada “Kul/Söyle” emri tekrar edilmiştir. Çünkü kadınlara verilen emir başkadır, erkeklere verilen emir başkadır. Ayrı ayrı söylenecektir. Bu emrin bir özelliği de icma ile de sabit olanın ancak imamın, başkanın emri ile geçerli olmasıdır. Erkek ve kadın kıyafetleri ayrı ayrı zamanlarda tesbit edilebildiği gibi ayrı ayrı zamanda da yayınlanır. Başkan duyurur. Bunları Cuma hutbesinde ifade eder. Ondan sonra yürürlüğe girer.

لِلْمُؤْمِنَاتِ (LıLMüEMiNAvTı) “Mü’minelere söyle.”

Burada kadınların çoğulu da kurallı çoğuldur. Yani bucak ve ocak içinde kadınlar da erkekler gibi organize olup kendi teşkilatını kurarlar. Ancak onların başkanı da yine ocak ve bucak başkanıdır. Ocakta kadın başkan olabilmektedir. Çünkü nöbet tutmakta ve cemaate katılmak onlara da farz olmaktadır. Beş vakit namazında imam olabilmektedir. Ama Cuma namazında imam olamamaktadır. Çünkü koruma nöbetlerini tutmakla mükellef değildir. İsterse tutabilir.

Örtünme emri “mü’minler”e verilmiştir. “Ey nâs” denmemiştir. Böylece mü’min olmayan kimselerin tesettürü farklı tutulmuştur. Ocaklar ve bucaklarda kendilerine aittir, kendi hukuklarını kendileri korurlar. Ancak eğer il yönetimi mü’minler elinde ise merkez bucaklarda da konan kurallara uyma durumu vardır. Benzer şekilde İslâm devletlerinin merkez bucakları yine bu hukuka tâbidir. Burada önemli sorun ortaya çıkmaktadır. Bugün zina serbestliği olunca kişiler oralara gidip zina yaparlar. Sonra da oradan aldıkları hastalıklarla bucaklarına dönerler. Bu da AİDS gibi hastalıkların yayılmasına sebep olur. Dolayısıyla bu husustaki yasakların sadece ortak yerlerde değil, bucakların içinde de yasaklanması gerekir. Bucak içine müdahale mümkün değildir. “Lâ tedhulû”ya aykırıdır. Ancak böyle yapan bucaklar hakemlerin kararları ile dağıtılır. Şöyle ki, böyle bir yerin merkezi hâline gelen bir ocak veya bucakların hakemler kararı ile dağıtılmasına karar verilir. Ablukaya alınır, giriş yasaklanır, çıkış serbest bırakılır. Sayıları yeter derecede azalınca silahlı kuvvetler girer ve bucak dağılmış olur. Topraklar komşulara dağıtılır.

يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ (YaĞWaWNa MiN EbÖaRıHınNa) “Basarlarını ğaddetsinler” denmektedir.

Erkeklere verilen emir aynen onlara da verilmiştir. Gözler genel olarak sınırlandırılacaktır. Erkekleri tahrik edecek bakışlarla bakmayacaklardır. Kadınlar için de “Min” kullanılmıştır. Onlar için hükümler erkekler için olan hükümlerin aynıdır.

وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ (Va YAXFaJNa FuRUvCaHunNa) “Ferclerini muhafaza etsinler.”

Erkeklere verilen emrin aynıdır. Ferclerini örtünsünler. Kadınlar için bundan başka ek haramlar getirmiştir. Uzuvların örtünmesi o uzuvların yumuşak kalmasına ve sonra cinsi ilişki kurulurken cinsi zevk alınmasına sebep olmaktadır. Açık olan uzuvlar hava tabakası ile sertleşerek yumuşaklığını ve ıslaklığını kaybettiği için cinsi ilişkiden zevk alınmamaktadır. İnsanlar zamanla elektrikî olarak şarj olurlar. Eşleri ile birleştikleri zaman da elektrikî deşarj olur. Böylece insan ruhen de tatmin edilmiş olur. Örtülü vücut için bu fonksiyon istenildiği şekilde cereyan eder. Açık beden yalıtkan hâle gelir. Cinsi ilişkilerde elektrikî deşarj olmaz, dolayısıyla doyumsuz hâle gelir. Bu doyumsuzluğun nedenini kişi eşinde arar ve dışarıda gözü olmaya başlar. Böylece korunma tehlikeye gider. Bu sebeple kadınların giyinmiş olmaları onları böyle duygulardan korur.

وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ (Va LAv YuBdİYNa ZİyNaTaHunNa) “Zinetlerini ibda etmesinler.”

“Ziynet”, güzellik ve süs demektir. Gökteki yıldızlardan bahsedilirken ziynet olarak bahsedilir. Hüsn daha çok tüm görünüşü ile ortaya çıkar. Ziynet ise işleme ile ortaya çıkar. İbda etmek, ortaya koymak demektir. Badiye kökünden gelir. Bedee, başlamak anlamındadır. Kadın için ziynet güzelliğidir. Genel güzelliğinden ziyade bazı güzel olan uzuvlarıdır. Örtülü olan yerleri açmasınlar. Kapalı yerlerde kapalılıktan doğan bir cazibe oluşmaktadır. Onu açtığı zaman karşı cinsi tahrik etmektedir. Böylece eşler arasında özel bağ oluşturmaktadır. Ziynet “T” harfi ile çoğul olmuştur. Tekil olarak da aynen kullanılır. Her kadın kendi ziynetini açığa çıkarmasın manâsını alır.

إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا (İlLAv Ma JaHaRa MiNHAv) “Ondan zâhir olan bunun dışındadır.”

Ziynetlerinden zâhir olan bunun dışındadır. Kadının her tarafı güzel olduğuna göre acaba nereleri gösterebilirler? Burada bu istisna edilmiştir. Buradaki açıklık nasıl belirlenecektir? Bunu örf ile belirleme şeklinde yorumlayabiliriz. Değişik ülkelerde değişik şekilde örf oluşacaktır. Dolayısıyla kadının örfe göre kapalı olan yerlerini açması haramdır. Halkın gözü onların belli bir derecede kapalı olmasına alışmıştır. Daha fazla açılmaları bir mesaj teşkil eder. Değişik topluluklara ait kadınların bulunduğu yerlerde bu hususta çelişkiler olmaktadır.

Kur’an’da İsrail oğullarına kendilerine haram ettiklerinden başka yiyecek haram etmedik demek suretiyle örfe göre helal ve haramın oluşacağı işaret edilmiştir. Burada da buna işaret mevcuttur. Böylece her bucak kendi giyimini kendisi tesbit eder. Ondan fazla açılması men edilmiş olur. Bunun bel ile diz arasından fazla yerlerin olması gerektiği hususunda burada delâlet vardır. Çünkü “Va” harfi ile ilave edilmiştir. Bugün dahi örfte memeler kapatılmaktadır. Dolayısıyla örfen ne dereceye kadar izin verilebilir?

Biz kendi bucağımız için içtihat yaparken neler söyleyebiliriz? Abdest uzuvlarının illetini açıklık olarak görüyoruz. Açık olduğu için bu uzuvların zahir olan uzuv olduğu ortaya çıkmaktadır.

a)    Yüzler açık uzuvlardandır. Örtülmeleri gerekmez. Hattâ örtülmeleri caiz de değildir. Çünkü böylece tanınmaları gerekmektedir. Kulaklar dahil midir, değil midir? Biz başta olan saçsız yerleri yüz ile tanımlıyoruz, dolayısıyla kulakları da açık uzuvlardan sayıyoruz. O takdirde kulakları meshetmek farz olmuş olur. Ama fakihler bunu sünnetler arasında zikretmişlerdir. Kulakları yıkamak gerekmiyor. O halde bu baş içinde zikredilmiş olmaktadır. Demek ki kulak ihtilaf konusudur. Biz belki de çağımızın tesiri ile açıklar arasında zikrediyoruz. “Zahara minha”ya dayanıyoruz.

b)    Eller de açık yerlerdendir. Bileğe kadar açıktır. Bu ihtilafsızdır. Bilekten dirseğe kadar yıkanmak farzdır. Ancak bu açık uzuv olduğu için mi, yoksa yıkanırken suyun bulaşmış olmasından mı ileri gelmektedir, yine içtihat konusudur. İhtilaflıdır. Biz dirseğe kadar açılmayı çağımız için meşru görüyoruz. “İlla Ma Zahara” içinde bunu böyle yorumluyoruz.

c)    Başların meshi emredilmiştir. Ancak ne kadarının meshedileceği yine içtihat konusu olmaktadır. Bir parmak kadar meshi kâfi görenler vardır. Başın küçük kısmı görülebilir. Çoğu örtülmelidir. Bazılarına göre el ayası kadar dörtte bir yerin meshi gerekir. Bu takdirde dörtte biri kadar açılabilir. Bazı mezheplere göre tüm başın meshi gerekir. Bu takdirde başı örtmek farz değildir. Yakayı kapatmak kâfidir.

d)    Ayaklar da meshediliyor, veya yıkanıyor. Tamamen topluluğa aittir. O toplulukta açık ayakla geziliyorsa örtülmeleri gerekmez. Topuklara kadar açık olabilir.

