Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 213
NÛR SÛRESİ(24); 27-29. ÂYETLERİN TERCÜME VE TEFSİRİ
21.06.2003
1417 Okunma, 0 Yorum

ADİL DÜZEN 213

Haftalık Seminer Dergisi      20-21 HAZİRAN 2003       Fiyatı: SEMİNERE KATILMAK! veya www.akevler.org

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 213. SEMİNER  (CUMARTESİ Saat: 09.00-21.00) İstanbul 13-14 Haziran  2003

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİZafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİ BOSNA/ İSTANBUL         Tel: (0212) 452 76 51

*HAFTALIK TEFSİR SEMİNERİ   (CUMARTESİ GÜNLERİ “YENİ BOSNA”; Saat:18.00-21.00)

 

NÛR SÛRESİ(24); 27-29. ÂYETLERİN TERCÜME VE TEFSİRİ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلَى أَهْلِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ(27) فَإِنْ لَمْ تَجِدُوا فِيهَا أَحَدًا فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتَّى يُؤْذَنَ لَكُمْ وَإِنْ قِيلَ لَكُمْ ارْجِعُوا فَارْجِعُوا هُوَ أَزْكَى لَكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ(28) لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ مَسْكُونَةٍ فِيهَا مَتَاعٌ لَكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ(29)

 

*HAFTALIK YORUMLAR (43):                              (CUMA GÜNLERİ “ÜSKÜDAR”; Saat: 19.00)

DOLAR - EURO MACERASI

Allah Yahudilere ilim vermiş. Nüfusları az, çalışma kabiliyetleri yok, ama ilme verdikleri önem dolayısıyla dünyaya hâkimdirler. Biz ise ilim düşmanlığı yapıyoruz. Bu durumda ne yapacağız?

Buna göre para politikaları nasıl düzenlenebilir?

1- Devlet taşınmazları alıp satmalıdır.

2- Devlet inşaat malzemesini rehin alarak altın değeri ile faizsiz olarak kredilendirmelidir.

3- Devlet halka ön ödemeli sipariş kredisini vermelidir.

4- Devlet inşaatlarda çalışanlara ücretlerini ödemeli, inşaat borçlandırılmalıdır.

Süper devlet olmamız için acilen;

a) İşsizlik önlenmeli (üç ay),

b) Dış borçlar ödenmeli (iki yıl),

c) Yargı tarafsız, bağımsız, etkin ve saygın hâle getirilmeli (6 ay içinde),

d) Medya yazar serbestliğine kavuşturularak millî basın oluşturulmalıdır (bir yıl içinde).

Akevler” bütün bunları yapacak güce ve kadroya sahiptir. Çalışmanız gerekmektedir.

Yeniden “İstiklâl Savaşı” yapmak zorunda kalabiliriz; hazırlıklı olmalıyız.

SÂBİKÛN HANIMLARA MÜJDE

Kur’an bunlara “evvelûn, mukarrebûn, sâbıkûn, mü’minûn” demektedir.

“Allah mü’minlerden cenneti vererek mallarını ve canlarını almıştır.” denerek bu kişilerin durumunu belirtmektedir.

Diğer taraftan “eshab-ı yemîn” diye vasıflandırdığı “müslimler” ise; “Rabbimiz bize dünyada hasene ver, âhirette de hasene ver.” derler. Allah bunlara da husnayı vaadetmiştir. “Ama bunların dereceleri bir değildir.” diyor Kur’an.

Yeni uygarlık bu “sâbıkûnlar”ın çalışmaları ile oluşmuştur. Bu durum o kadar zordur ki sonuna kadar sabredilememektedir. Bir zamanlar “Adil Düzen”in delisi olanlar, sonradan onlar da “eshab-ı yemîn” olmayı tercih etme durumuna geçmişlerdir. Bununla beraber o özverili yıllar Türkiye’yi bugünkü hâle getirmiştir. Sonuna kadar dayanma ise sadece peygamberlere nasip olmuştur. Elde ettiğimiz başarı eksikse, bu sâbıkûnların kendileri gibi arkadaş bulamamış olmaları nedeniyle cihat azminden çekilmiş olmalarıdır. Benim şahsen yaptığım hata; azmimi kaybetmedimse de, durmadan yer ve arkadaş değiştirdim. Yeteri derecede başarıyı görememiş olmam bundan dolayıdır.

III. Bin Yıl Uygarlığı”na sadece malzeme hazırlamış olduk, böyle bir uygarlığın hazırlığını yaptık. Ama bunu başlatma şimdiye kadar nasip olmamıştır. İşte bu özveride bulunan erkeklerin eşleri ve çocukları ıstırap içinde olur, kocalarını bu faaliyetten alıkoymak isterler, hiç olmazsa azimlerini kırarlar. Hattâ kocalarına kızamaz, arkadaşlarına karşı olurlar.

İşte bu hafta pazartesi günü cenazesini kıldığımız M. Adil Aktuğ’un eşi Perihan Aktuğ Hanım belki de bu yolda en çok sıkıntı çekmiş olan bir hanım olmuştur. Eşinin gerek “Akevler” gerekse “Millî Görüş” saflarında karşılıksız olarak çalışmalarında beş çocuğu ile evinde sadece kocasız geceler geçirmemiş, aynı zamanda babası ve kardeşlerinin yardımı ile nafakasını temin edebilmiştir. Ben kendisinden ve çocuklarından bize karşı ve kocasının çalışmalarına karşı bir şikâyetini duymadım. Onun “Adil Düzen” yolculuğundaki sabrı bizim çalışmalarımızdan daha da üstün olabilir. Onun bize hakkı geçmiş olur. Cennetteki yeri erkeklerden üstün olabilir.

Bu vesile ile sabreden hanımlara müjdeler olsun.

Merhumeye rahmet, yakınlarına ve M. Adil Aktuğ’a sabır dileriz.

 

*HAFTALIK DERSLER (4): ARAPÇA; 4. DERS: HARF VE KELİME  ve  MATEMATİK; 4. DERS: SANAL SAYI

 

ARTIK SİYASET ZAMANI: YA “ADİL DÜZEN”İ BENİMSEYEN BİR PARTİ; YA “ADİL DÜZEN PARTİSİ

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 213. SEMİNER        Tefsir         İstanbul, 14 Haziran 2003

 

NÛR SÛRESİ(24); 27-29. ÂYETLERİN TERCÜME VE TEFSİRİ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلَى أَهْلِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ(27) فَإِنْ لَمْ تَجِدُوا فِيهَا أَحَدًا فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتَّى يُؤْذَنَ لَكُمْ وَإِنْ قِيلَ لَكُمْ ارْجِعُوا فَارْجِعُوا هُوَ أَزْكَى لَكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ(28) لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ مَسْكُونَةٍ فِيهَا مَتَاعٌ لَكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ(29)

 

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا (YAv EayYuHa elLaÜIYNa EAvMaNUv)

“Ey îman etmiş olan kimseler!/ Ey inanmış olan kimseler!/ Ey dayanışma ortaklığını kuran kimseler!/ Ey birbirlerini güven altına alan kimseler!”

Hazreti Muhammed Medine’ye gittiği zaman, mümkün olsun olmasın, Medine’de yaşayan halkları dayanışma ortaklığında topladı. Araplar dayanışma ortaklığına “akile” diyorlardı; Kur’an “evliya” demektedir. Ayrıca onlara hitap ederken “Ey mü’minler!” diye hitap etmektedir. Toplulukta kelimelerin bir kısmı lügat manâsından başka manâ kazanır. “Başbakan” demek, bakanların ve görenlerin başı demektir. Oysa biz onu şimdi hükümet başkanı olarak kullanıyoruz. İşte Kur’an da kelimelere böyle yeni manâlar yükleyerek İslâm düzenini kurmuştur. Zaten insan dilinin özelliği budur. Bu olmazsa evrim olmaz, gelişme olmaz. Kur’an kelimeleri yeni kavramları ile kullanır, ama kendisi tanımlamaz. Onu siz Kur’an’daki kullanış biçimiyle ve hayatta karşılaşılan olaylarla anlarsınız. Mesela haritada bir yer görseniz onun ne olduğunu bilmezsiniz. Ama bulunduğu yere gidip görseniz orada mesela Fatih Köprüsü’nü bulsanız o işaretin ne olduğunu anlarsınız. Eğer oraya 1900 yıllarında gidip görseydiniz orada bir şey bulamazdınız. İşte o zaman o işaret sizin için müteşabih olurdu. Kur’an’ı asrın idrakine söyletmek işte budur. Yani Kur’an’ın ifadelerini asrımızın oluşlarına göre tanımlamak demektir.

Biz “Ey îman edenler!” tâbiri ile aralarında ilmî, dinî, meslekî ve siyasî dayanışma ortaklıklarını kuran bucak veya belde teşkilâtlarını anlıyoruz. Nüfusları 3000 ile 10000 (ortalama 5000) arasında olan kentleri anlıyoruz. Bir kooperatif kurarak orada toplanırız. Bilgisizlikten doğan zararları ilmî; beceriksizlikten doğan zararları meslekî; ihmalden doğan zararları dinî; kasten iras edilen zararları siyasî dayanışma ortaklıkları tazmin eder. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti mevzuatında bedenî cezaları uygulayamayız. Onun dışındaki konularda uygulanmak üzere bağımsız bir bucak kooperatifi kurar ve kendi kendimizi yönetebiliriz. Kooperatif kararlarına uymayan kimseleri kooperatiften çıkarır, beldemizden uzaklaştırabiliriz. O halde günümüzde bu âyetin emrettiği dayanışma ortaklıklarını kurmamızı engelleyen hiçbir şey yoktur.

Tek engel vardır; daha “Adil Düzen”i öğrenmemiş ve ona inanmamış olmamız.

Demek ki bu âyetin hitap ettiği kimseler İslâmî bir bucağı kuran kimselerdir. Hak düzeninde her bucak bir hücre mahiyetindedir. Bağımsız bir ünitedir. Bütün şeriat düzeni onların arasında kurulur. Bütün hukuki düzenlemeler orada yapılır, kanunlar orada çıkarılır.

İller bucakların birliğidir. Ülkeler illerin birliğidir. İnsanlık ise ülkelerin birliğidir.

Merkez bucaklar vardır, onlar taşra bucaklarına hizmet verirler. İnsanlık cehaletle savaşır. Ülkeler dış saldırılara karşı savaşır. İller iç fitneyi önler. Onların yapısı da birer bucaktır.

Îman etmiş olan kimseler, birlikte Cuma namazı kılan kimselerdir. Bir bucakta birden fazla Cuma namazı kılınmaz; kılınırsa orası mescid-i dırar olur. Bu âyet kişilerin hak ve hürriyetlerinin nasıl korunduğunu anlatan, temel insan haklarını düzenleyen hükümler içermektedir. Bu hükümler barış düzeni, yani İslâm düzeni hükümleridir. Harp düzeninde harbin gereği ne ise o yapılır. Yani “Ey îman edenler” deyip de hükümler konduğu zaman bunu böyle anlamamız gerekir. “Güven” kelimesi bu kaydı içermektedir. Güvenin olmadığı yerde bu âyetin hükümleri uygulanmaz. Onun içidir ki; savaş güven için meşrudur diyoruz. Güven sağlandıktan sonra savaş hükümlerini uygulamak eşkıyalıktır.

لَا تَدْخُلُوا  (LAv TaDPUvLUv) “Duhul etmeyiniz. Girmeyiniz.”

