Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 139
A’RÂF SÛRESİ 119-129.AYETLER TEFSİRİ
7.12.2001
1763 Okunma, 0 Yorum

KUR’AN MATEMATİĞİ / 139. SEMİNER / ÜSKÜDAR – İSTANBUL, 07 ARALIK 2001

1. TEFSİR:

Hz. MÛSA’NIN KAVMİ VE FİRAVUN

A’RÂF SÛRESİ(7); 119 – 129. ÂYETLER

2. HAFTALIK YORUM:

TÜRK YURDUNA SALDIRI (5)

بسم الله الرحمن الرحيم

فغلبوا هنالك انقلبوا صاغرين(119) و ألقى السحرة الساجدين(120) قالوا برب العالمين(121) رب موسى و هارون(122) قال فرعون آمنتم به قبل أن آذن لكم  إن هذا لمكر مكرتموه فى المدينة لتخرجوا منها أهلها فسوف تعلمون(123) لأقطعن أيديكم و أرجلكم من خلاف ثم لأصلبنكم أجمعين(124) قالوا إنا إلى ربنا منقلبون(125) وما تنقم منا إلا أن آمنا بآيات ربنا لما جاءتنا ربنا أفرغ علينا صبرا و توفنا مسلمين(126) وقال الملأ من قوم فرعون أتذر موسى و قومه ليفسدوا فى الأرض و يذرك و آلهتك قال سنقتل أبناءهم و نستحي نساءهم و إنا فرقهم قاهرون(127) قال موسى لقومه استعينوا بالله واصبروا أن الأرض لله يورثها من يشاء من عباده والعاقبة للمتقين(128) قالوا أوذينا من قبل أن تأتينا و من بعد ما جئتنا قال عسى ربكم أن يهلك عدوكم و يستخلفكم في الأرض فينظر كيف تعملون(129)

“Orada mağlup oldular ve sâğirîn olarak inkılâb ettiler.” (A’râf Sûresi, 119. Âyet)

“Orada yenildiler ve başlarını eğik olarak geri döndüler.” (119)

Peygamberler hep insanlara âyet göstererek dâvet etmişlerdir. Arkamdan gelin, ben sizi kurtarırım diyen olmamışdır. O sihirbazların işidir. Fıravun yandaşları karşılaşmayı kabul etmişlerdi. Çünkü böyle karşılaşmadan kaçanlar o topluluğu idare edemezler. Demek ki Firavun bile halkın desteğini almıştı. Halkın desteğini almayan yönetimler yıkılıp giderler. Mağlup olduklarını da kabul ettiler. Çünkü onlar halkın göz aldatmacası iş yapıyorlardı. Oysa Musa gerçekten iş yapmıştır. Bunun ilâhi olması gerektiğini hepsi anlamıştı. İşte bizim de görevimiz, Kur’an’dan herkesin anlayacağı mucizeyi göstermemiz olmalıdır. Yalnız ilim adamlarına göstereceğimiz mucize yetmez. Alimlere göstereceğimiz mucize tabiî ve sosyal kanunlar ile olacaktır. İhtimaliyat hesapları ile olmalıdır. Halka göstereceğimiz mucize ise onun gösterdiği müesseselerle insanlığa sağlayacağı “Herkese Aş ve İş Müesseseleri” olacaktır. Demek ki kurduğumuz ekonomik ve sosyal müesseselerle göstereceğiz. Sadece teorisini yapmamız yetmez.

“Ve sâhirlar sacidîn olarak ilka olundular.” (120)

“Ve büyücüler yerlere kapanarak koyuldular.” (120)

Galip gelince ücret talep edenler, mağlup olunca mağlubiyeti tasdik etmek durumunda olmuşlardır. Bu hareketleri refleks harekettir. Çünkü insanlar genellikle iyidirler. Şeytan onlara yanaşmadan yakalarsanız sizi tasdik ederler. Şimdi bizi kabul eden kişileri ziyaret ediyoruz. İlk anda bizi onaylıyorlar ve söz veriyorlar; ama ertesi gün şeytanları ile beraber kalınca vazgeçiyorlar! Büyücülerden hükümdara secde edenler şimdi Allah’a secde ediyorlar. Biz de eğer “Herkese Aş - Herekse İş Müessesesi”ni kurar da işte sorunlarınızı çözdük dersek, günümüzün büyücüleri olan basın ve yayıncılar teslim olacaklardır, yenildiklerini kabul edeceklerdir. Refah-Yol Hükümetini düşürenler şimdi içlerinden yaptıklarına pişmanlar. Ondan sonra “Adil Düzenciler” “Adil Düzen”e göre ekonomik müesseseler kurup çalıştırsaydılar, bugün herkes teslim olacaktı. Ama onlar yapılması gerekenin tam aksini yaptılar. Câri sistemle servet edinmeye koyuldular. Demek ki peygamberlerle bizim aramızda bir fark daha vardır. Biz hata ederiz ve başarısızlığa uğrarız, peygamberler ise hata edip başarısızlığa uğramazlar.

“Âlemlerin Rabb’ine îman ettik diye kavl ettiler.” (121)

“Herkesi yetiştirene inandık dediler.” (121)

Topluluklarda hastalık vardır. Her topluluk kendi ledeyinde olanla ferah duyar, yalnız kendilerinin Hak yolda olduklarını sanır ve Allah’ı da kendilerinin Rabb’i olarak görürler. Şimdi ABD Başkanı Bush kendisini haklı sanıyor ve Allah’ın kendilerini muzaffer edeceğini iddia ediyor. Usame b. Laden de kendisinin Hak yolda olduğunu ve Allah’ın kendileri ile beraber olduğunu iddia ediyor. Televizyonlarda hâlâ Edison’un Hz. Muhammed’e inanmadığı için cehenneme gideceğini iddia eden muhterem din alimlerimiz ortaya çıkıyorlar. Halbuki Hz. Musa; “Ben âlemlerin Rabb’inden gelen resulüm.” demiştir. İşte sâhirler de bunu tasdik ettiler. Yani hem Mısır’ın hem de İbranilerin Rabb’i tarafından gönderilene inandılar.

“Musa ve Harun’un Rabb’ine.” (122)

“Musa ve Harun’u yetiştirene.” (122)

Yani Musa ve Harun’a mucize veren Rabb’e inandık diyorlar. Baştan ise O’nun âlemlerin Rabb’i olduğuna inanıyorlar. Şimdi bugün hâlâ Allah’ı yalnız Müslümanların Rabb’i olarak görüyoruz ve Müslümanlar mağlup olunca sanki Allah mağlup olmuş gibi bakıyoruz. Oysa Allah herkesin Rabb’idir. Hıristiyanların, Budistlerin ve komünistlerin de Rabb’idir. Firavun’un da Rabb’idir. Her şey O’nun izniyle yapılmaktadır. Ömür kanunları gereği böyle olmaktadır. Yaşlanan kimse ne kadar iyi insan olursa olsun ölecektir. Yaşlanmış olan I. Kur’an Medeniyeti ölecekti. Şimdi de Batı Medeniyeti yaşlanıyor. Şimdi Hak Medeniyeti’nin, II. Kur’an Medeniyeti’nin, V. İslâm Medeniyeti’nin doğmakta olduğu günlerde yaşıyoruz. Bu medeniyet Kur’an’ın müsbet ilimlerle anlaşılması sonucu oluşacak ekonomik ve sosyal müesseselerle doğacaktır. Bu da bir kentte başlayacaktır. Mü’minlerin görevi bu kenti kurmalarıdır. Önce Mekke’de olduğu gibi bu kenti kuracak cemaatin oluşması gerekmektedir.