Bundan sonra dirseklerle omuza kadar, topuklarla dize kadar kısım da örtülmelidir. Örfen açık olursa cevaz verilebilir mi? Bucak kararlarına bağlı olacaktır. Bundan sonraki yasak omuz ve göğüslerin açılmasını haram kılmaktadır. Yani örfen de olsa açılanamayacağını ifade etmektedir.

وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ (VaLYaWRıBnA PuMuRaHunNA) “Hımarlarını darb etsinler.”

“Himar”, sarık demek, yazma demek, sarılarak başa örtülen parça demektir. Baş dönmesi buna benzetilerek şaraba “hamr” denmiştir. Başörtüsünün adı olduğu için baş örtme emir olarak görülmektedir. Kur’an’da başınızı örtün emri yoktur ama başörtünüzü omuzlara sarkıtın deyince başörtüsü de delaletle emredilmiş olur. Buna cevaben denebilir ki, başörtünüzü başınıza örtmek farz değildir ama omuzlarınıza koymak zorundasınız manâsı da çıkabilir.

Bu hususta bizim söyleyeceğimiz, kadınların baş örtmeleri onların mü’min olduklarını ifade etmektedir. Baş örtüsü sadece tesettür anlamında değildir. Dolayısıyla başlarının örtülü olduğunu ifade etmeleri gerekir. Başlarında olmasa da yakalarında olmalıdır. Baş örtüsü kısmı ise örflerine bağlı olarak belirlenir.

Elbette bunu söylerken kimsenin başörtüsüne baskı yapma hakkı olduğunu söylemiyoruz. Bu insanlık haklarına saldırının en büyük cinayetidir. Ancak biz zulüm düzeninde Müslümanların neler yapabileceğini söylüyoruz. Âyetin delâlet ettiği manâyı veriyoruz.

“Darbetmek” geniş anlamı olan bir kelimedir. Koymak anlamında olduğu gibi sarkıtmak anlamında da olabilir. Sarkıtmak anlamında olduğu zaman başı örtmek farz olur. Koymak şeklinde anlaşılırsa farz olmaktan çıkabilir. Eğer onların örfünde örtünme yoksa, okula giden kızlar açabilir, zaruret olmasa da günah işlemiş olmazlar.

عَلَى جُيُوبِهِنَّ (GaLAy CuYuBiHınNa)

“Ceyb”, yanlar demektir. Cip kelimesi de buradan gelir. Arabistan’da peştamal ve izar vardı, omuzlar görünürdü, yanlar görünürdü. Bu âyetle yaka, göğüs, sırt ve yanlar, omuzlar haram olmuş olmaktadır. Kadınlar için kesin yasak bölgesi ifade edilmektedir. Yani örflerince izin verilse de buralar görülmemelidir. Örfe bağlı olarak omuzlara kadar kollar, dizlere kadar ayaklar ve baş kısımlarıdır. Bize göre dirseklere kadar kollar, topuklara kadar ayaklar ve başın bir kısmını örtmek, hattâ saçlara atkı atmak bile yeterlidir. Kulaklar hariç yüzü kapatmak, bileklere kadar elleri kapatmak da meşru değildir. Arasını dilediği gibi örtmek mü’minin görevidir. Burada ibda etmesinler ifadesiyle şeffaf örtüler yeterli değildir demektir. Bir de vücudu bütün hatları ile ortaya koyan giysiler de haramdır demektir. Kadınlar ceketin veya bluzun altında pantolon giyebilirler. “Yubdine” sözü ile uzvu tasvir eden giyim de haram olmuş olur. Memelerin yerleri belli olabilir, ama memelerin şekli belli olmamalıdır.

وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ (Va LAv YuBDİyNa ZIyNaTaHunNa) “Ve ziynetlerini ibda etmesinler.”

Burada “Va” harfi ile ziyneti ibda etmesinler tekrar edilmiştir. Eğer maksat yukarıda bahsedilen örtünme olsaydı ya ziynetlerini ibda etmesinler tekrar olunmazdı veya “Va” harfi getirilmezdi. Bu ziynetin ibdasında da başka anlam vardır demektir. Bu da kadınlara iki türlü giyimi emretmektedir. Biri, evlerinde yakınları ile yaşarken giyimlerinden bahsedilmektedir. Diğeri ise, dışarı çıktıklarında giyecekleri elbiseden bahsedilmektedir. Başka âyette de “cilbablarını giyinsinler” denmektedir. O âyette insanların evliliklerine göre dışarıya çıkarken giyineceklerini anlatmaktadır. Dört çeşit nikah vardır: İslâm nikâhı, muta nikâhı, memlük nikâhı ve mülk nikâhı. İslâm nikâhında evli olanlarla evli olmayanlar ayrı hükümlere tâbidirler. Evli olanlarla artık evlilik müzakeresi yapılmaz. Kadın kendi güzelliğini gösteremez. Mü’minlerin tesettürle emredilmiş olmalarının hikmeti budur. Halbuki muta nikâhında kadın evli iken de başka koca arayabilir. İşte mü’min kadınlar kendilerini tanımayanlar arasına gittikleri zaman örtünmek zorundadırlar. Burada kastedilen ziynet evlerdeki örtünmeyen yerlerdir.

إِلَّا (EilLAv) ile istisna etmektedir. “İllâ”nın özelliği kıyas kabul etmeyişidir. Sayılanlar istisna edilmiş olmaktadır. Bu sayılanlar aşağıdaki şekilde sayılmıştır.

لِبُعُولَتِهِنَّ (BuGUvLaTİHinNa) Ballerine, kocalarına ziynetlerini gösterebilirler, ev kıyafetleri ile çıkabilirler.

أَوْ آبَائِهِنَّ (EaV EaBAEiHınNa) Ya da eblerine, babalarına. Bu dedeleri de içerir. Dedeler anneden veya babadan olsunlar fark etmez. Çünkü akrabalıkta aralarında fark yoktur.

أَوْ آبَاءِ بُعُولَتِهِنَّ (EaV EaBAEi BuGUvLaTüHunNa) Ballerinin abalarına, kocalarının babalarına da ev kıyafeti ile çıkabilirler. Burada görülüyor ki mahremlikte kendi çocukları ile kocasının çocukları, kendi babaları ile kocasının babaları arasında fark yoktur. Çünkü ebedi mahremdirler.

أَوْ أَبْنَائِهِنَّ (EaV EaBNAEiHinNa) İbinlerine de zinetlerini gösterebilirler. “Veled” yalnız oğlu, “İbin” ise oğulların oğullarını da içerir. Kızların erkek çocuklarını da içerir. Çünkü akrabalıkta kadın-erkek farkı yoktur. Burada ibin müşterek olur.

أَوْ أَبْنَاءِ بُعُولَتِهِنَّ (EaV EaBNAEı BuGUvLaTüHunNa) Ya da abaların ebnalarına, kocalarının oğullarına, oğullarının oğullarına, kızlarının oğullarına zinetlerini gösterebilirler.

أَوْ إِخْوَانِهِنَّ (EaV EiPVAnıHınNa) Ehlerine de, kardeşlerine de ev kıyafetiyle çıkabilirler.

أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ (EaV BaNi EiPVANıHınNa) Ehlerin ibinlerine, kardeşlerinin çocuklarına da ev kıyafeti ile çıkabilirler.

أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ (EaV BaNIy EPaVAvTıHınNa) Uhtlerinin benilerine, kızkardeşlerinin oğullarına da ev kıyafetleri ile çıkabilirler. Bu âyetle anlaşılmaktadır ki, kız ile erkekten akraba olma mahremiyette fark etmeyecektir. Kocalarının kardeşlerine ise çıkmazlar, çünkü onlara geçici mahremdirler.

أَوْ نِسَائِهِنَّ (EaV NıSAEıHınNa) “Veya nisalarına, ya da kadınlarına.”

Burada kadınlarından maksat nedir?

Baştan da “mü’minât” kelimesini kullanarak “kadınlar topluluğu”na işaret etmiştir. Bunlar aynı ocakta yaşayan kadınlardır. Onlar orada nöbetlerini tutarlar. Bu kadınlar arasında toplantılar olduğu zaman ev kıyafetleri ile otururlar. Bunun için “kendi kadınlarına” denmektedir. Yabancı kadınlarla beraber olduklarında kıyafetler değişir, bu sebeple oralarda oraların kıyafeti ile giderler. Bu hususta erkekler için de benzer hükümler getirilebilir.

