Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 189
MÂİDE SÛRESİ 64.AYET TEFSİRİ
28.12.2002
1210 Okunma, 0 Yorum

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 189. SEMİNER                                                                     İstanbul, 21 Aralık 2002

Y O R U M – 20 / I

 

AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE

Avrupa Birliği Türkiye’ye müzakere tarihi vermedi. Oyalama tarihi verdi. Avrupa Birliği bugünkü haliyle Türkiye’yi AB’ne almaz. Sadece dışarıda bırakıp başka birlikleri oluşturmaması için onu oyalamakta, bir gün seni de birliğime alacağım diyerek zaman kazanmaktadır. Biz bunu daha önceki makalelerimizde izah ettik. Alamaz dedik. Oyalıyor dedik. Öyle de oldu. Tekrar hatırlatalım.

AB Türkiye’yi neden alamaz?

a)     Türkiye hakka dayalı bir uygarlığın temsilcisidir. Ona dayalı olarak gelişmeye başlamıştır. Batı kuvvete dayalı bir uygarlığın temsilcisidir. Çökmeye başlamıştır. Bunların karışması kan uyuşmazlığını doğurur ve ikisi için de çökme ile neticelenir.

b)    Türkiye’de kişi ahlâkı yüksek, sosyal ahlâk bozuktur. Avrupa’da sosyal ahlâk yüksek, kişisel ahlâk bozuktur. Karışma halinde her ikisinin ahlâkları tamamen bozulacaktır. Temiz ile pisin karışımından pislik doğar.

c)     Türkiye borçlu ve ekonomisi bozuk bir ülkedir. AB de böyle kalmasını istemektedir. Avrupa Birliği Türkiye’yi bu haliyle alıp kaldıramaz.

d)    Avrupa Birliği kara sınırları Türkiye ile iki misli artacaktır.AB savunma zorluğu içinde kalacaktır. Türk ordusunu daha da güçlendirme durumunda olacaktır. Bu da Avrupa’nın Türk hakimiyetine girmesi demek olacaktır. Denizlere İngiltere, karalara Türkler hakim olacak, Avrupa karası ezilmiş olacaktır.

Türkiye de Avrupa Birliği’ne giremez.

a)     Türkiye Avrupa Birliği’ne girince ekseriyet sistemi ile yönetilen Avrupa bütün kararları Türkiye aleyhine alacak ve Türkiye’yi çökertecektir. Kendimizi korumamız mümkün olamayacaktır.

b)    Türkiye’yi bölecek ve küçük devletler haline getirip bir kısmını birlikten çıkaracak, böylece daha kolay lokma haline getirip yutacaktır.

c)     Türk ordusunu küçülterek ülkeyi savunmasız hale getirecek ve ondan sonra da sindirmeye çalışacaktır.

d)    Türklere Avrupa’nın dışında iş verecek ve onları tüm Avrupa içinde dağıtacaktır. Türkiye’de kuracağı fabrikalara ise Kafkas ve Balkan halklarını getirip çalıştıracak ve böylece Türkiye’yi bir Rum ve Ermeni ülkesi haline getirecektir.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi hususunda tehlike yoktur. Çünkü onlar almazlar. Ancak, halen Türkiye de iktidarda olanlara oyalama taktiği ile iktidardakilere çirkin işler yaptırabilir.

AKP iktidarını bekleyen tehlikeler nelerdir?

a)     İdam cezasının kaldırılması Türkiye için en büyük tehlikedir. Ölümden korkmayan satılmış kimseler her türlü anarşiyi çıkarırlar. İnsanları öldürürler. Herkesi yıldırırlar. Dinlenme evleri haline getirilen hapishanelere girip devletin yıkılmasını isterler. Bu da ülkenim sonu olur. Teröristlerin terörü ile kimse hayatından emin olmaz hale gelir ve iç karışıklıkla halkımız birbirini öldürebilir. Derhal kanun değişmeli ve kısas hükümleri getirilmelidir; öldüren öldürülür.

b)    Ordu yönetim kademesine müdahale edilir. Askerler sivillerin oyuncağı haline getirilir. Genç Parti misalinde olduğu gibi para ile iktidar edilenler orduyu dağıtır. İç savaşa gidebiliriz.

c)     Komşularla savaşa tutuşuruz. Afganistan’dan sonra Irak’la; Irak’tan sonra İran’la; sonra Suriye ile savaşlara girer ve sonunda mecalsiz kalınca Gürcistan, Ermenistan, Bulgaristan, Yunanistan ve İsrail’in saldırıları ile Ortadoğu İslâm diyarı olmaktan çıkarılmak istenebilir.

d)    IMF’nin emrinde Türkiye’de işsizlik sürdürülmeye devam edilir, dış borçların ödenmesine girişilmez, faiz sebebiyle borçlar gittikçe artar ve Türkiye on yıla varmaz Sevr’e gider.

Yukarıda sayılan dört tehlikeyi Türk Milleti ve AKP nasıl atlatacaktır?

a)     AKP yöneticileri samimidirler, memleketlerini sevmektedirler. Hain değildirler. Ama maalesef gaflet ve dalâlet içindedirler. Bilmiyorlar; bilmediklerini de bilmiyorlar. Cehl-i mürekkep içindedirler. Ulaştıkları yerlere çile çekerek gelmediler.

b)    AKP yöneticileri zalim değildirler, adildirler. Ne var ki, zulüm düzeni içinde adalet yapmaya kalkışmaktadırlar. Oysa bu ne ilmen ne de vahyen mümkün değildir.

c)     Başarının sırrı Kur’an’ın dediği gibi; her söze kulak verip en iyisini kendi içtihadınla kendi aklınla çözmektir. Bunlar sadece Batılılara kulak verip akıllarını kullanmadan Batılıların aklıyla çözüm üretmek istemektedirler. İslâmiyet’ten uzak durmayı ve “Adil Düzen”e düşman olmayı marifet sanıyorlar. Allah’ın idlâl ettiğine kimse hidayet edemez. Bizi dinlemeyenler, ilme kulak vermeyenlerdir. Bizi dinlemeyenler, peygamberlerin uygarlıklarına gözlerini kapayanlardır. Tekrar ediyoruz; bizim dediklerimizi duyanlar bize uymak zorunda değildirler; sadece söylediklerimizi değerlendirmek zorundadırlar. Elbette onlar kendi içtihatlarına göre hareket edeceklerdir.

d)    Bir topluluk iki şekilde başarılı olur. Ya putlaştırdığı bir başkanın emrinde toplanır ve her türlü muhalif sesleri onun başkanlığında boğar ve böylece topluluk belli bir zamana kadar korunur. Bu küfür düzeninin sistemidir. “Adil Düzen”de ise topluluk kurallarla yönetilir. İçtihat ve icmalarla sabit olan, sabit olmaya devam eden kurallarla topluluk yönetilir. Bu düzende başkanın görevi kuralları işletmek olur. Geleceğin yönetimi budur. Bu Kur’an yönetimidir. AK Parti’nin ise ne tanrılaştırılmış bir başkanı vardır, ne de yönetme kurallarını üreten ilmî mekanizması vardır. Mağdur ve mağrurların toplandığı kuralsız ve başsız bir topluluktur. Başarı şansı yoktur.

AKP’liler kendileri Müslümandırlar, ama partinin İslâmiyet ile hiçbir ilişkisi yoktur. İslâmiyet’in temel kuralı olarak partiye girme ve çıkma parti yöneticilerine değil, girmek isteyenlere ve çıkmak isteyenlere aittir. Parti her geleni almak zorundadır. Kimsenin peşine düşmemek durumundadır. Tavizler verilerek partiye alınanlar, korkulduğu için partiye gelenlerin dışarıya bırakılması onu İslâmî parti olmaktan çıkarır.

Partide yükselme, görev alma, hizmet verme, baştakilerin atamaları ve taltifleri ile değil, kurallar içinde kişinin başarıları ile gerçekleşmelidir. Milletvekillerini merkez değil, taban seçmelidir. Bakanları başbakan değil, başbakanı bakanlar seçmelidirler. Buna benzer birçok davranış ve uygulamalarla Türkiye’de hiçbir parti İslâmî parti değildir. Bu o partide olanların Müslüman olmadıkları, yöneticilerin cennete giremeyecekleri anlamında değildir.

AKP’nin Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan sorununu çözmesi düşünülemez. Türk Ordusu sayesinde sorunlar belki ertelenebilir. Bu sorunları ancak “Adil Düzen çözebilir; “İnsanlık Anayasası” çözer. Ne var ki, bu anayasayı biz yazıp internet sitelerimizde yayınladık. Akevler mensupları bile okumuyorlar. Asıl tehlike buradadır. Ancak, biz her şeye rağmen yazmaya devam edeceğiz.

AVRUPA NASIL OLUŞTU?

İnsanlık önce “toplayıcılık” ile geçiniyordu. Avrupa o çağlarda yaşamaya elverişli değildir. İnsanlık sonra “avcılık dönemi”ne geçti. Avrupa işte bu dönemde meskun hâle geldi. Avrupa’nın ilk yerlileri avcılardır. Sonra insanlık “çobanlık dönemi”ne geçmiştir. Buzullardan sonra çobanlık dönemine geçilmiştir. Buzullar güneylerde eridiği için Avrupa çobanlık dönemine geç girmiştir. Bu bakımdan uygarlığa katkıları olmamıştır. Avrupa “tarım dönemi”ne de çok sonraları girebilmiştir. Avrupalılar göçebe hayatında yaşarken güney ve doğuya ilerlemişlerdir. Yunanistan ve Girit’i, Anadolu’yu, İran ve Hindistan’ı istila ettiler. Kendileri buralara uygarlık getirmediler ama buralarda yeni uygarlıkların doğmasına sebep oldular.

UYGARLIKLAR

İlk uygarlık M.Ö. 3500 yıllarında Mezopotamya’da doğmuştur. İlk medeniyettir ve bütün medeniyetler oradan gelmiştir. Nuh Uygarlığı’dır. Şekil yazsısının oluşturduğu uygarlıktır.

3000 yıllarında uygarlık Mısır’a sıçramıştır.

2500 yıllarında uygarlık Hindistan’da yayılmıştır.

2000 yıllarında uygarlık İran, Anadolu ve Ege kıyılarına ulaşmıştır.

1500 yıllarında uygarlık Çin’e ulaşmıştır.

1000 yılları İbrani Uygarlığı’nın yayıldığı yıllardır. Bu uygarlık harf yazısı uygarlığıdır. Din bakımından kapalı uygarlık olduğu için lâik uygarlıktır. Persler lâik olarak bu uygarlığa katkıda bulundular.

M.Ö. 500 yıllarında Yunanistan’da lâik İbrani Uygarlığı gelişti. Avrupalı Dorlar’ın Yunanistan’ı istilası sonucu Yunanlılar Batı Anadolu, Güney İtalya ve Trakya’ya göç ettiler. İbraniler’in deniz seferleri sayesinde bunlar aralarındaki ilişkileri sürdürdüler. Batı Anadolu’daki Grekler İyonyalılar olarak ilk lâik İbrani Uygarlığı’nı kurdular. Trakya ve İtalya’da olan Grekler de bu gelişmeye katıldılar. Sonra anayurtlarına dönme imkanını bulunca Atina’da buluşup bugünkü uygarlığın halkalarına güçlü halka kattılar. Yahudi dini etkisini gittikçe artırıyordu. Kıbrıslı bir Yahudi olan Zenon Batı Uygarlığı’nın temelini Stuacılar olarak atmıştır. Önce Güney İtalya’da, sonra da İskender’den sonra Roma’da yeni hukuk imparatorluğu gelişti. Bu uygarlık Milatlı yıllarda en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Demek ki, Avrupa Uygarlığı Milattan önce doğan bir uygarlıktır. Bu uygarlık İbrani Uygarlığı’dır. Oysa diğer bütün uygarlıklar Nuh uygarlıkları idi.

Milâdî 000 tarihlerinde İbrani Uygarlığı’nın merkezinde ve içinde Hıristiyanlık ortaya çıktı. Hıristiyanlık dindeki kapalılığı ortadan kaldırdı. Yahudiliği bütün insanlığa yaygınlaştırdı. Devlet ile dini birbirinden ayırdı.

M.S. 500 yıllarında Roma Hıristiyanlığı kabul etti. Tevrat’ın etkisiyle geliştirdiği Roma Hukukunu geliştirirken İncil’in etkisiyle sosyal yapısı gelişti. Böylece Avrupa doğudan ikinci etkisini aldı.

1000 yıllarında Haçlı Seferleri başladı. Böylece Avrupa doğudan üçüncü etkiyi aldı. Haçlı Seferleri sayesinde Avrupa halkı ticareti ve sanayii öğrenmeye başladı. Bu sayede kent hayatı gelişti. Bu uygarlık kuzeye Germenler’e kadar ulaştı ve bunlar Roma’yı işgal ettiler, ama kendileri Hıristiyan oldular. Avrupa Birliği’ni dini birlik içinde korumaya başladılar. Avrupa 500 yılları ile 1500 yılları arasında bin yıl Hıristiyanlık Uygarlığı içinde huzur içinde yaşadı. Avrupa üstün ahlâkî yapısını bu tarihlerde edindi. Avrupalı bu yapı içinde birlikte yaşama imkanını buldu.

1500 tarihlerinde Avrupa yeni düzene girmiştir. Avrupalılar Müslümanlardan astronomi, coğrafya, denizcilik, barut ve kağıdı öğrenmişlerdir. İstanbul’un Fethi ile yüzlerini batıya çevirmiş ve Amerika’yı bulmuşlardır. Avrupa bu sayede büyük inkılâba geçmiştir. Bu inkılâbın öncüleri Yahudi tüccarları idi. Çünkü bu inkılâbı onlar finanse ettiler.