“Firavun: “Benim size izin vermenin kablinde ona iman ettiniz. Bu sizin ehlini medineden ihraç etmeniz için mekr ettiğiniz mekirdir . İleride ilmedeceksiniz.” diye kavl etti.” (123)

“Firavun: “Ben sizi onaylamadan önce ona inandınız. Bu sizin kentte olanları oradan çıkarmak için oynadığınız bir oyundur. Görürsünüz siz.” dedi.” (123)

Firavun baştan Musa’dan delil istemişti. Makul hareket ediyordu. Ancak mağlup olunca mağlubiyeti kabul etmedi. Çünkü Mısırlıları çalıştıramıyordu. İşleri İbraniler görüyordu. Onların Mısır’dan gitmesi ekonomilerini bozacaktı. Bununla beraber Mısır’daki halkın bir kısmı İsrail oğullarının orada olmalarını istemiyordu. Çünkü kulların onlara ihtiyaçları azalıyordu. Eğer İbraniler olmazsa onların kıymetleri daha büyük olacaktı. Bugünkü Türklerin Almanya’daki durumu budur. Bugün İmam-Hatip okullarına düşmanlık, ilâhiyatçılara düşmanlık budur. Bunlar başarılı oldukları için onlar ikinci sınıf olmaya başlıyorlar. Tarikat sermayesine düşmanlık budur. İşte Firavun iyi bir yönetici olduğu için bunu biliyor, büyücülerin Musa’nın dediklerine inanmalarını onların bu arzularından geldiğini sanıyor. Veya Firavun mağlubiyeti kabul etmemek için mağlubiyetin uydurma bir sebebini ortaya koyuyor. Bugün başaramayan hükümetler, başarısızlıklarını depremlere ve krizlere yıkıyorlar. Oysa deprem ve kriz onların başarısızlıkları yüzünden bu etkileri yapmıştır. Demek ki Firavun üniversite mezunu değildi ama bunlardan daha iyi siyaset biliyordu. Yahut bunlardan daha makul bahaneler buluyordu.

“Yedlerinizi ve riclerinizi hilafına kat’ edeceğim, sonra cemiinizi selb edeceğim.” (124)

“El ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim, sonra de hepinizi birden asacağım.” (124)

İnsanları etkisiz hâle getirmenin en ağır durumu, sağ el ile ayağı yahut terslerini kesmektir. Bu kişi yaşayabilir. Bir el ve ayağa dayanarak gezebilir. Ama artık hiçbir fitnelik yapamaz. İbretamiz olsun diye bu ceza verilir. Ölümden sonra en ağır ceza budur. Mısır’da Firavun uyguluyormuş. İslâmiyet’te de vahşice eşkıyalık yapıp insanları sakat edenlere verilen ceza budur. Firavun, sonra diyor. Yanı biraz bunları bu haliyle yaşatacak. Halkına bu tür izni olmadan hareket edenlerin âkıbetlerini anlatacak, ondan sonra asacaktır. Oysa Firavun boğulacak, onlar asılmayacaktır. Şimdi de Türkiye’de bir şey yapmak istediler mi; “Aman, asker müdahale edecek! Asker şöyle yapacak!” diye bahane edip her türlü zulmü yapmaktadırlar. Oysa mü’minlerin bu durumda diyeceği tek bir şey olur; “Gelirse gelsin!” Bundan yani mevcut durumdan daha kötü olmaz ki. Nitekim geçmişteki askerî müdahaleler Türkiye’ye zarar değil yarar getirmiştir. Böyle demeleri gerekirken, korkarak bu propagandaya esir oldular. Oysa Mısır sâhirleri (büyücüleri) böyle yapmadılar.

“Onlar “Biz Rabb’imize inkılâb ediyoruz.” diye kavl ettiler.” (125)

“Onlar: “Biz bizi yetiştirene dönüyoruz.” dediler.” (125)

Allah bize mü’minlerin ne yapacaklarını anlatıyor. Bizi çeşitli şekilde korkutuyor. İşte sizi hapsederiz, işte sizin siyasal yasağınızı kaldırmayız, şöyle yaparız, böyle yaparız, derler. İstediğimize oy vereceksiniz, istediğimiz kanunları onaylayacaksınız, derler. Biz de onu yaparız. Sonra yine o işlerin hiç birisini yapmaz, bizi aynı şekilde etkisiz hâle getirirler deriz. Oysa mü’minlerin diyecekleri açıktır: “Biz bizi yetiştirene dönüyoruz.” diyerek Allah’ın emrettiklerini yerine getirmeleri gerekirdi. 28 Şubat’ın sebebinin Refah Partisi’nin “Adil Düzen”den vazgeçmesinden olduğundan asla şüpheniz olmasın. Daha hükümet kurulurken 28 Şubat’ı görmüş ve üzülmüştüm. Görüşme taleplerimi reddettiler. 28 Şubat olayı olmasaydı, ben kendimden şüphe ederdim. Yani Kur’an’ı yanlış anladığım zehabına kapılırdım.

“Onlar: “Rabb’imizin âyetleri bize cîet ettiğinde ona îman etmiş olmamız dışında bir nesneden dolayı bizden intikam almıyorsunuz. Rabb’imiz bize sabrı ifrağ et ve bizi müslimin olarak vefat ettir.” diye kavl ettiler.” (126)

“Onlar: “Bizi yetiştirenin âyetleri bize geldiğinde ona inanmış olmamızın dışında bir nesneden dolayı bizden öç almıyorsun. Yetiştirenimiz bize dayanma gücünü akıt ve bizi barışçılar olarak öldür.” dediler.” (126)

Demek ki bizi doğru yoldan, Allah’ın yolundan saptırmak için korkuttukları zaman vereceğimiz cevap açıktır: “Biz size bir şey yapmadık. Bizim Adil Düzenimiz size zarar değil yarar getirmiştir. İşte belediyelerimiz, işte Refah-Yol Hükümeti’nin başarıları. Bize saldırıyorsunuz. Suçumuz ne?” diyecektir, Adil Düzenciler. Bu âyetleri okuyacak ve ona göre hareket edeceklerdir. Yarın sizin başınıza da bu tür tehditler gelecektir. Siz de kaçıp giderseniz başınıza aynı şeyler gelecektir. Sonra dönüp Allah’a dua ediyorlar: “Bize dayanma gücü ver. Bunların bâtıl iddialarına uymayalım. Öldüreceksen de bizi Müslim olarak öldür. Barışçı olarak öldür.” Yani, silahlanıp karşı gelmiyorlar. Mevcut olan otoriteye her hal-ü kârda itaat ediyorlar. Fiilen itaat ediyorlar. Ama fikren de direniyorlar. İşte bir mü’minin yapacağı iş budur. Hicret edip ayrı bir siyasi güç oluşturmadıkça mevcut otoriteye karşı gelmek yoktur. Ama fikren direnme vardır, sabır vardır. İslâmiyet’i Kur’an ile başlatanlar bu âyeti okuyabilirler. Demek ki, Firavun’un büyücüleri de Müslim oluyorlarmış. İslâmiyet Hz. Adem’den beri gelen bir dindir. Barış dinidir. “Allah’ın indinde din İslâm’dır.” demek; “Allah’ın indinde düzen barıştır.” demektir. Allah düzeni savaş için değil barış için koymuştur. Savaş barışın korunması için meşrudur. Kur’an’ı okuyacağız ve hayatımızı oradan alacağımız derslerle sürdüreceğiz. “Mü’min” demek böyle yapan demektir. Mümin, Allah için öldürmeyi değil, Allah için ölmeyi göze alan kimsedir. Cephede savaş kolaydır. Çünkü düşmanını öldürebiliyorsun. Oysa ülke içinde cihat zordur. Seni öldürüyorlar, sen öldüremiyorsun. Bu teslimiyetten sonra genellikle Allah korumaktadır. Kaldı ki, bugün ölümle tehdit dahi etmiyorlar. “Seni başbakan yapmayacağız!” diyorlar. Bundan bile ürküp kaçıyoruz. Öyle başbakan olmaktansa, böyle vatandaş olmak bin defa yeğdir.