“Her mescitte ziynetinizi alın.” dendiği zaman, her toplantıya kıyafetlerle gidin demektir. Pijamalarla toplantılara katılmayın demek olur. Bu ifade erkeklere mahremiyet vardır, kadınlara da mahremiyet vardır demektir. Erkekler hamamında tesettüre uyulmalıdır. Kadınlar hamamında da tesettüre uyulmalıdır.

أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ (EaV MAv MaLaKaT EaYMANuHunNa)

“Yemnlerinin mâlik olduklarına, handleri ile kendilerinin olanlara da” ev kıyafetleri ile çıkabilirler.

Bu ifade çok önemli bir hükmü ortaya koymaktadır. Kadınlar kölelerine bir daha haram olmayacak şekilde akrabadırlar. Dolayısıyla kendi kölesine ev kıyafeti ile çıkabilir. Kocalarının oğullarında durum ne ise burada da durum odur. Satılsa da, azad edilse de, kadın bir köleye mâlik ise artık o onun akrabasıdır, onunla evlenemez. Benzer şeklide cariye yapılmayan kadın esir de efendisinin akrabasıdır. Satılsa da artık onunla evlenme caiz değildir. Kadının evlenmek istediği köle varsa birisine para verir, ona aldırtır, ona azad ettirir, sonra onunla evlenebilir. Burada “Mâ” kelimesi kullanılmıştır, çünkü kimse nefse mâlik olmaz ancak onun emeğine mâlik olur. Dolayısıyla “Mâ” kullanılmıştır. Evlilikte de bu böyledir. “Mâ tâbe leküm” denmektedir. Azad edildikten sonra kim azad etmişse onunla olan akrabalık devam eder. Başka vârisleri yoksa onlar vâris olurlar. “Eymân” denmektedir. Sağ el anlamına geldiği gibi yemin anlamına da gelir. Köle sahipleri yeminle onların hizmetlerine mâlik olurlar. Hukukuna sonuna kadar uymak zorundadırlar.

أَوْ التَّابِعِينَ أَوْ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنْ الرِّجَالِ (EaVı eltTabıGıNa ĞaYRa EuLıy eLEıRBati)

“İrbesiz tâbiler, organsız uyanlara da” ev kıyafetleri ile çıkabilirler.

Burada “tâbi” kelimesi kullanılmıştır. İrbesiz cinsi ilişki yapacak durumda olmayan demektedir. Bunlar kimlerdir? Zina yapıp hadım yapılan kölelerdir.Yahut yaşlanıp başkalarının evine sığınmış kimselerdir. Böyle kimseler yabancı da olsa evlere alınırlar. Zilkurba faslından bakılabilirler. Kimsesiz kimselere bakanlar zekâttan pay alırlar. İstenen böyle kimselerin dul kadınlarla evlendirilmeleridir. Ancak bu mümkün olmazsa, kadın bulunmazsa eve alınıp bakılabilirler.

Biz bu âyete dayanarak fuhuş yapan erkeklerin hadım edileceklerini içtihat ediyoruz. Recm yoktur. Kadınlar köleleştirilip evlerine hapsedilecekler, erkekler ise köleleştirilip hadım yapılacaktır. Çünkü zina kötü bir iştir. Aile müessesesini çökertmekle kalmaz, AIDS hastalığı gibi hastalıkların da yayılması ile tüm insanlığı çökertir. Evlenme ve boşanma son derece kolaylaştırılmıştır, ama zina da şiddetle yasak edilmiştir. Bir iki defa zina yapanlar sopa ile cezalandırılırlar ama zinayı sanat hâline getirenler, fahişeler şiddetli şekilde cezalandırılacaktır. Eşcinsellik içinde aktif olan erkekler için de aynı hüküm söz konusudur.

Bunlara “tâbi” denmiş olmasının sebebi bunların tasarrufa yetkileri olmayışıdır. Bununla beraber böyle kimselerin ayrı topluluk oluşturdukları ifade edilmektedir. Bunlar için ayrı ocak veya bucak kurulur demektir. Bulaşıcı hastalar için de aynı çözüm söz konusudur. Tevrat’ta bu sitelerden bahsetmektedir. Kur’an’da ise bunlara müzekker kurallı çoğulla işaret etmektedir.

أَوْ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاءِ (EVı elOıFLı elLAÜIyNa)

“Tıfl olan kimselere de ev kıyafeti ile çıkılabilir.”

Bunlar küçük çocuklardır, anaokulu çocuklarıdır. Burada da kurallı çoğul kullanılmaktadır. Anaokulları ve bakımevleri tesis edilip çocuklar oraya gönderilebilir, oralarda yetiştirilebilir demektir. Buradaki bakıcı kadınlar ev kıyafetleri ile çocuklarına bakarlar. Yaş yedi veya on olarak alınabilir. Bunlar süt anneleri olarak da düşünülebilir.

Süt anneler müebbed haram ile haram oldukları halde burada onları zikretmemiştir. Bu tıfl âyetiyle evleviyetle dahil olmuş olurlar. Küçüklük şartı o dönemlerde süt annelik yapmış olmaları yeterlidir. Yani burada süt annelik biraz daha genişletilmiştir. Çocuk bakım evleri için bu yeterli sayılmıştır. Bunlar büyüdüğünde aynı evde oturmayacaklarından zikre gerek görülmemiştir. “Tıfl” harf-i tarifle gelmiştir ve müfrettir, oysa “ellezîne” çoğul olarak ifade edilmiştir. Buradaki atıf ricale gidebilir, o zaman ricalden ve tıflden irbesiz olanlar denmiş olur. “Lem yazharu” cimaa iktidarı olmayanlar şeklinde ele alınabilir. O zaman tıfl olanlar da tabiînlerden olmuş olurlar. Huzur evleri ile çocuk evleri ifade edilmiş olur.

وَلَا يَضْرِبْنَ (Va LAv YaWRıBNa) “Darbetmesinler.”

Yukarıda “darb” kelimesi başörtülerini sarkıtsınlar veya koysunlar anlamında kullanılmıştır. Burada ise ayakların darbından bahsedilmektedir. Oyun oynarken vurulan darbedir. Yani dans etmekten bahsedilmektedir. Darbe, tokmak demektir. Vurdukça ses çıkarır. Darbetmek dövmek demektir. Burada da ayakları vurarak ses çıkarma anlamındadır. Arapların kadınları ayaklarına takılar takarlardı. Oynayınca bunlar ses çıkarırdı. Burada men edilen oyundur, danstır.

بِأَرْجُلِهِنَّ (Bi EaRCuLiHinNa) “Ricillerini, ayaklarını darbetmesinler.”

Yani oyun oynarken yaptıkları gibi hareket etmesinler. Tarihte hep şarkı söylenmiştir. Yine tarihte hep oyun oynanmıştır. Aslında bedenî ibadetler ve namaz, müzik ile dansı birleştiren ibadettir. Kadın erkek cemaat olup namaz kıldıkça oyun ve müzik ihtiyacını karşılayacaktır. Namazın özelliği insanı durgunluğa götürmesidir. Çok sevinçli ise ona Allah’ı, Âhireti hatırlatır ve vasata getirir. Diğer taraftan eğer çok üzüntülü ve bedbinse onu da normal hâle getirir. Müzik ve dans  insanlar arasında yakınlık ortaya çıkarır. Zikir de budur. Ancak bunların bir kısmı şehvete dayanır. İnsanları aile hayatından uzaklaştırır. Cinsî tahrikler yapar. Bir kısmı ise tam tersine insanları iç duygularda sükûn ve huzura götürür. Karı koca arasındaki sevgi ne kadar kutsal ise; evlilik dışı ilişkiler de o kadar nefret edicidir. Bedenî deşarjdan sonra birbirine karşı tiksinti ortaya çıkar.

لِيُعْلَمَ (LiYuGLaMa) “İlmedilsin diye, bilinsin diye ayaklarını darbetmesinler.”

Buradaki bilinme ortaya çıkma demektir. Yani cinsî tahrikte bulunma demektir. Böylece dans edilirken bedenin bazı uzuvları kendisini tahrik edici anlamda ortaya çıkarlar. Cinsî ilişkileri hatırlatır mahiyette görüntüler verirler. Bu şekilde hareketler karam kılınmıştır. Kadınlar normal olarak dolaşırken yürümeleri böyle bir tahrik doğurmamalıdır.

مَا يُخْفِينَ (MAv YuPFIyNa) “Hafyettikleri, sakladıkları.”

Hafyettikleri, sakladıkları ziynetlerini ortaya çıkarmak için ayakları ile vurmasınlar. İnsanların kendi eşlerine sakladıkları değerler vardır. Onları yalnız onlarla paylaşırlar. Böylece o sayede birbirlerine bağlanırlar. Birbirlerinden kopamadıkları bağlar oluşur. Sıkıntılı günlerde de birbirlerini terk etmezler. Kavgaları da sonra daha fazla birbirini sevmelerine dönüşür.