Burada girmek yasaklanmıştır. Kâinat üç boyutlu uzay olarak var edilmiştir. Dört boyutlu uzay içinde akmaktadır. Biz hareketlerimizi onun içinde yapabiliyoruz. Beş boyutlu uzay sayesinde irademizi kullanıyoruz. Yeryüzü tüm insanlığındır. Ancak bunu işgal ile menfaatlerini, ihya ile mülkiyetini bölüşmüşlerdir. Yani siz yönetici olarak da, mü’min olarak da girmeyin. Böylece mülkiyetin temelini atıyor. Kimsenin mülküne başkası girmesin. Yönetici de olsa girmesin. Bu nehiy anayasamızın (“İnsanlık Anayasası”) temelini oluşturur. Yeryüzünün bir kısmı ülkelere temlik edilmiştir; o topraklara diğer insanlar giremez. Ülke topraklarının bir kısmı illere temlik edilmiştir; oraya devlet kuvvetleri veya başka ilde olanlar giremez. İl topraklarının bir kısmı bucaklara temlik edilmiştir; o topraklara güvenlik güçleri dahil başka bucakta olanlar giremez. Bucak topraklarının bir kısmı ocaklara temlik edilmiştir; koruma gücü dahil başka ocaktakiler o ocağa giremez. Evler de kişilere temlik edilmiştir; kimse başkasının evine askeri güç de dahil olmak üzere giremez.

Baştan söylediğimiz gibi bu hükümler barış düzeni hükümleridir. Savaş düzeninde yalnız bu hüküm değil bütün hükümler askıya alınmış olur. Bu yasak bize neleri teşri etmiştir? Özel mülkiyet ilkesini getirmiştir. Yerinden yönetimi getirmiştir. İçtihat sistemini getirmiştir. Yerel icmaları getirmiştir. “Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası”nın temel maddeleri buna göre düzenlenmiştir. “Yeryüzünde olanların hepsini sizin için yarattı.” âyeti ile bu âyet birlikte insanlığın teşkilâtlanma kuralını koyar.

بُيُوتًا  (BuYUvTan) “Beytlere, evlere duhul etmeyin, girmeyin.”

Beyt” insanın oturduğu veya iş yaptığı yerdir. “Mesken” ise oturduğu yerdir. Kur’an “mesken masuniyeti” değil, “beyt masuniyeti” getirmiştir. Avrupalılar “Kur’an’ın hükümlerini” “insan hakları” diye adapte etmişler ve anayasalarına geçirmişler; ama “beyt masuniyeti” olarak değil de, “mesken masuniyeti” olarak yasallaştırmışlardır. Onu da elli delikle delmişlerdir. Kur’an hem “beyt masuniyeti” getirmiştir, hem de onu kayıtsız şartsız vazetmiştir. Savaş hâli hariç beyt masuniyeti vardır.

Mesken, insanların oturduğu yerdir. Beyt ise bütün canlıların bulundukları yerdir. Bu sebepledir ki kişilerin evleri, ocakların, bucakların, illerin ve ülkelerin toprakları onların beytleridir. Girmeyin emri, merkezî güçlerin o topraklara girme yasağını da âyet kıyasla değil nasla ifade etmiş olur. “Mesakine” olsaydı ancak kıyasla onları ithal edebilirdik. Nehiyden sonra gelen nekire umumiliği ifade eder. “Beyten” denseydi de aynı manâyı daha güçlü olarak taşırdı. Başka hiçbir eve girmeyin manâsı çıkardı. “Beyt” kelimesini kullanması umumiliği azaltmıştır. Ama diğer taraftan ocak, bucak, il ve ülke gruplarını da ayrı birlikte zikretmiş olur. Yani ocaklardaki evlere girmeyin, aralarına da girmeyin; bucakta da, ilde de, ülkede de. Böylece mutlak yerinden yönetim ilkesini teyit etmektedir. Buradaki beytlerin istisnası bize ev içindeki odalarda dolaşmanın serbestliğini gösterir. Başka âyette üç vakit dışında ev halkının birbirinin odalarına girmeleri serbest bırakılmıştır. Bunun gibi ocak halkı bucak içinde başka semt merkezlerine girmekte serbesttir. İl halkı ülke içinde başka bölge merkezlerine gitmekte serbesttir. Ülke halkı da başka kıtaların merkezlerine ve denizlerine gitmekte serbesttir. “Büyüten/Evlere” denmiş olması bunlara delâlet eder. Umumlukta tekil çoğuldan daha kuvvetlidir.

غَيْرَ بُيُوتِكُمْ (ĞaYRa BüYUTıKuM) “Beytlerinizin başkası olan beytlere duhul etmeyin.”

Bu ifade beytlerin sıfatıdır. İki bakımdan genel gramer kuralına istisnadır. “Ğayr” kelimesinden dolayı böyledir. Sıfatlar nekire ise sıfat da nekire olur. Halbuki burada ğayr izafetle marifedir. Ama sıfat olmuştur. Çünkü “ğayr” kelimesi lafzen nekireliği içermektedir. Hem marifeye hem nekireye sıfat olur. İkincisi de Arapçada Türkçenin aksine sıfatlı çoğulsa sıfat da çoğul gelir. Oysa burada çoğula tekil gelmiştir. Bu da yine “ğayr” kelimesinin lafzî manâsıdır. Hem çoğula hem de tekile sıfat olabilir.

“Buyutiküm”de çoğul çoğula izafe edilmiştir. İkisi de marifedir. “Elbuyuti Leküm” denseydi topluluğun ortak malı olan evler anlaşılırdı. “Buyutiküm” dendiğinde herkesin kendi evi anlaşılır. Yani kimse başkasının evine girmesin manâsı çıkar. Tabiî ki kimse başkasının ocağına, bucağına, iline ve ülkesine girmesin anlamı da çıkmış olur. Ama herkes kendi evine girsin demektir. O halde kendi ocağına, kendi bucağının bütün semtlerine, kendi ilinin bütün ilçelerine, kendi ülkesinin bütün bölgelerine, yeryüzünün bütün kıta merkezlerine ve denizlerine evi olduğu için girebilir ve gezebilir. Bu bize ülkelerarası serbest yolları, iller arası devlet yolları, bucaklar arası il yolları ve ocaklar arası bucak yolları şebekesinin oluşturulması gerektiğini de zorunlu kılar. “Sebilullah” bunları düzenler. Bu ifade bize aynı zamanda tapu tescil müessesesini de ortaya koyar. Neyin kime ait olduğunu da bilmemiz gerekir. “Adil Düzen” olmaksızın bu âyetin uygulanması mümkün olmaz.

حَتَّى  (XatTAv) “Hattâ, tâ ki isti’nâs ve istislâm etmedikçe girmeyiniz.”

Burada istisna anlamında getirilmiştir. “İllâ” manâsındadır. Yani isti’nâs ve teslim ederseniz girebilirsiniz demektir. “Hattâ” kullanılmasının sebebi, “illâ”da girişin olup olmaması aynı derecededir. Oysa “hattâ”da “illâ” manâsı vardır. Giriniz, girmeniz iyidir. Ama uygun şekilde girmeniz gerekir.

Bu da yine “İnsanlık Anayasası”nın en önemli kuralıdır. Seyahat hürriyetinin temelidir. Esas olan serbestçe dolaşmaktır. Sadece beyt sahiplerinin hukukunu korumak için yasak konabilir. Yoksa başka bir kimse seyahat yasağını koyamaz. Giriş vizesi kuralı konur ama çıkış vizesi kuralı konamaz. Çıkışı yasaklayan ülke dar-ı harptir, yani o devletle savaşmak meşrudur. Giriş vizesi de sadece ora halkının hukuku olarak konabilir. Barış zamanlarında ambargo veya abluka sözkonusu olmaz. Bu sebepledir ki sürgün yerlere giriş yasaklanamaz, başkalarının çıkışı da yasaklanamaz. Sadece sürgüne mahkûm olanların çıkışı yasaklanır. Yani kapalı cezaevi meşru değildir. Bu “hattâ” kelimesinin delâletiyle de zımnî isti’nâs ve zımnî teslim yeterli olmaktadır. Bunun için burada “illâ” değil de “hattâ” kullanılmıştır. Âyet ifadede en belîğ üslûba ulaşmıştır.

تَسْتَأْنِسُوا (TaSTaENıSUv) “İsti’nas etmedikçe, isti’nas edene dek.”

İsti’nâs” “ÜNS” kelimesinin istif’âl bâbıdır. “Üns” yayın insan yani iç tarafı olan kısımdır, “vahşi” ise av tarafı olan kısmıdır. Her canlı için canlılar ikiye ayrılır. Alışık olan ve birlikte barış içinde yaşayanlar; diğerleri ise av konusu olan ve avlananlardır. “İnsan” kelimesi de buradan gelir. “Enis”, tanıdık demektir. “İsti’nâs ederek” demek, tanışarak ve bilişerek demektir. Kişi bir yabancı eve veya toprağa girerken orasının kime ait olduğunu, oralarda kimlerin bulunduğunu bilmelidir. Kendisi de kendisini onlara tanıtmalıdır. Yani kişi kendisini tanıtmalıdır. İçerdekileri bilmiyorsa onları tanımalıdır. Nüfus kâğıdı, hüviyet cüzdanı, pasaport gibi belgelere bu emrin gereği olarak insanlar sahip olmalıdırlar. Her yerin giriş-çıkış kapılarında giriş-çıkış levhaları bulunmalıdır. Evlerin kapılarında da ora sakinlerince tanınan adlar yazılmalıdır. Bunun dışında insanlar elbiselerini giyerken kendilerini tanıtmalıdırlar. Yani herkes kimin kim olduğunu ve nerenin neresi olduğunu bilmelidir. İnsanların hak ve hürriyetleri ancak böyle korunabilir.

İslâm düzeninde herkes tam olarak hürdür. Adam öldürmesine kadar herkese her türlü hürriyeti tanımış oluyoruz. Ancak adam öldüren karşılığına râzı olmalıdır. Dolayısıyla her türlü hareketler kayıt altına alınmalıdır. Bu sonradan herkesin hakkını belirlemek içindir. “İsti’nâs” kelimesi bunu ifade etmektedir. Maruf ile münker de bu anlamdadır. Ateşin ateş olduğunu, suyun da su olduğunu bilirsek yaşayabiliriz. Ateş bize su, su da ateş gibi görünürse hayatımız mümkün olmaz. Hukuk düzeni budur, şeriat düzeni budur.

وَتُسَلِّمُوا  (Va TuSalLiMUv) “Teslim oluncaya kadar.”

Teslim olmak” demek, Türkçe manâsında onun emrine girmek anlamında değildir. Teslim olmak demek, onunla barış içinde olmak yani savaş durumundan çıkmak demektir. Okun atıldığı taraf değil de, oku atanlar tarafında olmak demektir, barış içinde olmak demektir. Demek ki, bir evden başka bir eve veya başka bir vatana girildiği zaman bir defa kendini tanıtman, senin de onları tanıman gerekir. Bunun dışında ora halkı ile boğuşmak ve çekişmek için değil de, barış içinde olmak şartıyla girmeye izin verilmiştir, böyle bir giriş meşru hâle getirilmiştir.

