Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 146
A’RÂF SÛRESİ 158-162.AYETLER TEFSİRİ
1.02.2002
1966 Okunma, 0 Yorum

KUR’AN İŞLETMELERİ (6); 146. SEMİNER                 Üsküdar/ İstanbul, 01 ŞUBAT 2002 Cuma

Akevler İstanbul Kooperatifleri, Saat: 19.30

 

A’RÂF SÛRESİ  –  MUKAYESELİ TEFSİR ÇALIŞMASI

Hz. MUSA’NIN KAVMİ VE TÜRKİYE

 

158 – “Ey nâs! Ben sizin cemiinize Allah’ın resulüyüm. O, semavat ve arzın mülkü kendisinin olandır. Kendisinden başka ilâh yoktur. İhya eder ve imate eder. Allah’a ve ümmî nebî resule îman ediniz. O Allah’a ve kelimâtına îman eden kimsedir. İhtida edesiniz diye O’na ittibâ ediniz.” diye kavl et.

158 – De ki; “Ey kişiler! Ben sizin hepinize Allah’ın elçisiyim. O göklerin ve yerlerin ısılığı kendisinin olan kimsedir. Kendisinden başka tanrı yoktur. Diriltir ve öldürür. Allah’a ve okumamış, ulak elçiye inanınız. O Allah’a ve sözlerine inanmış kimsedir. Yolu bulasınız diye O’na uyun.”

Hatırlayalım; bu sûre, uyarasın ve îman edenlere zikrâ olsun diye indirilmiş kitaptır, denmişti. Sonra da mü’minlere hitap ederek; size inzâl olunana uyun, denmiş, böylece bize icma ve içtihadı öğretmiş ve ona uymamızı istemişti.

Sonra Adem aleyhisselam anlatılmıştır. Sonra Nuh aleyhisselam ve diğer o ülkenin peygamberleri anlatılmış, sonra Musa aleyhisselam anlatılmıştır. Musa aleyhisselama son peygamberin geleceğini bildirmiş ve onun ümmi olacağını haber vermiştir. Hz. İbrahim Ur şehrinde büyümüştü. Onun yaşadığı yer o devrin en gelişmiş bir kenti idi. Musa peygamber Mısır’da büyümüştü, o da uygarlığın merkezinde yetişmişti. Yani, İsrail oğullarının peygamberleri ümmî toplulukta gelmemişti. Kendileri de ümmî değildi. Oysa Hazreti Muhammed Mekke’de doğup büyümüştü. Mekke’de Arapların 600 satırlık şiirlerinden başka hiçbir yazılı eserleri yoktu. Ticarette kullanılmak üzere çok eksik bir yazıları vardı. Hz. Muhammed’in kendisi okur-yazar da değildi. Birden bire Kur’an gibi bir kitap ortaya çıktı. Alalh işte bunu Musa Peygambere o zaman bildirmişti.

Tekvin 21/9 Ve Sara İbrahim’in Mısırlı Hacer’den oğlunu istihza eylediğini gördükte. 21/10 Bu cariye ile oğlunu tardet, dedi... Bu söz İbrahim’in gayet gücüne gitti. Fakat Allah; Gücüne gitmesin, Sara’nın dediğini yap, dedi. Senin neslin İshak ile yâd olacaktır. Cariyenin oğlunu da bir millet yapacağım. 22/21 Paran beriyyesinde sakin olup validesi ona Mısır diyarından zevce aldı. 25/12. Ve İbrahim’in Sara’nın Mısırlı cariyesinden olan İsmail nesli budur. 

Görülüyor ki, Allah Hz. İbrahim’in neslini tüm insanlığa ortak vahyi ulaştırmak için görevlendirmiştir. İshak’ın çocukları Tevrat’ı ve İncil’i insanlığa getirmişlerdir. Hz. İsmail’in torunu olan Hz. Muhammed ise Kur’an’ı insanlığa ulaştırmıştır. Hz. Muhammed ümmî bir diyarda, ümmî bir kimse olarak Kur’an’ı ulaştırmıştır. 1400 yıldır insanlık Kur’an üzerinde çalışmaktadır. Ondan yeni yeni şeyler öğrenmektedir. Günümüzün ihtiyacı olan “İnsanlık Anayasası”nı da şimdi bize öğretmiştir. Bu bilgileri Hz. Muhammed nereden alacaktı?

İnsanlığa bir mucize olsun diye bu kitap gelmiştir. Mekke’de bundan sonra neler oldu? Medine Devleti kuruldu. Yüz sene içinde tüm dünyaya yayıldı. Büyük bir uygarlık doğdu. O uygarlık Avrupa’ya etki etti ve Avrupa uygarlığını da doğurdu. Oysa bu sûre Mekke’de nâzil olmuştu. O gün bu sûreyi okuyanlar, dinleyenler daha devletlerini kurmamış, ne içtihattan ne de icmadan haberleri bile yoktu. Hatta Müslümanlar bunları 100-200 yıl sonra anlamaya başladılar.

Bundan önceki âyette bütün şeriatların temelini bildiriyorlardı.

1.    İcma ile sabit olan örfe uyulacak, icma ile sabit olan kötülüklerden kaçılacaktır. Bunlara yine icma ile sabit olan cezalar ve mükâfatlar verilecektir.

2.    İcmalarla sabit olan hükümlere ise insanlar kendi istekleri ile uyacaklardır. Tayyibât helal, habisât haram.

İbrahim Peygamber insanlığa müsbet ilmi öğretti.

Hazreti Musa insanlığa hukuk devletini öğretti.

Hazreti Davut insanlığa devletçi ekonomiyi öğretti.

Hazreti İsa insanlığa lâik eğitimi öğretti.

Hazreti Muhammed de bütün bunları bir arada birleştirerek uyguladı ve örnek İslâm devletini kurdu.