مِنْ زِينَتِهِنَّ (Min ZineTiHinNa) “Ziynetlerinden”

Ziynetlerinden saklamış olduklarını ortaya çıkarmak için ayaklarını vurmasınlar. Burada ziynet kelimesi tekrar edilmiştir. Böylece üç çeşit ziynet ortaya çıkmıştır. Sadece karı kocanın görebileceği ziynetler, daimi mahremlerin göreceği ziynetler ve örtünmenin de kapatamadığı hareketlerle ortaya çıkan ziynetler.

Yukarıda zikredilen ziynet sabit görüntü ziynetleridir. Burada ise hareket ve ses ziynetleridir. Yukarıda “Min” kullanılmadan ziynet kelimesini getirdi, burada “Min” getirdi. Orada “İlla Ma zahara minha” dedi. Burada “hafyettikleri” dedi. Bütün bunların sınırı örfle belirlenecektir. Elbise giyilirken vücut hatları örfün müsaadesinden fazla ortaya çıkmamalıdır. Çünkü tahrik eden odur.

وَتُوبُوا  (Va TuBUv) “Ve tevbe edin. Dönün.”

Dönme Türkçede iki şekilde kullanılır. Bir şeyden vazgeçmektir. Buna rıza denmektedir. Tevbe ise bir şeye dönmek demektir. Allah’a dönünüz dediğimizde ona yönelmektir. Allah’tan uzaklaştırıcı şeylerden vazgeçmek demektir. Evlilik topluluğa bağlı çocuk yetiştirme demektir. Allah’a yaklaştırır. Oysa evlilik dışı ilişkiler kişileri kendi şahsi zevklerine yönettir ve topluluğu dağıtır. Evlilik dışı ilişkilere götüren giyim ve davranışlar bu âyetle haram kılınmıştır. Başkalarının evlerine girmeyin dedikten sonra burada evlilik dışı ilişkiler de yasaklanmış oluyor. Böylece insanlar evliliğe zorlanıyor. Bu zorlanma oluştuktan sonra evlendirin âyeti getirilmiş oluyor.

إِلَى اللَّهِ (EiLav elLAHı) “Allah’a dönün, topluğa dönün.”

Sizi topluluktan uzaklaştıran zevklerden ve şehvetlerden uzaklaşın. Evliliğe dayalı aileleri kurun, onların evlerine izinsiz girmeyin. Serbest cinsî ilişkiyi kaldırın. İnsanları aile kurmaya zorlayın. Aileler birleşsin ocaklar kursun. Ocaklar birleşsin bucaklar kursun, bucaklar birleşsin iller kursun, iller birleşsin ülkeler oluştursun. Ülkeler birleşsin insanlığı oluştursun. Böylece Allah’ın halifesine doğru yol almakla Allah’a gitmiş olursunuz. Aile dağılırsa diğerlerinin de dayanağı kalmadığı için onlar da dağılır. Ancak silah zoru ile birlik sağlanır. Örtünme demokrasinin ve lâikliğin de kaynağıdır. Örtünme fert ile topluluk arasında kurulan dengedir. Birbirinden koparmayan ama ferdi de yok etmeyen bir dengedir. Kademe kademe birliğe götüren bir araçtır. İnsanlığa ulaşan Allah’a ulaşmış olur. Ama bu ulaşma kişiyi de yok etmeyen bir ulaşmadır.

جَمِيعًا (CaMiGan) “Cemian, birlikte Allah’a dönün. Allah’ta toplanın.”

Bu da ancak iffetlerin korunması ile olur. Örtünmeyi dereceleyen ev içi örtünme ve ev dışı örtünme şeklinde ayıran, kırıtmayı yasaklayan bir düzen içinde insanları birlikte Allah’a götürmektedir, topluluğa götürmektedir. Beş vakit namazla başlayan bu topluluk Cuma Namazları ile yapıya ulaşır. Ondan sonra Ramazan Bayramı ile il, Kurban Bayramı ile ülke birliğine varır. Hac ise bütün insanları bir araya getirir. Böylece tüm insanlığa hizmet veren mü’minler Allah’a dönmüş olurlar.

أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ (EayYuHa eLMuEMıNUvNa) “Ey mü’minler, ey inanmış olan kimseler.”

“Ey mü’minler” diyerek bütün bu tesettür emirlerinin mü’minlere ait olduğunu belirtmektedir. Müslim olanlar için, köleler için bir hüküm getirilmemektedir.

Mü’minler kimlerdir? Topluluğun güvenliğini sağlamakla mükellef olan kimselerdir. Yukarıda “ey iman edenler”le başlayan bu âyetler burada “ey mü’minler” diye tekrarı yapılarak emrin sadece mü’minlere olduğu tekrar edilmiştir. İran’da veya Suudi Arabistan’daki tesettür zorunluluğu şeriata uygun değildir. Nasıl resmî kıyafet sadece askerlere ve polislere mecburi ise, İslâmî kıyafet de yalnız mü’minlere mecburidir. Bunlar bu elbiseleri ile güven sağlamakla yükümlü olduklarını da ilân etmiş olurlar. Ne var ki İslâm düzeninde herkes mü’min olabilir. Bu güvenliği maaş karşılığı değil de iman karşılığı sağlarlar. Bununla beraber bunlar ganimetten pay alırlar. Humusu bölüşürler.

لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ (LaGalLaKuM TuFliXUvNa) “Böylece felah bulursunuz.”

“Felah”, refah demektir. Fellah, ziraatçı demektir. Ortak ziraat yapan, sulama ziraatı yapan kimselerdir. İlk defa bu tarım Mezopotamya’da başlamış ve bu sayede kentler oluşmuştur. Birlikte yaşamanın çok büyük avantajı vardır. İnsan vücudu birlikte yaşayan hücrelerden oluşur. Bu sebepledir ki insanlar bugünkü uygarlığı oluşturabilmişlerdir. Allah’a dönmenin manâsı budur. Kolektif üretim üretimi yüzlerce defa artırır. Adil bölüşüm sistemini kurarsanız refah içinde olursunuz. Kuramazsanız, damar tıkanıklığı içinde helâk olup gidersiniz. Adil bölüşme de adil para ile olur. Faizsiz para ile olur. İnsanlar zinadan ve faizden kaçmadıkça felaha ulaşamazlar.

Şimdi kendi ocağımızı ve kendi bucağımızı kurmalıyız. Kendi giyimimizi kendimiz belirlemeliyiz. Çocuklarımızı da birbirleri ile evlendirmeliyiz. Fuhşun ve AİDS’in cirit attığı bir dünyada çocuklarımızı sokağa salarsak helâklerine sebep oluruz. Her mü’min erkek bir mü’minle evlenmek zorundadır. Bir mü’min kadın da bir mü’min erkekle evlenmek zorundadır. Evlenmeyenler Allah’a cemian dönmemiş olurlar. Nitekim bundan sonraki âyet bize bunu bildirmektedir. Evlenmelerde israftan kaçınılmalı, benim şuyum var buyum var diye gösteriş yapılmamalıdır. Allah “Ziynetinizi göstermeyin” derken de düğünlerde yapılan israfları da haram kılmış oluyor.

 

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlık ve Yönetim: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org                                          (0532) 246 68 92

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 214. SEMİNER      Matematik 5       İstanbul, 21 Haziran 2003

 

 

DİK KENARLAR TEOREMİ

 

a*a + b*b = c*c  iki karenin toplamı üçüncünün karesine eşit olsun. 3*3+4*4=5*5 dir.

16+9=25 dir.

Cos(A) = a/c     Sin(B)=b/c  bu sadece sayısal tanımdır.

Bu tanımla sayılarda Cos(A)^2+Cos(B)^2 = (a/c)^2+(b/c)^2 = (a^2+b^2)/c^2 = 1dir. a^2+b^2=c^2 dir. Buna geometride ne tekabül eder? Dik üçgenin iki kenarın kareleri toplamı üçüncü kenara eşittir. Buna “Pisagor Teoremi” denmektedir.

Bu gerçeği dik üçgenlerde her zaman görebiliriz.

 

Bâtınî (Sanal) Sayı ile Üçgen

 

-1 in kare köküne i Bâtınî Sayı demiştik. Batılılar imajiner, Türkler sanal sayı demektedirler.

   

(a+ib) = z olsun. “z”ye karmaşık sayı diyoruz.

a*a+b*b=c*c ise  z = c*Cos(A)+c* i Sin(A) = z=c*(Cos(A)+i Sin(A))

Bunlar sadece sayısal tanımdır. Buradaki A ya açı diyoruz.

Öyle üçgen düşünelim ki, onun bir dik kenarı sanal olsun uzun kenarı da karmaşık bir sayı olacaktır. Bu tanımlara uyacaktır.

Şimdi c leri aynı farklı iki karmaşık sayı düşünelim. Bu farklı iki sanal sayı düşünelim.