İsti’nâs ve barış, işte sosyal düzen budur. İsti’nâs, açık olmak demektir. “Ânestu nâren” demek, ateşi gördüm demektir. Aydın olmak, belirli olmak demektir. Diğeri de barış içinde olmak demektir. Barış demek, hakemlerin verecekleri kararlara uymak demektir. Bu iki oluşu gerçekleştirdiğimiz zaman ülkemiz eman ülkesi olur. Burada açıklığa da açıklık getirmemiz gerekir. Herkesin kendi iç dünyası vardır. Bunu elbette kimseye açıklamak durumunda değildir. Ocakların, bucakların, illerin de kendi iç dünyaları vardır; bunları açıklamak zorunda değildirler. Bu gizlilikleri araştırmak casusluktur. Hukuk düzeninde casusluk haramdır. Herkes ve her topluluk kendi sırlarını korur. Ancak topluluğu ilgilendiren hususlarda gizlilik olmaz. Kişinin toplulukla ilgili hususları gizlemesi ne kadar kötü ise, kişinin veya ocak ve bucakların topluluğu ilgilendirmeyen hususları faş etmek de o kadar kötüdür. Kur’an bunlar arasında denge kurmuştur. Fuhuş bile teşyi edilmez.

عَلَى أَهْلِهَا (GaLAv EaHLiHAv) “Ehline teslim etmedikçe, edene dek başkasının evine girmeyiniz.”

Ehli” halkı demektir. Kur’an’da “halk” olarak bir “ashab” bir de “ehl” kullanılmaktadır. “Sahâbe” orada bulunan herkes demektir. Yani evin içinde bulunan misafirler de ashaptır. Bir ocakta yabancılar ashaptır. Ehl ise orada devamlı ikamet eden kimselerdir. Hacda olan herkes Mekke ashabıdır; şehrin yerlileri ise Mekke ehlidirler. Burada “ehline” denmek suretiyle oranın sakinleri demektir. Orada geçici olarak bulunan kimseler kastedilmiyor. “Ehlihâ” denmesiyle girme izninin sadece başkandan değil de, orada bulunan halkından birinden alma da yeterli olacaktır. Çünkü “ehl” ifadesi tüm halkı içine alıp sadece başkan halkı temsil etmez. Böyle ifadelerde hüküm ya bütününe ittifakla, ya da her birine ayrı ayrı şâmil olur. Burada karine ile, uygulama ile her birine ayrı ayrı şâmil olmaktadır. Evin veya karyenin sakinlerinden birinin izin vermesi ile oraya girilme müsadesi çıkmış olur. Buradaki misafirlerin izin vermesi yeterli değildir. Zımmilerin izin vermesi de yeterli sayılmayabilir. Kadın olsun erkek olsun halkından ergin birisinin izin vermesi yeterli olmaktadır.

Biz Hazreti Peygamber’in uygulamasını esas alarak “İnsanlık Anayasası”nda böyle yazdık. Şimdi görüyoruz ki Kur’an’da da açık yeri vardır. “Eshab-ı beyt” dememiş de “ehl-i beyt” demiştir. Kur’an böylece 1400 senelik ma’şerî çalışmalarla açıklığa erişmiştir. Bundan sonra da daha çok açıklanacaktır.

ذَلِكُمْ  (ÜAvLıKuM) “Bu size söyleniyor” anlamındadır.

Za” gösterilen yahut işaret edilen tek erkek bir şeydir. Bu girmeme işidir. İzin almadan başkalarının evlerine girmeme size hayırdır. Burada işaret edilen izinsiz başkasının evine girememe kuralıdır. Kur’an buna işaret etmektedir, çünkü yaygın kanaat ve uygulama olarak hakim kararı ile eve girilebilir. Hattâ fevkalâde durumlarda doğrudan polis eve girmektedir. Kur’an ise bunu yasaklıyor. Yerinden yönetim ve beyt masuniyeti bütün insanlar için sözkonusudur.

خَيْرٌ لَكُمْ (PaYRun LaKuM) “Bu sizin için hayırdır.”

Burada konan girme yasağı suçlu kişinin korunması için değildir. Buradaki yasak sizin huzurunuz içindir, suçlu olmayanların hayrınadır. Çünkü suçluyu cezalandırmak, onu sıkıntıya sokmak, suçluyu afvetmekten çok daha büyük kötülüktür. Buna dayanılarak on kişiden dokuz suçlu olsa, içlerinden biri suçsuz olsa, bir suçsuzu cezalandıracağımıza on suçluyu cezalandırmaktan vazgeçeriz. Bu kural topluluk için hayırdır. Yerinden yönetim ve içtihat sistemi sadece kişilerin hukukunu korumak amacıyla konmamıştır. Aksine topluluğun sağlıklı gelişmesi için konmuştur. 

لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ (LaGalLAKuM TaZakKaRUvNa) “Artık tezekkür edersiniz.”

Kur’an’da “li” ile “lealle” yakın anlamlarda gelmektedir. Burada “ye” düşmüştür. Aslı “Lealleküm yetezkkerûn”dur. Size tezekkür imkânı sağlanmıştır. Artık bu konuları kolay anlarsınız. Kur’an bazen öyle şeyleri bildirir ki biz onun hikmetini anlamayabiliriz. Müsbet ilim yoluyla tesbit edemeyiz. Ama Kur’an bize çoğunu söyler, bize kolaylık gösterir, ama biz de onu aklımızla anlarız. O zaman “lealleküm tezekkerûn” der.

Elinizde harita yoksa veya biri size göstermezse adresi zor bulursunuz, ama harita veya kişi size evi gösterse ve eve varıp kapı yazısını okusanız, kapıyı açtığında karşınızda adresteki tanıdığınızı bulursanız artık aklınızda haritadaki veya kişideki bilgiyi ispat etmiş olursunuz. Müsbet ilim dediğimiz şey budur.

Birbirine benzeyen dört bucak alalım. Birinde evlenme zor, boşanma zor olsa; diğerinde ikisi de kolay olsa; diğerlerinin birinde evlenme zor, boşanma kolay olsa; dördüncüde evlenme kolay, boşanma zor olsa, sonra 50 senelik veya 100 senelik bir istatistik yapsak. Evlilerle evlenecek yaşta olup evlenmeyenlerin sayıları arasında yıllara göre dağılım yapsak, görürüz ki evlenmenin kolay ve boşanmanın kolay olduğu ülkede evlilik daha çoktur. Başka şey daha ekleyebiliriz. Boşanma sayısı da çok küçüktür. İşte bu müsbet ilimdir. Önce hesap yapıp sonra onun öyle olduğunu görmek müsbet ilimdir. Kur’an burada beyt masuniyetinin bizim için hayır olduğunu söylemektedir. Böyle olan yerlerde daha az cinayet işlenecektir. Daha az kimseye ceza uygulamak zorunda kalacağız. Yerinden bucak yönetimlerinin insanlığa yapacağı en büyük yarar müsbet ilmin sosyal olaylara uygulama imkânını sağlamasıdır. Bu ifade aynı zamanda bize sosyal olayların da müsbet ilimlerin içinde olduğunu bildirmektedir.

فَ  (Fa) “Fa” harfi, bundan önceki istisna etme ve teslim etmeden önce başkasının evine girmeyin nehyinden sonra açıklama cümlesi getirilmektedir. Kendinizi tanıttıktan ve selâm verdikten sonra girin. “Teste’nisû” kelimesi içinde izin de sözkonusudur. “Fa” harfi ile girmek için eski kuralı da içine alan bir açıklama gelmektedir. İsti’san ile açıklama yapılırsa kıyas yapılmaz. “Va” ile yapılırsa kıyas getirilir. “Fa” ile yapılırsa sonra gelen nas olur. Daha öncekileri de içermiş olur. Burada “Fa” harfi getirilmiştir ve bu âyette başkasının mülküne, beytine girme hükümleri konmuştur.

إِنْ لَمْ تَجِدُوا فِيهَا (EıN LaM TaCıDUv FIyHAv) “Orada vecd edemezseniz, bulamazsanız.”

Kapıya vardınız, çaldınız, kimse yok. Ne yapacaksınız? Yahut hudutlardan geçerken kimse yok, ne yapacaksınız? Orada bulunması ses vermesiyle anlaşılmaktadır. O halde yüz yüze gelmeden yapılan sözleşmeler de geçerlidir. Sesi duymuş olman canlı olduğu kesin bulunması şartı ile perde arkasında yapılan konuşmalar da geçerlidir. Bu durumda telefonla veya faksla yapılan konuşmalar ve yazışmalar da geçerlidir. Bunları geçersiz saymaktan ziyade, bunların hilelerinden korunma cihetine gidilmelidir. Hüsnüniyet kuralı burada geçerlidir. Biri sahtekârlık yapacak diye sahtekâr olmayanlar cezalandırılamaz.

أَحَدًا (EaXaDan) “Bir ehadı, birini vecd edemezseniz, bulamazsanız.”

Burada “birini” demekle sahibi olup olmadığına bakılmaz, içeride önce giren kimse aksi sabit oluncaya kadar sahibi kabul edilir. İlk işgal edenin izni olmaksızın evine girilmez demektir. Bir kimse başka birine kiraya verse veya ariyet verse izinsiz girebilir mi? sorusuna cevap buradaki “ahadan” kelimesi ile hayır, içeride kim varsa orası ona korunmuştur. Biri işgal ederek başkasının evine girse zorla çıkarılmayacak mıdır? Burada gasp olayı vardır. Malı gasp edilen kimse malını korumak durumundadır. Ancak ev boş olmamalıdır. Yani içinde eşya bulunmalıdır. Bir de kişi uzun zaman onun içinde müdahalesiz oturmalıdır. Bugünkü kanunlarda iki ay gibi müddetler konmuştur. Mal sahibi kişiye meskenlerde ancak 24 saat içinde müdahale edebilir. İşyerlerinde ise bir hafta içinde müdahale edebilir. Ondan sonra hakemler kararı gerekir. Hakemler evin veya işyerinin gasp olduğuna karar verebilir. O takdirde mal sahibi kendi malını koruma hakkını kullanır. İşgalci bir şey yaparsa kısasa tâbi olur, mal sahibi bir şey yaparsa sadece diyetini öder. Koruma ise evi arar, girişleri yasaklar, çıkışları serbest bırakır. Böylece terk ettiği zaman kendisine müdahale edilebilir.

فَلَا تَدْخُلُوهَا “Duhul etmeyiniz, girmeyiniz”

Şart önce gelirse vücubu ifade eder, yani bu şartlar altında girmek yasaklanır. Sonra olsaydı cevazı ifade eder, girmeyebilirsiniz olurdu. Oysa burada girip girmeme serbesttir. Kimse yoksa girme yasağı konmuştur. Şartta “Fa” gelmezse bir defa için hüküm ifade eder. “Fa” ile gelirse, her zaman anlamını taşır. Kimsenin olmadığı meskûn eve girilemez. Meskûn olması eşyasının orada bulunması demektir.

حَتَّى يُؤْذَنَ لَكُمْ (XatTAy YuEÜaNa LaKuM) “Tâ ki size izin verilsin.”

Bu izin içeriden verilse de olur, dışarıdan verilse de olur. Yine burada “Hattâ” “İllâ” manâsında getirilmiştir. İznin verilmesi asıldır. İnsanların birbirlerini muhatap alma zorunluluğu vardır. Biri seninle görüşmek ister de görüşmezsen bu kim olursa olsun haramdır. İnsanın çalışma saatleri vardır. İstirahat saatleri vardır. Bir de görüşme saatleri olmalıdır.