Son sözünü söyledi: “Ey insanlar! Ben sizin hepinize gönderilmiş bir elçiyim.”

Kim tarafından gönderilmiş? “Tüm Kâinatın var edicisi olan Allah tarafından gönderildim.” diyor. Bunun anlamı şudur ki, Allah başka bir peygamber göndermeyecektir. Bundan sonra da peygamber gelmeyecektir. Peki, yeni hayat nasıl kurulacaktır? Âlimlerin içtihatları ile kurulacaktır. Yani, icma ve içtihat niçin konmuştur? Bir taraftan Kur’an ve son peygamber insanlığı birleştirecektir, ama, içtihat ve icmalarla da topluluklar ayrı ayrı varlıklarını sürdüreceklerdir.

Kur’an ve tüm insanlığın icmaı insanları birleştirecektir. İçtihat ve mahallî icmalar ise onların ayrı ayrı varlıklarını korumaya devam edecektir.

“Kendisinden başka ilâh yoktur.” İfadesi ile tüm şirki ortadan kaldırıyor. Allah’tan başka kimselere tapmak, onları şâri’ yapmak, hukuk koyucusu yapmak yasaklanıyor. Burada ekseriyet sistemi de reddedilir. Ekseriyetin ekalliyeti ezme yetkisi yoktur. Ekseriyetin ekalliyete tahakküm yetkisi yoktur. Bunların hepsi şirktir. O halde ne yapılacaktır?

1.    Herkes kendi içtihadıyla ve her topluluk icmaları ile yaşayacaklar.

2.    Mevzuat yerine şeriat serbest sözleşmeler ile oluşacaktır.

3.    Ocaklar ve bucaklar kurulacaklardır. Yerinden yönetim olacaktır. Kişiler her zaman ocaklarını, bucaklarını, illerini ve ülkelerini değiştirerek oylarını kullanmış olacaklardır.

4.    Çıkacak nizaları kendi seçtikleri hakemlere çözdüreceklerdir. Uymayanlara karşı dayanışma içinde hareket edeceklerdir.

İşte bunların dışında bir güç kabul edilmezse, o tek tanrıya inanmak olur. Mü’minler bir topluluk içinde yaşadıkça oranın yönetimine uyacaklardır. Çünkü iktidarı onlara Allah vermiştir. Ama antidemokratik düzeni de hukuki yoldan değiştirmeye çalışacaklardır. Değiştiremezlerse, hicret edeceklerdir.

“İhya eder ve imate eder.” Burada ihya ve imateden kasıt, toplulukların oluşması ve toplulukların yok olmasıdır. Yani, toplulukları oluşturan da O’dur, öldüren de O’dur. Bizim görevimiz Allah’ın bize ait emirlerini kendimiz yaşamak, çevremize de duyurmaktan ibarettir. Şu oldu, şu olmadı, diye sıkıntıya girmemize gerek yoktur.

“Ümmî nebi resule îman ediniz.” diyor. Kur’an onun kendi eseri değildir. Çünkü o bunları nereden bilecekti. O halde Kur’an’ı kabul etmekle hidâyete ermiş olursunuz. Peygamberin ümmî olduğuna işaret ediyor. Yani, bu sözlerin ona ait olmadığını söylüyor. O nebidir, çünkü Kuranı vahiy olarak almıştır. Resuldür, çünkü devlet kurmuş ve başkanlık yapmıştır.

“Allah’a ve kelimelerine îman etmiştir.” Peygambere ittiba demek, Kitaba onun uyduğu gibi uymak demektir. Burada bize emredilen, Hz. Peygamber Kur’an’ı nasıl anlamışsa biz de öyle anlayacağız. Sünnet, Kur’an’ın örnek bir uygulamasıdır. Bunu biraz açıklayalım.

Elinize bir proje geçtiğinde siz bu projeyi okumayı bilmezseniz ondan yararlanamazsınız. Önce projedeki işaretleri öğrenmeniz gerekir. Bunun için de o projenin uygulandığı bir bina da varsa, o zaman o projedeki işaretlerin neye delâlet ettiğini öğrenirsiniz. İşte Kur’an büyük bir projedir. Sünnet ise onun uygulandığı bir örnektir. Biz Kur’an’ı eğer bu proje yardımıyla anlamaya çalışmazsak hiçbir şey anlamayız. İşte bu âyet bize bunu emrediyor. Peygamberin sünnetlerini aşağıdaki şekilde ayırabiliriz.

1.    Kur’an’ın yorumundan ibaret olan sünnetlerdir. Mesela, öğle namazı dört rekâttır. Ziraatta onda bir alınır. Bunlar Hz. Peygamberin Kur’an’ı yorumlamasıdır. Bütün Müslümanlar bu sünnete uymak zorundadırlar. Kur’an’ı onun anladığı gibi anlamak zorundadırlar.

2.    Hz. Peygamber’in kendi çağının müçtehidi olarak ortaya koyduğu hükümler vardır. Bu zamanın değişmesi ile değişebilir. Bu sünnetlere de uyarız. Ama bunun Kur’an’a dayanmadığını, sadece bu illete dayandığını, yani, kıyas yaptığını göstermek suretiyle kendimiz çağımıza uyan kıyası yaparız. “Kıbleye oturmayın, şarka garba dönün.” Hadisinde, şarkta isek kuzeye veya güneye döneriz. Burada hüküm değişmiştir, ama, illet değişmemiştir.