X=c*(Cos(A)+ i Sin(A))        Y=c*(Cos(B)+ i Sin(B))      c=1 olsun.

Bunların çarpımı Z olsun.

Z= X*Y =  Cos(A)* Cos(B)- Sin(A) * Sin(B) + i(Cos(A)* Sin(B)+Sin(A) * Cos(B ))

bulunacaktır. Çarpma işlemini kurallarına göre yapar. (-î)^2=1  alırsanız bu bulunur.

 

Şimdi sayısal olarak bulduğumuz bu bağıntıyı üçgende deneyebiliriz.

 

 

 

 

Cos(A+B)= Cos(A)*Cos(B)- Sin(A)*Sin(B)   Sin(A+B)= Cos(A)*Sin(B)+Sin(A)*Cos(B)

Görülüyor ki bizim matematik ile uzayımızın geometrisi birbirine uymaktadır.

Allah Kâinat’ı bizim matematiğimize göre yaratmıştır.

 

 

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlık ve Yönetim: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org                      (0532) 246 68 92

 

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 215. SEMİNER        Matematik 6    İstanbul, 28 Haziran 2003

 

İKİLİ GRUPLAR

İŞLEMLERDE KURAL

Sayma, çokluğu artırarak sıralamaktır.

Artırma, ileri işlemdir.                                                              (n + 1= n+)

Geri sayma çokluğu azaltarak sıralamaktır. Eksilme, geri işlemdir. (n-1 =n-)

Vara yok eklenirse var değişmez.                                             (0+a=a)

Çok yok bir yok eder.                                                              (0*a=0)

Bir şeyin bir katı kendisidir.                                                      (1*a=a)

Bir sayıya 1 eklenirse bir üst sayı elde edilir.                              (n+1= n+)

Toplama bir sayıyı başka sayıyı ileri sayarak artırmadır.             (a + b= c)

Çıkarma bir sayıdan başka bir sayıyı geri sayarak azaltmadır.     (a –b=c)

Küçük sayıdan büyük sayı çıkarılırsa –sayı elde edilir. Eksi sayı geri sayma sayısıdır.  a-b= -c

Eşit sayıların çıkarılmasından sıfır elde edilir.                             (a-a=0)

Çarpma eşit sayıların toplanmasıdır.

a+a+a+a+a …= n*a      (a ların sayısı n dir)

Bölme bir sayıdan eşit sayıları çıkarmadır. Sonunda artan kalabilir.

a-b-b-b-b-b= a-n*b- c  (c b’ den küçük sayıdır veya sıfırdır) n b’lerin sayısıdır.

Artan c’yi de bölmek istersek 1 in c’de birini yeni bir sayı birimi kabul ederiz.

a-b-b-b-b-b= a-n*b- b*(1/b)* c = a- (n*b+c)(1/b)

Bunlara kesir sayı denir. Böylece küçük sayı büyük sayıya bölünebilir.

Eşit sayıların bölünmesinden 1 elde edilir. (a/a=1)

Üs alma eşit sayıların çarpımıdır. 

a*a*a*a* … = a^n   (a n kadar kendisi ile çarpılıyor.)

Kök alma bir sayıyı belli sayıda eşit çarpanlara ayırmadır.

a = ( b*b*b*b*b….)= b^1/n   n biliniyor b aranıyor.

Üs almanın geri işlemidir.                                 Üs bulma ise nötr işlemdir.    

-1 in kare köküne i sayısı diyoruz. Adı sanaldır. İmajinerdir (hayali sayıdır).

Kur’an ise “bâtınî sayı” diyor.

Bu  i sayısının karesi -1 dir (i2=-1). Bununla her işlem yapılır.

Sayma, toplama, çarpma, üs alma ileri işlemdir. Geri sayma, çıkarma, bölme, kök alma ters işlemdir. Üssü bulma nötr işlemdir. İleri ve geri sayma birinci işlem, toplama ve çıkarma ikinci işlem, üs alma üçüncü işlem, logaritmasını bulma dördüncü işlemdir.

Geri sayma – sayılarla yapılır ve bu sayılarla büyük küçükten çıkarılabilir.

1+b=0  b=(-1)                          a+b=0   b=(-a)

a*b=1  b= (1/a)                        i*i=(-1)  i=(-1)^(1/2)

1/0 =&                                    0/0 =?     &/&=?    &-&=?   &*0=?          

Bir sayının sıfıra bölümü sonsuzdur.                   Sıfırın sıfıra bölümü belirsizdir.

İki sonsuz arasındaki fark da belirsizdir.             Sonsuzun sonsuza bölümü belirsizdir.   

İşlem Kuralları

İşleme sondan başlanır. Adım adım gidilir.         Önce parantez içinde olanların işlemi yapılır.

Önce çarpma ve bölme işlemleri yapılır, sonra toplama ve çıkarma işlemleri yapılır.

Üslerin toplamı sayıların çarpımıdır.                   Üslerin farkı sayıların bölümüdür.

Üste 1 in bir sayıya bölümü kök almadır.                       Üssün üssü üslerin çarpımı ile üs almadır.

Bir eşitlikte yer değiştirildiğinde geri işlem yapılır. Sıraya uyulmalıdır.

 

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 214. SEMİNER        Yorum 44    İstanbul, 21 Haziran 2003

 

P A R A

Tarihte bin yılda bir yeni uygarlık gelmiştir. Bu uygarlıkların başlama ve bitme tarihleri Miladi yılın başlama tarihleri ile paraleldir. Bugün de yeni uygarlık doğacaktır. 2000 yıllarının başlarında yeni uygarlık ortaya çıkacaktır. Bu yeni uygarlıkta neler olacaktır?

Tarihte ilim; görenek, tedris, tümdengelim ve tümevarım dönemlerini geçirdi. Şimdi karşılaştırma dönemine gelmiştir. Sekiz yüzlü 25 öğeli sistemler ile bütün ilimler karşılaştırılmalı öğrenilecektir.

Tarihte din; Hazreti İbrahim ile ilimden ayrılmış, Hazreti Musa ile hukuktan ayrılmış, Hazreti İsa ile lâiklik gelmiş, Kur’an’la dinler dahil çoklu sistemler getirilmiştir. Bugün dinler bağımsızlaşacaklar, ilmîleşecekler, mezhepleşecekler ve yönetimde denetleme görevi yükleneceklerdir.

Tarihte siyasette; önce hanedanlar yönetmiş, sonra diktatörler yönetmiş, şimdi parti başkanları yönetiyor. Gelecekte yerinden yönetimli kolektif uzlaşmalı nisbî sistem hakim olacaktır.

Tarihte ekonomide; derebeyleri tekeli oluşmuş, sonra sermaye tekeli oluşmuş, sonra üretim tekeli oluşmuş, sonra banka tekeli oluşmuştur. Şimdi halk ekonomisi doğacaktır.

Batı müsbet ilme dayalı tekniğini ve ekonomisini kurmuştur, ama müsbet ilme dayalı hukuku getirememiş ve müsbet ilme dayalı yönetimi kuramamıştır. Şimdi müsbet ilme dayalı hukuk oluşacak ve ona dayalı yönetim ortaya çıkacaktır.

Her uygarlık iki ayrı uygarlığın sentezinden doğar. “III. Bin Yıl Uygarlığı” da iki ayrı uygarlığın sentezinden doğacaktır. Bunlar da İslâm ve Batı uygarlığıdır. Tanzimat’tan beri Türkiye böyle bir uygarlığı oluşturmak için hazırlanmaktadır. Dünyada bugün Türkiye ve Türkler dışında bu iki uygarlığı sentez edecek başka bir devlet ve millet yoktur.

Bu yeni uygarlığın adi “Adil Düzen”dir. “Adil Düzen Çalışmaları”na 1960’ların sonlarına doğru başlanmış, bugün “Adil Düzen Anayasası”nı hazırlamış olmakla teorik olarak son basmağa gelinmiştir. Son düzeltmelerden sonra bu anayasa (“İnsanlık Anayasası”) insanlığa arz edilecektir.

Hukuka dayalı uygarlıklar hak uygarlıklarıdır ve bunlar halktan doğan hareketlerle oluşurlar.

Oysa teknik uygarlıklar tekellerden ve merkezden doğan uygarlıklardır.

III. Bin Yıl Uygarlığı” da Hak ve halk uygarlığı olarak doğacaktır.

Bunun için şunlar yapılacaktır:

a)      Adil Düzene göre halk işletmeleri oluşturulacaktır.

b)      Adil Düzen işletmelerinin sağlayacağı imkânlarla ilmî çalışmalar yapılacaktır.

c)      Adil Düzen işletmeleri ile sağlanan imkânlarla ve “Adil Düzen”in ürettiği ilim halka ulaştırılacak ve halk “Adil Düzen”e inandırılacaktır.

d)      “Adil Düzen”e inanan halk partileri “Adil Düzen”e zorlayacaktır. Böylece makroda da “Adil Düzen” kurulmuş olacaktır.