Şu soru sorulur: Günde ne kadar zaman görüşme saati olarak ayrılabilir? Bu saatler hangi saatler olmalıdır? İnsanlar için sohbet vakti olarak üç saat ayrılmıştır. Bu vakit yatsıdan önceki vakittir. Bunu üçe ayırabiliriz. Bir saat genel olarak ortak sohbete ayrılacaktır. Bir saati de kendisinin istediği kişiye ayırması sözkonusu olabilir. Bir saati de kendisi ile özel olarak görüşmek isteyenlere ayırabilir. Şimdi kendisi ile görüşmek isteyenler o saatte görüşme salonuna girerler. Geliş sırasına göre otururlar. Kaç kişi varsa bir saatlik vaktini onlara ayırır. Erken oturanlar ayrılıp gidince sonrakilerin dakikaları artar. İsterse ondan sonraki bir saatinden de onarla görüşmek üzere vakit ekleyebilir. Bunun dışında kişi görüşme saatlerini fiyatlandırarak diğer saatlerde de görüşmeler yapabilir. Başkanlar için bu saatler hazineye gelir olarak alınır. Kademeli pahalılandırma da yapılabilir. Burada “hattâ” kullanılması izin verilmesinin asıl olmasından ileri gelir. Genel olarak imkân varsa görüşme veya eve girme reddedilmektedir.

وَإِنْ قِيلَ لَكُمْ (Va EıN QIyLa LaKuM) “Size kavl edilirse.”

“Rücu’ ediniz” denirse rücu ediniz. Burada “Kîle” denmiştir. Kimin söyleyeceği belirtilmemiştir. İçlerinden biri “geri dön” derse yani girmesine “hayır” derse o zaman girilmeyecek midir? Giriş asıl olduğu için birinin “girin” demesi yeterli görülmektedir. Ama “girmeyin” sözünü birinin değil de başkanın demesi gerekir. Eve girmeyi yasaklayan evin reisi olacaktır. Evin reisi kimdir? Anne mi, baba mı?

Evin içinde anne, dışarıda baba başkandır. Eğer evin hanımı “girmeyin” diyorsa o eve girilemez. Bundan dolayıdır ki erkek karısının istemediği misafiri eve getiremez. Evin yönetiminde dışarıda reis erkektir, içeride ise kadındır. Evin temizliğinden ve yemek işlerinden sorumlu olan kadındır. Kadın da mahremi olmayan erkeği kocasının izni olmadan evine alamaz. “Leküm/Size dendiğinde” denmektedir. Emir aynı zamanda yöneticileri de içerdiği için çoğul sığası getirilmiştir.

ارْجِعُوا  (EıRCiGUv)

“Geri dönünüz, gelmeyiniz” denirse “rücu’ ediniz” denmektedir.

Eve kabul edilmek istenmezse evine gidilmeyecektir. Ocak başkanı ocağa, bucak başkanı da bucağa sokmak istemediği adamı sokmayabilir. O kimse artık oraya giremez. Başkanlar kendi sorumlu oldukları yerlerden istedikleri kimseleri çıkarabilirler. Mağdur olanlar hakemlere gidip mağduriyetlerini giderirler. Ancak o anda emre uyup orasını terk etmeleri farzdır. Karşı gelen isyan etmiş olur. Başkanların sürme hakkı vardır. Başkan ancak kendi bucağından sürebilir. İl başkanı ilinden süremez. İlçe merkez bucaklarından da ilçe merkez bucak başkanı yani ilçe emiri sürebilir. Ancak il başkanı ilçe emirlerine emir verebilir. Böylece il sakini ya ili terk eder yahut kendi bucağında hapsolmuş olur.

فَارْجِعُوا (FaCıGUv) “Rücu’ ediniz.”

Burada eğer “Va” harfi getirilseydi bir defa rücu’ ediniz çıkardı. “Fa” getirildiği için ise eğer başka bir gün derse veya falan gün derse tekrar gitmeye hakkın vardır. Ama eğer hayır derse bir daha artık onu rahatsız etme hakkın yoktur. Ancak aracılar aranızı düzeltebilir. Onların görüşme hakları devam eder. Bir erkek bir kıza kendisi talip olabilir. Ancak red cevabı alırsa artık onu rahatsız edemez. Ama aracılar gidebilir.

Soruşturma yapılırken önce soruşturmacı teybi veya kamerayı alarak kişiye gider ve görüşmek ister. Görüşsün görüşmesin, sonra yazılı sorular sorabilir. Eğer cevap vermezse başkan onu cevap vermeye çağırabilir, duruşmalı soruşturma yapılır. Gelmeyeni bucağından nefyedebilir. Cebrî celb ancak hakem kararı ile askeri yargıya havale edildiği zaman yapılabilir.

هُوَ أَزْكَى لَكُمْ(HuVa EaZKAv Lakum) “Sizin için daha ezkâdır, daha temizdir.”

Yukarıdaki âyette kendinizi tanıtmak ve içindekileri tanımak sizin için hayırdır denmiştir. Burada da geri dönüş sizin için ezkâdır denmektedir. Teslim hayır olarak, rücu’ ise ezkâ olarak getirilmiştir. Ezkâ ile hayır arasında ne fark vardır? Hayır şer karşılığıdır; daha iyi manâsınadır. Ezkâ ise daha pak demektir, daha temiz demektir. Canlıların bir özelliği vardır. Hem kendilerini kirlerden temizlerler hem de gelişirler. Toz ve topraklarla örtülü yapraklar bir bakarsınız tozlardan arınmış olarak terütaze canlı görünürler. Üstleri kirlenmiş hayvanlar biraz sonra yıkanmış gibi olurlar. İşte bu temizliğin adı “zekât”tır. Türkçedeki “tezkiye” kelimesi de bu anlamdadır. Geri dönüp eve girmek için rahatsızlığa devam etmemek, kirlilikleri atmak ve canlılığınızı korumak için daha iyidir. Bu emirler mü’minlere halk olarak emredilmesinden ziyade, çoğul kullanılmış olmasından dolayı yöneticilerin yahut kolluk kuvvetlerinin evlere girmemeleri, merkezî yönetimlerin yerinden yönetimlere karışmaması ilkesini getirmektedir. İnsanlar kendi iradeleri ile yaşayacak şekilde yaratılmıştır. Böylece kendileri hesap verirler. Ancak başkalarını da rahatsız etmemelidirler. İşte bu da ancak beyt masuniyeti ile sağlanır. Herkes kendi vatanında hür olmalıdır. Dışarıdakiler ona karışmamalı, ama içeride de kendi aralarında son derece kurallara tâbi olmalıdırlar. Demokrasi ekseriyet seçimleri ile değil, demokrasi yer değiştirebilme ile sağlanmalıdır. Bu ancak yerinden yönetimle mümkündür. Bu da ancak merkezdeki silahlı güçlerin taşra topraklarına davetsiz girememeleri ile sağlanmaktadır.

وَاللَّهُ (VaelLAHu) “Ve Allah”

Buradaki “Va” hâliyedir. Allah her yaptıklarınızı bilmektedir. Âhirette hareketlerinizin hesabı teker teker sorulacaktır. Bu Kâinat’ı var edip de onu harabeye terk edecek değildir. Eve veya ülkeye girmek isteyen ile ona izin vermeyip geri çeviren kimsenin yaptıklarını bilmektedir. Hangi amaçla girmek istediğini hangi amaçla da geri çevrildiğini bilmektedir. Ancak burada “Allah” kelimesini topluluk ile yani Allah’ın yeryüzündeki halifesi ile manâlandıracak olursak, topluluk her yaptıklarını bilecektir, bilici olacaktır.

İnsanlık Anayasası”nda herkesin bir evrak hizmetlisi vardır. Orada olup bitenler kaydedilir. Eve konuk olmayı istemiş ama o da kabul etmemiş, yahut kabul etmiş. Bunun kayda geçmiş olması ileride birtakım hukuki sorunların çözülmesinde yardımcı olur. Çünkü bütün bunlar tebliğ ve uyarıdır. Kabul etmemesi hâlinde sorumluluk kabul etmeyene ait olur.

بِمَا تَعْمَلُونَ (BiMAv TaGMaLUvNa) “Ne amel ederseniz onu Allah bilmektedir.”

Amel fiili ve kavli içermektedir. Ancak buradaki fiil ve kavil başkalarını da ilgilendiren hukuki sonuçlar doğuran fiil ve kavildir. Burada kayda geçirilecek olan ileride belge olacak fiil ve kavildir. Bugünkü mahkemelerin tesbit davaları vardır. Yani bir olayı ileride kullanmak istiyorsan mahkemeye gidiyorsun, hakim geliyor ve durumu tesbit ediyor. “Adil Düzen”de bu resmî şahitler tarafından yapılıyor. Hizmetli olarak ifa edilen şehadet müessesesinde kişi bir, iki veya dört şahidi ayrı ayrı bulur ve onlara tesbit yaptırır. Şahitler bunu kayıtlarında tutarlar. Dava sözkonusu olunca da hakemlerin karşısına çıkıp şehadet ederler. Resmî şahitlerin yani polislerin bu tesbiti yapabilmeleri için yazışma önemlidir. “Ben falanın kapısına gittim, kendisinden görüşme istedim, kabul etmedi.” “Ben şu sınıra geldim, geçmek istedim, ruhsat vermedi.” diye yazılır. Kişi kendi evrakçısına verir. O da görüşmek istemeyen veya yol vermeyen kişinin evrakına gönderir. Bunlar da cevaplarını yazar ve gönderirler. Her iki tarafın dosyasına konur. Yani olay olduğu zaman kayda geçirilmiş olur. Tanıklar sonra bu yazıları inceleyerek o günkü olaylar hakkında bilgi edinir ve şahitlik yaparlar.

عَلِيمٌ (GaLIyMun) “Alîmdir.”

Burada “alîm” kelimesi nekire geçmiştir. Allah’tan başka her yaptığını bilen kimse olmadığına göre neden marife olarak “Bima tag’malune huve alîmün” denmemiştir. Çünkü burada geçen âyette Allah’ın yeryüzündeki halifesi olan topluluk kastedilmiştir de andan dolayı nekire getirilmiştir. Tarım topluluklarında bu kayıt işi önemli değildi. Çünkü insan hafızası bunları saklamakta yeterliydi. Ancak bugün insanlar artık birbirini tanıyan insanlarla ilişki kurmuyorlar. Biraz sonra yaptıklarını unutup gidiyorlar. Dolayısıyla eğer yapılan ve söylenenin hukukî sonuçlarının olmasını istiyorsak bunu evrak hizmetine bildirmemiz gerekir. Sonra karşı evraka da ulaşmalıdır. Bunu yapmamışsak ileride bu fiil veya kavilden dolayı hak iddia edemeyiz. Roma’da bu kayıtlar duruşmalı ve resmî kimseler tarafından yapılırdı. “Adil Düzen”de ise bu kişilerin beyanı olarak kendileri tarafından yapılmaktadır. Muhatap haberdar edilmektedir. Geleceğin düzeni budur. Birçok olaylar elektronik kayıtlarla yapılacaktır. Bugün her apartmanın girişinde kapı kilitlidir. Her evin de anahtarı vardır. Yarın bu kapılar Akbil benzeri bir elektronik âletle açılacaktır. Her giren ve çıkan saatleri ile kaydedilmiş olacaktır. Buradaki “alîm” kelimesinin nekire olması bize bunarı haber vermektedir.

لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ  (LaYSa GaLaYKuM CuNAXun) “Sizin üzerinizde cunah yoktur.”

Cunah” Türkçedeki günah karşılığıdır. Aynı kelimedir. Cenah, kanat veya koltuk demektir. Kişinin gizlediği ve sakladığı şey ve fiil demektir. “Zenb” arkasında gizlediği, “cunah” da koltuğunda gizlediği demektir. Küçük günahlar anlamına gelir. Kur’an’da “mekruh” kelimesi fıkıhçıların kullandığı anlamda değildir. “Cunah” var, “zenb” var, “ism” var, “curum” vardır. Bunlar Kur’an’da geçen kelimelerdir. Bunun dışında “azab” vardır, “ıkab” vardır, “eza” vardır, “nekal” vardır. Ceza hukuku bu kavramlar içinde oluşmalıdır. Cunah bedenî veya mâlî ceza gerektirmez. Ancak terfii durdurur. Mesela kredin azalır, resmî derece yapılmaz, yani ehliyet derecesinde duraklama oluşur. Yukarıda sayılan olaylarda aksi davrananların cezası kerahet mertebesindedir. “Burada cunah yoktur.” denince, mefhumu muhalefet ile izinsiz girmede cunah vardır anlamı çıkar. Rücu’ etmede cunah vardır anlamı çıkar. Mefhumu muhalefet delil sayılmamaktadır. Hanefi mezhebi böyledir; biz de delil saymıyoruz. Ancak başka delil yoksa, tercih de zorunlu ise, o zaman karine olur. Demek ki mefhumu muhalefet delil değildir ama karinedir.

أَنْ تَدْخُلُوا بُيُوتًا (EaN TaDPuLUv BuYuTan) “Beytlere duhulde bir cunah yoktur.”

Burada çoğul kullanılmıştır. Herkesin boş bulduğu eve girmesinden ziyade, boş olan ve kullanılmayan evlerin yönetim tarafımdan başkasına kullandırılması anlamını taşır. Birisi bir evi boş bıraktıysa, o evin başkası tarafından kullanılması meşrudur. Çünkü yeryüzü bütün insanlarındır. Bir yeri boş tutmaya kimsenin hakkı yoktur. Mal sahiplerinin hukuku korunacaktır. Eve giren kimse yapıyı nasıl devralmışsa aynen öyle teslim edecektir. Artıp eksilme eve girene aittir. Buna karşılık kira vermez. İkincisi olarak, mal sahibi boşaltılmasını istediği zaman da boşaltacaktır. Böylece mal sahibinin hiçbir zararı yoktur. Bu hüküm intifa kuralı içinde doğru olduğu gibi mülkiyette de doğrudur. Bir arsada inşaata başlayan ama bitirmeyen bir kimse onun mâliki değildir. Çünkü onu yararlı hâle getirememiştir. Ama orada payı vardır. İnşaata devam edemiyorsa başkası inşaata devam eder, o bina yapılan masraflar kadarı ile ortak olur. Eski mal sahibinden izin alması gerekmez. Devam projeye göre uygun olmalıdır. Buradaki duhulde cunah yoktur kelimesine kıyasla inşaata girmede bir cunah yoktur şeklinde yorumlamış oluyoruz. Ortak kiralama sistemi de buna dayanılarak gelişmiş olur. Kişi bir evi kullanamıyorsa onu kiraya vermelidir. Boş tutamaz. O halde ilçelerde komisyoncular olacaktır. Onlar binaları kiralayacaklar, sonra kiraya verdikleri yapıların kirasını kiraya veremediklerine de böleceklerdir. Bakımları kira gelirlerinden olacaktır. Böylece gayri meskun ev kalmayacaktır. Bu âyete dayanarak komisyoncu müşteriyi tercih edemez. Akilesi tarafından teminatı olan her ilk talibe önceden kiralamak durumundadır.

غَيْرَ مَسْكُونَةٍ (ĞaYRı MaSKüNaTın)

“Meskün olmayan beytlere duhul etmenizde bir cunah yoktur.”

Beyt” kelimesi canlıları barındıran yuva anlamına geldiği gibi, içinde malların muhafaza edildiği yer de anlaşılır. Burada “gayri meskun” demek, kullanılmayan yer demektir. Bir yerin gayri meskun olduğu nasıl anlaşılacaktır? Bunun için hukuki kurallar konacaktır. İşte Kur’an böyle konuşma dili ile kelimeler getirir. Biz onu zamanımıza ve yerimize göre tanımlarız. “Meskunün” gayri müteşabih bir kelimedir. “Meskun” nekiredir. “Gayri” da nekiredir. Bu bize göre, meskun olma tamamen yere ve zamana göre belirlenecektir demektir. Evlerin gayri meskun olması, kapının açık olması ve içinde kimsenin bulunmaması demektir. Halk için gayri meskunluk budur. Ama ocak ve bucak başkanları açısından evlerin gayri meskun olması, onun kullanılmaması demektir.

İnsanlar için oturma yeri olan bir ev ambar olarak kullanılırsa meskun sayılır mı? Şeriatın buna getirdiği çözüm, o ev sakinlerinin beş vakit namaza devamıdır. Kişi namazlara geliyorsa o evin sakini demektir. Kapıyı çaldığınızda ses veriyorsa o evin sakini demektir. Uzun zaman namazlarda görülmüyor, evin kapısı çalındığında evden ses de çıkmıyorsa, evin gayri sakin olduğu anlamına gelir. Bu evin meskun hâle getirilmesini istemek ocak başkanının yetkisindedir. Sahibi olan kişiyi ocağından sürer. Eşyasını ve evini değerlendirir. Bazı kıymetli malları ve belgeleri emanete alır ve o meskeni satın almış olur. Ocak başkanlarının meskenlere el koyma hakları olduğu gibi, bucak başkanlarının da benzer şekilde işyerlerine el koyma yetkileri vardır. Vergisi ödenmeyen bir işyerinin işletme mülkiyetinin işletenin elinden alınması bucak başkanının yetkisindedir. Yararlanma mülkiyeti ise kimsenin elinden alınamaz. Kapitalistler işletme mülkiyetine de dokunamıyorlar. Sosyalistler ise yararlanma mülkiyetini de gasp ediyorlar. Kur’an düzeninde işletme mülkiyeti sosyalizmin kurallarına, yararlanma mülkiyeti ise kapitalizmin kurallarına tâbi olmuş oluyor.

Bu ifade aynı zamanda boş yerlerin de işgal edilebileceğini ifade etmektedir. Ülkelere temlik edilmeyen kıta toprakları bütün insanlara, illere temlik edilmeyen bölge toprakları bütün ülke halkına, bucaklara temlik edilmeyen ilçe toprakları bütün il halkına, ocaklara temlik edilmeyen semt toprakları bütün bucak halkına, kişilere temlik edilmeyen bütün ocak yerleri ocak halkına açıktır. Oralardan yararlanabilirler. İhya edilmemişse ihya edilebilir.

فِيهَا مَتَاعٌ لَكُمْ  (FIyHAv MeTAGun LaKuM)

“Orada sizin için meta olan meskun olmayan evlere girilebilir.”

“Fîhâ metaun leküm” evlerin sıfatıdır, yahut hâlidir. Yani sizin bütün meskun olmayan evlerde metaınız vardır. Çünkü yeryüzü sizin için yaratılmıştır. İnsanlar bir yeri işgal ettiklerinde başka yeri tahliye etmek durumundadırlar. Yoksa başkalarının hakkını yemiş olurlar. O halde boş olan bir yerde sizin bir yararınız varsa siz girebilirsiniz. Buna dayanarak boş tutulan yerler üzerindeki işletme mülkiyeti kalkar. Önce şunu belirtmeliyiz ki işletme mülkiyeti kime aitse orada oturan da odur. Başkalarının evi dediğimiz zaman kastedilen, işletme mülkiyeti başkasına ait olan ev demektir. Meskun olmayan demek, işletilmeyen yer anlamındadır.

İşletmeyi nasıl tanımlayacağız? Bir kimse eğer bir üretim işletmesinden iki misli ürün alabiliyorsa o kimse orasını meskûn hâle getiriyor demektir. Yani bir kimsenin elinden bir işletmeyi alabilmemiz için bize getireceği vergi dört misli fazla olmalıdır. Meskenler için de benzer mantığı kullanabiliriz. Bir kimse ancak dört misli daha geniş yerde oturabilir. Nüfusuna göre evin büyüklüğü belirlenmiş olur. Nüfus orada oturan herkes için söz konusudur. Hizmetçiler buna dahildir. Misafir odası olanın kaç yatağı varsa o kadar nüfus sayılır, ama o kadar misafir geldiği zaman ağırlayabilmelidir.

وَاللَّهُ يَعْلَمُ (Va elLAHu YaGLaMu) “Allah bilmektedir.”

Allah” kelimesi fiilin önüne geçirilerek isim cümlesi yapılmıştır. Allah biliyor. Başkası bilmez manâsı çıkmasa bile, aksi de çıkmaz. Yani başkaları da bilir manâsı çıkmaz. Burada kastedilen Allah’ın zâtı olup halifeleri değildir. O her şeyi bilmektedir. Siz de buna göre hareket edin. Meskûn olan yeri gayri meskûn kabul edip hududu aşmayınız. Gayri meskûn olan yeri de meskûn durumuna sokmayınız.

مَا تُبْدُونَ (MAv TuBDUvNa) “İbda ettiklerinizi, açığa vurduklarınızı.”

Badiye” açık saha demektir. Açıkta yaptıklarınızı bilmektedir. Yani işlemiş olduklarınızı bilmektedir.

وَمَا تَكْتُمُونَ (Va Ma TaktuMUvNa) “Ketm etmekte olduklarınızı, gizlediklerinizi de bilir.”

Yani bilmelidir. Bu hususta çıkacak ihtilaflar şeriata göre çözülmelidir.

“Şeriat” dediğimizde; a) Önce yazılı mukaveleler geçerlidir. b) Sonra içtihatlar geçerlidir. c) Sonra başkanların kararları önemlidir. d) Nihayet son söz daima hakemlerindir.

Bu ifade bize bu hususta hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiğini de ifade eder.

Biz bunun kriterlerini koyduk. Sakinler için namazlara gelme kriteri objektif kriterdir. Bu sebepledir ki herkes camiye girerken elektronik anahtar kullanır. Böylece devam kontrol edilmiş olur. Elektronik anahtar parmak iziyle ayarlanmıştır. Başkası kullanamaz.

Bu âyetler bize ülkeler arası giriş-çıkışlarından evlere mâlik olma durumlarına kadar ilgili pek çok sorunlarımızı çözmemizi öğretiyor.

 

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlık ve Yönetim: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org                                          (0532) 246 68 92

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 213. SEMİNER        Yorum 43    İstanbul, 14 Haziran 2003

 

DOLAR - EURO MACERASI

Allah Yahudilere ilim vermiş. Nüfusları az, çalışma kabiliyetleri yok, ama ilme verdikleri önem dolayısıyla dünyaya hâkimdirler.

Biz ise ilim düşmanlığı yapıyoruz.

Bu durumda ne yapacağız? Kısa bir durum değerlendirmesi yapıp sonuca ulaşalım.

1-      Yahudiler Amerika Merkez Bankası’nı kurdular. I. Cihan Savaşı’ndan sonra kendi paralarını ABD’nin parası hâline getirdiler. Böylece Yahudiler hiçbir emek sarf etmeden ABD ekonomisine hâkim oldular. ABD devletini güçlendirdiler.