3.    Hz. Peygamber bir devlet başkanı olarak uygulamalar yapmıştır. Bu tamamen siyaset gereği o andaki durumun icabı olarak onu uygulamıştır. Kıyas Kur’an’daki örneklere ve illetlere dayandığı halde, burada re’sen tasarruf vardır. Bizim devlet başkanı olarak ona uyma yükümlülüğümüz, sadece ders alma, tarihî bilgiye sahip olma bakımındandır. Kur’an’a ve kıyaslara aykırı olmamak üzere Hz. Peygamber’in uygulamasından farklı uygulama yapabiliriz. Nitekim dört halife böyle uygulamalar yapmışlardır.

4.    Nihayet, Hz. Peygamber’in günlük hayatındaki davranışlar sözkonusudur. Bunlar bize helal olduğunu gösterir. Bunlarda vücubiyet yoktur.

Sonuç olarak biz Hz. Peygamberin Kur’an’ı yorumlayan kısmına uymak zorundayız. Yönetici veya kişi olarak hareketlerde ise serbesttir. Buradaki “kelimâtihi” kelimesinden bunu anlamış oluyoruz.

“Îman edin ve ona tâbi olun.” diyor. Ama kelimelere îman ettiğini beyan ettikten sonra tâbi olun diyor. Kelimelerini anlarken ona tâbi olun demektir. Ümmî olduğu için kendiliğinden bir şey söylememiş olan peygambere Kur’an’ı anlamada tâbi olun diyor.

“İhtida edesiniz diye.” diyor. Yani, Kur’an’ı doğru anlamanız için ona tâbi olun, diyor. Bakara’nın başında “Bu hidayettir.” diyor. Bizim o hidâyeti bulmamız için Hz. Peygamberin öğretilerine ihtiyacımız vardır.

Musa Peygamberin kıssasını anlatırken araya girip ümmî peygambere tâbi olma anlatılmaktadır...

 

159 – Musa’nın kavminden hak il ile hidâyet eden ve onunla adalet eden ümmet vardır.

159 – Musa’nın ulusundan hak ile yol alan ve onunla dengeleyen topluluk vardır.

Hz. Adem ile insanlık yaratılmıştır. Toplayıcılık, çobanlık, avcılık dönemlerini geçirmiştir. Sonra çiftçilik dönemine geçmişlerdir. Yerleşmeye başlamışlardır. Daha önce her kabilenin bir başkanı vardı ve o başkan halkı doğrudan doğruya yönetirdi. Nasıl şimdi baba veya ana çocuklarını kendi koydukları kurallarla yönetiyorlarsa öyle yönetiyordu. Yerleşik düzene geçince topluluk büyümüş ve kişi doğrudan topluluğu yönetememiştir. O zaman Allah peygamberlere kural koymayı öğretti. Her başkan kendi topluluğu için kurallar koyuyor ve öyle yönetiyordu. Bu usul Nuh Aleyhisselam zamanında başladı. Bunların zamanında şekil yazısı gelişti. Musa Peygamber zamanında ise kitap yönetimi vardı. Yani, peygamberler kendileri kural koymuyor, Allah’ın gönderdiği kitapla topluluğu yönetiyorlardı. Yöneticiler de onu değiştiremiyorlardı. Bu İbranilerin peygamberleri ile dünyaya yayıldı. Hıristiyanlık da onlardan çıkmıştır. Hazreti İsa İbrani idi. Nihayet Hz. İbrahim’in diğer oğlu olan Hz. İsmail’in torunlarından ümmî nebi peygamber geldi ve kitap olarak Kur’an’ı getirdi. Tevrat’ın yorumu peygamberlere ait iken, Kur’an’dan sonra o da kalktı. Yorumu da herkes yapacaktı. İçtihat ve icma dönemi başladı. Bununla beraber, dengenin sağlanması için değişik ümmetlerin olması gerektiği için şimdi yeryüzünde eski dinler de devam etmektedir.

“Hz. Musa’nın kavminden hak ile yol alan ve onunla dengeyi kuran topluluklar vardır.” deniyor. Bu tercümede “vardı” denmiş olabilir. Bundan önce Musa kavminin buzağıya tapmalarından bahsetti. Hepsi öyle değil, onların içinde iyiler de vardı, denmiş oluyor. Yahut, Kur’an’dan sonra da onların içinde iyiler olacaktır deniyor. Allah hiçbir topluluğu hidâyetsiz bırakmaz, şeytansız bırakmaz. Topluluk varsa orada iyi insanlar da olacaktır, kötü insanlar da olacaktır. Bizim onları arayıp onlarla işbirliği yapmamız ve dayanışmamız gerekir. Bunlar Yahudidir, bunlar Hıristiyandır diye tümünü atmamız hatalıdır. İsraillilerin Filistin’de yerleşmelerine değil, zulüm yapmalarına karşı çıkmalıyız. Ama benzer zulmü Suudiler yaparsa onlara da karşı çıkmalıyız.

Hak ile yol alıyor ve hak ile denge kuruyorlar, yani adalet ediyorlar demektir. Yani, biz gerçek ne ise doğru ne ise onu yapmalıyız, gerçek ne ise doğru ne ise onunla hükmetmeliyiz. Kendi topluluğumuz için de doğruları konuşmalıyız, kendimiz veya tuttuğumuz topluluk iyi bir şey yaparsa tasvip etmeliyiz, kötü bir şey yaparsa reddetmeliyiz.

Oysa Türkiye’de şâyi olan bir kural vardır. Eğer bir kimse bir parti tutuyorsa, bir tarikatta ise; onlar ne yaparsa yapsın, doğrudur! Karşı taraf ne yaparsa yapsın, yanlıştır! İşte küfür olan budur. Bunun kötü tarafı, iyiler, nasılsa ben yapsam iyi kabul edilecek diye iyilik yapmaktan vazgeçer; kötüler de, ben ne yaparsam yapayım diye kötülük yapmaya devam eder.

Oysa biz hak ile adalet edersek, iyiler iyiliklerine devam ederler, iyiliklerini artırırlar, kötüler de kötülüklere devam edemez ve terk ederler.