“Adil Düzen İşletmeleri”nin kurulabilmesi için dört ayrı ortaklığa ihtiyaç vardır.

Bir market üzerinde düşünelim:

a)      Markete bir yapı ve içindeki donanımı sağlayan ortaklık oluşturulmalıdır. Bu ortaklık tesisi cirodan kiraya verecektir. Bu ortaklık biner dolarlık hissedarlardan oluşturulacaktır. Bunlar zarara iştirak etmeyecektir. Cirodan kira paylarını alacaktır.

b)      Burada çalışacak bir ortaklık olacaktır. Bunlar o günkü satıştan akşam üstü pay alacaklardır. “Adil Düzen İşletmeleri”ne gönül veren sabırlı ve inançlı insanlar bu işe girişeceklerdir. Öğrenciler, emekliler ve ev hanımları bunlara katkıda bulunacaklardır.

c)      Tüccar ortaklarımız malları konsinye olarak koyup sattıracaklar; satılmayan malları iade alacaklardır.

d)      Dördüncü ortaklık da “Genel Hizmet”i alıp yürütecektir.

Bu dört ortaklığı yüklenen dört müteşebbis bulduğumuzda sorunlarımız çözülmüş ve bir örnek teşebbüs kurulmuş olacaktır.

Bundan sonra benzer işletmeler kurulacak ve o benzer işletmeler ortak olarak ortaklıkları kuracaklardır.

a)      Tip sözleşmeler hazırlanarak ortaklık kültürü oluşturulacaktır.

b)      Hakemlik müessesesi ile çıkan ihtilaflar çözülecektir.

c)      Kredileşme müessesesi getirilecektir.

d)      Genel hizmet payları ile işletmeler yönlendirilecektir.

En büyük sorun olan devletle vergi ilişkilerinde öyle işletmeler kurulacaktır ki vergi reel gelirden verilecek ve tam olarak ödenecektir.

Bu şekilde oluşturacağımız ortaklıklar devletin ihalelerine girecek, bol para ile satın alacak ve devleti borçlardan kurtaracaklardır.

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlık ve Yönetim: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org                      (0532) 246 68 92

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 215. SEMİNER        Yorum 45    İstanbul, 28 Haziran 2003

 

TÜRKİYE’NİN SAVUNMASI

Dünyada bugün dört süper güç vardır: Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Avrupa Birliği ve Rusya. Bu dört güç de Türkiye’nin yıkılmasını, dağılmasını ister. Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye İsrail devletinin genişlemesine engel teşkil ettiği için Türkiye’nin yıkılmasını ister. Çin, kendi ülkesinde bulunan 300 milyon Müslümanın dayanağı ortadan kalksın diye Türkiye’nin yıkılmasını ister. Avrupa Birliği, Anadolu kendisinin geçit yeri olduğu için Türkiye’nin yıkılmasını ister. Nihayet Rusya, ülkesinin yarısı Türk Müslümanlarıdır ve denizlere açılma emeli vardır diye Türkiye’nin yıkılmasını ister. İşte bunlardan dolayı bunların hepsi Türkiye’nin yıkılmasını ister. Böylece dünyanın dört süper gücü Türkiye’nin parçalanması için bir araya gelebilir.

Yahudi sermayesinin planı da; Türkiye’yi yıkıp kuzeyde Ermeni ve Gürcülerle Pontus imparatorluğunu kurmak, böylece Rusları susturmak; Batıda Bulgar ve Yunanlılarla Bizans imparatorluğunu kurmak ve böylece Avrupa Birliği’ni susturmaktır. Türkiye’nin diğer taraflarını ise parçalayıp silahsız küçük devletler oluşturup İsrail imparatorluğuna bağlamaktır.

Şimdi bu varsayım gerçekleşir mi?

Tarihte böyle ittifaklar gerçekleşmiş ama hemen arkasından aralarında savaş başlamış ve o ittifaklar hedefine ulaşamamıştır. Türkiye üzerinde böyle bir ittifak gerçekleşse bile sonunda aralarında çıkacak kavga sebebiyle bu dört süper güç karşısında yeni süper güçler ortaya çıkabilir. Mesela bunlar Güney Amerika Birliği olabilir, Afrika Birliği olabilir, Hind Birliği olabilir, İslâm Ülkeleri Birliği olabilir. Türkiye bu dağılmadan yararlanıp İstiklâl Savaşı’nda olduğu gibi yeni devlet kurabilir. Bu devlet bugünkü cumhuriyetten daha güçlü ve büyük olur. Bu bakımdan bizim böyle bir ittifaktan fazla korkumuz yoktur. Bizim endişemiz kendimizi hazırlayamamaktır.

Bununla beraber Türkiye dünya ittifakına karşı dayanabilir ve onları yenebilir. Türkiye Cumhuriyeti’ni koruyabilir. Türkiye dünyaya karşı koyabilir. Türkiye on yıldan fazla süren savaştan çıkmıştı. Nüfusu 12 milyondu. Halkının yarıya yakını düşmanları ile dolu idi. Müttefikleri mağlup olmuş ve dünyada tek kutup olarak Batı bloğu kalmıştı. Savaştık ve İstiklâl Savaşımızı kazandık. Biz varlığımızı gösterince ittifaklar kenara çekildiler. Mağlup ettikleri Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşamadılar. Biz bugün o zamandan çok daha güçlüyüz. 80 yıldır savaş görmedik, nüfusumuz 70 milyonu aştı. O zaman bizi destekleyecek tek Müslüman devleti yoktu. Bugün elliye yakın Müslüman devlet var. Ekonomimiz gelişmiş. Bugün o durumdan çok daha kolay kendimizi savunabiliriz.

Şimdi İstiklâl Savaşımızı nasıl kazandığımızı hatırlayalım.

a)    Halk “Ya istiklâl, ya ölüm.” demiştir. Böyle diyen halkı ancak böyle diyen başka bir halk varsa yenebilir. Oysa böyle diyebilecek tek halk ancak İslâm halkı olabilir. Çünkü onlar Âhiret’e inanıyorlar. Dünyayı bırakıp gidebilirler. Çıkarları için savaşan topluluklar bu inanca sahip topluluğu yenemez.

b)    Ordu “Ya gazi, ya şehit.” demiştir. Böyle diyen orduyu ancak böyle diyen ordu yenebilir. Oysa Müslüman Türk ordusundan başka herhangi bir orduda böyle bir inanç yoktur. Baskı ile korku ile veya para ile savaşan ordular böyle bir orduyu mağlup edemezdi, edemedi. Sayıları ve silahları ne kadar az olursa olsun sonuç değişmez.

c)    Millet Hakka inanacak. “Haklı kuvvetlidir.” diyecek. “Çünkü Allah vardır, Allah da haklının yanındadır.” diyecek. Böyle inanmış olan ulus “Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklâl.” diyerek ortaya çıkar ve sonunda zafer kazanır. Oysa saldırganlar kuvvetlerine güvenirler ama zalimlikleri onları devamlı korkutur. Bu korkuları sebebiyle inanmış olanları yenemezler.

d)    Türkler savunmada idi. Gidecekleri başka yerleri yoktu. Ya kazanacaklar ve saldıranları tasfiye edeceklerdi, ya da kaybedecek ve tasfiye olacaklardı. Kazandılar. Şimdi Anadolu onlarındır. Kaybetseydiler şimdi Anadolu’da Rum be Ermeniler yaşayacaktı.

İşte İstiklâl Savaşımızı bize kazandıran bunlardı.

Bugün de dünyayı dize getirebilir miyiz? Anadolu’yu onlara mezar yapabilir miyiz?

Eğer “Ya istiklâl, ya ölüm.” diyebiliyorsak; “Ya gazi, ya şehit.” diyebiliyorsak; “Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklâl.” diyebiliyorsak, başka vatanımızın olmadığının bilincinde isek, biz Ermeni ve Rumlara ne yapmışsak onların aynısını bize yapacaklarının bilincinde isek yine galip geliriz. Ama; “Ne fark eder, ha bağımsız yaşayalım, ha düşmanlarımız bizi yönetsin!” diyorsak, o zaman tabii ki düşmanı yenmemiz mümkün değildir.

Yukarıda anlattıklarımız savaşın iç tarafıdır. Zahiri görünüşte de biz ülkemizi savunabiliriz.

a)    Savunma saldırıdan çok kolaydır. “Bizi Amerika’yı alabiliriz, Rusya’yı işgal edebiliriz, Çin’e hakim olabiliriz, Avrupa’yı fethederiz!” gibi sözler elbetteki çok gülünçtür. Ama; “Biz ülkemizi savunabiliriz.” diyoruz. Yani, bunu diyemeyen ülke bağımsız devlet olamaz. Çünkü savunma saldırıdan çok kolaydır. Sen kendi ülkeni savunuyor ve varolan imkanlarınla savaşıyorsun. Düşman ise uzaktan gelecek, bilmediği yerde ve taşıma su ile savaşacaktır. Sadece dayanma gücünü gösterirsen yeterlidir. Düşman bir gün aç kalıp gerisin geriye çekilip gider. Asıl sorun dayanabilmedir. Bunun için şu tedbirler alınmalıdır.