“Firavun kavminden mele’ olanlar: “Seni ve âlihetini vezr etmeleri için Musa ve kavmini sen vezr edecek misin?” diye kavl ettiler. (Firavun:) “Yakında onların ebnâını taktil edeceğiz, nisâlarını ise istihya edeceğiz. Biz fevklerine kahırız.” Dedi.” (127)

“Firavun’un ulusundan ileri gelenler: “Musa ve ulusunu seni ve tanrılarını bıraksınlar diye onları sen bırakacak mısın?” dediler. (Firavun:) “Yakında onların oğlanlarını katl edecek, kızlarını da sağ bırakacağız. Biz üstünüz.” dedi.” (127)

Savaşın kuralı budur. Savaş kazanıldı mı en ağır şart erkekleri öldürmek, kadınları cariye yapmaktır. Erkekler öldürülür, çünkü öldürmezseniz büyüdüklerinde yeniden fesat çıkarırlar. Oysa kadınlar bunu yapamazlar. Kaldı ki, kadınları cariye yapıp onlar çocuk sahibi olunca artık topluluğa tamamen entegre olurlar. Kadınlar gelin gittikleri yerde kendilerini oradan saymaya başlarlar. Hele onlara çocuk doğurdular mı artık kendilerini oranın sahibi olarak görürler. Bu Allah’ın onlara verdiği bir hâlet-i rûhiyedir. Bunun biyolojik olarak yararı, soyda yenilenme olur. Yani başka kavmin genleri ile topluluklar gençleştirilir. Firavun da bu kurala uyuyor. Köleliği kaldırdığınız zaman bir ulusun aşılanması sözkonusu olmaz, nesil dejenere olur. İslâmiyet’te de buna yakın hüküm vardır. Savaş kazanılınca komutan karşılıksız serbest bırakabilir, harp tazminatı alarak serbest bırakabilir, toprakları onlara bırakıp onlardan cizye ve haraç alınabilir. Eşlerinden mal ve mülk alınarak hepsi birden köle yapılıp savaşanların ailelerine vatandaşlık eğitimi vermeleri sağlayabilir. Yeniden savaş çıkaracaklarından korkulursa savaşan erkekler öldürülebilir. Kadınlar, çocuklar, savaşmamış erkekler öldürülemez. Esirlerle hürlerin evlenmeleri de meşru olduğu için aşılama tamamen gerçekleşir. Yani erkek köleler de soya aşı yapmış olur.

“Seni ve ilâhları terk etmeleri için yani bunu sağlamaları için onu serbest bırakacak mısın?” demiştir. Çünkü Hz. Musa’nın zaferi ile halk onun tarafına döner ve Mısıra Musa hâkim olabilirdi. Firavun’u yanındakiler böyle korkuttular. Oysa Musa oraya hâkim olmak istemiyor, sadece İsrail oğullarının serbest bırakılmasını istiyor. Şimdi bugünkü yöneticileri aynı şekilde korkutuyorlar. “Bakın, bunları serbest bırakırsanız iktidarı ele alır ve rejimi değiştirirler, lâiklik elden gider, demokrasi elden gider!” diyorlar. “Şimdi fırsat elde iken onları yok etmemiz gerekir!” diyorlar. Mü’minlerin iktidarda gözü olmamalıdır. Mü’minler mü’mince yaşamak için serbestlik istemelidirler. “Bırakınız biz bizim işletmelerimizi kuralım, biz bizim kentlerimizi kuralım. Biz bizim işletmelerimizde bizim istediğimiz gibi çalışıp kazanalım, bizim kentlerimizde biz bizim istediğimiz gibi yaşayalım.” demleri gerekir. Ne var ki, aynen Firavun gibi korkacaklar ve bize bu imkânı vermek istemeyeceklerdir. İşte o zaman Allah bizim yanımızda olacaktır. Burada “ilâhlarını” demek suretiyle Firavun kendisi rab olduğunu iddia ediyor ama ilâh olduğunu söylemiyor demektir. Şirk var, inkâr yok.

“Biz üstlerine kahırız.” diyor. Firavun “güçlüyüz” diyor. Hz. Musa’nın elinde mucizeden başka bir şey yok. Oysa onun elinde devletin bütün imkanları var. Bu imkanlara güvenerek halkını kendisine bağlamaya devam ediyor. Bugün ABD Başkanı Bush da bunu yapıyor. “Benim silahım var. İstesem tüm İslâm âlemini yok ederim!” diyor. Müslümanlar da korkup onun yanında yer alıyor, Mısır’ın sâhirleri (büyücüleri kadar da olamıyorlar. Oysa Müslümanların diyecekleri çok açık bir ifade vardır: “Hakemlerden oluşan tarafsız ve bağımsız mahkemede muhakeme edilsin, Taliban mahkum edilirse, isteyen devlet Afganistan’a girsin, orası onun olsun.” Hayır, öyle değil. Yargısız infaz yapılacak, infazı Müslüman devletler yapacak, miras da Amerika’ya kalacak. İşte Müslümanlar bu zillete düştükleri için bu zillet içindedirler.

“Musa kavmine: “Allah’tan istiane edin ve sabredin. Arz Allah’ındır. İbadından meşiet ettiğini ona varis kılar. Akıbet ise muttakilerindir.” diye kavl etti.” (128)

“Musa ulusuna: “Allah’tan yardım isteyin ve dayanın. Yeryüzü Allah’ındır. Kullarından dilediklerine onu bırakır. Son ise korunanlarındır.” dedi.” (128)

Artık karargâhlar kurulmuştur. Bir taraftan Firavun ne yapacağını kendi halkıyla istişare etmekte, diğer taraftan Hz. Musa da kendi kavmine olacakları haber vermektedir. 28 Şubat’tan sonra mü’minlerin de kendi işlerini istişare edip siyasetlerini çizmeleri gerekirken, tam tersine hepsi dağılmış ve sinmiş olarak birbirleriyle görüşmüyor, bizim görüşme taleplerimizi de reddediyorlar. 28 Şubatçılar da perişan olmuş, ülkeyi nereye götürdüklerini görmüş, ama hâlâ irtica ile mücadele(!) ediyorlar. Demek ki bizim durumumuz çok daha perişan haldedir. Benzer olay 11 Eylülden sonra da olmuştur. Müslümanlar bir araya gelmediklerinden onlar saldırıda hedef alınıyor. Ne yapalım? Bayrak mı çekelim? Yoksa sabredelim mi? diye tartışmamışlar, kendilerini yok edecek savaşa benzinle gitmişler. Erbakan hemen ortaya çıkmalı ve kendisini Musa yerine koyarak ortalığı teskin etmeliydi. Ama o korktu ve sindi.