Şimdi yapılacak seçim çok önemlidir. Hâlâ halk gidip de hataları sabit olan ve bütün ikazlara rağmen yine onları iktidar ederse işte hak ile adalet etmemiş olurlar. Ama yeni partilere veya tevbe eden partilere oylarını verirlerse, hak ile adalet etmiş olurlar. Tevbe kapısı her partiye açıktır. Ehl-i tarikat için de aynı sözleri söyleyebiliriz. Halk siyasilerden ümitlerini kestiği halde hâlâ onların peşinde koşuyorsa, başlarına daha beterleri gelecektir.

Bu durumda ne yapacaklar? Kur’an’ın peşinde olacaklar. Âlimlerin peşinde olacaklar. Kim doğru söylüyorsa onu tasdik edecekler, kim doğru yapıyorsa ona yardımcı olacaklar. Kurtuluş yolu budur.

 

160 - Onları ümmet olarak isna aşer esbata katettik. Musa’ya, kavmi kendisinden istiska edince “asan ile hacere darb et” dedik. Oradan isna aşer ayn inbicas etti. Ünasdan her biri meşreblerini bildi. Ğamamı onlar üzerine tezlil ettik, üzerlerine men ve selvayı inzâl ettik. Rızk ettiğimizin tayyibâtından ekl ediniz. Bize zulmetmediler, velâkin onlar nefislerine zulmeder oldular.

160 - Onları başkanlı topluluk olarak on iki kola ayırdık. Musa’ya, ulusu ondan su isteyince “sopanı taşa vur” dedik. Ondan on iki pınar kaynayıverdi. Her topluluk kendi içeceğini bildi. Üzerlerine bulutu gölgelendirdik. Onlara bıldırcın ile öz tatlısını verdik. Beslediklerimizin iyi olanlarını yiyiniz. Bizi ezmediler, velâkin onlar kendilerini ezer oldular.

Allah değişik canlıları yarattı. Her birinin de rızkını yarattı. Akıl yeryüzünün açlıktan ölen leşlerle dolu olmasını gerektirir. Ama öyle olmuyor. Herkes açlıktan değil de, başkalarına yem olarak ölür. Allah insanları yarattı. Onların çoğunun açlıktan ölmesi gerekir. İstanbul’a bakalım, 10 milyondan fazla insan vardır. Çok zor şartlarda yaşamaktadırlar. Ama her aile her gün rızkını bir yerden bulmaktadır. Sokaklarda açlıktan ölmüş insanlara rastlamıyorsunuz.

Allah İsrail oğullarını Mısır’dan çıkardı. Arabistan’ın çöllerine saldı. Kırk yıl oradan oraya gezdiler. Ne yediler, ne içtiler? Su sorunu vardı, sağlık sorunu vardı. Bunun dışında, gezdikleri yer çöl olduğu için gölge sorunu vardı. Allah burada onları nasıl dolaştırdığını, nasıl beslediğini bildirmektedir. Gerçek şudur ki, onlar o badireleri geçirdikten sonra daha güçlü kavim olarak ortaya çıktılar.

Sovyetler Ahıskalıları aldılar ve hayvan katarlarına doldurup tüm Sovyet ülkelerinde dağıttılar. Onların ne içmesine ne giymesine karışmadılar. Yollarda ölenler oldu. Cenazelerini oralarda bıraktılar. Bu da yetmiyormuş gibi erkekleri o zaman askerde idi. Stalin bunları imha etmek için yaptı. Ama Allah onlara yaşama imkânı verdi. Onlar Ahıska’dan çıkarken 50 000’in altında nüfusa sahip idiler, şimdi 500 000’den fazla nüfusları vardır. Allah bir yerden rızık verir.

Bu âyette önce İsrail oğullarının 12 sıbta ayrıldığını belirtir. Sıbt, aynı soydan gelen topluluk demektir. Yakup Peygamberin 12 oğlu Mısır’a gitmişti. Bunlardan biri Hz. Yusuf’tu. Böylece Mısır’da 12 kabile olarak ayrılmıştı. Ama başlarında bir başkan yoktu. Musa Aleyhisselam onları birbirinden ayırdı ve başlarına birer imam koydu. Böylece organize olmaya başladılar. Hazreti Muhammed de Medine’ye geçince aynı şeyi yapmıştır. Kabileleri âkilelere ayırdı ve başlarına birer başkan seçmelerini istedi. Onlar savaşta komutan oldular.

Bugün devletler böyle oluşmaktadır. İllere, ilçelere ayrılmaktadır. Eksik olan merkezî idaredir. Yani, başkanların merkezden atanmasıdır.

Türkiye 12 bölgeye ayrılacak. Buraya merkezden yönetici atanacak. Bu aynı zamanda ora halkından olmayan askerlerden oluşmuş ordunun komutanı olacak, böylece ülkenin bölünmez bütünlüğü sağlanacak. Ondan sonra her bölge 10 civarında illere ayrılacak. İller kendi başkanlarını kendileri seçecek. Lise öğrenimini kendi seçtikleri dille yapacaklar. Üniversite öğrenimi Türkçe olacak. Ordu dili Türkçe olacak. Devlet dili Türkçe olacak. İller de yine 10 civarında ilçelere ayrılacak. Bucaklara yöneticileri merkezden atanacak. Burada o ilden oluşmuş jandarma teşkilâtı kurulacak. İç güvenlik böyle sağlanacak. İlçeler bucaklara ayrılacak. Bucaklar kendi başkanlarını kendileri seçecek, kendi hukuklarını kendileri oluşturacaktır. İsrail oğullarının teşkilâtından farklı olarak atlamalı merkezî ve yerinden yönetim yapılacaktır. Çünkü Türkiye büyümüştür. Bir de onlarda içtihat ve icma sistemi yoktur. Buna göre teşkilâtlanmada da farklılık ortaya çıkmaktadır. Kur’an’ın başka âyetlerinden bunları öğreniyoruz.