2-      II. Cihan Savaşı’ndan sonra ABD doları altınla değiştirilen uluslararası para hâline getirildi. Dünyaya dolar girdi, karşılığında tüm dünyanın altını ABD’ye aktı. Böylece ABD fizikî bakımdan zengin oldu. En büyük ilmî araştırmaları yaptı. Güçlü silahları üretti.

3-      Dünyada altın bitince ABD savaşları icat etti. Vietnam, Kore, Irak benzeri savaşlarla çok ucuza mâl ettiği silahları dünyaya sattı ve böylece yine giderlerini karşılar oldu. Sonra bunun da yeterli olmadığını gördü.

4-      Yeni dolar basacağına dünya ülkelerine hayali doları kredi olarak verdi. Mal satarak yeni vergi tahsiline girişti. Kendi malı yoktu ama Avrupa’yı çeşitli şekillerde sömürüyordu. Galip gelmişti, askerî harcamalar karşılığı işgal ettiği ülkelerden doları geri çekiyordu.

5-      Avrupa Birliği kuruldu, yeni para ortaya çıktı. Bu sefer Avrupa’yı sömürme kapısı kapanmaya başladı. Almanlar artık haraç ödemez oldular. Bu sefer ABD piyasaya para süremez oldu. Gelirleri krize girdi.

6-      Şimdi euro ile dolara değer kazandırmak mümkün değildir. Avrupa doları alıp euroyu sürse euroya karşı dolar değer kazanabilir. Ancak durmadan toplam para fazla çıkacağı için bu sefer dolarda enflasyon başlar. Dolayısıyla faizli sistemde herhangi bir çıkış yoktur. Kur’an’ın dediği gibi; Faiz Batı uygarlığını mahvedecektir.

7-      ABD yeni plân yapmaktadır. Dünya enerji tekelini eline geçirecektir. Dünya petrol, kömür, gaz, atom benzeri enerji kaynaklarının tekelini eline geçirmesi hâlinde dünyadan ucuz alacağı petrolü pahalı satarak kendi gelirlerini karşılamaya çalışacaktır.

8-      ABD dünya enerji kaynaklarının tekelini kuramaz. Silah zoru ile kuramaz, çünkü ABD’nin dünyayı yenecek dolar gücü kalmamıştır. Savaşma gücünü de kaybetmiştir. Sadece bombalar ülkeleri dize getiremez. Böyle bir şeyi yapabildiğini farzetsek bile, enerji kaynakları tarım gibidir. Toprak sahipleri üretip tüketebilirler. Elektrik enerjisi yaygın olarak küçük çapta her zaman elde edilebilmektedir. Su, rüzgâr, güneş, bitkiler hep üzerinde tekel kurulamayacak kaynaklardır. Petrol, kömür, gaz ve barajlarda tekel kurabilirsiniz, ama diğerlerinde tekel kuramazsınız. Teknolojinin ilerlemesi ile, fosil yakıtların azalması ile, yaygın enerjiye gidilmektedir. Dolayısıyla doların yaşama şansı yoktur.

Sonuç olarak, ABD yıkılacak ve federe devletler bağımsız hâle geleceklerdir.

Dünyada “Adil Düzen” oluşacaktır. “Adil Düzen”de para politikası çok basittir.

1-      İnsanlık Merkez Bankası altın para basıp kuyumculara kredi olarak verecektir. Kuyumcular bununla altın alıp satacaklardır. Piyasaya çıkmış olan “altın para” kadar altın kuyumcuların dükkânına girecektir. Böylece “uluslararası altın para” piyasaya sürülmüş olacaktır.

2-      Dünya Merkez Bankası kuyumcularda bulunan altın kadar para daha basıp onu ülkelere kredi olarak verecektir. Ülkeler bu paranın karşılığında “toprak senedi” alıp satacaktır. Beş misli toprak senedi piyasaya çıkacaktır. Hazineye toprak girecektir.

3-      Dünya Merkez Bankası kuyumcularda bulunan altın kadar altın parayı üçüncü kez basıp illere kredi olarak verecektir. İller bu para ile “demir senedi” alıp satacaklardır. Beş misli demir senedi çıkarılacaktır.

4-      Merkez Bankası kuyumcularda toplanmış paraları kadar parayı bucaklara kredi olarak dağıtacaktır. Bunlar buğday paralarını alıp satacaklardır. Beş misli “buğday parası” piyasaya sürülmüş olacaktır.

5-      Nihayet İnsanlık Merkez Bankası “dünya senet borsaları”nın kurulması için kuyumcularda bulunan altın kadar altın parayı beşinci kez çıkaracaktır. Bununla dövizler ve senetler alınıp satılacaktır.  

 

 

Ekonominin Parametreleri

1-       İşsizlik,

2-       Dış borç,

3-       Bütçe açığı (iç borç),

4-       Enflasyon (Dolar, Euro, Altın, Borsa),

5-       Faiz.

Enflasyonun Azalması

1-       Üretim artar.

2-       Tüketim azalır.

3-       Para piyasadan çekilir.

4-       Dünya krize gider.

İleride Neler Olur?

IMF’nin bugünkü politikası devam ederse;

1- Halk yeni para üretir, işsizlik sona erer, Türkiye gelişmiş ülkeler içine girer.

2- Halk yeni para üretemez, işsizlik krizi aşılamaz ve ülke kaosa girer.

IMF’nin bugünkü politikası devam etmezse;

3- IMF’nin yeni darbeci politikası ile Türk ekonomisi çöker. (2004 için planlanıyor.)

4- Faizsiz Adil Düzen ekonomisi uygulanır, Türkiye süper güç olur.

Batıda Para Politikaları

a)      Bütçe açığı,

b)     Yatırım kredileri,

c)      Bono reoskontaları,

d)     Tahvil faizleri.

Türkiye’de bu politika yürütülemez.

a)        Türkiye’de halk ekonomisi vardır. Tekel ekonomisi yoktur.

b)       Türkiye’de banka dışı para vardır. Bankalar hakim değildir.

c)        Türkiye borçlu ülkedir. Faizli ekonomi sömürüye dayanır.

d)       Türkiye yok edilmek istenen ülkedir. Düşman İMF’dir.

Türkiye Nasıl Bir Para Politikasını Uygulamalıdır?

1-       Her türlü ödemeler TL, borçlanmalar altın değeri ile olmalıdır.

2-       Altın üzerinden borçların faizi sıfırlanmalıdır.

3-       Devlet alacağını iştirak ile tahsil etmeli, nakit istememelidir. (Cebrî icra durmalıdır.)

4-       Krediler itfaya göre değil, enflasyonun olmamasına göre verilmelidir.

Buna göre para politikaları nasıl düzenlenebilir?

5-       Devlet taşınmazları alıp satmalıdır.

6-       Devlet inşaat malzemesini rehin alarak altın değeri ile faizsiz olarak kredilendirmelidir.

7-       Devlet halka ön ödemeli sipariş kredisini vermelidir.

8-       Devlet inşaatlarda çalışanlara ücretlerini ödemeli, inşaat borçlandırılmalıdır.

Süper devlet olmamız için acilen;

e)        İşsizlik önlenmeli (üç ay),

f)        Dış borçlar ödenmeli (iki yIL),

g)        Yargı tarafsız, bağımsız, etkin ve saygın hâle getirilmeli (6 ay içinde),

h)       Medya yazar serbestliğine kavuşturularak millî basın oluşturulmalı (bir yıl içinde).

“Akevler” bütün bunları yapacak güce ve kadroya sahiptir. Çalışmanız gerekmektedir.

Yeniden “İstiklâl Savaşı” yapmak zorunda kalabiliriz; hazırlıklı olmalıyız.

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 213. SEMİNER        Yorum 43    İstanbul, 14 Haziran 2003

 

SÂBİKÛN HANIMLARA MÜJDE

İnsan kendi hayatında birçok ihtiyaçlara ve imkânlara sahiptir. Bu ihtiyaç ve imkânları dengeleyerek yaşar. Bunlar sıradan hayat süren kimselerdir. Bunlar olanı olduğu gibi devam ettirirler. Bunlardan başarılı olanlar en az çocuklarını kendi seviyelerinde yetiştirirler veya iki çocuğu kendi seviyelerinin üstüne çıkarırlar. Babalarından kendilerine intikal eden mal varlıklarını %50 nisbetinde artırarak çocuklarına bırakırlar. Bunlar cari sistemde başarılı olan kimselerdir. Bunlar hayatları dengeli geçmiş sıradan kimselerdir.

Yine iyi insanlar arasında ayrı kimseler vardır. Bunlar ihtiyaçlarını ve imkânlarını dengeli bir şekilde kullanmazlar. Bütün güçlerini bir istikamette yöneltip yeni bir şey yapmak isterler, mesela yeni bir işletme kurarlar. Türkiye’de şeker sanayii yokken Uşak’taki bir müteşebbis şeker fabrikasını kurmuş ve başarmıştır. Bu işi yapmak için birçok ihtiyaçlarını asgariye indirmiş ve imkânlarını da bunun için harcamıştır. Bunlar sıradışı kimselerdir. Kendi hayatlarında kendileri ve yakınları büyük sıkıntılar çekerler, huzursuzluk içinde yaşarlar. Ancak başardıktan sonra hem kendileri hem de yakınları başka yönlerden olağanüstü yararlanırlar. Bunların içinde varislerine bırakmak için çalışanlar muvaffak olurlarsa vârisleri rahat ederek hayatlarını refah içinde geçirirler. Büyük işletmeler kuran kimseler böyle kimselerdir.

Bazı kimseler vardır ki ihtiyaçlarını ve imkânlarını kazançlı olmayan işlere yönlendirirler. Bunlar kendilerini ve çevrelerini ihmal eder, dengesiz bir şekilde Allah’ın yani topluluğun yolunda harcamaya başlarlar. Bunlar sonunda elde ettiklerini vârislerine bırakamazlar. Çünkü vârislerine yarayacak bir mahsul elde edemezler. İlim ile meşgul olan insanların durumu budur.

İlim insanların günlük davranışlarını değiştirecek bir çabadır. Önce keşfedilip bulunması çok zordur. Sonra da onları halka anlatmak, insanlara inandırmak daha zordur. Hele halkın onu uygulamaya geçmesi için uzun zaman beklenecektir. Yani ilim adamı çoğunlukla hayatta başarısını görmeden ölür. Hayatta başarılı uygulama yapılsa bile sonuçtan özveride bulunanlar yararlanmazlar. Bunların bu dünyadaki nasipleri çileden ibaret olur.

Kur’an bunlara “evvelûn, mukarrebûn, sâbıkûn, mü’minûn” demektedir.

“Allah mü’minlerden cenneti vererek mallarını ve canlarını almıştır.” denerek bu kişilerin durumunu belirtmektedir. Diğer taraftan “eshab-ı yemîn” diye vasıflandırdığı “müslimler” ise; “Rabbimiz bize dünyada hasene ver, âhirette de hasene ver.” derler. Allah bunlara da husnayı vaadetmiştir. “Ama bunların dereceleri bir değildir.” diyor Kur’an.

Yeni uygarlık bu “sâbıkûnlar”ın çalışmaları ile oluşmuştur. Bu durum o kadar zordur ki sonuna kadar sabredilememektedir. Bir zamanlar “Adil Düzen”in delisi olanlar, sonradan onlar da “eshab-ı yemîn” olmayı tercih etme durumuna geçmişlerdir. Bununla beraber o özverili yıllar Türkiye’yi bugünkü hâle getirmiştir. Sonuna kadar dayanma ise sadece peygamberlere nasip olmuştur.