Hz. Musa; “Allah’tan yardım isteyin.” demiştir. Biz de Allah’tan yardım istemeliyiz. Allah’tan yardım istemek demek, Kur’an’ın dediklerini öğrenmek, içtihat ve icmaya gitmek, ona göre hareket etmek demektir. Bu âyetleri hep birlikte okuyup müzakere etmemiz gerekir. “Sabredin!” diyor Musa. Biz de sabretmeliyiz. Yani gerçekleri söyleyip oturmalıyız. Hemen silahlanıp savaşlara koşmamalıyız. Kuleleri yıkanlar yeryüzünü savaş ateşine götürmek isteyenlerdir. Amerika’yı da alelacele bombalatmaya başlatanlar onlardır. Taliban akıllılık yaptı, savaşmadan çekildi. Biz de sabırlı olmalı ve savaştan kaçmalıyız. “Arz Allah’ındır.” diyor Musa. Evet, arz Allah’ındır. Dünyayı ateşe verip kendilerinin hâkim olacaklarını düşünenler yanılıyorlar. Firavun da öyle düşündü ama öyle olmadı. Küçümsediği İbraniler bugün hâlâ vardırlar ve Dünyaya hükmediyorlar. Oysa Firavun’un bıraktığı ehramlarından başka bir şeyleri kalmamıştır. Unutmayalım ki Hıristiyanlar ve Müslümanlar da Musa’yı peygamber kabul ediyorlar ve bugün yeryüzü onlarındır. “Akıbet muttakilerindir.” deniyor. O halde bizim heyecanlanıp ille Müslümanlar yok olacak diye endişe etmemize gerek yok. Önce Müslümanları birbirine vurdurmak istiyorlar, sonra Müslümanlarla Hıristiyanları savaştırmak istiyorlar ve bugünkü Firavunlar dünyayı kendilerinin yapmak istiyorlar. Oysa Allah yeryüzünü muttakilere verecektir. O halde bizim işimiz basittir, muttaki olmamız yeterlidir. Hz. Musa’ya Tevrat verilmiştir. Bizim elimizde de Kur’an vardır. Bu sûrenin başında: “Siz size inzâl olunana tâbi olunuz.” deniyor. Demek ki Kur’an’ı okuyacağız, ne anlarsak onu yapacağız, öylece muttaki olacağız. Sonra da yeryüzüne biz vâris olacağız.

“Onlar: “Sen bize etvet etmeden kablde ciet ettikten ba’dde iza olunduk.” diye kavl ettiler. (Musa:) “Rabb’iniz aduvvunuzu helâk edebilir ve sizi arza istihlâf eder. Nasıl amel edeceğinize nazar edecektir.” diye kavl etti.” (129)

“Onlar: “Sen gelmeden önce de geldikten sonra da ezildik.” dediler. (Musa:) Yetiştiricinic düşmanınızı yok eder ve yeryüzünü size bırakır. Ne yapacağınıza bakacaktır.” diye söyledi.” (129)

Kavmi Hz. Musa’ya; “Sen bize ilaç olamadın!” diyorlar. Ama onlar daha insaflıdırlar. Çünkü bugünkü Müslümanlar zulmü Erbakan’a atıyorlar. Sanki daha önceleri Müslümanlar çok rahat yaşıyorlardı da Erbakan gelince zulümlere uğradılar. Oysa Erbakan harekâtı başlatmadan önce Türkiye’de Müslümanlar zavallı durumda idiler. En cahil onlardı, en yoksul onlardı. Siyasette adları bile yoktu. İbadetlerini gizli gizli evlerde yapabiliyorlardı. Oysa bugün Türkiye Müslümanları en bilgili hâle geldiler, en çok zengin olanlar arasına girdiler. Partileri birinci oldu. Dinde kolejler açıp dünyaya yayıldılar. Ama kötülük gelirse Erbakan’dan, iyilik olursa başkalarından! Hz. Musa’nın kavmi bile bu kadar insafsız değildi. “Sen bize bir şey yapamadın! Daha önce de eziliyorduk, daha sonra da eziliyoruz!” diyorlar. Hz. Musa onlara cevap veriyor, peygamber olarak cevap veriyor: “Rabb’iniz düşmanları helâk edip yeryüzündeki hükümranlığı size verebilir. Yeter ki ona göre iş yapın. Rabb’iniz sizin ne yapacağınıza bakacaktır. Ona göre sizi galip veya mağlup edecektir. Sizin ittikanıza bakacaktır.”

Bütün inancımla söylüyorum ki; Rabb’imiz ne yapacağımıza bakacaktır. Biz Adil Düzene göre işletmelerimizi kurar da haram kazançla yaşamaktan vazgeçersek Allah yeryüzünde bizi vâris kılacaktır. Hükümranlığı bize verecektir. Hiç şüpheniz olmasın, Bush’un yerine siz oturacaksınız. Ama Adil Düzene gçr eişletmelr kurmazsanoz akıbetiniz Firavubnunakıbeti gibi olacakdır. Adil dzüenin kuurlması da Mala mal market veahşap evelr siteisnden geçmeketdri.. İnsanlık için başka çıkar yol görmüğyorum. Elbette Kuranı okuyonlar başka yol bulmuş olabilir. O zmana bizm görevimzi onlar daha işyi bir yok bulmuşlarsa onlara atbi olmakdır. Yoksa onalr bize tabınolmaldıırlar. Bzi ayrışı kaybettiğimiz zman Firavun gibi yapmaz, büyücüler gibi yapar derhal teslimoluurz.

 

KUR’AN MATEMATİĞİ / 139. SEMİNER / ÜSKÜDAR – İSTANBUL, 07 ARALIK 2001

 

1. TEFSİR:

Hz. MÛSA’NIN KAVMİ VE FİRAVUN

A’RÂF SÛRESİ(7); 119 – 129. ÂYETLER

 

2. HAFTALIK YORUM:

TÜRK YURDUNA SALDIRI (5)

 

“Orada mağlup oldular ve sâğirîn olarak inkılâb ettiler.” (A’râf Sûresi, 119. Âyet)

“Orada yenildiler ve başlarını eğik olarak geri döndüler.” (119)

Peygamberler hep insanlara âyet göstererek dâvet etmişlerdir. Arkamdan gelin, ben sizi kurtarırım diyen olmamışdır. O sihirbazların işidir. Fıravun yandaşları karşılaşmayı kabul etmişlerdi. Çünkü böyle karşılaşmadan kaçanlar o topluluğu idare edemezler. Demek ki Firavun bile halkın desteğini almıştı. Halkın desteğini almayan yönetimler yıkılıp giderler. Mağlup olduklarını da kabul ettiler. Çünkü onlar halkın göz aldatmacası iş yapıyorlardı. Oysa Musa gerçekten iş yapmıştır. Bunun ilâhi olması gerektiğini hepsi anlamıştı. İşte bizim de görevimiz, Kur’an’dan herkesin anlayacağı mucizeyi göstermemiz olmalıdır. Yalnız ilim adamlarına göstereceğimiz mucize yetmez. Alimlere göstereceğimiz mucize tabiî ve sosyal kanunlar ile olacaktır. İhtimaliyat hesapları ile olmalıdır. Halka göstereceğimiz mucize ise onun gösterdiği müesseselerle insanlığa sağlayacağı “Herkese Aş ve İş Müesseseleri” olacaktır. Demek ki kurduğumuz ekonomik ve sosyal müesseselerle göstereceğiz. Sadece teorisini yapmamız yetmez.