Her sıbtın ne kadar olduğu hususu Kur’an’da belirtilmemiştir. Ancak bizim bir ilimiz kadar nüfusa sahip olduğunu kabul edebiliriz. Tevrat’ın incelenmesiyle bu sayı ortaya çıkar. Veya her sıbt bir ilçe teşkilâtı kadar olmalıdır. Burada önemli olan her sıbtın ayrı ekonomik birim olmalarıdır. Her topluluğun bir suyu vardır.

Bugün İstanbul’un su sorunu hatalı çözülmektedir. 12 milyon insan aynı çeşmeden su içmektedir. Herhangi bir zehirlenme veya mikrop olayı tüm İstanbul halkını mahveder. O halde yapacağımız iş, 30 000 ile 100 000 nüfus için bir su havzası oluşacak, onlar kendi sularını önce bulunduğu yerdeki kuyulardan sağlayacaklardır. Onları korumak kolay olur. Bu sular az olabilir, ama zaruret hallerinde onlara yeter. Ayrıca Büyükşehir Belediyesi’nin sularını da alırlar ve normal zamanlarda bol bol kullanırlar. Orada da ağ şebekenin oluşması ve kısa zamanda kirlenen suyun tecrit edilmesi gerekir.

Burada “inficar etti” demiyor da, “inbicast etti” diyor. Yani, kuyu kazdılar, kuyuda az su çıktı, anlamındadır. Bu söz ile akarsulardan çok kuyu sularının önemli olduğu ifade ediliyor. Ancak her ev bir kuyu kazımayacak, çünkü kuyular birbirini körletir. Bir havzada belli sayıda kuyu çıkarılacak, tüm oranın sakinleri birlikte suyu kullanacaklardır. Her havuzda oturanlar kendi sularını kullanacaklardır. “Her biri kendi suyunu bildi.” diyor. “Sopanı taşa vur.” demek, kuyu açın demektir. Kuyuların açılmasının kollektif olarak yapılması gerektiğini ifade etmiş oluyor. Yani, her kabile kendi kuyusunu kendileri açmayacaktır. Kuyular birlikte açılacak, sonra bölüştürülecektir. Çünkü sular bazan kolay, bazan zor çıkar. Dayanışma olmalıdır. Bu bize aynı zamanda bir yerin bölüşülmesinin imardan sonra olacağını bildirmiş olmaktadır. Yani, şimdi biz Çatalca Bahşıyaş’taki yerleri birden imar edeceğiz, altyapısını tamamlayacağız, ondan sonra arsalarımızı bölüşeceğiz. İmar dışı arsaların paylaşılması yanlıştır, Çünkü her biri kendisi imara kalkışmak zorunda kalır. İmarın temeli de su ile ifade edilmektedir. Kuyuların açılması, elektriğin getirilmesi, kuyulardan suların çıkarılması imarın yapıldığını ifade eder. Hayat su ile başlar. İşte burada “sopanı hacere vur” demiş olmasındaki mânâ, yani, sen başkan olarak kuyuları aç deniyor. Her sıbt kendisi kuyuları açmasınlar, birlikte açın denmiş oluyor.

Çölde kuyular açılıp sular buharlaşmaya başlayınca sular yukarıya çıkar, kurur, bulut olur ve gölge yapar. Burada “sahab” denmiyor da “ğamam” diyor. Sahab, suyu taşıyan bulut; bu ise sadece gölge yapan yer demektir. Suyun buharlaşması ile çevre soğumaya başlar. Ortalık serin olur. Böylece meskun yer kendiliğinden iskana elverişli hâle dönüşür. Çok kalabalık olursa da kirliliğe dönüşür. O sebepledir ki, böyle peş peşe uzamış kentler gelecekte olmayacaktır. Biz bunun için 1000 veya 500 metrekareye bir ev yerleştiriyoruz. Yahut, bloklar yapacaksak, her katı 10 daire olmak üzere 50 veya 100 dönüm içinde 10 katlı bir blok koyuyoruz. Böylece her sıbt kendi meşrebini bildi ilkesini kıyasla genişletip uyguluyoruz. Bu yangınlara karşı da tedbirdir. Hava kirliliğine tedbirdir.

“Üzerlerine men ve selvayı inzal ettik.” diyor. Men, çöl bitkilerinin yapraklarında oluşan şekerli su damlalarıdır. Selva da bıldırcın kuşudur, daha doğrusu bir kuştur. Kuyunun açılması ve gökte susuz da olsa bir bulutun oluşması, orasını yaşanır hâle getirmiştir. Su içmek için kuşlar buraya gelmeye başladılar. Ayrıca menden onlar da yararlandılar. Böylece oranın halkı bir taraftan menni topluyor ve yiyor, diğer taraftan kuşları da avlıyor ve yiyordu. Aslında İbraniler çoban topluluktu ama bu yolla avcılığı sürdürüyor, tarıma doğru yöneliyorlardı. Görülüyor ki, bir yerde hayat başladığı zaman, bitkiler ile hayvanlar bakımından birlikte hayat başlar. Bahçeli ev düzenini isteyişimiz bu sebepten ileri gelir. Sırf insanların yaşadığı hayat hayat değildir. İş hayatı olarak şehirde oturmalıyız, ama, günlük hayatımız dinlenme yerlerinde geçmelidir. İleride helikopter taşımacılığını da geliştirdiğimizde, zaman kaybımız ve trafik sorunumuz da kalmaz. Güneş enerjisinden yararlanarak hidrojen gazı üreteceğiz ve ucuz uçmaları sağlayacağız.