Elde ettiğimiz başarı eksikse, bu sâbıkûnların kendileri gibi arkadaş bulamamış olmaları nedeniyle cihat azminden çekilmiş olmaları sebebiyledir. Benim şahsen yaptığım hata; azmimi kaybetmedimse de, durmadan yer ve arkadaş değiştirdim. Yeteri derecede başarıyı görememiş olmam bundan dolayıdır. “III. Bin Yıl Uygarlığı”na sadece malzeme hazırlamış olduk, böyle bir uygarlığın hazırlığını yaptık. Ama bunu başlatma şimdiye kadar nasip olmamıştır.

İşte bu özveride bulunan erkeklerin eşleri ve çocukları ıstırap içinde olur, kocalarını bu faaliyetten alıkoymak isterler, hiç olmazsa azimlerini kırarlar. Hattâ kocalarına kızamaz, arkadaşlarına karşı olurlar. İşte bu hafta pazartesi günü cenazesini kıldığımız M. Adil Aktuğ’un eşi Perihan Aktuğ Hanım belki de bu yolda en çok sıkıntı çekmiş olan bir hanım olmuştur. Eşinin gerek “Akevler” gerekse “Millî Görüş” saflarında karşılıksız olarak çalışmalarında beş çocuğu ile evinde sadece kocasız geceler geçirmemiş, aynı zamanda babası ve kardeşlerinin yardımı ile nafakasını temin edebilmiştir. Ben kendisinden ve çocuklarından bize karşı ve kocasının çalışmalarına karşı bir şikâyetini duymadım. Onun “Adil Düzen” yolculuğundaki sabrı bizim çalışmalarımızdan daha da üstün olabilir. Onun bize hakkı geçmiş olur. Cennetteki yeri erkeklerden üstün olabilir.

Bu vesile ile sabreden hanımlara müjdeler olsun.

Merhumeye rahmet, yakınlarına ve arkadaşımız M. Adil Aktuğ’a sabır dileriz.

 

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlık ve Yönetim: REŞAT NURİ EROL

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 213. SEMİNER      Matematik 4       İstanbul, 14 Haziran 2003

 

BÂTINÎ SAYI / SANAL SAYI

Batılıların imajiner, Türklerin sanal, Arapların hayali sayı dedikleri sayının Kur’an dilinde adına ‘zâhir aded’ ve ‘bâtın aded’ yahut ‘meşhud aded’ ve ‘gaib aded’ diyebiliriz. Bu nereden doğmuştur? Elimizde çift paketten oluşmuş ne kadar paketimiz olsa paketleri ayırırsak “n” tane birinci paketimiz, “n” tane de ikinci paketimiz olur.

Sırayı Değiştirme Özelliği

5 lik bir paketimiz olsa ona 10 luk paketi katacak olsak istersek 10 luk paketi dağıtır 5 lik pakete ekleriz, istersek 5 lik paketi dağıtır 10 luğa ekleriz, aynı sonucu elde ederiz. Çünkü var olan yok olmaz, olmayan da yok olmaz. Sadece çıkar veya girer. Buna sırayı değiştirme ilkesi diyoruz. 

a +b=b+c  Bu kuralın çıkarmada da geçerli olması için çıkarma yerine - sayı konmalıdır.

Toplamada geçerli olan sıra değiştirme çarpmada da geçerlidir.

Elimizde beş tane 7 lik paket olsa, her birerlerinden birer alarak 7 tane beşlik paket yapabiliriz. Çünkü her paket yaptıkça birer tane eksilecektir. Eşit sayılardan eşit sayı alınabilir. a*b=b*a dır. Bölmede de aynı işlemi yapabilmemiz için bölmenin yerine kesir sayıyı kullanmamız gerekir.

Sırayı değiştirme kuralı üs almada ve kök almada geçerli değildir.

Dağılma Özelliği

Elimizde beş tane 3 ve 5 lerden oluşmuş paketler 7 çift paket olsa bu çift paketleri açar 7 tane 3 lü ve 7 tane 5 li paketimiz olur.  n *(a+b) = n*a+n*b dir.

Buna göre   (a+1)*(a+1) = a*(a+1) +1*(a+1) = a*a+a*1+a*1+1 = a*a+2*a+1 dir

Şimdi 1 yerine  -1 i koyalım.  (a + (-1))* (a + (-1)) = a*a+2(-1)+ (-1)*(-1)

2 adet  (-1) paket  - iki paket olacaktır. Eksikler eksik olarak paketlenecektir.

Şimdi “a” yerine “1” koyacak olursak “0”ın karesini almış oluruz.

0 = ( 1+(-1)) * ( 1+(-1)) = 1-2+(-1)*(-1) =-1+(-1)*(-1) = 0

Bunun gerçekleşmesi için  (-1)*(-1) =1 olmalıdr. 1 eksiğe karşı 1 var olmaldır ki sonuç sıfır olsun.    Şimdi;

(+1)*(+1)=+1 dir.  (+1)*(-1)=-1 dir.  (-1)*(+1)=-1 dir.  (-1)*(-1)=+1 dir.

Simetrilik bakımından da buna gerek vardır.

İki işlem “+”yı, iki işlem “–”yi vermelidir.

Şimdi sorun şurada başlar. “+1”in kare kökü “+1” ve “-1” olmaktadır. “-1”in kare kökü nedir? İşte bu bizim şimdiye kadarki sayı sistemlerinde yoktur. Bu sayıyı “i” harfi ile gösteriyoruz. Noktalı 1 olarak bakabilirsiniz. Demek ki “-1”in kare köküne “+i” ve “–i” olarak bakabiliriz. Tam sayı, kesir sayı, pozitif sayı, negatif sayı, gerçek sayı, sanal sayı yahut zâhir sayı, bâtın sayı ortaya çıkmış bulunmaktadır. Üç işlem için üç çift sayı.

Bu sayıyı şöyle düşünebiliriz.

a^2 + b^2=R^2  bir dik üçgenin üç kenarıdır. “R” dik olmayan kenarın uzunluğudur. Dik olmayan kenarları eksi alsak çap yine “+” olacaktır. Çapı dik olmayan kenarı negatif olan dik üçgen ancak kenarları sanal olan üçgendir

(ia)^2+(ib)^2 = -R^2  Demek ki matematikte negatif yarı çaplı daire vardır ama biz onu geometride göremiyoruz.

Sanal sayıyı kullanarak yaptığımız hiçbir işlem çelişkiyi taşımıyor. Tam tersine görünür uzay tarafını her zaman yakalayabiliyoruz. Matematikte görülen sanal sayılara tekabül eden sanal uzay vardır. Bu sebepledir ki Kur’an onlara “zâhir” ve “bâtın” demekte, “gayb” ve “şahadet” demektedir. İkisini eşit varlık kabul etmektedir.

Matematik sayesinde gayb âleminin yapısını da öğrenmiş bulunuyoruz.

Bundan dolayıdır ki matematiği bilmeden Kur’an’ı bu yönüyle yorumlayamayız.

 

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlık ve Yönetim: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org                                          (0532) 246 68 92

 

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 213. SEMİNER        Arapça 4     İstanbul, 14 Haziran 2003

 

HARFLER VE KELİMELER

Arapçada sesli harflerin adı “hareke”dir. Hemze sessiz harf olarak alınır ve sesli harfler hareke hâline getirilir.

Üçlü kökler değişik harekelerle kelimeler değişik anlamlara delâlet eder. Mesela “FaGaLa” iş yaptı anlamındadır. “FuGıLa” yapıldı anlamındadır.

Türkçede olduğu gibi kelimenin başına iki sessiz harf gelmez. Gelecek olursa başına bir “İ” eklenerek söylenir. Türkçede de benzer kural vardır. Kelimenin başına “L” ve “R” harfleri gelmez. Yabancı kelime gelecek olursa “İ” ile söylenir. “Limon” yerine “İlimon”, “Rize” yerine “İrize” derler. Sonraları bu kural terk edilmiştir.

Sadece harf-i tariflinin üzerine “E” gelir. Bunlara geçiş hemzesi denir. Sadece cümle başında telaffuz edilir. Cümle içinde telaffuz edilmez.

Arapça dili bitişik olarak konuşulan dildir. Biz ve Almanlar kelimeleri ayrı söyleriz. Almanlar ilk heceye, Türkler son heceye vurgu yaparlar. Araplar ve Fransızlar kelimeleri birleştirerek söylerler. (CAv EaelRa CuLu) şeklinde okurlar. Biz olsaydık (CAEa elRaCulu) okurduk. Bu sebepledir ki Araplar kelimeleri ayırmak için isimlerin arasına ya “L” harfini, ya da “N” harfini koyarlar. Ya kelimenin başına “L” harfini koyarlar, ya da kelimenin sonuna “N” harfini koyarlar. Bu kelimenin içinde değildir. Dışında da değildir. Diğer kelimeden ayıran bir harftir.

Eğer başa “L” harfi getirilerse o zaman o kelime marifedir. Yani bilinen bir varlığı göstermektedir. Sonuna “N” getirilirse o bilinmeyen bir varlıktır. “elRaCul” dediğimiz zaman, karşı tarafın bildiği bir adamdan bahsetmekteyiz demektir. “Raculün” derken de, karşı tarafın bilmediği herhangi bir adamdan bahsediyoruz demektir.

Demek ki “L” ve “N” hem kelimeleri birbirinden ayırmak için kullanılmaktadır, hem de kelimenin ifade ettiği şeyin veya kimsenin bilinir veya bilinmez olduğunu göstermektedir.

Arapçada son harfin harekesi yani sessiz harfi kelimenin cümledeki yerini gösterir. Eğer fail ise “U” seslisi ile biter. Mef’ul ise “A” seslisi ile biter. Tamlayansa “ı” seslisi ile biter. “eLXaSaNu GaLıMun” dediğizide “Hasan âlimdir.” demiş oluruz. İkisi de “U” ile bitmiştir. “GaMiLa elXaSaNu ÖAvLıXan” dediğimizde, “Hasan salih işledi.” Olur. Salih “A”lı gelir.

İşte bu kelimenin cümledeki yerini gösteren irab harekelerinin yeri ayırma nunundan öncedir. Bu sebeple bu “nun”u yazmazlar; iki esre yani “i” yahut iki ötre yani “u” yahut iki üstün yani “a” koyarak ayırıcı nunu belirtirler. Biz bunları küçük harflerle yazdık. In, un, an şeklinde ifade ediyoruz.

 

ف F      بB     م M      نN     لL     سS      ذÜ      ت T       ك K       ه H ا        E      ي Y       و V

 

 

Kök üç harfin dışında yukarıda sayılan 13 harf harfi medlerle birlikte kelimelere manâlar katmaktadır. Ancak bu harfler hep yukarıdaki üç kelimeden dönüşmüştür.

Beyn” çukur demektir. İnsanın dudakları arasına benzetilmiştir.

Kevn” tümsek demektir. İnsanın damağına benzetilmiştir.

Hevn” ise düzlük demektir. Boğazdaki görünmeyen yerlere benzetilmiştir.

BAvN” ortaya çıktı, açıldı demektir.

KAvNa” oldu, varoldu demektir.

HaVAy” buharlaştı, uçtu, yok oldu demektir.

Bu kelimeler manâlarını buralardan aldılar.