“Ve sâhirlar sacidîn olarak ilka olundular.” (120)

“Ve büyücüler yerlere kapanarak koyuldular.” (120)

Galip gelince ücret talep edenler, mağlup olunca mağlubiyeti tasdik etmek durumunda olmuşlardır. Bu hareketleri refleks harekettir. Çünkü insanlar genellikle iyidirler. Şeytan onlara yanaşmadan yakalarsanız sizi tasdik ederler. Şimdi bizi kabul eden kişileri ziyaret ediyoruz. İlk anda bizi onaylıyorlar ve söz veriyorlar; ama ertesi gün şeytanları ile beraber kalınca vazgeçiyorlar! Büyücülerden hükümdara secde edenler şimdi Allah’a secde ediyorlar. Biz de eğer “Herkese Aş - Herekse İş Müessesesi”ni kurar da işte sorunlarınızı çözdük dersek, günümüzün büyücüleri olan basın ve yayıncılar teslim olacaklardır, yenildiklerini kabul edeceklerdir. Refah-Yol Hükümetini düşürenler şimdi içlerinden yaptıklarına pişmanlar. Ondan sonra “Adil Düzenciler” “Adil Düzen”e göre ekonomik müesseseler kurup çalıştırsaydılar, bugün herkes teslim olacaktı. Ama onlar yapılması gerekenin tam aksini yaptılar. Câri sistemle servet edinmeye koyuldular. Demek ki peygamberlerle bizim aramızda bir fark daha vardır. Biz hata ederiz ve başarısızlığa uğrarız, peygamberler ise hata edip başarısızlığa uğramazlar.

“Âlemlerin Rabb’ine îman ettik diye kavl ettiler.” (121)

“Herkesi yetiştirene inandık dediler.” (121)

Topluluklarda hastalık vardır. Her topluluk kendi ledeyinde olanla ferah duyar, yalnız kendilerinin Hak yolda olduklarını sanır ve Allah’ı da kendilerinin Rabb’i olarak görürler. Şimdi ABD Başkanı Bush kendisini haklı sanıyor ve Allah’ın kendilerini muzaffer edeceğini iddia ediyor. Usame b. Laden de kendisinin Hak yolda olduğunu ve Allah’ın kendileri ile beraber olduğunu iddia ediyor. Televizyonlarda hâlâ Edison’un Hz. Muhammed’e inanmadığı için cehenneme gideceğini iddia eden muhterem din alimlerimiz ortaya çıkıyorlar. Halbuki Hz. Musa; “Ben âlemlerin Rabb’inden gelen resulüm.” demiştir. İşte sâhirler de bunu tasdik ettiler. Yani hem Mısır’ın hem de İbranilerin Rabb’i tarafından gönderilene inandılar.

“Musa ve Harun’un Rabb’ine.” (122)

“Musa ve Harun’u yetiştirene.” (122)

Yani Musa ve Harun’a mucize veren Rabb’e inandık diyorlar. Baştan ise O’nun âlemlerin Rabb’i olduğuna inanıyorlar. Şimdi bugün hâlâ Allah’ı yalnız Müslümanların Rabb’i olarak görüyoruz ve Müslümanlar mağlup olunca sanki Allah mağlup olmuş gibi bakıyoruz. Oysa Allah herkesin Rabb’idir. Hıristiyanların, Budistlerin ve komünistlerin de Rabb’idir. Firavun’un da Rabb’idir. Her şey O’nun izniyle yapılmaktadır. Ömür kanunları gereği böyle olmaktadır. Yaşlanan kimse ne kadar iyi insan olursa olsun ölecektir. Yaşlanmış olan I. Kur’an Medeniyeti ölecekti. Şimdi de Batı Medeniyeti yaşlanıyor. Şimdi Hak Medeniyeti’nin, II. Kur’an Medeniyeti’nin, V. İslâm Medeniyeti’nin doğmakta olduğu günlerde yaşıyoruz. Bu medeniyet Kur’an’ın müsbet ilimlerle anlaşılması sonucu oluşacak ekonomik ve sosyal müesseselerle doğacaktır. Bu da bir kentte başlayacaktır. Mü’minlerin görevi bu kenti kurmalarıdır. Önce Mekke’de olduğu gibi bu kenti kuracak cemaatin oluşması gerekmektedir.

“Firavun: “Benim size izin vermenin kablinde ona iman ettiniz. Bu sizin ehlini medineden ihraç etmeniz için mekr ettiğiniz mekirdir . İleride ilmedeceksiniz.” diye kavl etti.” (123)

“Firavun: “Ben sizi onaylamadan önce ona inandınız. Bu sizin kentte olanları oradan çıkarmak için oynadığınız bir oyundur. Görürsünüz siz.” dedi.” (123)

Firavun baştan Musa’dan delil istemişti. Makul hareket ediyordu. Ancak mağlup olunca mağlubiyeti kabul etmedi. Çünkü Mısırlıları çalıştıramıyordu. İşleri İbraniler görüyordu. Onların Mısır’dan gitmesi ekonomilerini bozacaktı. Bununla beraber Mısır’daki halkın bir kısmı İsrail oğullarının orada olmalarını istemiyordu. Çünkü kulların onlara ihtiyaçları azalıyordu. Eğer İbraniler olmazsa onların kıymetleri daha büyük olacaktı. Bugünkü Türklerin Almanya’daki durumu budur. Bugün İmam-Hatip okullarına düşmanlık, ilâhiyatçılara düşmanlık budur. Bunlar başarılı oldukları için onlar ikinci sınıf olmaya başlıyorlar. Tarikat sermayesine düşmanlık budur. İşte Firavun iyi bir yönetici olduğu için bunu biliyor, büyücülerin Musa’nın dediklerine inanmalarını onların bu arzularından geldiğini sanıyor. Veya Firavun mağlubiyeti kabul etmemek için mağlubiyetin uydurma bir sebebini ortaya koyuyor. Bugün başaramayan hükümetler, başarısızlıklarını depremlere ve krizlere yıkıyorlar. Oysa deprem ve kriz onların başarısızlıkları yüzünden bu etkileri yapmıştır. Demek ki Firavun üniversite mezunu değildi ama bunlardan daha iyi siyaset biliyordu. Yahut bunlardan daha makul bahaneler buluyordu.

“Yedlerinizi ve ricllerinizi hilafına kat’ edeceğim, sonra cemiinizi selb edeceğim.” (124)

“El ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim, sonra de hepinizi birden asacağım.” (124)

İnsanları etkisiz hâle getirmenin en ağır durumu, sağ el ile ayağı yahut terslerini kesmektir. Bu kişi yaşayabilir. Bir el ve ayağa dayanarak gezebilir. Ama artık hiçbir fitnelik yapamaz. İbretamiz olsun diye bu ceza verilir. Ölümden sonra en ağır ceza budur. Mısır’da Firavun uyguluyormuş. İslâmiyet’te de vahşice eşkıyalık yapıp insanları sakat edenlere verilen ceza budur. Firavun, sonra diyor. Yanı biraz bunları bu haliyle yaşatacak. Halkına bu tür izni olmadan hareket edenlerin âkıbetlerini anlatacak, ondan sonra asacaktır. Oysa Firavun boğulacak, onlar asılmayacaktır. Şimdi de Türkiye’de bir şey yapmak istediler mi; “Aman, asker müdahale edecek! Asker şöyle yapacak!” diye bahane edip her türlü zulmü yapmaktadırlar. Oysa mü’minlerin bu durumda diyeceği tek bir şey olur; “Gelirse gelsin!” Bundan yani mevcut durumdan daha kötü olmaz ki. Nitekim geçmişteki askerî müdahaleler Türkiye’ye zarar değil yarar getirmiştir. Böyle demeleri gerekirken, korkarak bu propagandaya esir oldular. Oysa Mısır sâhirleri (büyücüleri) böyle yapmadılar.