“Rızık olarak verdiğimizin tayyibâtını yiyin.” âyetiyle, yukarıda temas ettiği helal ve haram konusuna burada tekrar temas etmektedir. Musa Peygamberin kavmine de aynı şeyleri emrediyor. Ne var ki, Tevrat’ta helal ve haramlar sayılmıştır. Kur’an’da ise örnekleri verilmiş, diğerleri kıyasa bırakılmıştır. Her topluluk bulunduğu yerde kendi helal ve haramlarını kendileri tesbit edecektir; içtihat ile, icma ile.

“Bize zulmetmediler, velâkin kendi nefislerine zulmettiler.” Topluluklar hep böyle yaparlar. 28 Şubattan evvel kurulan hükümet Türkiye’nin ekonomisini çok iyi bir şekilde götürüyordu. Bunu kimse inkâr edebilir mi? Ne yaptılar? Belli merkezler bunları meşrû olmayan yoldan uzaklaştırdılar. Sonra seçim oldu. Halk onları tasvip etti. Bugün Türkiye büyük çıkmazlar ve sıkıntılar içindedir. Kur’an okumayı yasaklayanlar, İmam-Hatip okullarını körletenler Allah’a bir zarar verdiklerin mi zannediyorlar? Yanılıyorlar. Çünkü Allah onlar gibi nicelerini helâk etti de böylece O kendi kitaplarını okuyanları gürleştirdi. Kime zulmettiler? Kendi kendilerine zulmettiler. Herkese tevbe kapısı açıktır. Yöneticiler de, halk da tevbe etmeli ve hakka dönmelidir. Hakla yol almalı ve hakla adalet etmelidir. Hak demek, müsbet ilmin verileri demektir. Tabii ve sosyal kanunlar demektir. Kur’an böylece bize çok açık olarak geleceğimizi haber vermektedir.

 

161 –

 

161 -

 

Muhsinlere ziyade edeceğiz.

Hıtta, eski hesapları karıştırmama, cahiliye zamanında yapılanları bağışlamadır. Secde etme ise, yeni düzene girmedir. Bunun yanında, ihsan edenlere ziyade edeceğiz, demek, daha ileri gitme, daha fazlasını yapma demektir. Yani, öyle düzen oluşturmalıyız ki orada iyilik yapanlar, ilerlemek isteyenler, yenilik yapanlar desteklenmeli, başarıları karşılanmalıdır. Allah bir şeyi vaad ediyor demek, düzen onu sağlayacak demektir. Adil Düzende buluş yapanların buluşları satın alınır ve buluşları değerlendirilir. Buluşlar ise halka bedava verilir, halk da onları uygulayarak ihsanı gerçekleştirir, böylece ihsan ziyadeleştirilir.

 

162 - Zulmetmiş olanlar, kavli kendilerine kavl ettiğimizin gayrisi ile tebdil ettiler, biz de zulmetmiş olduklarından semadan onların üzerine riczi irsâl ettik.

162 - Ezmiş olanlar, sözleri kendilerine söylenenlerden başkası ile değiştirdiler, biz de ezdiklerinden dolayı onlara gökten kötülükleri gönderdik.

Kur’an birçok kötülüklerden bahsetmekte, insanları ondan uzak tutmak istemektedir. Ama kötülüğün merkezinde zulmü yerleştirmektedir. Zulüm, haksızlık yapmak demektir. Kendine haksızlık yapmak, kendi sağlığını bozmak, kendi servetini israf etmek zulümdür.

“Sözleri kendilerine söylendiğinden başkasına değiştirdiler.” İnsanlar sözleri kendilerine göre tam tersine çevirirler. Bu tarihte hep böyle olmuştur. Hazreti İsa’nın sözlerini tahrip ettiler, kendisine tapmaya başladılar. Mustafa Kemal’in sözlerini değiştirdiler, kendisine tapmaya başladılar. Demek ki, benzer değiştirme olayını İsrail oğulları yaptılar. Hâlâ da yapmaktadırlar. Gelin, Tevrat’ı, İncil’i, Kur’an’ı alalım, orada söylenelim dendiği zaman, onlar kitabın kendisine değil de, ondan sonra tevil edilmiş yorumlara sarılmaktadırlar. Herkes başka türlü tevil edince de ayrılıklar olmakta, bu sefer tefrika ortaya çıkmaktadır. Görüşlerin ayrılığı çoğulculuktur. Grupların birbirine hasım olması ise tefrikadır. İnsanlar hâlâ bu iki ayrılığı ayırt edememektedirler. Oysa Kur’an’da tefrika şiddetle yasaklanıyor, gruplaşma ise teşri ediliyor.

“Semadan onların üzerine riczi irsâl ettik.” denmektedir. Burada “sema”dan kasdın gökten gelen yıldırım gibi felâketler olduğu gibi, fıkıh ıstılahında “sema” deyince tabii âfet için kullanılmakta, “arziye” de beşeri âfeti ifade etmektedir. Burada kastedilen “ricz” doğrudan semadan yağan felâket olabileceği gibi; insanların birbirine girmesi, doğan krizler de semadan gelen krizlerdir. Bu ekonomik krizler de semadan gelen ricz kabul edilmiş olur. Hakiki anlamda da olsa bile, kıyas yoluyla bizim ülkemizdeki krizi de ifade etmiş olur. Kur’an’ın istediği, insanların hep başlarına gelenleri düşünmeleri ve ilmen elde ettikleri sonuçları değerlendirmeleri gerekir. Kendilerini düzeltmeleri gerekir. Bugün Türkiye çıkmazdadır. Eski hataları doğru göstereme çabası yerine, hataları başkasına atma yerine; hatanın ne olduğunu birlikte tesbit edip düzeltme cihetine gitmeliyiz.