İstanbul’un fethi ile başlayan ve Amerika’nın keşfi ile sonuçlanan inkılâpla neler başarıldı?

a)     Keşfedilen Amerika zengin ve bâkir toprakları içeriyordu. Avrupalılar maddeten zengin olmaya başladılar.

b)    Amerika’da altınlar vardı. Ama para olarak kullanmıyorlardı. Oysa eski kıtada altın meskük para haline gelmişti. Avrupalılar büyük bir sermayeye konmuşlardı. Bir kumaş parçasına bir altın vazo alıyorlardı.

c)     Avrupa kenar bir ülke iken merkez ülke haline geldi ve önemi bu sayede arttı. Ticaret merkezi haline geldi. Ticaretten başka bir iş bilmeyen Yahudiler en aşağı sınıfken en üst sınıf haline geldiler. Eski feodalizm düzeni olan tarım düzeni sona erdi.

d)    Amerika’nın keşfi ile en önemli olan olay ilmin zaferi idi. İslâm düşmanlığı sebebiyle İslâmiyet’ten gelen müsbet ilme Avrupa halkı ve yönetimi düşmandı. Amerika’nın ilme dayalı olarak keşfi sebebiyle, ilim Hıristiyanlığa galip gelmişti. Ne var ki, bundan Müslümanlar değil, Yahudi tüccarları yararlandılar ve bugünkü Avrupa Uygarlığı’nı kurdular.

Yahudi sermayesinin oluşturduğu Avrupa Uygarlığı nasıl doğdu?

a)     Yahudiler kendi dinlerini Avrupa’ya yayamayacakları için dinsizliği esas aldılar ve ateist bir uygarlık kurdular. Din ile ilmin arasını açtılar ve kiliseyi ilme saldırttılar. Böylece kilise çöktü. Avrupa dinsizleşmeye başladı. Bu yetmedi, Katolikliğe karşı Protestanlığı geliştirdiler. Her ulus için ayrı din icat ettiler ve papalığı küçültüp Vatikan’a sıkıştırdılar. Ondan sonra da Fransız İnkılâbı ile ateizmi yaydılar. En sonunda Marksizm ile dünyayı dinsizliğe zorladılar. Böylece Avrupa Uygarlığı’nın temeli ateizme dayanmaktadır. Bugünkü Avrupa da bu sevdadan vazgeçmiş değildir. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılması demek, Türklerin dinsizleşmeyi kabul etmesidir. Avrupa Katolik kulübü değildir; tam tersine Katoliklerin dinsizlik kulübüdür. Bu gerçek tarihî bir gerçektir. Bizim değiştirmemiz mümkün değildir. Avrupa bundan ancak 500 sene sonra kurtulabilir.

b)    Yahudi tüccarları yavaş yavaş kazalardaki esnafı ortadan kaldırıp tekel merkezî sermaye oluşturdular. Bu arada krallıkları icat ederek derebeyliği ortadan kaldırdılar. Köylüler topraklarına kavuştular. Feodal beylerin kölesi olacaklarına, sermayenin işçisi olmaya yöneldiler. Sonra krallıkları yıkarak cumhuriyetleri getirdiler. Böylece hanedanlık sistemine son vererek dinleriyle birlikte millî geleneklerini de ortadan kaldırdılar. Daha sonra komünizm ile enternasyonal sisteme geçtiler. Şimdi Avrupa Birliği ile milliyetçiliği ortadan kaldırıp sermayenin ırgatı halinde bir yığın olmaları istenmektedir. Avrupa Birliği’ne girmek demek; Türklükten vazgeçmek, milliyetçilikten vazgeçmek demektir. Bunun aksini iddia edenler, sadece inanmadan savunma yapanlardır.

c)     Yahudi sermayesi Avrupa’da şunu yapmıştır. Dünyadan ham maddeyi almış, Avrupa’daki fabrikalarında mamul hâle getirmiş ve dünyaya satmıştır. Bu sayede ticaretle zengin olmuştur. Dünyayı kendisine pazar yapmıştır. Avrupa’yı işçi olarak çalıştırmıştır. Onlar ırgat, biz köylü olarak Yahudi tüccarlarına hizmet ediyoruz. Bunu başarabilmek için dünyada Yahudilerle işbirliği yapan tüccar sınıfını oluşturmuştur. Onlar dünyada taşeronluk yapmaktadırlar. Bunlar Masonlardır. Bu sistemi yürütmek için dünyayı Avrupalılara parçaladı. Müstemlekeciliği geliştirdi. Dünyayı onların jandarmalığında sömürdü. Her ülkenin kendi pazarı vardı. Ticaret yapan Yahudilerdi ama üretim yapan Hollandalılardı. Satılan yer de Hollanda müstemlekeleri idi. İsrail devletini kurmak için I. Cihan Savaşı’nda imparatorlukları yıktı, II. Cihan Savaşı’nda İsrail devletini kurdu. Bu arada müstemlekeciliği sona erdirdi. Bundan sonra sömürüyü atadığı Kemal Derviş’vari valilerle yönetecektir. İşte bunun sonucu olarak Avrupa zor duruma girdi. Dünya üzerindeki hakimiyetini kaybetti. Bunu tekrar elde edebilmek için AB’ni kuruyor. Dünyayı sömürme kulübü olarak oluşuyor. Türkiye AB’ye girerek sömürüden pay almak istiyor. Ancak artık Avrupa’nın sömürme şansı yoktur.

d)    Avrupa kurulduğu tarihten beri hep merkezî yönetime doğru gitmiştir. Önce derebeyliğini parçalamış ve krallıklara geçmiştir. Sonra krallığı cumhuriyetçiliğe dönüştürmüştür. Sosyalizm ile merkezî yönetimi güçlendirmiştir. Şimdi de Avrupa birliği ile tek bir Avrupa devleti hedeflenmektedir. Merkezî yönetim hedeflenmektedir. Gaye, bu yolla sermayenin yönetime hakim olmasıdır. Demokrasinin tamamen ortadan kalkmasıdır. Lâikliğin ortadan kalkmasıdır. Çünkü ekseriyet sistemi ile lâiklik bir arada olmaz. Gerçek demokrasi ve lâiklik ancak nisbî sistem ve yerinden yönetimle gerçekleşebilir. Avrupa topluluğuna katılan sermayenin atadığı diktatörlerle tüm Avrupa’nın yönetilmesidir. Ona doğru gidilmektedir. Şimdi Fransa ile Almanya anlaşarak yönetmektedirler. Avrupa Birliği’nden istenen Türkiye ve İngiltere ile ikinci grup oluşturma ve böylece sermayenin desteklediği devletlerin ülkeyi sermayenin istediği gibi yönetmesidir. Türkiye Avrupa Birliği’ne girerse, İngiltere ile birlikte sermayenin bir temsilcisi olarak huzursuzluk çıkarmaya devam edecektir. Avrupa Uygarlığı çatışma üzerinde dengesini kurmuş bir uygarlıktır. Tarih boyunca yüz yıl savaşları, yedi yıl savaşları, I. Cihan Savaşı, II. Cihan Savaşı Avrupa’nın ne olduğunu iyice açıklıyor. Avrupa Birliği’ne girme savaş alanına gitme demektir. Türkiye AB’ye girerek Avrupa’ya iç savaşları taşıyacaktır veya sermayenin ordusu olarak dünya ile devamlı savaş içinde olacaktır.

Avrupa Birliği kendi sorunlarını çözememiştir.

a)     Avrupa henüz kendi anayasasını hazırlayamamıştır. İç düzenini nasıl kuracağını bilmiyor. Avrupa milliyetçiliğini nereye götürecektir? Avrupa lâiklik sorununu çözememiştir. Ekseriyet sisteminde lâiklik olmaz. Avrupa ekonomi düzenini kuramamıştır. Faizli sistem içinde sermayesiz sorunlarını nasıl çözecektir? Yahudi sermayesinin hakim olduğu ekonomi düzeninde kendisi bağımsızlığını nasıl koruyacaktır? Yahudi sermayesi ona ne görev biçmiştir? Durumu ne olacaktır? Avrupa bunları bilmiyor.

b)    Avrupa ile Amerika arasında denge nasıl oluşacaktır? Yahudi sermayesinin iki kardeşi olarak varlıklarını sürdürmeleri planlanmıştır. Ne var ki, Yahudi sermayesinin faizli sistemi çöküyor. Karşılıksız kâğıt para artık dünyaya hakim olamıyor. Dolar ile Euro arasında denge nasıl korunacaktır? Belli değildir.

c)     Avrupa’nın sınırları neresidir? Nerde duracaktır? Yahudi sermayesi netlik istemez, sınırlarını belirlemez. Kavgalı topraklar bırakır. İstediği zaman bu sorunlu yerler sayesinde savaşlar çıkarır. Kur’an da bunların savaş çıkarma sanatından bahsetmektedir. Mustafa Kemal bunları bildiği için Misak-ı Millî hudutlarını daralarak kesinleştirdi. Ülkeye çatışmalı toprak bırakmadı. Şimdi Kıbrıs başımızın belası olmuştur. Yarın Musul’un durumu da budur. Avrupa’nın sınırları da çizilmemiştir. Bu belirsiz durum devamlı savaş sebebi olacaktır.

d)    Avrupa’nın karşısında üçüncü dünya güçleri vardır. Çin, Hindistan, Afrika ve Güney Amerika Avrupa dışında oluşmuş büyük güçlerdir. Haberleşme, ulaşım, ilmî tercüme ilişkileri ve ekonomik ilişkiler dünyayı uyandırmaktadır. Zaten tarihte hiçbir uygarlık kapalı kalmamıştır. Kısa zamanda çevreye yayılmış, daha ileri giderek doğduğu uygarlığı ortadan kaldırmıştır. Avrupa gelişecek olan bu uygarlıklara karşı durumunu belirlemiş değildir.

Bizim Avrupa Birliği’ne girmeden önce Avrupa seviyesine ulaşmamız gerekir. Bu husustaki çözümleri “Adil Düzen Çalışmaları” ile ortaya koymuş bulunuyoruz. “İnsanlık Anayasası” ile de tüm dünyanın saadet formüllerini ortaya koymuş bulunuyoruz. Bunlar aynı zamanda bütün peygamberlerin de öğrettiği Tevrat, İncil ve Kur’an öğretileridir. Avrupa bunu kabullenmeye çalışırsa ömrünün son yarısını saadet içinde geçirir. Bu makalemizde “Adil Düzen”in bu husustaki görüşlerini ortaya koyacağız.

a)     Avrupa “İnsanlık Anayasası”nı benimsemeli ve onu Avrupa kıtasında uygulamalıdır. Orada insanlık vardır. Kıtalar vardır. Kıtalar insanlık içinde bir bölmedir. Tüzel kişiliği yoktur. Ekonomi ve hizmet topluluğudur. Sosyal ve siyasi yapıya sahip değildir. Kıtaların parlamentosu olmayacak, ordusu olmayacaktır. Avrupa devletlerinin ekonomi ve hizmet topluluğu olacaktır. Diğer kıtalar arasında ki ilişkilerini insanlığın hakemlerden oluşan yargı sistemiyle çözecektir. Kıtalar arası savaş hazırlığını yapmamalıdır. Bu diğer kıtalar için de elbette sözkonusu olacaktır. Bir devletin nüfusu 30 milyondan az olmamalı, 100 milyondan fazla olmamalıdır. Devletler illere, iller bucaklara bölünmeli ve yerinden yönetim olmalıdır. Merkez taşranın iç işlerine karışmamalıdır. Küçük devletler birleşirlerse birliğe alınmalı, 100 milyondan fazla nüfusu olanlar bölündükçe birliğe alınmalıdır.

b)    Avrupa kendi sınırlarını çizmelidir. Avrupa dışına taşmamalıdır. Merkezleri Avrupa dışında olan ülkeleri birliğe almamalıdır. Merkezi Avrupa’da olan devletleri de ancak dış topraklarını bırakmaları şartı ile almalıdır. Buna göre Türkiye Avrupa Birliği’ne alınmamalıdır. Rusya da Sibirya’yı bırakırsa ve ikiye bölünürse alınmalıdır. Avrupa tabiî sınırlarla belirlenmelidir. Ural Dağları, Kafkas Dağları, Karadeniz, Boğazlar, Marmara Denizi, Ege Denizi ve Akdeniz, Cebeli Tarık Boğazı Avrupa toprakları olmalıdır. Midilli, Sisam, Sakız, güney adaları, İstanköy, Rodos ve Kıbrıs Avrupa dışında bırakılmalıdır. Karpatos, Girit, Malta, Sicilya, Sardunya, Korsika, İspanyol adaları Avrupa’nın içinde olmalıdır. İzlanda ve Grönland dışarıda bırakılmalıdır. Türkiye adaları ve Kıbrıs’ı alıp Batı Trakya’yı Avrupa’ya bırakabilir. İsteğe bağlı olarak hicretlere müsaade edilmelidir.

c)     Avrupa Birliği lâiklik sorununu çözememiştir. Türkiye de Cumhuriyet’ten sonra lâikliği terk etmiştir. İbadetler bakımından Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Budizm birbirinden farklıdır. İnançlar bakımından da farklar vardır. Düzen bakımından ise Budizm ve Hıristiyanlığın özel görüşleri yoktur. Tevrat ile Kur’an ise tamamen aynıdır. Böylece Avrupa düzen olarak Tevrat ve Kur’an’ın düzenini yani “Adil Düzen”i benimsemelidir. Ama diğer hususlarda dinlerin düzen içindeki yerini de Kur’an’a göre tanzim etmelidir. Çünkü Tevrat’ta çok dinli düzen yoktur. Muhalif hüküm de yoktur. Avrupa tekrar dine dönmelidir. Ama Hıristiyanlık siyasi bakımdan baskı aracı olmamalıdır. Avrupa serbestlik içinde Hıristiyanlaşmadıkça gelişmesine imkan yoktur. Balkanlar lâik Ortodoks devleti haline getirilebilir. O zaman Avrupa Birliği’ne girme hakkı doğar. Şimdiki haliyle bu ülkelerin lâik Katoliklik içinde eritilmesi yanlış bir siyasettir.

d)    Avrupa’nın sömürücü sermaye ile anlaşması gerekmektedir. Avrupa Yahudi sermayesine tüm topraklarını açmalıdır. Sermaye ticaretle meşgul olmalıdır. Devletlerden aldığı mamul malları satın almalı, birbirine ve dünyaya pazarlamalıdır. Avrupa mallarını dünyaya da pazarlamalıdır. Dünya mallarını da Avrupa’da pazarlayabilmelidir. Her tülü gümrük ve vize kayıtları kalkmalıdır. Altınla değiştirilebilecek bir parayı sermaye çıkarıp onunla uluslararası ticaret yapabilir. Euro’yu da Yahudi sermayesine bırakmalıdır. Her devletin millî paraları olmalıdır. Her devletin millî orduları olmalıdır. Sermaye Avrupa devletlerinin iç işlerine, ekonomilerine, paralarına ve ordularına karışmamalıdır. Sermaye üretim yapmamalıdır, sadece uluslararası ticaret yapmalıdır. Böyle yaparsa Yahudi sermayesi daha 500 yıl etkisini sürdürür. Böyle yapmaz, şimdi olduğu gibi karşılıksız para ile tüm üretimi ve tüketimi hakimiyeti altına almak isterse, kendisi üretimi ve tüketimi planlamaya devam ederse, 20. asrın ilk çeyreğinde, en çok asrın sonunda tüm etkisini kaybeder ve 500 yıl önceki zavallı duruma düşebilir. Tarihteki sürgünlük dönemlerini yaşamak zorunda kalır. Avrupa bu sınırı çizmelidir. Tek taraflı olarak bunu ona kabul ettirmelidir.