“Onlar “Biz Rabb’imize inkılâb ediyoruz.” diye kavl ettiler.” (125)

“Onlar: “Biz bizi yetiştirene dönüyoruz.” dediler.” (125)

Allah bize mü’minlerin ne yapacaklarını anlatıyor. Bizi çeşitli şekilde korkutuyor. İşte sizi hapsederiz, işte sizin siyasal yasağınızı kaldırmayız, şöyle yaparız, böyle yaparız, derler. İstediğimize oy vereceksiniz, istediğimiz kanunları onaylayacaksınız, derler. Biz de onu yaparız. Sonra yine o işlerin hiç birisini yapmaz, bizi aynı şekilde etkisiz hâle getirirler deriz. Oysa mü’minlerin diyecekleri açıktır: “Biz bizi yetiştirene dönüyoruz.” diyerek Allah’ın emrettiklerini yerine getirmeleri gerekirdi. 28 Şubat’ın sebebinin Refah Partisi’nin “Adil Düzen”den vazgeçmesinden olduğundan asla şüpheniz olmasın. Daha hükümet kurulurken 28 Şubat’ı görmüş ve üzülmüştüm. Görüşme taleplerimi reddettiler. 28 Şubat olayı olmasaydı, ben kendimden şüphe ederdim. Yani Kur’an’ı yanlış anladığım zehabına kapılırdım.

“Onlar: “Rabb’imizin âyetleri bize cîet ettiğinde ona îman etmiş olmamız dışında bir nesneden dolayı bizden intikam almıyorsunuz. Rabb’imiz bize sabrı ifrağ et ve bizi müslimin olarak vefat ettir.” diye kavl ettiler.” (126)

“Onlar: “Bizi yetiştirenin âyetleri bize geldiğinde ona inanmış olmamızın dışında bir nesneden dolayı bizden öç almıyorsun. Yetiştirenimiz bize dayanma gücünü akıt ve bizi barışçılar olarak öldür.” dediler.” (126)

Demek ki bizi doğru yoldan, Allah’ın yolundan saptırmak için korkuttukları zaman vereceğimiz cevap açıktır: “Biz size bir şey yapmadık. Bizim Adil Düzenimiz size zarar değil yarar getirmiştir. İşte belediyelerimiz, işte Refah-Yol Hükümeti’nin başarıları. Bize saldırıyorsunuz. Suçumuz ne?” diyecektir, Adil Düzenciler. Bu âyetleri okuyacak ve ona göre hareket edeceklerdir. Yarın sizin başınıza da bu tür tehditler gelecektir. Siz de kaçıp giderseniz başınıza aynı şeyler gelecektir. Sonra dönüp Allah’a dua ediyorlar: “Bize dayanma gücü ver. Bunların bâtıl iddialarına uymayalım. Öldüreceksen de bizi Müslim olarak öldür. Barışçı olarak öldür.” Yani, silahlanıp karşı gelmiyorlar. Mevcut olan otoriteye her hal-ü kârda itaat ediyorlar. Fiilen itaat ediyorlar. Ama fikren de direniyorlar. İşte bir mü’minin yapacağı iş budur. Hicret edip ayrı bir siyasi güç oluşturmadıkça mevcut otoriteye karşı gelmek yoktur. Ama fikren direnme vardır, sabır vardır. İslâmiyet’i Kur’an ile başlatanlar bu âyeti okuyabilirler. Demek ki, Firavun’un büyücüleri de Müslim oluyorlarmış. İslâmiyet Hz. Adem’den beri gelen bir dindir. Barış dinidir. “Allah’ın indinde din İslâm’dır.” demek; “Allah’ın indinde düzen barıştır.” demektir. Allah düzeni savaş için değil barış için koymuştur. Savaş barışın korunması için meşrudur. Kur’an’ı okuyacağız ve hayatımızı oradan alacağımız derslerle sürdüreceğiz. “Mü’min” demek böyle yapan demektir. Mümin, Allah için öldürmeyi değil, Allah için ölmeyi göze alan kimsedir. Cephede savaş kolaydır. Çünkü düşmanını öldürebiliyorsun. Oysa ülke içinde cihat zordur. Seni öldürüyorlar, sen öldüremiyorsun. Bu teslimiyetten sonra genellikle Allah korumaktadır. Kaldı ki, bugün ölümle tehdit dahi etmiyorlar. “Seni başbakan yapmayacağız!” diyorlar. Bundan bile ürküp kaçıyoruz. Öyle başbakan olmaktansa, böyle vatandaş olmak bin defa yeğdir.

“Firavun kavminden mele’ olanlar: “Seni ve âlihetini vezr etmeleri için Musa ve kavmini sen vezr edecek misin?” diye kavl ettiler. (Firavun:) “Yakında onların ebnâını taktil edeceğiz, nisâlarını ise istihya edeceğiz. Biz fevklerine kahırız.” Dedi.” (127)

“Firavun’un ulusundan ileri gelenler: “Musa ve ulusunu seni ve tanrılarını bıraksınlar diye onları sen bırakacak mısın?” dediler. (Firavun:) “Yakında onların oğlanlarını katl edecek, kızlarını da sağ bırakacağız. Biz üstünüz.” dedi.” (127)

Savaşın kuralı budur. Savaş kazanıldı mı en ağır şart erkekleri öldürmek, kadınları cariye yapmaktır. Erkekler öldürülür, çünkü öldürmezseniz büyüdüklerinde yeniden fesat çıkarırlar. Oysa kadınlar bunu yapamazlar. Kaldı ki, kadınları cariye yapıp onlar çocuk sahibi olunca artık topluluğa tamamen entegre olurlar. Kadınlar gelin gittikleri yerde kendilerini oradan saymaya başlarlar. Hele onlara çocuk doğurdular mı artık kendilerini oranın sahibi olarak görürler. Bu Allah’ın onlara verdiği bir hâlet-i rûhiyedir. Bunun biyolojik olarak yararı, soyda yenilenme olur. Yani başka kavmin genleri ile topluluklar gençleştirilir. Firavun da bu kurala uyuyor. Köleliği kaldırdığınız zaman bir ulusun aşılanması sözkonusu olmaz, nesil dejenere olur. İslâmiyet’te de buna yakın hüküm vardır. Savaş kazanılınca komutan karşılıksız serbest bırakabilir, harp tazminatı alarak serbest bırakabilir, toprakları onlara bırakıp onlardan cizye ve haraç alınabilir. Eşlerinden mal ve mülk alınarak hepsi birden köle yapılıp savaşanların ailelerine vatandaşlık eğitimi vermeleri sağlayabilir. Yeniden savaş çıkaracaklarından korkulursa savaşan erkekler öldürülebilir. Kadınlar, çocuklar, savaşmamış erkekler öldürülemez. Esirlerle hürlerin evlenmeleri de meşru olduğu için aşılama tamamen gerçekleşir. Yani erkek köleler de soya aşı yapmış olur.