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlayan: REŞAT NÛRİ EROL

 






Tüm Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1130
En'âm Suresi Tefsiri 77-79. Ayetler
21.08.2021 834 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1129
En'âm Suresi Tefsiri 74-76. Ayetler
14.08.2021 551 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1128
En'âm Suresi Tefsiri 72-73. Ayetler
7.08.2021 560 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1127
En'âm Suresi Tefsiri 71. Ayet
31.07.2021 185 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1126
En'âm Suresi Tefsiri 66-70. Ayetler
24.07.2021 324 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1125
En'âm Suresi Tefsiri 61-65. Ayetler
17.07.2021 260 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1124
En'âm Suresi Tefsiri 52-55. Ayetler
10.07.2021 245 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1123
En'âm Suresi Tefsiri 45-51. Ayetler
3.07.2021 255 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1122
En'âm Suresi Tefsiri 40-44. Ayetler
26.06.2021 271 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1121
En'âm Suresi Tefsiri 35-39. Ayetler
19.06.2021 296 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1120
En'âm Suresi Tefsiri 31-34. Ayetler
12.06.2021 288 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1119
En'âm Suresi Tefsiri 26-30. Ayetler
5.06.2021 319 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1118
En'âm Suresi Tefsiri 20-25. Ayetler
29.05.2021 354 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1117
En'âm Suresi Tefsiri 13-19. Ayetler
22.05.2021 336 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1116
En'âm Suresi Tefsiri 7-12. Ayetler
15.05.2021 358 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1115
En'âm Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
8.05.2021 339 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1114
Kasas Suresi Tefsiri 86-88. Ayetler
1.05.2021 340 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1113
Kasas Suresi Tefsiri 83-85. Ayetler
24.04.2021 364 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1112
Kasas Suresi Tefsiri 79-82. Ayetler
17.04.2021 409 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1111
Kasas Suresi Tefsiri 76-78. Ayetler
10.04.2021 405 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1110
Kasas Suresi Tefsiri 72-75. Ayetler
3.04.2021 357 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1109
Kasas Suresi Tefsiri 68-71. Ayetler
27.03.2021 744 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1108
Kasas Suresi Tefsiri 61-67. Ayetler
20.03.2021 406 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1107
Kasas Suresi Tefsiri 57-60. Ayetler
13.03.2021 439 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1106
Kasas Suresi Tefsiri 52-56. Ayetler
6.03.2021 472 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1105
Kasas Suresi Tefsiri 47-51. Ayetler
27.02.2021 503 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1104
Kasas Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
20.02.2021 497 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1103
Kasas Suresi Tefsiri 38-42. Ayetler
13.02.2021 522 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1102
Kasas Suresi Tefsiri 33-37. Ayetler
6.02.2021 550 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1101
Kasas Suresi Tefsiri 29-32. Ayetler
30.01.2021 670 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1100
Kasas Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
23.01.2021 1296 Okunma
4 Yorum 28.02.2021 11:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1099
Kasas Suresi Tefsiri 21-25. Ayetler
16.01.2021 689 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1098
Kasas Suresi Tefsiri 16-20. Ayetler
9.01.2021 666 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1097
Kasas Suresi Tefsiri 12-15. Ayetler
2.01.2021 900 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1096
Kasas Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
26.12.2020 933 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1095
Kasas Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
19.12.2020 1244 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1094
Neml Suresi Tefsiri 89-93. Ayetler
12.12.2020 1083 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1093
Neml Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
5.12.2020 776 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1092
Neml Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
28.11.2020 1025 Okunma
1 Yorum 29.11.2020 17:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1091
Neml Suresi Tefsiri 67-75. Ayetler
21.11.2020 1146 Okunma
1 Yorum 26.11.2020 17:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1090
Neml Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
14.11.2020 769 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1089
Neml Suresi Tefsiri 59-62. Ayetler
7.11.2020 766 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1088
Neml Suresi Tefsiri 54-58. Ayetler
31.10.2020 1028 Okunma
1 Yorum 03.11.2020 17:20
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1087
Neml Suresi Tefsiri 45-53. Ayetler
24.10.2020 1085 Okunma
1 Yorum 24.10.2020 22:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1086
Neml Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
17.10.2020 802 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1085
Neml Suresi Tefsiri 36-40. Ayetler
10.10.2020 854 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1084
Neml Suresi Tefsiri 27-35. Ayetler
3.10.2020 1201 Okunma
2 Yorum 11.10.2020 20:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1083
Neml Suresi Tefsiri 20-26. Ayetler
26.09.2020 2224 Okunma
5 Yorum 03.10.2020 19:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1082
Neml Suresi Tefsiri 15-19. Ayetler
19.09.2020 1385 Okunma
3 Yorum 03.10.2020 18:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1081
Neml Suresi Tefsiri 12-14. Ayetler
12.09.2020 1277 Okunma
2 Yorum 13.09.2020 15:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1080
Neml Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
5.09.2020 1374 Okunma
2 Yorum 06.09.2020 15:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1079
Neml Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
29.08.2020 1509 Okunma
2 Yorum 30.08.2020 20:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1078
Şuara Suresi Tefsiri 224-227. Ayetler
22.08.2020 1732 Okunma
3 Yorum 23.08.2020 21:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1077
Şuara Suresi Tefsiri 213-223. Ayetler
15.08.2020 1418 Okunma