Görülüyor ki, “Avrupa Birliği Sorunu” basit bir sorun değildir. Henüz çözülmüş değildir. Ancak “Adil Düzen” kuralları içinde çözülebilir. Türkiye kendi iç sorunlarını çözdükten sonra, Avrupa ile kuracağı diyalogla insanlığa hizmet edebilir.

Y O R U M – 20 / II

AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE

İstiklâl Savaşı’nı kazanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuranlar, başta Mustafa Kemal olmak üzere Türkiye’ye bir siyaset biçmişlerdi. Bunları şöyle açıklayabiliriz.

1. Türkiye Devleti millî devlet olacaktır. Dine dayalı devlet olmayacaktır. Irka dayalı bir devlet olmayacaktır. Hümanist bir devlet olmayacaktır. Millet din, dil, kültür ve inanç birliği olarak anlaşılıyordu. Din İslâm dini idi. Dil Türkçe idi. Kültür millî gelenekler idi. İnanç ise; “Ben Türküm” deyip Türkiye devletinin yaşaması içini canını vermek anlamındadır. Her ne kadar Anayasadan “Devletin dini İslâm’dır.” sözü çıkarılmış ise de, bu lâik bir yönetim gereği olup halkın İslâm dinini bırakması şeklinde anlaşılmamıştır. Dinsizlik hedeflenmemiştir.

2. Türkiye Devleti bağımsız olacaktır. İstiklâl-i tâmme içinde yaşayacak, “Ya istiklâl ya ölüm.” şiarı olacaktır. Hiçbir başka devletin ve bloğun içinde olmayacaktır. Ne sosyalist ne de kapitalist ülke blokları içinde olmayacaktır. Ne İslâm bloğunda ne de Hıristiyan bloğunda yer almayacaktır. Millî devlet olmayı bu yolla tamamlayacaktır.

3. Türkiye Devleti barışçı devlet olacaktır. Başka ülkelerden toprak istemeyecektir. Onların iç işlerine karışmayacaktır. Onların savaşlarına yardımcı olmayacaktır. Kimseyi de kendi ülkesine karıştırmayacaktır. Ülkesine iltica edip Müslüman olarak Türklüğü kabul edenleri kabul edecektir. Türkiye’ye gelmeyenlerle ilgilenmeyecektir. Batı Trakya Türkleri sadece Türkiye’deki Rum ve Ermenilere teminat olsun diye kabul edilmiştir.

4. Türkiye Devleti Avrupa uygarlığının icaplarını yerine getirecektir. Ancak asıl hedefi muasır uygarlığın üstüne çıkmak olacaktır. Bunun için dayanak müsbet ilim olacaktır. Her şeyi müsbet ilmin denetimi içinde olacaktır. Demokrasiyi tartışmamıştır. Demokrasi müsbet ilme uygunsa kabul edilecektir. Müsbet ilme uymuyorsa reddedilecektir. İslâmiyet de tartışılmamıştır. Din eğer müsbet ilme uygunsa kabul edilecek, yoksa reddedilecektir. Bunları siyasiler değil alimler tartışacaktır. Siyasilerin görevi sonuçları tesbit etmek değil, ilim adamlarının çözüm üretmelerine imkan vermektir. Nitekim Anayasaları askerler kendileri yapmadı, oluşturdukları ilimî şûralara hazırlattılar.

Türkiye böyle bir Türkiye’dir. Avrupa Birliği’ne girmekle devletin bu temel dört direğini dinamitlemekteyiz. Bir de bu hayasızlar, şuursuzlar, budalalar veya hainler; Avrupa Birliği’ne girmeyi Mustafa Kemal’in ideali olarak koymaktadırlar. Mustafa Kemal ve arkadaşları Türkiye’yi Avrupa’ya teslim edeceklerdi de, İstiklal Savaşını niye yaptılar? Türkiye’den Hıristiyanları niye tehcir ettiler? Türkiye’ye İslâm göçünü niye kabul ettiler? Mustafa Kemal ne dedi? Muasır medeniyetin bütün icapları yerine getirilmiştir. 1933 yılında muasır medeniyetin fevkine çıkmaya karar verdi. Türkiye bugün muasır medeniyetin fevkine çıkmıştır.

1. Türkiye dini modern ilme dayandıran yegane ülkedir. Bediüzzaman tarafından kurulan bu ekol bugün bütün dünyada örgütlenmiştir. Çağdaş müsbet ilme dayalı olup yeniden organize olan bir ülke dünyada yoktur. Bu yönüyle Türkiye çağdaş uygarlığın üstündedir.

2. Türkiye demokraside de en yüksek seviyededir. Dünya henüz istikrarlı bir düzene geçememiştir. Batıda ise sermaye oyuncağı olan partiler iktidardadır. Türkiye’de çok partili sistem gelmiştir. 3 Kasım 2002 Seçimi ile Türkiye tam rüşte erdiğini bütün Dünyaya göstermiştir. Meclis dışında kalan partilerin hiçbirisi teslim olmamıştır. Liderlerini değiştirerek yola çıkmıştır ve yoluna devam etmektedir. Partililerde herhangi bir yılgınlık görülmemiştir. Türkiye artık demokrasiye inanmış bir halka ve orduya sahiptir. Batıya şartlanmış birkaç okumuş vardır. Onlar da tasfiye olacaktır. Türkiye demokrasi sayesinde “Adil Düzen”e ulaşacaktır. Demek ki Türkiye bu yolda muasır medeniyetin fevkindedir.

3. Türkiye ekonomide de dünyanın en ileri gitmiş bir ülkedir. Doğuda hâlâ ilkel ekonomi döneminde yaşanmaktadır. Batıda ise tekel sosyalizm ve kapitalizm ekonomisi yaşamaktadır. Türkiye ise organize olmuş ileri “halk ekonomisi”ne doğru adımlarını atmıştır. Menderes ile tarım döneminden sanayi dönemine geçmiştir. Demirel ile ülkenin altyapısı tamamlanmıştır. Özal ile devletçiliğin yanında İstanbul’da özel sermaye doğmuştur. Erbakan ile sermaye Anadolu’ya kaymış ve KOBİ’ler gelişmiştir. Çiller ile Türk sermayesi dışarıya açılmıştır. Şimdi “Adil Düzen İşletmeleri” kurulacaktır. Bunun teorisini Akevler kooperatifleri oluşturmuştur. AKP’nin sağlayacağı olumlu ortamla bu işletmelerin kurulmasını ümit ediyoruz. Anadolu sermayesi “Adil Düzen”e geçerek kendilerini toparlayacaklardır. Bu bakımdan da Türkiye muasır uygarlığın fevkine çıkmıştır.

4. Türkiye ilimde de muasır medeniyetin fevkine çıkmıştır. Osmanlılar Avrupalıları yenmek için Avrupalılaşmaya çalışmışlar. Demokrat Parti geleneği ise Avrupa içinde eriyip gitmeyi hedeflemiştir. Nitekim bugün de Avrupa Birliği’ne girmek için yırtınmaları bundandır. Allah’a şükürler olsun ki partileri siyaset mezarlığına gömülmüştür. AKP de bu gaflete devam ederse aynı akıbete mahkum olacaktır. 1967 yılında İzmir’de kurduğumuz Akevler Kooperatifi’ndeki çalışmalarımız sayesinde, Avrupa Uygarlığı ile İslâm Uygarlığı’nı sentez ederek III. bin yılların İslâm Uygarlığı’nı kurma yoluna girdik. Bu çalışmalarımıza başlangıçta Fethullah Gülen de katıldı. Bu çalışmalarımıza Necmettin Erbakan da katıldı. Bunların katkıları ile Türkiye’de Kur’an modern müsbet ilimlerle anlaşılmaya çalışılmış ve “Adil Düzen” olarak yeni sistem ortaya konmuştur. Batı sosyalizm ve kapitalizmin dışında bir şey bilmemektedir. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin müsbet ilme ve ilâhi vahye dayanan ileri dünya görüşü vardır, sistemi vardır. Dünya Türkiye’nin bu üstünlüğünü hissetmiştir. Bu sayede İslâmiyet’e başka türlü bakmaya başlamıştır. AK Partililerin çoğu yöneticileri, hattâ tamamına yakını “Akevler” ve “Adil Düzen”in etkisinde kalmışlardır. Nitekim bugünkü başarılarını da “Adil Düzen”e borçludurlar.

Hâsılı; Mustafa Kemal’in 1933’de söylediği, “Muasır medeniyetin fevkine çıkacağız. Elimizde tuttuğumuz meşale müsbet ilimdir.” müjdesi gerçekleşmektedir. Bu asırda bu üstünlüğün kuvveden fiile geçmesi beklenmektedir.

 

Y O R U M – 20 / III

DOĞRU YOL PARTİSİ’NDE NELER OLUYOR?

Bunları anlattıktan sonra, Doğru Yol Partisi’nin son seçimlerini ele almak istiyoruz.

Askerler muasır medeniyetin üstüne çıkma istikametinde 1945’lerde demokrasiye geçtiler. O zaman halkın önüne iki imkan sürüldü; Celal Bayar’ın Batı’ya angajeli Demokrat Parti’si ile Mareşal Fevzi Çakmak’ın İslâmiyet’e yönelik bağımsız Türkiye’yi hedefleyen Millet Partisi. Halk Demokrat Parti’yi getirdi. Ancak Demokrat Parti ikiye bölündü. Bayar ateizmi sürdürmek istiyordu. Menderes ise lâikliği sürdürüp ülkeyi kalkındırma yoluna gitti. Halk Menderes’in yanında yer aldı. Türkiye borçlandı ama tarım toplumundan sanayi toplumuna da geçti. Avrupalılar Menderes’i cezalandırıp astırdılar. Menderes’ten sonra Demokrat Parti yerine değişik partiler ortaya çıktı. Halk Mason olan Demirel’i destekledi. Demirel de Batı’ya ihanet ederek Türkiye’yi geliştirdi. İslâmiyet’in yanında yer aldı. Sonra Özal ANAP’ı kurdu. Halk askerlerin sunduğu partileri değil, Özal’ın partisini iktidara getirdi. Onun da Batı ile arası iyi idi. Ama o da Batı’ya ihanet ederek Türkiye’yi kalkındırmaya devam etti. Bunun üzerine onu kurşunladılar. Ondan sonra Tansu Çiller’i Başbakan yaptılar. O da Batı’ya ihanet etti ve Türkiye’yi geliştirmek için gerekeni yaptı. Erbakan ile koalisyon kurarak Türkiye’ye büyük bir hamle yaptırdı.

DYP Genel başkanı Tansu Çiller hatalar yaptı. Partiye bürokratları aldı ve onların emrine girdi. Bürokratlar Batıcı değildirler; ne Avrupa’yı, ne de İslâmiyet’i biliyorlar. Tarihi gelenekle oluşmuş bürokratik yönetimle ülkeyi yönetirler. Kötü kimseler değildirler. Ama zalimdirler. Devletin âli menfaatleri içim canlarını verebilirler, ama bu arada göz kırpmadan canlar da yakarlar. Bu yönetim şekli artık tarih olmaktadır. Devlet adalet için vardır. Kendisi adil olmadıkça devletin varlık nedeni ortadan kalkar. Tansu Çiller’in başka bir hatası da; “Adil Düzeni ben durdurdum!” öğünmesidir. “Adil Düzen” demek, müsbet ilme dayalı yönetim demektir. “Adil Düzen”e karşı olanlar bir bir çöküp gitmişlerdir. İşte “Adil Düzen”e karşı olan Faziletliler, işte “Adil Düzen”i bırakan Erbakan ve işte “Adil Düzen”i durdurdum diye öğünen Çiller! Akıbetleri apaçık ortadadır. “Adil Düzen”e bürokrat arkadaşlarının baskısı ile düşman olmuştur. Sonunda o bürokratlar onu tasfiye etmişlerdir. Doğru Yol Partisi’nin oylarını barajın altına indirdiler. Şimdi de Mehmet Ağar’ın yanında kümelendiler.

DYP’de yapılmak istenen nedir? Yapılmak istenen, Doğru Yol Partisi’ni ortanın solundan önceki CHP hâline getirmek ve böylece Osmanlı yönetim şeklini sürdürmektir. Dine karşı değiller ama, dinde serbestlik taraftarı da değildirler. Devlet için her türlü zulmü meşru görürler. Bu Osmanlı yönetim şeklidir. Eski CHP’nin yönetim şeklidir. ANAP da bunlar tarafından tasfiye edilmiştir. Ekrem Pakdemirli bertaraf edilecek ve sonunda ANAP Doğru Yol Partisi ile birleştirilecektir. Gerçek demokrat olan İlhan Kesici ile Ekrem Pakdemirli böylece etkisiz hâle getirileceklerdir.Nitekim bu yazı yayına hazırlandığı saatlerde Aydın Menderes “Hakkında yedi dosya bulunan Mehmet Ağar’la aynı çatı altında bulunmak istemem.” diyerek DYP’den istifa etti.