“Seni ve ilâhları terk etmeleri için yani bunu sağlamaları için onu serbest bırakacak mısın?” demiştir. Çünkü Hz. Musa’nın zaferi ile halk onun tarafına döner ve Mısıra Musa hâkim olabilirdi. Firavun’u yanındakiler böyle korkuttular. Oysa Musa oraya hâkim olmak istemiyor, sadece İsrail oğullarının serbest bırakılmasını istiyor. Şimdi bugünkü yöneticileri aynı şekilde korkutuyorlar. “Bakın, bunları serbest bırakırsanız iktidarı ele alır ve rejimi değiştirirler, lâiklik elden gider, demokrasi elden gider!” diyorlar. “Şimdi fırsat elde iken onları yok etmemiz gerekir!” diyorlar. Mü’minlerin iktidarda gözü olmamalıdır. Mü’minler mü’mince yaşamak için serbestlik istemelidirler. “Bırakınız biz bizim işletmelerimizi kuralım, biz bizim kentlerimizi kuralım. Biz bizim işletmelerimizde bizim istediğimiz gibi çalışıp kazanalım, bizim kentlerimizde biz bizim istediğimiz gibi yaşayalım.” demleri gerekir. Ne var ki, aynen Firavun gibi korkacaklar ve bize bu imkânı vermek istemeyeceklerdir. İşte o zaman Allah bizim yanımızda olacaktır. Burada “ilâhlarını” demek suretiyle Firavun kendisi rab olduğunu iddia ediyor ama ilâh olduğunu söylemiyor demektir. Şirk var, inkâr yok.

“Biz üstlerine kahırız.” diyor. Firavun “güçlüyüz” diyor. Hz. Musa’nın elinde mucizeden başka bir şey yok. Oysa onun elinde devletin bütün imkanları var. Bu imkanlara güvenerek halkını kendisine bağlamaya devam ediyor. Bugün ABD Başkanı Bush da bunu yapıyor. “Benim silahım var. İstesem tüm İslâm âlemini yok ederim!” diyor. Müslümanlar da korkup onun yanında yer alıyor, Mısır’ın sâhirleri (büyücüleri) kadar da olamıyorlar. Oysa Müslümanların diyecekleri çok açık bir ifade vardır: “Hakemlerden oluşan tarafsız ve bağımsız mahkemede muhakeme edilsin, Taliban mahkum edilirse, isteyen devlet Afganistan’a girsin, orası onun olsun.” Hayır, öyle değil. Yargısız infaz yapılacak, infazı Müslüman devletler yapacak, miras da Amerika’ya kalacak. İşte Müslümanlar bu zillete düştükleri için bu zillet içindedirler.

“Musa kavmine: “Allah’tan istiane edin ve sabredin. Arz Allah’ındır. İbadından meşiet ettiğini ona varis kılar. Akıbet ise muttakilerindir.” diye kavl etti.” (128)

“Musa ulusuna: “Allah’tan yardım isteyin ve dayanın. Yeryüzü Allah’ındır. Kullarından dilediklerine onu bırakır. Son ise korunanlarındır.” dedi.” (128)

Artık karargâhlar kurulmuştur. Bir taraftan Firavun ne yapacağını kendi halkıyla istişare etmekte, diğer taraftan Hz. Musa da kendi kavmine olacakları haber vermektedir. 28 Şubat’tan sonra mü’minlerin de kendi işlerini istişare edip siyasetlerini çizmeleri gerekirken, tam tersine hepsi dağılmış ve sinmiş olarak birbirleriyle görüşmüyor, bizim görüşme taleplerimizi de reddediyorlar. 28 Şubatçılar da perişan olmuş, ülkeyi nereye götürdüklerini görmüş, ama hâlâ irtica ile mücadele(!) ediyorlar. Demek ki bizim durumumuz çok daha perişan haldedir. Benzer olay 11 Eylülden sonra da olmuştur. Müslümanlar bir araya gelmediklerinden onlar saldırıda hedef alınıyor. Ne yapalım? Bayrak mı çekelim? Yoksa sabredelim mi? diye tartışmamışlar, kendilerini yok edecek savaşa benzinle gitmişler. Erbakan hemen ortaya çıkmalı ve kendisini Musa yerine koyarak ortalığı teskin etmeliydi. Ama o korktu ve sindi.

Hz. Musa; “Allah’tan yardım isteyin.” demiştir. Biz de Allah’tan yardım istemeliyiz. Allah’tan yardım istemek demek, Kur’an’ın dediklerini öğrenmek, içtihat ve icmaya gitmek, ona göre hareket etmek demektir. Bu âyetleri hep birlikte okuyup müzakere etmemiz gerekir. “Sabredin!” diyor Musa. Biz de sabretmeliyiz. Yani gerçekleri söyleyip oturmalıyız. Hemen silahlanıp savaşlara koşmamalıyız. Kuleleri yıkanlar yeryüzünü savaş ateşine götürmek isteyenlerdir. Amerika’yı da alelacele bombalatmaya başlatanlar onlardır. Taliban akıllılık yaptı, savaşmadan çekildi. Biz de sabırlı olmalı ve savaştan kaçmalıyız. “Arz Allah’ındır.” diyor Musa. Evet, arz Allah’ındır. Dünyayı ateşe verip kendilerinin hâkim olacaklarını düşünenler yanılıyorlar. Firavun da öyle düşündü ama öyle olmadı. Küçümsediği İbraniler bugün hâlâ vardırlar ve Dünyaya hükmediyorlar. Oysa Firavun’un bıraktığı ehramlarından başka bir şeyleri kalmamıştır. Unutmayalım ki Hıristiyanlar ve Müslümanlar da Musa’yı peygamber kabul ediyorlar ve bugün yeryüzü onlarındır. “Akıbet muttakilerindir.” deniyor. O halde bizim heyecanlanıp ille Müslümanlar yok olacak diye endişe etmemize gerek yok. Önce Müslümanları birbirine vurdurmak istiyorlar, sonra Müslümanlarla Hıristiyanları savaştırmak istiyorlar ve bugünkü Firavunlar dünyayı kendilerinin yapmak istiyorlar. Oysa Allah yeryüzünü muttakilere verecektir. O halde bizim işimiz basittir, muttaki olmamız yeterlidir. Hz. Musa’ya Tevrat verilmiştir. Bizim elimizde de Kur’an vardır. Bu sûrenin başında: “Siz size inzâl olunana tâbi olunuz.” deniyor. Demek ki Kur’an’ı okuyacağız, ne anlarsak onu yapacağız, öylece muttaki olacağız. Sonra da yeryüzüne biz vâris olacağız.