4 Yorum 16.08.2020 18:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1076
Şuara Suresi Tefsiri 203-212. Ayetler
8.08.2020 1684 Okunma
6 Yorum 09.08.2020 19:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1075
Şuara Suresi Tefsiri 192-202. Ayetler
1.08.2020 1575 Okunma
5 Yorum 06.08.2020 19:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1074
Şuara Suresi Tefsiri 176-191. Ayetler
25.07.2020 1655 Okunma
3 Yorum 26.07.2020 16:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1073
Şuara Suresi Tefsiri 160-175. Ayetler
18.07.2020 1617 Okunma
3 Yorum 20.07.2020 11:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1072
Şuara Suresi Tefsiri 141-159. Ayetler
11.07.2020 1396 Okunma
2 Yorum 12.07.2020 15:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.07.2020 1567 Okunma
3 Yorum 11.07.2020 03:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1070
Şuara Suresi Tefsiri 105-122. Ayetler
27.06.2020 1377 Okunma
2 Yorum 28.06.2020 18:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1069
Şuara Suresi Tefsiri 92-104. Ayetler
20.06.2020 2150 Okunma
4 Yorum 21.06.2020 19:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1068
Şuara Suresi Tefsiri 83-91. Ayetler
13.06.2020 1635 Okunma
1 Yorum 14.06.2020 16:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1067
Şuara Suresi Tefsiri 69-82. Ayetler
6.06.2020 1887 Okunma
3 Yorum 08.06.2020 14:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1066
Şuara Suresi Tefsiri 53-68. Ayetler
30.05.2020 1996 Okunma
3 Yorum 31.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1065
Şuara Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
23.05.2020 2127 Okunma
3 Yorum 29.05.2020 18:08
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1064
Şuara Suresi Tefsiri 34-44. Ayetler
16.05.2020 1447 Okunma
1 Yorum 17.05.2020 15:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1063
Şuara Suresi Tefsiri 23-33. Ayetler
9.05.2020 1572 Okunma
1 Yorum 10.05.2020 08:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1062
Şuara Suresi Tefsiri 10-22. Ayetler
2.05.2020 1672 Okunma
2 Yorum 13.05.2020 21:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1061
Şuara Suresi Tefsiri 1-9. Ayetler
25.04.2020 2217 Okunma
2 Yorum 14.05.2020 18:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1060
Furkan Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
18.04.2020 1828 Okunma
2 Yorum 15.05.2020 16:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1059
Furkan Suresi Tefsiri 68-72. Ayetler
11.04.2020 2142 Okunma
3 Yorum 16.05.2020 16:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1058
Furkan Suresi Tefsiri 60-67. Ayetler
4.04.2020 1783 Okunma
2 Yorum 18.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1057
Furkan Suresi Tefsiri 53-59. Ayetler
28.03.2020 2307 Okunma
5 Yorum 19.05.2020 16:27
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1056
Furkan Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
21.03.2020 1873 Okunma
2 Yorum 20.05.2020 16:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1055
Furkan Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
14.03.2020 2030 Okunma
2 Yorum 21.05.2020 16:36
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1054
Furkan Suresi Tefsiri 35-40. Ayetler
7.03.2020 2105 Okunma
2 Yorum 22.05.2020 16:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1053
Furkan Suresi Tefsiri 30-34. Ayetler
29.02.2020 2155 Okunma
2 Yorum 23.05.2020 15:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1052
Furkan Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
22.02.2020 2366 Okunma
3 Yorum 24.05.2020 16:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1051
Furkan Suresi Tefsiri 17-20. Ayetler
15.02.2020 2172 Okunma
2 Yorum 30.05.2020 17:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1050
Furkan Suresi Tefsiri 10-16. Ayetler
8.02.2020 2370 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 11:38
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1049
Furkan Suresi Tefsiri 4-9. Ayetler
1.02.2020 2240 Okunma
1 Yorum 03.02.2020 07:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1048
Furkan Suresi Tefsiri 1-3. Ayetler
25.01.2020 1917 Okunma
1 Yorum 26.01.2020 06:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1047
Nur Suresi Tefsiri 62-64. Ayetler
18.01.2020 1914 Okunma
1 Yorum 25.01.2020 07:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1046
Nur Suresi Tefsiri 61. Ayet
11.01.2020 2272 Okunma
1 Yorum 13.01.2020 08:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1045
Nur Suresi Tefsiri 58-60. Ayetler
4.01.2020 2003 Okunma
1 Yorum 05.01.2020 08:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1044
Nur Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
28.12.2019 2026 Okunma
1 Yorum 30.12.2019 08:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1043
Nur Suresi Tefsiri 47-52. Ayetler
21.12.2019 2143 Okunma
1 Yorum 22.12.2019 23:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1042
Nur Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
14.12.2019 2369 Okunma
1 Yorum 17.12.2019 07:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1041
Nur Suresi Tefsiri 39-42. Ayetler
7.12.2019 2828 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 00:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1040
Nur Suresi Tefsiri 35-38. Ayetler
30.11.2019 3816 Okunma
2 Yorum 03.12.2019 13:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1039
Nur Suresi Tefsiri 32-34. Ayetler
23.11.2019 2144 Okunma
1 Yorum 24.11.2019 08:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1038
Nur Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
16.11.2019 2098 Okunma
1 Yorum 19.11.2019 12:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1037
Nur Suresi Tefsiri 27-29. Ayetler
9.11.2019 2466 Okunma
1 Yorum 10.11.2019 05:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1036
Nur Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
2.11.2019 2108 Okunma
1 Yorum 03.11.2019 07:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1035
Nur Suresi Tefsiri 19-22. Ayetler
26.10.2019 2124 Okunma
1 Yorum 28.10.2019 13:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1034
Nur Suresi Tefsiri 12-18. Ayetler
19.10.2019 2381 Okunma
1 Yorum 20.10.2019 10:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1033
Nur Suresi Tefsiri 6-11. Ayetler
12.10.2019 3301 Okunma
2 Yorum 16.10.2019 14:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1032
Nur Suresi Tefsiri 1-5. Ayetler
5.10.2019 2349 Okunma
1 Yorum 06.10.2019 23:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1031
Müminun Suresi Tefsiri 111-118. Ayetler
28.09.2019 2011 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:50