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlık ve Yönetim: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org                                          (0532) 246 68 92

 

 

 

 






Tüm Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1130
En'âm Suresi Tefsiri 77-79. Ayetler
21.08.2021 839 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1129
En'âm Suresi Tefsiri 74-76. Ayetler
14.08.2021 558 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1128
En'âm Suresi Tefsiri 72-73. Ayetler
7.08.2021 565 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1127
En'âm Suresi Tefsiri 71. Ayet
31.07.2021 188 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1126
En'âm Suresi Tefsiri 66-70. Ayetler
24.07.2021 329 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1125
En'âm Suresi Tefsiri 61-65. Ayetler
17.07.2021 263 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1124
En'âm Suresi Tefsiri 52-55. Ayetler
10.07.2021 247 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1123
En'âm Suresi Tefsiri 45-51. Ayetler
3.07.2021 259 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1122
En'âm Suresi Tefsiri 40-44. Ayetler
26.06.2021 275 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1121
En'âm Suresi Tefsiri 35-39. Ayetler
19.06.2021 298 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1120
En'âm Suresi Tefsiri 31-34. Ayetler
12.06.2021 291 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1119
En'âm Suresi Tefsiri 26-30. Ayetler
5.06.2021 323 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1118
En'âm Suresi Tefsiri 20-25. Ayetler
29.05.2021 356 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1117
En'âm Suresi Tefsiri 13-19. Ayetler
22.05.2021 340 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1116
En'âm Suresi Tefsiri 7-12. Ayetler
15.05.2021 362 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1115
En'âm Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
8.05.2021 343 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1114
Kasas Suresi Tefsiri 86-88. Ayetler
1.05.2021 343 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1113
Kasas Suresi Tefsiri 83-85. Ayetler
24.04.2021 368 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1112
Kasas Suresi Tefsiri 79-82. Ayetler
17.04.2021 413 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1111
Kasas Suresi Tefsiri 76-78. Ayetler
10.04.2021 408 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1110
Kasas Suresi Tefsiri 72-75. Ayetler
3.04.2021 360 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1109
Kasas Suresi Tefsiri 68-71. Ayetler
27.03.2021 748 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1108
Kasas Suresi Tefsiri 61-67. Ayetler
20.03.2021 408 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1107
Kasas Suresi Tefsiri 57-60. Ayetler
13.03.2021 441 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1106
Kasas Suresi Tefsiri 52-56. Ayetler
6.03.2021 476 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1105
Kasas Suresi Tefsiri 47-51. Ayetler
27.02.2021 505 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1104
Kasas Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
20.02.2021 499 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1103
Kasas Suresi Tefsiri 38-42. Ayetler
13.02.2021 524 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1102
Kasas Suresi Tefsiri 33-37. Ayetler
6.02.2021 554 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1101
Kasas Suresi Tefsiri 29-32. Ayetler
30.01.2021 674 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1100
Kasas Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
23.01.2021 1303 Okunma
4 Yorum 28.02.2021 11:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1099
Kasas Suresi Tefsiri 21-25. Ayetler
16.01.2021 692 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1098
Kasas Suresi Tefsiri 16-20. Ayetler
9.01.2021 669 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1097
Kasas Suresi Tefsiri 12-15. Ayetler
2.01.2021 905 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1096
Kasas Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
26.12.2020 936 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1095
Kasas Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
19.12.2020 1247 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1094
Neml Suresi Tefsiri 89-93. Ayetler
12.12.2020 1086 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1093
Neml Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
5.12.2020 781 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1092
Neml Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
28.11.2020 1031 Okunma
1 Yorum 29.11.2020 17:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1091
Neml Suresi Tefsiri 67-75. Ayetler
21.11.2020 1152 Okunma
1 Yorum 26.11.2020 17:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1090
Neml Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
14.11.2020 775 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1089
Neml Suresi Tefsiri 59-62. Ayetler
7.11.2020 771 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1088
Neml Suresi Tefsiri 54-58. Ayetler
31.10.2020 1034 Okunma
1 Yorum 03.11.2020 17:20
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1087
Neml Suresi Tefsiri 45-53. Ayetler
24.10.2020 1095 Okunma
1 Yorum 24.10.2020 22:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1086
Neml Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
17.10.2020 808 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1085
Neml Suresi Tefsiri 36-40. Ayetler
10.10.2020 857 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1084
Neml Suresi Tefsiri 27-35. Ayetler
3.10.2020 1210 Okunma
2 Yorum 11.10.2020 20:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1083
Neml Suresi Tefsiri 20-26. Ayetler
26.09.2020 2232 Okunma
5 Yorum 03.10.2020 19:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1082
Neml Suresi Tefsiri 15-19. Ayetler
19.09.2020 1392 Okunma
3 Yorum 03.10.2020 18:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1081
Neml Suresi Tefsiri 12-14. Ayetler
12.09.2020 1283 Okunma
2 Yorum 13.09.2020 15:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1080
Neml Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
5.09.2020 1378 Okunma
2 Yorum 06.09.2020 15:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1079
Neml Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
29.08.2020 1514 Okunma
2 Yorum 30.08.2020 20:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1078
Şuara Suresi Tefsiri 224-227. Ayetler
22.08.2020 1736 Okunma
3 Yorum 23.08.2020 21:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1077
Şuara Suresi Tefsiri 213-223. Ayetler
15.08.2020 1423 Okunma
4 Yorum 16.08.2020 18:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1076
Şuara Suresi Tefsiri 203-212. Ayetler
8.08.2020 1690 Okunma
6 Yorum 09.08.2020 19:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1075
Şuara Suresi Tefsiri 192-202. Ayetler
1.08.2020 1580 Okunma
5 Yorum 06.08.2020 19:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1074
Şuara Suresi Tefsiri 176-191. Ayetler
25.07.2020 1660 Okunma
3 Yorum 26.07.2020 16:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1073
Şuara Suresi Tefsiri 160-175. Ayetler
18.07.2020 1624 Okunma
3 Yorum 20.07.2020 11:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1072
Şuara Suresi Tefsiri 141-159. Ayetler
11.07.2020 1398 Okunma
2 Yorum 12.07.2020 15:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.07.2020 1573 Okunma
3 Yorum 11.07.2020 03:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1070
Şuara Suresi Tefsiri 105-122. Ayetler
27.06.2020 1381 Okunma
2 Yorum 28.06.2020 18:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1069
Şuara Suresi Tefsiri 92-104. Ayetler
20.06.2020 2155 Okunma
4 Yorum 21.06.2020 19:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1068
Şuara Suresi Tefsiri 83-91. Ayetler
13.06.2020 1638 Okunma
1 Yorum 14.06.2020 16:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1067
Şuara Suresi Tefsiri 69-82. Ayetler
6.06.2020 1891 Okunma
3 Yorum 08.06.2020 14:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1066
Şuara Suresi Tefsiri 53-68. Ayetler
30.05.2020 2001 Okunma
3 Yorum 31.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1065
Şuara Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
23.05.2020 2131 Okunma
3 Yorum 29.05.2020 18:08
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1064
Şuara Suresi Tefsiri 34-44. Ayetler
16.05.2020 1450 Okunma
1 Yorum 17.05.2020 15:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1063
Şuara Suresi Tefsiri 23-33. Ayetler
9.05.2020 1576 Okunma
1 Yorum 10.05.2020 08:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1062
Şuara Suresi Tefsiri 10-22. Ayetler
2.05.2020 1676 Okunma
2 Yorum 13.05.2020 21:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1061
Şuara Suresi Tefsiri 1-9. Ayetler
25.04.2020 2224 Okunma
2 Yorum 14.05.2020 18:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1060
Furkan Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
18.04.2020 1831 Okunma
2 Yorum 15.05.2020 16:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1059
Furkan Suresi Tefsiri 68-72. Ayetler
11.04.2020 2152 Okunma
3 Yorum 16.05.2020 16:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1058
Furkan Suresi Tefsiri 60-67. Ayetler
4.04.2020 1786 Okunma
2 Yorum 18.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1057
Furkan Suresi Tefsiri 53-59. Ayetler
28.03.2020 2313 Okunma
5 Yorum 19.05.2020 16:27
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1056
Furkan Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
21.03.2020 1875 Okunma
2 Yorum 20.05.2020 16:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1055
Furkan Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
14.03.2020 2034 Okunma
2 Yorum 21.05.2020 16:36
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1054
Furkan Suresi Tefsiri 35-40. Ayetler
7.03.2020 2108 Okunma
2 Yorum 22.05.2020 16:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1053
Furkan Suresi Tefsiri 30-34. Ayetler
29.02.2020 2157 Okunma
2 Yorum 23.05.2020 15:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1052
Furkan Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
22.02.2020 2371 Okunma
3 Yorum 24.05.2020 16:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1051
Furkan Suresi Tefsiri 17-20. Ayetler
15.02.2020 2174 Okunma
2 Yorum 30.05.2020 17:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1050
Furkan Suresi Tefsiri 10-16. Ayetler
8.02.2020 2376 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 11:38
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1049
Furkan Suresi Tefsiri 4-9. Ayetler
1.02.2020 2244 Okunma
1 Yorum 03.02.2020 07:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1048
Furkan Suresi Tefsiri 1-3. Ayetler
25.01.2020 1920 Okunma
1 Yorum 26.01.2020 06:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1047
Nur Suresi Tefsiri 62-64. Ayetler
18.01.2020 1916 Okunma
1 Yorum 25.01.2020 07:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1046
Nur Suresi Tefsiri 61. Ayet
11.01.2020 2276 Okunma
1 Yorum 13.01.2020 08:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1045
Nur Suresi Tefsiri 58-60. Ayetler
4.01.2020 2008 Okunma
1 Yorum 05.01.2020 08:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1044
Nur Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
28.12.2019 2029 Okunma
1 Yorum 30.12.2019 08:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1043
Nur Suresi Tefsiri 47-52. Ayetler
21.12.2019 2145 Okunma
1 Yorum 22.12.2019 23:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1042
Nur Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
14.12.2019 2372 Okunma
1 Yorum 17.12.2019 07:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1041
Nur Suresi Tefsiri 39-42. Ayetler
7.12.2019 2833 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 00:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1040
Nur Suresi Tefsiri 35-38. Ayetler
30.11.2019 3821 Okunma
2 Yorum 03.12.2019 13:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1039
Nur Suresi Tefsiri 32-34. Ayetler
23.11.2019 2147 Okunma
1 Yorum 24.11.2019 08:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1038
Nur Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
16.11.2019 2100 Okunma
1 Yorum 19.11.2019 12:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1037
Nur Suresi Tefsiri 27-29. Ayetler
9.11.2019 2468 Okunma
1 Yorum 10.11.2019 05:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1036
Nur Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
2.11.2019 2110 Okunma
1 Yorum 03.11.2019 07:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1035
Nur Suresi Tefsiri 19-22. Ayetler
26.10.2019 2125 Okunma
1 Yorum 28.10.2019 13:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1034
Nur Suresi Tefsiri 12-18. Ayetler
19.10.2019 2382 Okunma
1 Yorum 20.10.2019 10:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1033
Nur Suresi Tefsiri 6-11. Ayetler
12.10.2019 3307 Okunma
2 Yorum 16.10.2019 14:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1032
Nur Suresi Tefsiri 1-5. Ayetler
5.10.2019 2352 Okunma
1 Yorum 06.10.2019 23:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1031
Müminun Suresi Tefsiri 111-118. Ayetler
28.09.2019 2016 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:50