Bundan sonra ne yapacaklar? Ellerinden gelirse baskı ve hilelerle AKP’nin oylarını merkez sağa çekeceklerdir. AKP’nin başarısızlığı üzerinden mirasa konacaklardır. Asıl hedef “Adil Düzen” çalışmalarını etkisiz hâle getirmektir. Devleti asker değil de polis idare edecektir. Tarihe karışmış olan dikta yönetimi Türkiye’ye getirilmek istenmektedir.

Sömürü sermayesinin bir usûlü vardır. Bu metot, nerede kendi dediğini yaptırabilirse orada o sistemi uygulamaktır. Krallık işe yarıyorsa orada krallık yönetimini uygular. Diktatörleri sözünde gezdirebiliyorsa orada diktatörlük kurar. Askerleri sözünde gezdirebiliyorsa cunta yönetimini kurar. Demokrasi ile işini halledebiliyorsa onunla işini halleder. Şimdi Türkiye’de polis devletini kurmak istiyor. Çünkü partilere söz geçiremiyor. Askerlere söz geçiremiyor. Artık polislere söz geçirecektir.

Polislere nasıl söz geçirecektir? Polis rejimi halka dayanamaz. Çünkü sonunda onlara zulmeder. Orduya karşı güçsüz olduğu için silaha da dayanamaz. Polis yönetimi iktidarını ancak dış güçlere dayanarak koruyabilir. Mehmet Ağar’a tavsiyem; inşaallah böyle bir gaflete düşmez. Yeraltı faaliyetleriyle partiyi yönetmeğe kalkışmaz. Doğru Yol Partisi seçmenleri böyle gaflet ve dalâlette olmazlar. “Susurluk Olayı”nın hâmisi bugün Doğru Yol’un Genel Başkanı olmuştur! Ben o himaye davranışını savunmuştum. Çünkü o düzenin gereği idi. Ama ben o düzeni savunmuş değildim. Şimdi ise Mehmet Ağar o düzeni hâkim kılmak istiyor. Sermayenin oyuncağı oluyor.

Bu durumda bize düşen nedir? Şunu bilmeliyiz ki Kâinat boşluğu kabul etmez. Bir yeri boş bırakırsanız orasını bir şey doldurur. Türkiye’ye “Adil Düzen”i getirmezsek yerine bir şey gelir. Krallık gelir, diktatörlük gelir, ekseriyet diktatörlüğü gelir, ordu gelir, polis gelir. Boşluk olmaz. Bilin ki; bunların en ehveni önce ordu, sonra da polis yönetimidir. Ondan sonra gelenler daha beterdirler. Bize düşen “Adil Düzen”i ülkeye getirmek için çalışmaktır. Ondan ötesi bizim için eşit olmalıdır. Sadece zaman kazanmak için AK Parti’yi desteklemeliyiz.

 

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlık ve Yönetim: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org                                          (0532) 246 68 92

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 189. SEMİNER                                                                 İstanbul, 21 Aralık 2002

100 SORUN – 100 ÇÖZÜM;   3.  Ç  Ö  Z  Ü  M

 

DIŞ BORÇ SORUNU VE ÇÖZÜMÜ

Ülkenin dört acil sorunu vardır: Yargı, basın, işsizlik ve dış borç sorunu.

Bu sorunları çözebilmek için alınması gereken ön tedbirler vardır.

1-    Bunlardan birincisi, devlet altını kârsız alıp satacak, her türlü paraların alış ve satışlarını serbest bırakıp vergiden muaf tutacaktır. Enflasyonu altının serbest değeri ile ölçecektir.

2-    İkincisi, Türkiye’de her türlü nakit ödemeler Türk Lirası üzerinden yapılacak, borçlanmalar ise Türk Lirasının altın değeri üzerinden yapılacaktır.

3-    Üçüncüsü, bütün borç ve alacaklarını altın değeri üzerinden devlet yüklenecek, faizi sıfırlayacaktır. Alacaklarına cebrî icra uygulamayacak, borçların talep edilmesi hâlinde TL basıp ödeyecektir.

4-    Dördüncü olarak, her çalışana çalışma kredisini verecek, hafta sonunda ödeyecek, işverene ham madde kredisini verecek, mamul satıldıkça parasını tahsil edecektir. Böylece işsizlik sorunu ve iç borç sorunu çözülmüş olacaktır. Bununla ilgili makaleler daha önce yazılmış ve yayınlanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nu Avrupalılar borç vererek yıktılar. Borç verdiler ve iç işlerine müdahale ettiler. Savaşlara soktular. Sonunda borcunu ödeyemez hâle gelince “Duyun-u Umumiye”yi kurdular. Devlet içinde devlet oluşturdular. Böylece mefluç hâle gelen ülke Çanakkale Zaferi’ni kazanmakla beraber teslim oldu. Sevr’i imzaladı. Cumhuriyet hükümetleri 1950 yılına kadar dış borçlarını tasfiye ettiler ve yabancı tesisleri satın alarak millîleştirdiler. Ülke ekonomik istiklâli tam kazanmışken, Demokrat Parti devreye girdi ve dışarıya borçlanma başladı. Dışarıdan 30 milyar dolar borç alındı, ülke “tarım dönemi”nden “sanayi dönemi”ne geçti. Oysa Batılıların planlarına göre Türkiye’yi borçlandıracak ama Türkiye’de gelişme olmayacaktı. 1954’te kredileri kestiler. Ancak hükümet CHP’den kalan altınları harcayarak sanayileşmeye devam etti. Yetmedi, karşılıksız para bastı ve sanayileşme hamlelerini tamamladı. Dünyada ilk defa Türkiye enflasyonu sanayileşmek için araç yaptı. Türkiye’yi kalkındırmasının cezası olarak Başbakan Adnan Menderes ve iki arkadaşını astılar. Astıranlar kimlerdi? Profesör hukukçular!

Ondan sonra ülke yine borçlanmaya devam etti. 1997’ye kadar 40 milyar dolar daha borç alındı. Türkiye’de gelişme sürüp gitti. Bu arada darbe üstüne darbe yaptırılarak ülke geri bırakıldı. Yöneticilerin acziyeti ve basının kışkırtmaları ile ordu müdahaleler yapmak zorunda bırakıldı. Ordu hep kurtarıcı olarak geldi ve sonunda yine geri çekildi. Ama siyasiler her seferinde sorunları çözemediler.

Meselenin asıl korkunç tarafı, son 5 yıl içinde Türkiye 70 milyar dolar daha borçlandı, buna karşılık ülkede bir tek çivi bile çakılamadı. Ülke vatandaşları işsiz hâle getirildi. 50 senede 80 milyar dolar ile Türkiye sanayi dönemine geçmiş ve altyapısını tamamlamıştır. Son 5 yılda ise alınan 70 milyar dolar borca rağmen hiçbir şey yapılmamıştır. 28 Şubat sonrasındaki yıllar tarihe en kötü yıllar olarak geçecektir.

Türkiye’de bugün 18,7 milyon işsiz vardır. Bunu daha önce hesaplamış ve yayınlamıştık. Bu işsizlik sebebiyle yıllık zayiatımız 100 milyar dolardan fazladır. 5 senelik kaybımız 500 milyar doların üstündedir. İşsizliği önlediğimiz zaman iki senede borçlarımızı kapatıyoruz. Ondan sonra her yıl 100 milyar dolar fazla veriyoruz. Kafkasya, Balkanlar, Ortadoğu ve Orta Asya’yı “faizsiz olarak kredilendirebiliyor” ve dünyanın süper gücü oluyoruz. İlimde ve uygarlıkta biz öncülük yapmaya başlıyoruz. Bunlar hayal değildir, matematiğin ve müsbet ilmin hesaplarıdır.

Bir ülkenin zenginleşmesi için tarihte yapılmış olan denemeler vardır.

a)    Ülke serbest bölge ise zenginleşir. Bir ülkeye vizesiz ve gümrüksüz girilip çıkılıyorsa o ülkeye servet akar. Sular nasıl çukura doğru akarsa, dünyanın serveti o ülkeye akar. Hele burası ülkemiz gibi coğrafî olarak merkezse kimse onunla yarışamaz. Bunu bilen “büyük sermaye” vize ve gümrükleri icat etmiş, enflasyonu icat etmiş, ağır vergileri icat etmiş, böylece dünyayı ekonomik olarak kendisine esir etmiştir. İlk yapılacak işler; gümrükler kaldırılmalı, vizeler kaldırılmalı, vergiler üretimden ve az nisbette alınmalı, bürokratik muameleler sıfırlanmalı, beyanname sistemi getirilmelidir.

b)    Göç kabul eden ülke her zaman zengin olmuştur. Her şeyin anası “insan”dır. Bir ülke ne kadar kalabalık ise o kadar zengindir demektir. Göç yeni sentez getirir ve uygarlıkta ilerleme olur. Amerika göç aldı ve zengin oldu. Türkiye Cumhuriyeti göç aldı ve büyük devlet oldu. Bir yere göç geliyor demek, orası zengindir demektir. Türkiye Orta Asya ve Çin’den geçici olarak göç kabul edip üretim yapmalıdır.

c)    Borç veren ülke de zengin olur. Faizsiz olarak verse de yine zengin olur. Hangi ülke kendi parasını başka ülkeye borç verirse o ülke zengin olur, borç alan fakirleşir. Borç alan ülke sonunda o ülkenin mallarını alırsa o para işe yaramış olur. Borç alan ülke pahalı pahalı borç veren ülkenin mallarını alır, kendi mallarını üretemez olur. Fakirleşir. Borç veren ise pahalı sattığı malları ile üretimini artırır ve zenginleşir. Sonra borcun ödeme günü gelince borç alan ülke borç aldığı ülkenin parasını bulabilmesi için mallarını ona ucuz olarak satmak zorunda kalır. Böylece üçüncü defa fakirleşir. Ucuz üretim işsizliği ortaya çıkarır. Türkiye dış borçlarını tasfiye edip komşulara faizsiz olarak borç vermeli ve onlara kolaylık göstermelidir.

d)    Faizli sistemle çalışan ülke ilkin zenginleşir ama sonra yıkılıp gider. Önce faiz ile çevredekilerin paralarını toplar. Kazanır. Ama paranın tamamı eline geçince halkın elinde satın alma gücü kalmaz. Onların mallarını satın almaya başlar. Mallar da bitince halk artık malları alamaz olur. O zaman kriz olur. Sosyal patlamalar olur. Devlet karşılıksız para basarak halka satın alma gücü sağlar. Böylece o ülke sosyalist olur. Biraz sonra da bürokratik nedenlerle çöküp gider. Sovyetler bunun en son örneğidir. ABD de bu yolun yolcusudur. Türkiye hemen “faizsiz kredileşme sistemi”ne geçmelidir. Bu hususa da “üretime kredi” konularında değinilmişti.

 

TÜRKİYE’NİN DIŞ BORÇ DURUMU

Türkiye’nin bugün 150 milyar dolar borcu vardır. Yıllık faizi %15 civarındadır. Her ailenin borcu 10 000 dolardır. Hiçbir yeni borç almazsak, sadece borcu ödeyemezsek, 15 sene sonra her ailenin borcu 100 000 dolar olacaktır. Türkiye’de her ailenin ortalama 50 000 dolarlık serveti vardır. 15 sene sonra ceketimizi alıp Orta Asya’ya gitsek bizi bırakmazlar; “Bir Türkiye daha istiyoruz!” derler. “İran’ı alın; onları öldürün veya kovun. Siz de bundan sonra sağ kalırsanız nereye isterseniz oraya gidin!” diyeceklerdir.

Bugünkü borcumuzla Afganistan’la savaştırıyorlar... Irak’la savaştıracaklar... Sıra İran’a gelmektedir...  Eğer dört-beş sene içinde dış borç sorununu çözmezsek Türkiye artık yok olmuştur. Zaten Amerika’nın en yetkili ağızları da bunu ilân ediyorlar; ““Türkiye-İran Savaşı” ile Türkiye ve Türkler halkıyla birlikte imha edilecek ve tarih olacaklar!” diyorlar.

 

Bu girişten sonra; TÜRKİYE DIŞ BORÇLARI NASIL ÖDEYECEKTİR?

Elbette yoktan bir şey var olmaz. Türkiye önce 18,7 milyon işsizi çalışır hâle getirecektir. Ancak bu sayede borcunu ödeyebilir. 

Bu sorun “İşsizlik Sorunu” içinde çözülecektir. İşsizlik sorununu çözersek yıllık artık değerimiz 100 milyar dolar olacaktır. Halkımız bunu bizim bankalarımıza mevduat olarak koyacağı için biz bununla borcumuzu ödemiş oluruz. Sonra devlet payı ile onların borcunu kapatırız.

Buna ek olarak yabancı işçi getirilip çalıştırılacaktır. Türkiye’ye gelen işçi çalışır, emeğini alıp götürür. Ama tesislerin kiraları ve vergileri bizde kalır. Bugün Türkiye’nin tesisleri %25 kapasite ile çalışmaktadır. İşsizliğin kalkması ile kapasitenin yarısı yine boş olacaktır. Yani, Türkiye 28 milyon yabancı işçiyi çalıştırabilir. Bunların bize bir senede bırakacağı 100 milyar dolardan fazladır. Borcumuzu bununla karşılamış oluruz.

Serbest pazar hâline gelip ticaretten kazanılacaktır. Dinlenme yerleri yabancılara kiralanıp dış borç ödenecektir. Türkiye merkezî bir yerdedir. Avrupa’dan aldığımız malları Asya’ya; Asya’dan aldığımız malları Avrupa’ya satarsak bu ticaret bizim dış borcumuzu bir yıl içinde öder. Bunun için Türkiye’nin serbest Pazar hâline getirilmesi yeterlidir. Gölde susuz boğulmaktayız!