9-    Mala-Mal Marketleri” kurarak, parasız bir ekonomiyi geliştirmemiz gerekir. Savaş bizim ekonomik faaliyetlerimizi durdurup krize sokmamalıdır. “Mala-Mal Marketleri”nde alış-veriş devam etmelidir. Banka ve para krizleri etki etmemelidir.

10- “Çadır” ve “Ahşap Evler” gibi taşınır evlerimiz olmalıdır, kendimizi savunacak yerlere çekilebilmeliyiz.

11- Katır ve at gibi yakıt istemeyen taşıma araçlarımız da olmalıdır. Yakıtsız kalırsak teslim olmak zorunda kalmamalıyız.

12- Telsiz ve yeraltı haberleşme kabloları ile devamlı olarak irtibatta olmalıyız. Yayınlarımız kesilse bile birbirimizden kopmamalıyız. Böylece sürdürebileceğimiz direnmeyle karşı taraf yenilir ve gider.

13- Sivil savunma eğitimini son derece iyi yapmalıyız. Her türlü hareketlerde kimin ne yapacağını şimdiden bilmemiz gerekir. Kim kim ile irtibat kuracak, kime bilgi verecek, kimden haber alacak? Bunun eğitimini ve planını şimdiden yapmış olmamız gerekir. Bunun için birlikleri ve yönetimi yerinde sabit tutmamız, sık sık değiştirmememiz gerekir.

14- Dağınık hâle gelmeliyiz ve düşman saldırılarında en az zayiatla kurtulmalıyız. Kentleri boşaltmalı, kırlara dağılabilmeliyiz. Buralarda ekonomik faaliyetimizi de sürdürebilmeliyiz. Bunun için küçük sanayi modelini geliştirmeliyiz.

15- Yer altına girmeliyiz. Önce hepimizin mezar kadar bir çukurumuz olmalıdır. Onun içine girip kendimizi korumalıyız. Sonra mümkünse çadır ve ahşap evleri gömerek kurmalıyız. Arabaları da toprağın içine koymalıyız. Dağlarda yeraltı kentlerimiz olmalıdır.

16- Saldırganlara yol vermeliyiz. Girmeliler ve yayılmalılar. Sonra ani saldırılarla onları içinde iken yok etmeliyiz. Bunun için de çok iyi eğitim ve haberleşmeye ihtiyaç vardır.

b)    Savaşta bir yerde ancak belli sayıda askerler savaşabilir. Küçük yerde bir taraf fazla asker yığmış olsa bile galip gelme şansı artmaz. Sadece daha çok zayiat verir. Türkiye kendi ülkesini savunabilecek büyüklükte bir orduya sahiptir. Daha kalabalık askerlerin ülkeye saldırması onlara avantaj sağlamaz. Belli sahada veya hatta ancak yeter sayıda tümen koyabilirsiniz. Dolayısıyla düşmanların kalabalık olması bizim yenilmemizi gerektirmez. Bizim dayanma gücümüz ise ülke kendi ülkemiz olduğu için onlardan fazladır. Dolayısıyla Türkiye dünyaya karşı kendisini savunabilir.

c)    Savaşı son olarak kazanacak olan piyadedir. İstediğiniz kadar bombalayın, istediğiniz kadar tank ve zırhlı araç gönderin. Ne yaparsanız yapın son olarak ülkeyi teslim alacak olan kimse piyadedir. Yani karşı karşıya gelen insandır. Bu sebepledir ki bugün ne Afganistan, ne de Irak fethedilmiş değildir. Geçmişte İngilizler ve Ruslar böyle fethettik sandıkları halde, sonra oraları terk etmek zorunda kalmışlardır. Türk askeri ile teke tek hem de Türkiye’de savaşacak bir asker olmadığı için Türkiye’yi fethetmeleri mümkün değildir. Girebilirler, ama girdikleri gibi çıkarlar. Bu işi içimizde yaşayan Rum ve Ermeniler dahi başaramadı da, gelecek Amerikan veya Rus askerleri mi bunu başaracaktır!

d)    Tarihte Anadolu zaman zaman işgal edilmiştir. Ancak Anadolu uzun zaman dışarıdan yönetilememiştir. Oraya gelmiş olan halk hakimiyetini kurmuş ve yine bağımsız ülke hâline gelmiştir. Türkiye’yi kim işgal edecektir? Türkiye’ye saldıran bu süper güçlerden yalnız Çin’in Türkiye’ye yerleştirecek nüfusu vardır. Diğer hiçbir ülkenin Türkiye’ye gelip yerleştirebileceği bir nüfusu yoktur. Komşuların da yoktur. Yetmiş milyon Türklerin yerine konacak bir halk yoktur. Hıristiyanların nüfusları yeryüzünde azalmaktadır. Her yerde de refah içindedirler. Anadolu’ya kim göç edecektir? Diğer nüfus ise Müslümandır. Anadolu’ya gelseler ertesi gün Türkleşirler. Zaten Türk nüfus bunlardan oluşur. Sonunda Anadolu yine hakimiyetini, Türk hakimiyetini sürdürür.

Görülüyor ki, Türkiye’nin dış sorunu yoktur. Türkiye her zaman dünyaya meydan okuyabilir.

Türkiye’nin iç sorunu vardır.

e)    18,7 milyon işsizi var, açlıktan ölmek üzeredir. Bu sorunu “çalışana kredi” ile çözmeliyiz.

f)     200 milyar dış borcu var. Bu sorunu “ortaklık sistemi” ile çözmeliyiz.

g)    Yargı sorunu var. Bu sorunu “hakemlik sistemi” ile çözmeliyiz.

h)    Basın sorunu var. Bu sorunu “yazarları bağımsızlaştırarak” çözmeliyiz.

Bunu bilen düşmanlarımız bu çözümü yaptırmıyorlar. Bizim bunları aşmamız gerekir.

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlık ve Yönetim: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org                                          (0532) 246 68 92

 

 