Halkımızdan altın ve dolar satın alınarak ve borçlanılarak ödenecektir. Halkımızın bankalarda ve evlerde depoladıkları altın ve dolarlar vardır. Avrupa bankalarında mevduatı vardır. Bunların yarısını devlet bankalarına mevduat olarak çeksek yine borcumuzu ödemiş oluruz. Öyleyse şunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin mevcut borcunun dört mislini iki yıl içinde ödeme gücü vardır; ama on misli yoktur. Bu ödemeleri geciktirirsek artık ödeyemez hâle geliriz.

Reel fizikî imkânlar hukukî bakımdan kanalize edilmezse bir iş yapmaz. Bir akarsuyu düşünün. Bunda enerji potansiyeli vardır. Ama bu elektrik olmaz. Baraj yapıp santral kurmak gerekir. Ülkemizde bulunan borç ödeme imkânı yeterli değildir. Bu ödeme imkânlarını organize edecek, kanalize edecek mâli düzenlemelere ihtiyaç vardır.

 

DIŞ BORÇLARI NASIL ÖDEYECEĞİZ? 

Bundan önce anlattıklarımız bizim dışımızdaki imkânlardır. Bu imkânlardan nasıl yararlanacağımızı ortaya koyalım. Ağaçta meyveler var ama onları toplamamız gerekir. Devletin yapacağı ise bundan ibarettir.

A) DIŞ BORCU İÇ BORCA ÇEVİRMELİYİZ

TL borçlanmalarının günlük altın değeri ile karşılanması hâlinde TL altın muamelesi görecektir. Halk altın veya döviz olarak yapacağı tasarrufları Türk Lirası olarak yapacaktır. Türk Lirasını tercih edecektir. Böylece bankalarımıza döviz ve altın tevdi edilecek, buna karşı TL alacaklı hâle gelinecektir. Devlet böylece dış borcunu iç borca çevirmiş olacaktır.

Halk neden altın karşılığı TL alacaklı hale gelmeyi tercih edecektir?

a)    Altın veya döviz alışverişlerinde fiyat farkları vardır. Dolayısıyla altın ve dövizi para olarak kullanmak halk için zararlı olmaktadır. Dolayısıyla halk Altın Lirasını tercih edecektir.

b)    Altın bozuk para olarak kullanılamaz. Ancak büyük para olarak saklanabilir. Türkiye’de döviz için de aynı şey söylenebilir. Bozuk para geçmemektedir. Oysa Altın Lirası Türk Lirası gibi, hatta daha küçük dilimlere masrafsız değiştirilebilmektedir. Yani para değeri altından ve dövizden yüksektir.

c)    Dolar veya Euro karşılıksız paradır. Değeri keyfî olarak değiştirilebilir. Kendiliğinden de gelişigüzel değişebilir. Oysa altın tabiî paradır. Onun değerini değiştirecek beşerî güç yoktur. Para olarak yaratılmadığı için de değişme olmaz.

d)    Türk piyasasında TL geçerli olduğu için Türkiye’de iş yapan herkes enflasyon değeri korunmuş olma şartı ile TL’yi tercih edecektir. Bu enflasyonlu hâline rağmen hâlâ TL’nin geçerli olması, onun enflasyondan soyutlanması hâlinde Türkiye’de çok değerli olacağının açık ispatıdır.

Böyle bir durumda Merkez Bankası’na düşen görev para basıp karşılığında dolar alıp borcunu ödemesidir. Dış borç iç borca çevrilmiş olur.

Ülkemizde büyük firmalar vardır. Dış borcu yüklenirler ve biz onlara TL ödemesi yaparız. Onlar bununla ticaret yapar, sonra faiziyle birlikte dolar olarak öderler. İhracatçılara ancak bu şartla faizsiz olarak kredi verilir. Bu para ülke içinde üretimi teşvik eder. Halk yatırım yapacağına ihracat malını üretmiş olur. Bu enflasyona sebep olsa bile dış borç ödenmesine hizmet edeceğinden iyidir. Faizden kurtulmuş olacağımızdan başka yönde ucuzluk yapar. Çünkü biz krediyi faizsiz veriyoruz.

Ülkemizde bulunan arazileri, dinlenme yerlerini ve KİT’lerin hisse senetlerini dış borç karşılığı satarız. Türk Lirası veya dövizle satamayız. Bu yerleri almak isteyenler dış borçlarını üzerlerine geçirir ve bizden bunları almış olurlar. Dış borç iç borca çevrilmiş olur.

 

B) DÖVİZ BORCUNU MAL BORCUNA ÇEVİREREK DIŞ BORCUMUZU ÖDEYEBİLİRİZ

Alacaklılarımıza teklifte bulunuruz. Dolar borcumuzu ödeme durumunda değiliz. Çünkü biz dolar üretmiyoruz. Biz size ürettiğimiz malı borçlanalım. Siz faizinizi de hesaplayıp koyun, bizimle mal anlaşması yapınız deriz. Böylece döviz borcunu mal borcuna çeviririz. Bu sayede üretimimiz ve emeğimiz ile borcumuzu öderiz. Bu mallarımızı dış borç dışında satmaya karar veririz. Türkiye’den mal alacaklar bu ödemeyi tercih ederler. Demir, bakır, bor, cıva, alüminyum gibi madenlerimiz vardır. Doğal besinler, pamuk, yün, deri gibi eşyalar ülkemizin aranan malları değil midir? Alacaklılar bunları alacak karşılığı kabul edeceklerdir. Bu anlaşma onlara Türk pazarını da kazandırmış olacaktır. İleride yine böyle siparişleri alabiliriz.

 

C) BORCU ORTAKLIĞA ÇEVİREREK BORCUMUZU ÖDEMİŞ OLURUZ

Ülkemizde pek çok tesisler kurulmuş, yapıları yapılmış, makineleri alınmış boş durmaktadır. Çünkü işletme sermayemiz ve pazarımız yoktur. Biz bunu dış borçtan mahsup edilmek üzere kiralayabiliriz. Vergiden de muaf tutarız. Ülkede satmadığı takdirde hiçbir vergi almayız. Kiramızı bizden olan alacakla ödeyecektir. Bu tesisleri borç karşılığı satabiliriz. O takdirde üretimden vergimizi alırız. Tamamen alması da gerekmez. Hisse senetlerini de alabilir. Yabancıların bu hisse senetlerini alacak karşılığı almaları için bu tesislerin kârlı hâle getirilmesi gerekmektedir. Bu da yeni işletme sistemi ile mümkündür.

Bir işletmenin hisse senetlerini satabilmemiz için işletmeyi şu şekilde yapmalıyız:

1-    Çalışmayan veya kapasitesinin dörtte birinin altındaki tesisleri çalıştırmayı devlet tekeffül eder. Çalıştırmak isteyen işletmeciye cirodan kiraya verir. Faizsiz olarak işletme kredisini de verir. Bu krediyi alıp işletme yapacaklara siyasi partilerden biri kefil olmalıdır. İflas etmesi halinde bu partiye verilen krediden ödenmelidir. Ödemediği takdirde partinin kredisi düşürülür.

2-    İşletmeci fabrikayı cirodan kiralar. Ekibini kurar ve bizden işletme kredisini ister. Biz işçinin parasını ve ham maddenin parasını öderiz. Bunun enflasyon yapmadığını biliyoruz.

3-    İşletmeci bu fabrikaya ham madde karşılığı mamulü üretir. Mesela, yüz ceketlik kumaşı getiren 60 ceket verebilir. Kalan 40 ceketi pay olarak diğer giderlere bölüştürür.

4-    İşte bu paydan hisse senetleri verilir. Hisse senetleri alan yabancılar da bu paylarını her hafta sonunda alırlar. Devlet bu şekilde yabancılara hisse senetlerini satmış olur. Hisse senetlerinin değerleri artıp eksilir. Ancak aynı günde farksız alınıp satılır. Kazançlı gören yabancılar da bu senetleri almak isterler. Alacaklarını faizden çıkarıp kira payına çevirirler. Böylece sermayelerine gelir sağlamış olurlar. Devlet hisse senetlerini cari fiyatla alıp sattığı için faizden fazla getirisi olan hisse senetleri almış olurlar.

 

D) TÜRK LİRASININ DEĞERİNİ ALTIN DEĞERİNİN ÜZERİNE ÇIKARIRIZ

Yurt dışındaki halk TL’yi altına tercih ederler. Böylece borcumuzu ödemiş oluruz. Yani TL dolar, euro, sterlin gibi değerli olursa dünya borsalarında alınıp satılmaya başlar ve böylece dünya piyasalarına girer. Karşılığında aldığımız dövizlerle borçlarımızı öder. Faizli borcu faizsiz borca çevirmiş oluruz.

TL’nin değerini nasıl koruyacağız?

1-    TL’sını altına kote ettiğimizde paramız kendiliğinden dünya piyasalarında geçerli hâle gelir. Çünkü böyle kote edilmiş parayı ilk defa biz bulmuş olacağız.

2-    Türkiye merkezî yerdedir. Kendi malları olmasa bile dünya malları burada kolayca bulunacaktır. Bunun için Türkiye’yi serbest pazar hâline getireceğiz. Türkiye’de Türk Lirası ile alışveriş yapılacağı için dünyada Türk Lirası diğer paralardan daha çok artacaktır. Yerimiz bunu yapacaktır.

3-    Türkler dünyada sevilmiş bir halktır. Ve eski dünyanın her yerinde Türkler veya Türklere çok yakın insanlar vardır. Bunların sayısı 500 milyondur. Müslüman olmamız da buna eklenirse, buraların halkı bizim parayı kullanmayı başka paralara tercih edecektir.

4-    Türkiye her çeşit imkânları ile turistleri celbedecek ülkedir. Bize zırnık koklatmayacak olan Batı dünyasının zenginlerini değil, Dünyanın uygar ülkeye gitme arzusunu isteyen turistlerini getirmeliyiz. Onların buraya gelecek paraları yoktur. Ancak, serbest pazar hâline gelirsek, Türkiye’de çalışmayı serbest yaparsak, alış satışları serbest yaparsak; Dünya halkları Türkiye’ye gelecektir. Oradaki malları Türkiye’ye getirip satmak suretiyle harçlığını karşılayacaktır. Dönecek parası olmazsa, Türkiye’de çalışarak gitme parasını kazanıp ülkesine dönecektir. İşte bu “halk turizmi”ni canlandırdığımız zaman, bunlar TL’nin reklamını yapacaklardır. Böylece Türk Lirası dünyada aranan bir para olacaktır.

 

Bu kadar basit şeyleri eskiler bilemediler mi ki bu hâle düştüler?

Türkiye’de bilenler susturulur; konuşturulmaz. Bilenler değil, bilmeyenler iktidar yapılır.

Bilenler icraata başladılar mı makamdan indirilir. Asılır. Hapse atılır. Çünkü henüz bağımsızlığımızı gerçek olarak kazanmış ülke değiliz. Çok acıdır ki,bugüne kadar bu zulümleri Türk ordusunun eliyle yapmışlardır. Burada kusurlu olan ordu değildir. Ordunun kendilerine yetki verdiği ve desteklediği iktidarların korkularına devam etmeleridir.

Durum bugün de aynıdır. Türk ordusu 3 Kasım’da seçim yaptırdı. Millî iradeye saygısını beyan etti. İktidar olanlar “Adil Düzen Mektebi”nden gelmişlerdi. Ama onlar kurtuluş için “Adil Düzen”in peşine koşacaklarına, Avrupa sokaklarında süründüler! Gaflet ve dalâlet içindeler! İhanete doğru yol alıyorlar!..

Biz görevimizi yapıyoruz. Ondan sonrası bize ait değildir; Allah’a aittir. Bu yazılar internetteki sitelerimize girmektedir. Ülkeye saldırıp ihanet etsek, devletin istihbarat kurumları harekete geçer ve saldırırlar. Bu da müstevlilerin siyasi emellerine hizmettir. Devletin hizmet kurumlarının görevi: bu yazdıklarımızı bundan yararlanacak devlet kademelerine götürmektir.

Son olarak şunu söyleyelim ki; gerek Kur’an’ın gerekse müsbet ilmin bildirdiklerine göre III. bin yılların Hakk’ı üstün tutan peygamberler uygarlığının temelleri Türkiye’de atılacaktır. “Adil Düzen”e karşı olanlar mağlup olacaklar, “Adil Düzen”e inananlar Türkiye’yi merkez ülke hâline getireceklerdir.

Türkiye’nin başka kurtuluşu yoktur. Aksini iddia edenler varsa; onlarla internette veya istedikleri ortamda tartışmaya hazırız. Kimse sesini çıkaramıyor. Kur’an’ın ifadesiyle söylersek; dilsiz, sağır ve kör olmuşlardır. Susun bakalım, susun! Tıkayın kulaklarınızı, tıkayın! Kapatın gözlerinizi, kapatın! Zavallı ölüler! Düşmanına teslim olmuş zavallı kurbanlıklar!..

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlık ve Yönetim: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org                                          (0532) 246 68 92

KUR’AN SEMİNERLERİ; 189. SEMİNER                                                                                        İstanbul, 21 Aralık 2002

 

MÂİDE SÛRESİ 64. ÂYET TEFSİRİ

YAHUDİLER VE SAVAŞ

بسم الله الرحمن الرحيم

وَقَالَتْ الْيَهُودُ يَدُ اللَّهِ مَغْلُولَةٌ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُوا بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمْ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ كُلَّمَا أَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ أَطْفَأَهَا اللَّهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْأَرْضِ فَسَادًا وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ(64)

يهودى اللهن الى مغلولدر ديه قول اتدى يدلرى مغلولدر  و قول اتدكلرندن طولايى لعنة اولنمشلردر  بل اونن اكى الى مبسوطدر  مشيئت اتدغى كبى انفاق ادر ربندن سنا انزال اولنن اونلرن كثيرنده طغيانى و كفرى زياده ادر بينلرنه قيمة يومنه دك عداوتى و بغضائى القاء اتدك هرنه كز ناري حرب اجن ايقاد ادرلرسه الله اونى اتفاء ادر ارضده فساده سعي ادرلر الله اسه مفسيدلرى حب اتمز

Va QAvLaTı eLYaHUvDu  YaDu elLAHı MaĞLuvLat  ĞulLaT EaYDıHıM Va LuGıNUv BıMAv QAvLUv  Bal YaDAvUu  MaBSUvOaTAvNı  YunFıQu KaYFa YaŞAxEu  Va La YaZıDanNa  KaÇIyRan MıNHuM MAv EuNZıLa EıLaYKa  Mın RabBı Ka OuĞYANan Va KuFRan KulLaMAv  EaVRaDUv NAvRan  LıLXaRBı EaTFaEaHuMu elLAHa Va YaSGaVNA FIy eLEaRQı FaSAWA n Va elLAHU LAv YuXıbBu elMuFSıDIyNa

(وَ) عطفت قالت الى اتخذوا دينكم هزوا (َقَالَتْ) منهم اليهود لا النصارى  انثت على ان القائلين  ليسوا امة بل قائلين منفردة غير احبارهم فى قولهم اشارة الى انهم اغنياء كما تحقق اليوم قالت لانفسهم وحسبت ان الناس فقيرة اليهم (الْيَهُودُ) اسم جمع  فلذا انثت فى قالت هم غير الاسرائليين هم اغنيائهم الذين كانت الاموال دولة بينهم واللام تدل على انها ليست علم بل هي اسم القوم كما فى الترك والقومية ليست بمبنية على الابوة بل على اللسان (يَدُ) جناح الانسان يفعل به ويصنع و يكسب استعير للقوة والقدرة و للسعة و الاموال قصدهم سعته تعالى فالناس فقراء و هم الاغنياء و الملك عندهم لهم افردوا على ان يده مبسوطة و يده الاخري مغلولة (الله) علمه تعالى بعد حدوث العالم وخليفته فى الارض الناس عندهم و عندنا الا انهم قالوا ان الله تعالى فضلهم على الناس و جعلهم اغنياء والناس الفقراء ليستخدمهم (مَغْلُولَةٌ من الاغلال فلا يقدر ان يتصرف وان يعطى وهم قادرون عليه وبذلك هم يوقدون نار الحرب (غلت ايدهم) فلا يستطيعون شيئا كما كان بعد داود عليه السلام و بعد نزول القران وسيكون من بعد فى الف الثالث فيكونون من الاذلين (ولعنوا بما قالوا) والله فضلهم على الناس لان يخدمواهم بعبادتهم الله لا لان يحكمهم بالمن و الظلم والفتنة والفساد ولهم قول دون ذالك والله بعيد عن الناس و الناس فى ايدهم باموالهم وهم يفعلون ما يشاءوا  فالقول اكبر فساد من الفعل لانه مستمر (بل يداه مبسوطتان) هو السماء رفعها و وضع الميزان  يبسط الرزق و يقدر البسط وضع الاشياء على مقتضاها قدرة الربوة و قدرة الفناء مبسوطتان مقتضاهما (ينفق كيف يشاى) سعتهم بتقدره تعالى على الربوة والله جعل لهم الاموال على الدولة لان يجعل الصنائع للناس لتعلمهم الصناعة  قد تعلموا و جاء اجل حكمهم (وَلَيَزِيدَنَّ) لايسمعون اقوالكم فيلبسون الحق بالياطل و يكتمون(كَثِيرًا مِنْهُمْ) من اليهود لا كلهم فمنهم يسمع كلام الله ويكونون معه (مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ) ايها الموئمن (مِنْ رَبِّكَ) فى القران بالاجتهاد منه بدلالة ما انزل فعليك التبليغ (طُغْيَانًا) يظلمون الناس بالتفريق بينهم بجعلهم السدود فى المرور بين الاقوام و القاء العداوة فيهم والبغضاة (وَكُفْرًا) يلبسون الحق بالباطل يجعلون ايات الله حجة على الكفر كما فى خلقة الانسان من القردة وهو اية لله تعالى (وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمْ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ) وهم يعدون بينهم فى اموالهم ويظلمون فى انفسهم فمن فى المسجد الحرام منهم هم المظلومين ومن لهم الاموال هم الظالمون يظلمون بظلمهم (إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ) و الله خلقهم وفضلهم على الناس وجعل لهم امرا يوما يعدلون ويوما يظلمون ولهم منظرون الى يوم القيمة كما انظر الابليس وهم باقون الى يوم القيمة فلا يكونون منقرضين قال تعالى لهم و ان عدتم عدنا و هذه اية بينة دالة على ان القران كتاب الله تعالى (كُلَّمَا أَوْقَدُوا) ولهم ايقاد الحرب بين الناس لأن يكونوا على الهدى فاذا طغوا وهم يوقدون النار(نَارًا لِلْحَرْبِ) الحرب فى عصرنا بالنار وهذا اية بينة على ان القران كتاب الله تعالى (أَطْفَأَهَا اللَّهُ) نار الحرب على اهل الفرات باذنه تعالى وهي لبغيهم على اهل مدين من قبل وظلمهم الموئمنين فيهم (وَيَسْعَوْنَ فِي الْأَرْضِ فَسَادًا) عند الحرب و الاسلام و هم خلقوا على ذلك و على الموئمنين ان يدافعوهم بالعدالة و الاحسان رعاية على امره تعالى كنتم خير امة اخرجت للناس تامرون بالمعروف و تنهون عن المنكر (وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ) يفسدون باذنه تعالى و لا يرضى عنهم ولا عمن كانوا معهم فى الفساد (64)

(وَ) عطفت قالت الى اتخذوا دينكم هزوا

Buradaki “Va” harfi Yahudi dedi sözünü ehl-i kitaptaki eğlenceye aldı sözüne eklemiştir. Mü’minler dinimize saygılı olan başka dinlerdeki kimselerle birlikte yaşarlar ve onlarla ortak yönetim oluştururlar. Ama dinimize saygılı olmayanlarla ortak yönetim oluşturmazlar. Onların yönettiği ülkede zımmi olarak yaşayabilirler. Onlar da yönetimimizde zımmi olarak yaşayabilirler. Burada Yahudileri ehl-i kitaptan ayırarak zikretmektedir.

(َقَالَتْ) منهم اليهود لا النصارى انثت على ان القائلين ليسوا امة بل قائلين منفردة غير احبارهم فى قولهم اشارة الى انهم اغنياء كما تحقق اليوم قالت لانفسهم وحسبت ان الناس فقيرة اليهم

Dinde kendilerini Allah’a karşı bir topluluk olarak gören sadece Yahudilerdir. Dünyayı Tanrı adına değil, tanrı olarak yönetmek isterler. Onlar kendilerini Allah’ın oğulları olarak görürler. Yahudiler bir ulustur. İsrailoğulları ise bir soydur. Kur’an’da İsrailoğullarından saygı ile bahsedilmektedir. Yahudilik bir din ve dildir. Söyleyen Yahudilerin tamamı değil, içinde bazıları öyledir. Onun için müennes sığasını kullanmıştır. Din adamları söylemiyor. Devlet adamları söylemiyor. Onların zenginleri söylüyor. Bugün bunlar Amerika’da yerleşmiş 200 aileden ibarettir. Bunlar bu sözlerini kendi kendilerine söylemektedirler. Dünyanın kendilerine muhtaç ve esir olduğuna inanmaktadırlar.

(الْيَهُودُ) اسم جمع فلذا انثت فى قالت هم غير الاسرائليين هم اغنيائهم الذين كانت الاموال دولة بينهم واللام تدل على انها ليست علم بل هي اسم القوم كما فى الترك والقومية ليست بمبنية على الابوة بل على اللسان

Yahûdu” çoğul isimdir. “Kâlet” bunun için “T” ile gelmiştir. “Yahudi” sözü Türk gibi ulus adıdır. Soya değil dile dayanır.

 (يَدُ) جناح الانسان يفعل به ويصنع و يكسب استعير للقوة والقدرة و للسعة و الاموال قصدهم سعته تعالى فالناس فقراء و هم الاغنياء و الملك عندهم لهم  افردوا على ان يده مبسوطة و يده الاخري مغلولة

Yed” el demektir. İnsan onunla iş yapar, üretir ve kazanır. Güç, mallar ve servet elde etmek için kullanılır. Allah’ın insanları fakir bıraktığını, kendisine muhtaç kıldığını söylemektedir. Burada bir elinin meğlul olduğunu söylemektedir. Bir eli açık, diğer eli kapalıdır demektedirler.

(الله) علمه تعالى بعد حدوث العالم وخليفته فى الارض الناس عندهم و عندنا الا انهم قالوا ان الله تعالى فضلهم على الناس و جعلهم اغنياء والناس الفقراء ليستخدمهم

Allah”, Allahu Telânın Kâinat’ı var ettikten sonraki ismidir. O’nun yeryüzündeki halifesi insanlardır. Buna Yahudiler ve mü’minler böyle inanırlar. Onlara göre Allah kendilerini üstün yaratmıştır. Onları zengin etmiştir. İnsanları istihdam ederler.

(مَغْلُولَةٌ) من الاغلال فلا يقدر ان يتصرف وان يعطى وهم قادرون عليه وبذلك هم يوقدون نار الحرب

Eğlal” tasma demektir. Boyuna takılan kayış demektir. Eli mağlul demek, eli kelepçelenmiştir demektir. Onlardan bazılarının inançlarına göre Allah’ın eli İsrailoğullarından başkalarına kelepçelidir, istese de onlara ancak onların aracılığı ile verebilir. İnsanlarda böyle bâtıl inançlar olmaktadır.

(غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ) فلا يستطيعون شيئا كما كان بعد داود عليه السلام و بعد نزول القران وسيكون من بعد فى الف الثالث فيكونون من الاذلين

Onların elleri bağlanmıştır. Onlar sahip oldukları servetlerini kullanamayacaklardır. Bu âyet bize çok önemli bilgiler vermektedir. Tarihte zaman zaman Yahudiler çok üstün servete erişmişler ama sonra onların başına gelen felaketler onları ülkeden ülkeye sürüklemiştir. 15. asırda başlayan Batı Uygarlığı onları en yüksek seviyeye çıkarmıştır. Dünyayı birbiriyle savaştırarak bugünkü duruma gelmişlerdir. Şimdi yeni bir dünya düzenini kurmak istemektedirler. Yeryüzündeki tüm ekonomik merkezleri ellerine geçiriyorlar. Tabiî kaynaklar onların olacak, devletler kendi atadıkları yöneticiler tarafından yönetilecektir. Bu işe küçük devletlerden başladılar. Önce o ülke içinde savaş çıkarıyorlar, halkı birbirine düşürüyorlar, sonra oraya Birleşmiş Milletler adı altında başka ülkelerin askerlerini gönderiyorlar. Oralarını hakimiyetleri altına alıyorlar. Önce Bosna ve Kosova, sonra Afganistan; şimdi Irak, sonra İran, sonra Türkiye; ve yavaş yavaş Çin’e kadar bu yolla ulaşacaklardır. Nasılsa yeryüzünü Allah onlar için yaratmıştır! O’nun oğullarıdır onlar! Bu âyet onların bu planlarında başarılı olamayacaklarını bildirmektedir. Sahip oldukları serveti onlar kullanamayacaklardır. Bugün onlar karşılığı olmayan dolarları kullanmaktadır. Çin; “Ben doları ülkemde geçerli saymıyorum.” dese, bu karşılıksız dolarlar Amerika’ya dönecek ve Amerika’da %100 enflasyon olacaktır. Amerika’daki Yahudi hakimiyeti sona erecek ve böylece saltanatları bitecektir. İşte Kur’an bunu veya buna benzer olayları haber vermektedir.

(وَلُعِنُوا بِمَا قَالُوا) والله فضلهم على الناس لان يخدمواهم بعبادتهم الله لا لان يحكمهم بالمن و الظلم والفتنة والفساد ولهم قول دون ذالك والله بعيد عن الناس و الناس فى ايدهم باموالهم وهم يفعلون ما يشاءوا فالقول اكبر فساد من الفعل لانه مستمر

Söylediklerinden dolayı lânet olunmuşlardır. Yaptıklarından dolayı değil de, söylediklerinden dolayı lânet olunmuşlardır. İnsanlar Yahudilerden nefret etmektedirler. Herkes onları dışlamaktadır. Bu onların yaptıklarından çok söylediklerinden dolayıdır. Yahudiler dünyada 12,5 milyon kadardır. Fiilen yapabilecekleri bir şey yoktur. Fiilen insanlığa yararları vardır. Onların ilmî çalışmalarından sonunda insanlık yararlanmaktadır. Bugünkü uygarlık onların eseridir. Bütün araştırmalar onların destekledikleri araştırma merkezleri sayesinde olmaktadır. Bugünkü seviyeye böyle ulaşmışlardır. Herkesin onları sevmesi gerektiği halde; acaba neden dışlanmaktadırlar? Her ülkede korku içinde yaşamaktadırlar. Çünkü onlar sözleri ile fitne çıkarmaktadırlar. Ateizmi dünyaya yaymaktadırlar. Kendileri ateist olmadıkları halde, dünyayı ateist ve ahlâksız yapmaktadırlar. Bundan dolayı lânet olunmuşlardır. Allah ve insanlar onları dışlayacak ve eskiden olduğu gibi yeniden sürüneceklerdir.

(بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ) هو السماء رفعها و وضع الميزان يبسط الرزق و يقدر البسط وضع الاشياء على مقتضاها قدرة الربوة و قدرة الفناء مبسوطتان مقتضاهما

Aksine Allah’ın elleri açıktır. İki eli de açıktır. Yukarıda tek elden bahsedilmiştir. Burada iki el söylenmektedir. Buradaki iki elden maksat; iyilik ve kötülük eli, darlık ve genişlik elidir. Cennette insanlar istediklerini bol bol bulacaklardır. Bir sıkıntıları olmayacaktır. Ama bu dünya imtihan dünyasıdır. Darlık içinde bırakır, genişlik verir. Kimini yoksul yapar ve sabırları ile onları dener, kimini de genişlik içine koyar ve takva ile dener. Bunlar evrim kanunları gereğidir. Genel denge gereğidir. Allah Son Peygamber’i de büyük yoksulluklar içinde yaşatmıştır. Sahabeler zorluk içinde yaşadılar.

(يُنفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ) سعتهم بتقدره تعالى على الربوة والله جعل لهم الاموال على الدولة لان يجعل الصنائع للناس لتعلمهم الصناعة قد تعلموا و جاء اجل حكمهم

Allah Yahudi sermayesine imkân sağlamıştır. Tekel oluşturmuş ve dünyayı kendilerine hizmet ettirmiştir. Böylece sermaye terakümü olmuş ve büyük sanayi doğmuştur. İnsanlık böyle büyük sermayeye sahip olmasaydı bugünkü ileriliğe ulaşamazdık. Bugün ise sanayileşme oluşmuştur. Standartların gelişmesi ile tekel sanayie gerek kalmamıştır. Ulaştırma ve haberleşme sistemleri gelişmiş, üniversiteler kurulmuş, karşılıklı dolaşmalar serbest olmuştur. Bunların sonucu olarak artık tekel sermayeye gerek kalmamıştır. İnsanlık yeniden adil düzene kavuşacaktır. Yeryüzünü Yahudi sermayesi değil, Allah idare ediyor. Daha önce Yahudilere verdiği genişlik O’nun iradesi ile olmuştur, bundan sonra ellerinden alınması da O’nun iradesi ile olacaktır.

(وَلَيَزِيدَنَّ) لايسمعون اقوالكم فيلبسون الحق بالياطل و يكتمون

Kur’an bu gerçekleri onlara haber vermiştir. Nitekim Yahudiler tarihte pek çok zulme uğramışlardır. Kur’an onlara nasıl davranmaları gerektiğini açıkça anlattığı halde, onların çoğunda tuğyan ve küfrü artırmıştır. Onların bugün yapmaları gereken şey; bu fitne ve fesattan vazgeçmeleri ve insanlığa uluslararası ticaretle hizmet etmeleri gerekir. Üretime karışmayacaklar, devlet içi ticarete karışmayacaklar, ama devletlerarası ticarette onlar söz sahibi olacaklardır. Sermaye onlarda vardır. Bilgi onlarda vardır. Dünyanın her tarafına yayılmış olmaları ile teşkilat onlarda vardır. Bugün bunu yapacak güç onlarda vardır.

(كَثِيرًا مِنْهُمْ) من اليهود لا كلهم فمنهم يسمع كلام الله ويكونون معه

“Kâlet” kelimesinden bu hareketleri bütün Yahudilerin değil de bir kısmının yaptığını anlamıştık. Buradaki “kesiran minhum” sözünden bu açıkça anlaşılmıştır. Bu fesadı çıkaran bütün Yahudiler değildir. Yahudi din adamları değildir. İsrail’deki Yahudiler değildir. Bunlar dünyada sermayeyi ellerine geçirmiş birkaç sömürücü Yahudilerdir. Yahudilerin çoğu onların etkisiyle böyle hareket etmektedir.

(مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ) ايها الموئمن

Sana inzâl olunana denmektedir. Burada genel olarak peygamber anlaşılmaktadır. “Ellezî ünzile ileyke” şeklinde ifade edilmiş olsaydı o manâyı verecektir. Çünkü Kur’an lafzı ile ona nâzil olmuştur. “Mâ” deyince kastedilen lafız değil manâdır ve muhatap da bütün mü’minlerden her biridir. Şimdi bizim söylediklerimiz de onların küfrünü ve tuğyanını artıracaktır.

(مِنْ رَبِّكَ) فى القران بالاجتهاد منه بدلالة ما انزل فعليك التبليغ

Rabb’inden sana inzâl olunan. Sana bildirilen. Kur’an’da söylenen. Kur’an İsrailoğullarını diğer kavimlerden tafdil ettiğini bildirmekle onlara en yüksek seviyeyi vermiştir. En çok onlardan bahsetmekle onları bütün insanların üstüne çıkarmıştır. Ondan sonra da onlara hatalarını ve olacaklarını haber vermektedir. Onlar Kur’an’ı takdis edecekleri yerde ve Allah’a şükretmeleri gerekirken, tam tersini yapıyor ve zulmediyorlar.

(طُغْيَانًا) يظلمون الناس بالتفريق بينهم بجعلهم السدود فى المرور بين الاقوام و القاء العداوة فيهم والبغضاة

Tuğyan, kaynayan kazanın taşmasından gelmektedir. Yani, kişilerin sınırlardan taşması ve insanlara zulmetmesidir. Kur’an Kudüs’ün onlara ait olduğunu söylemektedir. Hazreti Ömer barışla orasını fethetmiş ve İbrahim dininde olanları barış içinde yaşatmıştır. Sonra Osmanlılar’ın elinden alınmıştır. Şimdi orada kan gövdeyi götürüyor. Eğer İsrail devleti olacaksa elbette Batı Şeria ve Gazze de onların olacaktır. Eğer Irak olacaksa elbette silahı da olacaktır. İstenen arz-ı mev’ud üzerinde İsrail imparatorluğunu kurmadır. I. Cihan Savaşı bunun için çıkarılmıştır. II: Cihan Savaşı bunun için çıkarılmıştır. Şimdi üçüncü cihan harbinin peşindeler. Irak, İran ve sonra tüm dünyaya yaygınlaştırmak. Sonunda sermayenin hakimiyeti altında yeni bir dünya kurulacaktır. Böyle istiyorlar.

(وَكُفْرًا) يلبسون الحق بالباطل يجعلون ايات الله حجة على الكفر كما فى خلقة الانسان من القردة وهو اية لله تعالى

Müsbet ilmin vardığı her adım Allah’ın varlığına ve tekliğine götürmektedir. Onlar ise bunu tersine değerlendiriyorlar. Allah için delil olanları aleyhine yorumlamakta ve gerçekleri kapatmaktadırlar. İmanlarını artıracağına küfürlerini artırmıştır. Bir misal verelim. Yunanlılar Kâinat’ın yaratılmadığını ve başlangıcı olmadığını söylüyorlardı. Onlardan bir kısmı bu yolla Tanrı’nın olmayabileceğini söylemektedirler. Darwin evrim teorisi ile böyle olmadığını, canlıların evrimleşerek bugünkü duruma geldiğini ispat etmiş, böylece Yunanlıların iddiasını çürütmüş, Tevrat ve Kur’an’ın yaratılış teorisini onaylamıştır. Canlılar yeniden yaratılmıştı. Birden değil de yavaş yavaş gelitirlmişti.Tevrat da böyle diyordu. Bu Allah’ın varlığını ispat ettiği halde Yahudiler bunu tersine çevirmişlerdir. Evrimi yoktan var olma için sebep saymışlardır. Genetik ilmi bu anlayışı tamamen çürüttüğü halde, hâlâ kitaplarda okutuyorlar.

(وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمْ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ) وهم يعدون بينهم فى اموالهم ويظلمون فى انفسهم فمن فى المسجد الحرام منهم هم المظلومين ومن لهم الاموال هم الظالمون يظلمون بظلمهم

Yahudilerin kendi aralarında da dost olmadıklarını bildirmektedir. Ülkemizdeki Sabataistler ile Yahudiler arasında büyük düşmanlık vardır. Avrupa Yahudilerini zorla İsrail’de toplamışlardır. İsrail Yahudileri ateş içindedirler. Amerika’daki servet sahipleri yalnız diğer kavimlere zulüm etmemektedirler. Asıl zulüm ettikleri İsrail’deki Yahudilerdir. Onları ateş içinde bırakıyorlar.

(إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ) و الله خلقهم وفضلهم على الناس وجعل لهم امرا يوما يعدلون ويوما يظلمون ولهم منظرون الى يوم القيمة كما انظر الابليس  وهم باقون الى يوم القيمة فلا يكونون منقرضين قال تعالى لهم و ان عدتم عدنا و هذه اية بينة دالة على ان القران كتاب الله تعالى

Kur’an burada da çok önemli bir haberi bize vermektedir. Küçük bit topluluk olan Yahudiler, her zaman yok olmaya mahkum bir kavim gibi görülebilir. Bugün de öyledirler. Ama dünyayı onlar yönetiyorlar. Allah İbrahim dinini dünyaya hakim kılmıştır. Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık kıyamete kadar devam edeceklerdir. Hiçbir zaman ne Yahudilik, ne de Hıristiyanlık ortadan kalkmayacaktır. 1400 yıl önce söylenmiş bu söz bugün tamamen ortaya çıkmıştır. O kadar cesaret gelmiştir ki, kendilerine nazaran 1,5 milyar olan Müslümanları yok etme teşebbüsünü ve cesaretini bile göstermektedirler. Kur’an olmasa biz bile böyle olduğuna inanacak duruma düşeriz. Nitekim Cengiz Çandar bununla bizleri korkutmuştur.

(كُلَّمَا أَوْقَدُوا) ولهم ايقاد الحرب بين الناس لأن يكونوا على الهدى فاذا طغوا وهم يوقدون النار

Kıyamete kadar yaşayacak olan Yahudilerin görevi ne olacaktır? Bu âyet onu anlatmaktadır. İnsanlar adalet içine yaşadıkları zaman sağlıklı topluluklara sahip olurlar. Yaşlılık veya başka sebeplerle bozuldukları zaman, o zamana kadar sinmiş bulunan Yahudiler ortaya çıkar, insanları birbirine düşürür ve savaş çıkarırlar. Savaş insanların aklını başlarına getirir ve düzelmeye başlarlar. Birinci ve İkinci Cihan Savaşları Yahudiler tarafından çıkarılmıştır. Fransızlarla Almanlar birbirlerine saldırtılmıştı. Birincisinde imparatorlukları yıkmışlardır. İkincisini ise İsrail devletini kurmak için yaptırmışlardır. Bu sayede Yahudiler İsrail’e zorla tehcir edildi. Ama şimdi bundan ders alan Alman ve Fransızlar kendilerini düzelttiler ve “Avrupa Birliği”ni kuruyorlar. O iki savaş olmasaydı bu birlik kurulmazdı.

(نَارًا لِلْحَرْبِ) الحرب فى عصرنا بالنار وهذا اية بينة على ان القران كتاب الله تعالى

Harbin ateşi” tabirini kullanmaktadır. Kur’an nâzil olduğu zaman savaşlar kılıçla ve okla yapılmaktadır. Ateşli silahlar yoktur. Bugünkü silahlar bundan 500 yıl önce barutun keşfi ile başladı. Gittikçe gelişti. Bugün ateşli silahları kullanmadan savaş düşünülmez bile. Atom bombasına kadar hepsi ateşli silahlardır. Bu da bir mucizedir. Başka önemli husus; Yahudiler kara savaşlarına girmezler, piyade savaşını vermezler. Bombalarla ve tanklarla dünyayı ateşe verirler. Piyade savaşlarına başkalarını sürerler. Irak’a bombaları Amerikalılar yağdıracak. Türkler girip kara savaşı yapacak ve sonunda Yahudi sermayesi yerleşip sömürmeye devam edecektir. İşte böyle doğrudan savaşa girmeyeceklerini, sadece savaşı ateşlendirip sonunda masa başında sömüreceklerine işaret etmektedir. Onların görevi böyle savaşları çıkarmaktır. Silah fabrikalarını çalıştırıp 6 milyar insanı birbiriyle savaştırmak ve kendi hükümranlıklarını yürütmektir.

(أَطْفَأَهَا اللَّهُ) نار الحرب على اهل الفرات باذنه تعالى وهي لبغيهم على اهل مدين من قبل وظلمهم الموئمنين فيهم

Allah ikinci büyük haberi vermektedir. Ateşi Allah söndürür. Savaş biter ve insanlık kaybetmez, kazanır. I. Cihan Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu yıkılmıştır; ama arkasından İstiklâl Savaşı kazanılmış ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. I. Cihan Savaşı olmasaydı Türkiye Cumhuriyeti kurulamazdı; “Adil Düzen” sözkonusu olmazdı. II. Cihan Savaşı’ndan sonra dünya açık pazar hâline geldi. Elliye yakın İslâm ülkesi bağımsızlık kazandı. Şimdi III. cihan savaşını çıkarıp uzatıp götürmek peşindedirler. İran-Irak Savaşı olmuştur. Bu savaş bitmiştir. Ne olmuştur? Hem İran hem Irak savaş eğitimini yapmış ve bugün artık kolay kolay fethedilemez ülkeler olmuşlardır. Irak ve İran’a karşı saldırılardan sonra da böyle olacaktır. Belki de İslâm ülkeleri bunun üzerinde uyanacaklardır. Belki de Çinlilerin de aklı başına gelecektir. Hintlilerle Pakistanlılar barışacaklardır. Amerikanın süper güç olması sona erecektir. Gerçek olan şudur. Allah bu savaşı da söndürecektir. Daha ileri ve daha iyi bir dünya oluşacaktır. Yahudiler kazanmayacak, kaybedeceklerdir. Yahudiler İslâm devletlerinin himayesine girmek zorunda kalacaklardır.

(وَيَسْعَوْنَ فِي الْأَرْضِ فَسَادًا) عند الحرب و الاسلام و هم خلقوا على ذلك و على الموئمنين ان يدافعوهم بالعدالة و الاحسان رعاية على امره تعالى كنتم خير امة اخرجت للناس تامرون بالمعروف و تنهون عن المنكر 

Allah Yahudileri yeryüzünde savaşları çıkarmak, insanları birbirlerine katmak ve devamlı olarak fitne ve fesat içinde bırakmak için yaratmıştır. Buna karşılık mü’minler ise dünyaya barış getirmek ve adil düzeni kurmakla görevlendirilmişlerdir. Hıristiyanlar ise bazen onlarla, bazen bizimle olarak dünyada İbrahim dininin zaferini sürdürmeye hizmet edeceklerdir. Yahudiler sol kutbu, mü’minler sağ kutbu, Hıristiyanlar da merkezi oluşturmuşlardır. Bundan önce iktidar Yahudilerin elinde idi, Hıristiyanlar Yahudilerin yanında yer aldılar. Şimdi ise III. cihan harbinden sonra Hıristiyanlar bizimle beraber olacak ve “Adil Düzen”i birlikte kuracağız.

(وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ) يفسدون باذنه تعالى و لا يرضى عنهم ولا عمن كانوا معهم فى الفساد

Allah dengeyi kendisi kurmuştur. Mü’minleri de, Yahudileri de, Hıristiyanları da O var etmiştir. Kıyamete kadar varlıklarını sürdüreceklerdir. Budistler de varlıklarını koruyacaklardır, diyebiliriz. Ancak Allah müfsidlerin değil, muslihlerin yanında olacaktır. Son zafer daima onların yanında olacaktır. Nasıl gece gündüz, kış yaz için ise; savaş da barış içindir. Allah barış için çalışanları sever.

 

Bu ayetlerin aydınlığında bakarak şu sonuçlara varırız:

a)    Irak’ta savaş çıkarsa bunun sorumlusu Iraklılardır. Onlar zalim olduklarından Allah başka bir zalimi onlara musallat etmiştir.

b)   Zalimler birbirleriyle savaşırlar, sonunda Allah “Adil Düzen”i kurar. Zalimlerden biri zafer kazanacak ve zulmüne devam edecektir; bu olamaz. Tarihte hiç olmamıştır. Sonunda zulüm tarih olmuştur. Irak’ta da Iraklıların hak ettiği kadar savaş olacaktır. Sonra kurtulacaklardır.

c)     Türkiye bu savaşa karışmamalıdır. İki zalimden herhangi birini tutmamalıdır. Ne ona ne de diğerine yardım etmemelidir. Eğer onlardan biri Türkiye’ye saldırırsa o zaman kendini korumalıdır. Sonunda zafer adil olanlarındır.

d)   Türkiye her iki tarafı “Adil Düzen”e çağırmalıdır. Taraflar birer hakem seçmelidir. Hakemler de baş hakem seçmelidirler. Taraflar her türlü şikayetlerini buralara götürmeli ve onların verecekleri hükümlere uymalıdırlar. Tek taraflı da olursa bunu teklif etmelidir. Hattâ tek taraflı oluşturmalıdır. Görülecektir ki, sonunda adil davranan zafer kazanacaktır.

 

Bizim bu konularda daha somut önerilerimiz vardır.

Ancak, burada açıklanmasını uygun bulmuyoruz.

İlgililer isterlerse onlara açıklayabiliriz.

 

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlık ve Yönetim: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org                                          (0532) 246 68 92

 

 

 






Tüm Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1130
En'âm Suresi Tefsiri 77-79. Ayetler
21.08.2021 834 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1129
En'âm Suresi Tefsiri 74-76. Ayetler
14.08.2021 551 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1128
En'âm Suresi Tefsiri 72-73. Ayetler
7.08.2021 560 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1127
En'âm Suresi Tefsiri 71. Ayet
31.07.2021 185 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1126
En'âm Suresi Tefsiri 66-70. Ayetler
24.07.2021 324 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1125
En'âm Suresi Tefsiri 61-65. Ayetler
17.07.2021 260 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1124
En'âm Suresi Tefsiri 52-55. Ayetler
10.07.2021 245 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1123
En'âm Suresi Tefsiri 45-51. Ayetler
3.07.2021 255 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1122
En'âm Suresi Tefsiri 40-44. Ayetler
26.06.2021 271 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1121
En'âm Suresi Tefsiri 35-39. Ayetler
19.06.2021 296 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1120
En'âm Suresi Tefsiri 31-34. Ayetler
12.06.2021 288 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1119
En'âm Suresi Tefsiri 26-30. Ayetler
5.06.2021 319 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1118
En'âm Suresi Tefsiri 20-25. Ayetler
29.05.2021 354 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1117
En'âm Suresi Tefsiri 13-19. Ayetler
22.05.2021 336 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1116
En'âm Suresi Tefsiri 7-12. Ayetler
15.05.2021 358 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1115
En'âm Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
8.05.2021 339 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1114
Kasas Suresi Tefsiri 86-88. Ayetler
1.05.2021 340 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1113
Kasas Suresi Tefsiri 83-85. Ayetler
24.04.2021 364 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1112
Kasas Suresi Tefsiri 79-82. Ayetler
17.04.2021 409 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1111
Kasas Suresi Tefsiri 76-78. Ayetler
10.04.2021 405 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1110
Kasas Suresi Tefsiri 72-75. Ayetler
3.04.2021 357 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1109
Kasas Suresi Tefsiri 68-71. Ayetler
27.03.2021 744 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1108
Kasas Suresi Tefsiri 61-67. Ayetler
20.03.2021 406 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1107
Kasas Suresi Tefsiri 57-60. Ayetler
13.03.2021 439 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1106
Kasas Suresi Tefsiri 52-56. Ayetler
6.03.2021 472 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1105
Kasas Suresi Tefsiri 47-51. Ayetler
27.02.2021 503 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1104
Kasas Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
20.02.2021 497 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1103
Kasas Suresi Tefsiri 38-42. Ayetler
13.02.2021 522 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1102
Kasas Suresi Tefsiri 33-37. Ayetler
6.02.2021 550 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1101
Kasas Suresi Tefsiri 29-32. Ayetler
30.01.2021 670 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1100
Kasas Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
23.01.2021 1296 Okunma
4 Yorum 28.02.2021 11:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1099
Kasas Suresi Tefsiri 21-25. Ayetler
16.01.2021 689 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1098
Kasas Suresi Tefsiri 16-20. Ayetler
9.01.2021 666 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1097
Kasas Suresi Tefsiri 12-15. Ayetler
2.01.2021 900 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1096
Kasas Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
26.12.2020 933 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1095
Kasas Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
19.12.2020 1244 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1094
Neml Suresi Tefsiri 89-93. Ayetler
12.12.2020 1083 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1093
Neml Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
5.12.2020 776 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1092
Neml Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
28.11.2020 1025 Okunma
1 Yorum 29.11.2020 17:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1091
Neml Suresi Tefsiri 67-75. Ayetler
21.11.2020 1146 Okunma
1 Yorum 26.11.2020 17:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1090
Neml Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
14.11.2020 769 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1089
Neml Suresi Tefsiri 59-62. Ayetler
7.11.2020 766 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1088
Neml Suresi Tefsiri 54-58. Ayetler
31.10.2020 1028 Okunma
1 Yorum 03.11.2020 17:20
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1087
Neml Suresi Tefsiri 45-53. Ayetler
24.10.2020 1085 Okunma
1 Yorum 24.10.2020 22:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1086
Neml Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
17.10.2020 802 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1085
Neml Suresi Tefsiri 36-40. Ayetler
10.10.2020 854 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1084
Neml Suresi Tefsiri 27-35. Ayetler
3.10.2020 1201 Okunma
2 Yorum 11.10.2020 20:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1083
Neml Suresi Tefsiri 20-26. Ayetler
26.09.2020 2224 Okunma
5 Yorum 03.10.2020 19:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1082
Neml Suresi Tefsiri 15-19. Ayetler
19.09.2020 1385 Okunma
3 Yorum 03.10.2020 18:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1081
Neml Suresi Tefsiri 12-14. Ayetler
12.09.2020 1277 Okunma
2 Yorum 13.09.2020 15:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1080
Neml Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
5.09.2020 1373 Okunma
2 Yorum 06.09.2020 15:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1079
Neml Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
29.08.2020 1509 Okunma
2 Yorum 30.08.2020 20:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1078
Şuara Suresi Tefsiri 224-227. Ayetler
22.08.2020 1732 Okunma
3 Yorum 23.08.2020 21:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1077
Şuara Suresi Tefsiri 213-223. Ayetler
15.08.2020 1418 Okunma
4 Yorum 16.08.2020 18:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1076
Şuara Suresi Tefsiri 203-212. Ayetler
8.08.2020 1684 Okunma
6 Yorum 09.08.2020 19:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1075
Şuara Suresi Tefsiri 192-202. Ayetler
1.08.2020 1575 Okunma
5 Yorum 06.08.2020 19:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1074
Şuara Suresi Tefsiri 176-191. Ayetler
25.07.2020 1654 Okunma
3 Yorum 26.07.2020 16:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1073
Şuara Suresi Tefsiri 160-175. Ayetler
18.07.2020 1617 Okunma
3 Yorum 20.07.2020 11:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1072
Şuara Suresi Tefsiri 141-159. Ayetler
11.07.2020 1396 Okunma
2 Yorum 12.07.2020 15:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.07.2020 1567 Okunma
3 Yorum 11.07.2020 03:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1070
Şuara Suresi Tefsiri 105-122. Ayetler
27.06.2020 1377 Okunma
2 Yorum 28.06.2020 18:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1069
Şuara Suresi Tefsiri 92-104. Ayetler
20.06.2020 2150 Okunma
4 Yorum 21.06.2020 19:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1068
Şuara Suresi Tefsiri 83-91. Ayetler
13.06.2020 1635 Okunma
1 Yorum 14.06.2020 16:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1067
Şuara Suresi Tefsiri 69-82. Ayetler
6.06.2020 1887 Okunma
3 Yorum 08.06.2020 14:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1066
Şuara Suresi Tefsiri 53-68. Ayetler
30.05.2020 1996 Okunma
3 Yorum 31.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1065
Şuara Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
23.05.2020 2127 Okunma
3 Yorum 29.05.2020 18:08
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1064
Şuara Suresi Tefsiri 34-44. Ayetler
16.05.2020 1447 Okunma
1 Yorum 17.05.2020 15:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1063
Şuara Suresi Tefsiri 23-33. Ayetler
9.05.2020 1572 Okunma
1 Yorum 10.05.2020 08:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1062
Şuara Suresi Tefsiri 10-22. Ayetler
2.05.2020 1672 Okunma
2 Yorum 13.05.2020 21:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1061
Şuara Suresi Tefsiri 1-9. Ayetler
25.04.2020 2217 Okunma
2 Yorum 14.05.2020 18:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1060
Furkan Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
18.04.2020 1828 Okunma
2 Yorum 15.05.2020 16:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1059
Furkan Suresi Tefsiri 68-72. Ayetler
11.04.2020 2142 Okunma
3 Yorum 16.05.2020 16:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1058
Furkan Suresi Tefsiri 60-67. Ayetler
4.04.2020 1783 Okunma
2 Yorum 18.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1057
Furkan Suresi Tefsiri 53-59. Ayetler
28.03.2020 2307 Okunma
5 Yorum 19.05.2020 16:27
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1056
Furkan Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
21.03.2020 1873 Okunma
2 Yorum 20.05.2020 16:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1055
Furkan Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
14.03.2020 2030 Okunma
2 Yorum 21.05.2020 16:36
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1054
Furkan Suresi Tefsiri 35-40. Ayetler
7.03.2020 2105 Okunma
2 Yorum 22.05.2020 16:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1053
Furkan Suresi Tefsiri 30-34. Ayetler
29.02.2020 2155 Okunma
2 Yorum 23.05.2020 15:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1052
Furkan Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
22.02.2020 2366 Okunma
3 Yorum 24.05.2020 16:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1051
Furkan Suresi Tefsiri 17-20. Ayetler
15.02.2020 2172 Okunma
2 Yorum 30.05.2020 17:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1050
Furkan Suresi Tefsiri 10-16. Ayetler
8.02.2020 2370 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 11:38
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1049
Furkan Suresi Tefsiri 4-9. Ayetler
1.02.2020 2240 Okunma
1 Yorum 03.02.2020 07:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1048
Furkan Suresi Tefsiri 1-3. Ayetler
25.01.2020 1917 Okunma
1 Yorum 26.01.2020 06:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1047
Nur Suresi Tefsiri 62-64. Ayetler
18.01.2020 1914 Okunma
1 Yorum 25.01.2020 07:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1046
Nur Suresi Tefsiri 61. Ayet
11.01.2020 2272 Okunma
1 Yorum 13.01.2020 08:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1045
Nur Suresi Tefsiri 58-60. Ayetler
4.01.2020 2003 Okunma
1 Yorum 05.01.2020 08:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1044
Nur Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
28.12.2019 2026 Okunma
1 Yorum 30.12.2019 08:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1043
Nur Suresi Tefsiri 47-52. Ayetler
21.12.2019 2143 Okunma
1 Yorum 22.12.2019 23:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1042
Nur Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
14.12.2019 2369 Okunma
1 Yorum 17.12.2019 07:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1041
Nur Suresi Tefsiri 39-42. Ayetler
7.12.2019 2828 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 00:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1040
Nur Suresi Tefsiri 35-38. Ayetler
30.11.2019 3816 Okunma
2 Yorum 03.12.2019 13:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1039
Nur Suresi Tefsiri 32-34. Ayetler
23.11.2019 2144 Okunma
1 Yorum 24.11.2019 08:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1038
Nur Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
16.11.2019 2098 Okunma
1 Yorum 19.11.2019 12:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1037
Nur Suresi Tefsiri 27-29. Ayetler
9.11.2019 2466 Okunma
1 Yorum 10.11.2019 05:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1036
Nur Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
2.11.2019 2108 Okunma
1 Yorum 03.11.2019 07:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1035
Nur Suresi Tefsiri 19-22. Ayetler
26.10.2019 2124 Okunma
1 Yorum 28.10.2019 13:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1034
Nur Suresi Tefsiri 12-18. Ayetler
19.10.2019 2381 Okunma
1 Yorum 20.10.2019 10:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1033
Nur Suresi Tefsiri 6-11. Ayetler
12.10.2019 3301 Okunma
2 Yorum 16.10.2019 14:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1032
Nur Suresi Tefsiri 1-5. Ayetler
5.10.2019 2349 Okunma
1 Yorum 06.10.2019 23:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1031
Müminun Suresi Tefsiri 111-118. Ayetler
28.09.2019 2011 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:50