Tüm Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1130
En'âm Suresi Tefsiri 77-79. Ayetler
21.08.2021 834 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1129
En'âm Suresi Tefsiri 74-76. Ayetler
14.08.2021 551 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1128
En'âm Suresi Tefsiri 72-73. Ayetler
7.08.2021 560 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1127
En'âm Suresi Tefsiri 71. Ayet
31.07.2021 185 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1126
En'âm Suresi Tefsiri 66-70. Ayetler
24.07.2021 324 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1125
En'âm Suresi Tefsiri 61-65. Ayetler
17.07.2021 260 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1124
En'âm Suresi Tefsiri 52-55. Ayetler
10.07.2021 245 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1123
En'âm Suresi Tefsiri 45-51. Ayetler
3.07.2021 255 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1122
En'âm Suresi Tefsiri 40-44. Ayetler
26.06.2021 271 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1121
En'âm Suresi Tefsiri 35-39. Ayetler
19.06.2021 296 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1120
En'âm Suresi Tefsiri 31-34. Ayetler
12.06.2021 288 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1119
En'âm Suresi Tefsiri 26-30. Ayetler
5.06.2021 319 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1118
En'âm Suresi Tefsiri 20-25. Ayetler
29.05.2021 354 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1117
En'âm Suresi Tefsiri 13-19. Ayetler
22.05.2021 336 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1116
En'âm Suresi Tefsiri 7-12. Ayetler
15.05.2021 358 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1115
En'âm Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
8.05.2021 339 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1114
Kasas Suresi Tefsiri 86-88. Ayetler
1.05.2021 340 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1113
Kasas Suresi Tefsiri 83-85. Ayetler
24.04.2021 364 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1112
Kasas Suresi Tefsiri 79-82. Ayetler
17.04.2021 409 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1111
Kasas Suresi Tefsiri 76-78. Ayetler
10.04.2021 405 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1110
Kasas Suresi Tefsiri 72-75. Ayetler
3.04.2021 357 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1109
Kasas Suresi Tefsiri 68-71. Ayetler
27.03.2021 744 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1108
Kasas Suresi Tefsiri 61-67. Ayetler
20.03.2021 406 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1107
Kasas Suresi Tefsiri 57-60. Ayetler
13.03.2021 439 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1106
Kasas Suresi Tefsiri 52-56. Ayetler
6.03.2021 472 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1105
Kasas Suresi Tefsiri 47-51. Ayetler
27.02.2021 503 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1104
Kasas Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
20.02.2021 497 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1103
Kasas Suresi Tefsiri 38-42. Ayetler
13.02.2021 522 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1102
Kasas Suresi Tefsiri 33-37. Ayetler
6.02.2021 550 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1101
Kasas Suresi Tefsiri 29-32. Ayetler
30.01.2021 670 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1100
Kasas Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
23.01.2021 1296 Okunma
4 Yorum 28.02.2021 11:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1099
Kasas Suresi Tefsiri 21-25. Ayetler
16.01.2021 689 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1098
Kasas Suresi Tefsiri 16-20. Ayetler
9.01.2021 666 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1097
Kasas Suresi Tefsiri 12-15. Ayetler
2.01.2021 900 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1096
Kasas Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
26.12.2020 933 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1095
Kasas Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
19.12.2020 1244 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1094
Neml Suresi Tefsiri 89-93. Ayetler
12.12.2020 1083 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1093
Neml Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
5.12.2020 776 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1092
Neml Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
28.11.2020 1025 Okunma
1 Yorum 29.11.2020 17:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1091
Neml Suresi Tefsiri 67-75. Ayetler
21.11.2020 1146 Okunma
1 Yorum 26.11.2020 17:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1090
Neml Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
14.11.2020 769 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1089
Neml Suresi Tefsiri 59-62. Ayetler
7.11.2020 766 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1088
Neml Suresi Tefsiri 54-58. Ayetler
31.10.2020 1028 Okunma
1 Yorum 03.11.2020 17:20
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1087
Neml Suresi Tefsiri 45-53. Ayetler
24.10.2020 1085 Okunma
1 Yorum 24.10.2020 22:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1086
Neml Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
17.10.2020 802 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1085
Neml Suresi Tefsiri 36-40. Ayetler
10.10.2020 854 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1084
Neml Suresi Tefsiri 27-35. Ayetler
3.10.2020 1201 Okunma
2 Yorum 11.10.2020 20:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1083
Neml Suresi Tefsiri 20-26. Ayetler
26.09.2020 2224 Okunma
5 Yorum 03.10.2020 19:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1082
Neml Suresi Tefsiri 15-19. Ayetler
19.09.2020 1385 Okunma
3 Yorum 03.10.2020 18:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1081
Neml Suresi Tefsiri 12-14. Ayetler
12.09.2020 1277 Okunma
2 Yorum 13.09.2020 15:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1080
Neml Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
5.09.2020 1374 Okunma
2 Yorum 06.09.2020 15:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1079
Neml Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
29.08.2020 1509 Okunma
2 Yorum 30.08.2020 20:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1078
Şuara Suresi Tefsiri 224-227. Ayetler
22.08.2020 1732 Okunma
3 Yorum 23.08.2020 21:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1077
Şuara Suresi Tefsiri 213-223. Ayetler
15.08.2020 1418 Okunma
4 Yorum 16.08.2020 18:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1076
Şuara Suresi Tefsiri 203-212. Ayetler
8.08.2020 1684 Okunma
6 Yorum 09.08.2020 19:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1075
Şuara Suresi Tefsiri 192-202. Ayetler
1.08.2020 1575 Okunma
5 Yorum 06.08.2020 19:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1074
Şuara Suresi Tefsiri 176-191. Ayetler
25.07.2020 1654 Okunma
3 Yorum 26.07.2020 16:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1073
Şuara Suresi Tefsiri 160-175. Ayetler
18.07.2020 1617 Okunma
3 Yorum 20.07.2020 11:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1072
Şuara Suresi Tefsiri 141-159. Ayetler
11.07.2020 1396 Okunma
2 Yorum 12.07.2020 15:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.07.2020 1567 Okunma
3 Yorum 11.07.2020 03:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1070
Şuara Suresi Tefsiri 105-122. Ayetler
27.06.2020 1377 Okunma
2 Yorum 28.06.2020 18:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1069
Şuara Suresi Tefsiri 92-104. Ayetler
20.06.2020 2150 Okunma
4 Yorum 21.06.2020 19:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1068
Şuara Suresi Tefsiri 83-91. Ayetler
13.06.2020 1635 Okunma
1 Yorum 14.06.2020 16:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1067
Şuara Suresi Tefsiri 69-82. Ayetler
6.06.2020 1887 Okunma
3 Yorum 08.06.2020 14:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1066
Şuara Suresi Tefsiri 53-68. Ayetler
30.05.2020 1996 Okunma
3 Yorum 31.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1065
Şuara Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
23.05.2020 2127 Okunma
3 Yorum 29.05.2020 18:08
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1064
Şuara Suresi Tefsiri 34-44. Ayetler
16.05.2020 1447 Okunma
1 Yorum 17.05.2020 15:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1063
Şuara Suresi Tefsiri 23-33. Ayetler
9.05.2020 1572 Okunma
1 Yorum 10.05.2020 08:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1062
Şuara Suresi Tefsiri 10-22. Ayetler
2.05.2020 1672 Okunma
2 Yorum 13.05.2020 21:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1061
Şuara Suresi Tefsiri 1-9. Ayetler
25.04.2020 2217 Okunma
2 Yorum 14.05.2020 18:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1060
Furkan Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
18.04.2020 1828 Okunma
2 Yorum 15.05.2020 16:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1059
Furkan Suresi Tefsiri 68-72. Ayetler
11.04.2020 2142 Okunma
3 Yorum 16.05.2020 16:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1058
Furkan Suresi Tefsiri 60-67. Ayetler
4.04.2020 1783 Okunma
2 Yorum 18.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1057
Furkan Suresi Tefsiri 53-59. Ayetler
28.03.2020 2307 Okunma
5 Yorum 19.05.2020 16:27
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1056
Furkan Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
21.03.2020 1873 Okunma
2 Yorum 20.05.2020 16:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1055
Furkan Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
14.03.2020 2030 Okunma
2 Yorum 21.05.2020 16:36
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1054
Furkan Suresi Tefsiri 35-40. Ayetler
7.03.2020 2105 Okunma
2 Yorum 22.05.2020 16:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1053
Furkan Suresi Tefsiri 30-34. Ayetler
29.02.2020 2155 Okunma
2 Yorum 23.05.2020 15:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1052
Furkan Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
22.02.2020 2366 Okunma
3 Yorum 24.05.2020 16:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1051
Furkan Suresi Tefsiri 17-20. Ayetler
15.02.2020 2172 Okunma
2 Yorum 30.05.2020 17:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1050
Furkan Suresi Tefsiri 10-16. Ayetler
8.02.2020 2370 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 11:38
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1049
Furkan Suresi Tefsiri 4-9. Ayetler
1.02.2020 2240 Okunma
1 Yorum 03.02.2020 07:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1048
Furkan Suresi Tefsiri 1-3. Ayetler
25.01.2020 1917 Okunma
1 Yorum 26.01.2020 06:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1047
Nur Suresi Tefsiri 62-64. Ayetler
18.01.2020 1914 Okunma
1 Yorum 25.01.2020 07:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1046
Nur Suresi Tefsiri 61. Ayet
11.01.2020 2272 Okunma
1 Yorum 13.01.2020 08:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1045
Nur Suresi Tefsiri 58-60. Ayetler
4.01.2020 2003 Okunma
1 Yorum 05.01.2020 08:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1044
Nur Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
28.12.2019 2026 Okunma
1 Yorum 30.12.2019 08:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1043
Nur Suresi Tefsiri 47-52. Ayetler
21.12.2019 2143 Okunma
1 Yorum 22.12.2019 23:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1042
Nur Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
14.12.2019 2369 Okunma
1 Yorum 17.12.2019 07:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1041
Nur Suresi Tefsiri 39-42. Ayetler
7.12.2019 2828 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 00:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1040
Nur Suresi Tefsiri 35-38. Ayetler
30.11.2019 3816 Okunma
2 Yorum 03.12.2019 13:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1039
Nur Suresi Tefsiri 32-34. Ayetler
23.11.2019 2144 Okunma
1 Yorum 24.11.2019 08:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1038
Nur Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
16.11.2019 2098 Okunma
1 Yorum 19.11.2019 12:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1037
Nur Suresi Tefsiri 27-29. Ayetler
9.11.2019 2466 Okunma
1 Yorum 10.11.2019 05:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1036
Nur Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
2.11.2019 2108 Okunma
1 Yorum 03.11.2019 07:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1035
Nur Suresi Tefsiri 19-22. Ayetler
26.10.2019 2124 Okunma
1 Yorum 28.10.2019 13:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1034
Nur Suresi Tefsiri 12-18. Ayetler
19.10.2019 2381 Okunma
1 Yorum 20.10.2019 10:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1033
Nur Suresi Tefsiri 6-11. Ayetler
12.10.2019 3301 Okunma
2 Yorum 16.10.2019 14:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1032
Nur Suresi Tefsiri 1-5. Ayetler
5.10.2019 2349 Okunma
1 Yorum 06.10.2019 23:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1031
Müminun Suresi Tefsiri 111-118. Ayetler
28.09.2019 2011 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:50