“Onlar: “Sen bize etvet etmeden kablde ciet ettikten ba’dde iza olunduk.” diye kavl ettiler. (Musa:) “Rabb’iniz aduvvunuzu helâk edebilir ve sizi arza istihlâf eder. Nasıl amel edeceğinize nazar edecektir.” diye kavl etti.” (129)

“Onlar: “Sen gelmeden önce de geldikten sonra da ezildik.” dediler. (Musa:) Yetiştiricinic düşmanınızı yok eder ve yeryüzünü size bırakır. Ne yapacağınıza bakacaktır.” diye söyledi.” (129)

Kavmi Hz. Musa’ya; “Sen bize ilaç olamadın!” diyorlar. Ama onlar daha insaflıdırlar. Çünkü bugünkü Müslümanlar zulmü Erbakan’a atıyorlar. Sanki daha önceleri Müslümanlar çok rahat yaşıyorlardı da Erbakan gelince zulümlere uğradılar. Oysa Erbakan harekâtı başlatmadan önce Türkiye’de Müslümanlar zavallı durumda idiler. En cahil onlardı, en yoksul onlardı. Siyasette adları bile yoktu. İbadetlerini gizli gizli evlerde yapabiliyorlardı. Oysa bugün Türkiye Müslümanları en bilgili hâle geldiler, en çok zengin olanlar arasına girdiler. Partileri birinci oldu. Dinde kolejler açıp dünyaya yayıldılar. Ama kötülük gelirse Erbakan’dan, iyilik olursa başkalarından! Hz. Musa’nın kavmi bile bu kadar insafsız değildi. “Sen bize bir şey yapamadın! Daha önce de eziliyorduk, daha sonra da eziliyoruz!” diyorlar. Hz. Musa onlara cevap veriyor, peygamber olarak cevap veriyor: “Rabb’iniz düşmanları helâk edip yeryüzündeki hükümranlığı size verebilir. Yeter ki ona göre iş yapın. Rabb’iniz sizin ne yapacağınıza bakacaktır. Ona göre sizi galip veya mağlup edecektir. Sizin ittikanıza bakacaktır.”

Bütün inancımla söylüyorum ki; Rabb’imiz ne yapacağımıza bakacaktır. Biz Adil Düzene göre işletmelerimizi kurar da haram kazançla yaşamaktan vazgeçersek Allah yeryüzünde bizi vâris kılacaktır. Hükümranlığı bize verecektir. Hiç şüpheniz olmasın, Bush’un yerine siz oturacaksınız. Ama Adil Düzene göre işletmeler kurmazsanız akıbetiniz Firavun’un akıbeti gibi olacaktır. Adil Düzenin kurulması da “Mala-Mal Marketi” ve “Ahşap Evler Siteleri”nden geçmektedir. İnsanlık için başka çıkar yol görmüyorum. Elbette Kur’an’ı okuyanlar başka yol bulmuş olabilir. O zaman bizim görevimiz, onlar daha iyi bir yol bulmuşlarsa onlara tâbi olmaktır. Yoksa onlar bize tâbi olmalıdırlar. Biz yarışı kaybettiğimiz zaman Firavun gibi yapmaz, büyücüler gibi yapar ve derhal teslim oluruz.

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlayan: REŞAT NÛRİ EROL

 

 






Tüm Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1130
En'âm Suresi Tefsiri 77-79. Ayetler
21.08.2021 834 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1129
En'âm Suresi Tefsiri 74-76. Ayetler
14.08.2021 551 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1128
En'âm Suresi Tefsiri 72-73. Ayetler
7.08.2021 560 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1127
En'âm Suresi Tefsiri 71. Ayet
31.07.2021 185 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1126
En'âm Suresi Tefsiri 66-70. Ayetler
24.07.2021 324 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1125
En'âm Suresi Tefsiri 61-65. Ayetler
17.07.2021 260 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1124
En'âm Suresi Tefsiri 52-55. Ayetler
10.07.2021 245 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1123
En'âm Suresi Tefsiri 45-51. Ayetler
3.07.2021 255 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1122
En'âm Suresi Tefsiri 40-44. Ayetler
26.06.2021 271 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1121
En'âm Suresi Tefsiri 35-39. Ayetler
19.06.2021 296 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1120
En'âm Suresi Tefsiri 31-34. Ayetler
12.06.2021 288 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1119
En'âm Suresi Tefsiri 26-30. Ayetler
5.06.2021 320 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1118
En'âm Suresi Tefsiri 20-25. Ayetler
29.05.2021 354 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1117
En'âm Suresi Tefsiri 13-19. Ayetler
22.05.2021 336 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1116
En'âm Suresi Tefsiri 7-12. Ayetler
15.05.2021 358 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1115
En'âm Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
8.05.2021 339 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1114
Kasas Suresi Tefsiri 86-88. Ayetler
1.05.2021 340 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1113
Kasas Suresi Tefsiri 83-85. Ayetler
24.04.2021 364 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1112
Kasas Suresi Tefsiri 79-82. Ayetler
17.04.2021 409 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1111
Kasas Suresi Tefsiri 76-78. Ayetler
10.04.2021 405 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1110
Kasas Suresi Tefsiri 72-75. Ayetler
3.04.2021 357 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1109
Kasas Suresi Tefsiri 68-71. Ayetler
27.03.2021 744 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1108
Kasas Suresi Tefsiri 61-67. Ayetler
20.03.2021 406 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1107
Kasas Suresi Tefsiri 57-60. Ayetler
13.03.2021 439 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1106
Kasas Suresi Tefsiri 52-56. Ayetler
6.03.2021 472 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1105
Kasas Suresi Tefsiri 47-51. Ayetler
27.02.2021 503 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1104
Kasas Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
20.02.2021 497 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1103
Kasas Suresi Tefsiri 38-42. Ayetler
13.02.2021 522 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1102
Kasas Suresi Tefsiri 33-37. Ayetler
6.02.2021 550 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1101
Kasas Suresi Tefsiri 29-32. Ayetler
30.01.2021 670 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1100
Kasas Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
23.01.2021 1296 Okunma
4 Yorum 28.02.2021 11:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1099
Kasas Suresi Tefsiri 21-25. Ayetler
16.01.2021 689 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1098
Kasas Suresi Tefsiri 16-20. Ayetler
9.01.2021 666 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1097
Kasas Suresi Tefsiri 12-15. Ayetler
2.01.2021 901 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1096
Kasas Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
26.12.2020 933 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1095
Kasas Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
19.12.2020 1244 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1094
Neml Suresi Tefsiri 89-93. Ayetler
12.12.2020 1083 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1093
Neml Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
5.12.2020 776 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1092
Neml Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
28.11.2020 1025 Okunma
1 Yorum 29.11.2020 17:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1091
Neml Suresi Tefsiri 67-75. Ayetler
21.11.2020 1147 Okunma
1 Yorum 26.11.2020 17:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1090
Neml Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
14.11.2020 769 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1089
Neml Suresi Tefsiri 59-62. Ayetler
7.11.2020 766 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1088
Neml Suresi Tefsiri 54-58. Ayetler
31.10.2020 1028 Okunma
1 Yorum 03.11.2020 17:20
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1087
Neml Suresi Tefsiri 45-53. Ayetler
24.10.2020 1085 Okunma
1 Yorum 24.10.2020 22:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1086
Neml Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
17.10.2020 802 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1085
Neml Suresi Tefsiri 36-40. Ayetler
10.10.2020 854 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1084
Neml Suresi Tefsiri 27-35. Ayetler
3.10.2020 1201 Okunma
2 Yorum 11.10.2020 20:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1083
Neml Suresi Tefsiri 20-26. Ayetler
26.09.2020 2224 Okunma
5 Yorum 03.10.2020 19:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1082
Neml Suresi Tefsiri 15-19. Ayetler
19.09.2020 1385 Okunma
3 Yorum 03.10.2020 18:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1081
Neml Suresi Tefsiri 12-14. Ayetler
12.09.2020 1277 Okunma
2 Yorum 13.09.2020 15:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1080
Neml Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
5.09.2020 1374 Okunma
2 Yorum 06.09.2020 15:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1079
Neml Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
29.08.2020 1509 Okunma
2 Yorum 30.08.2020 20:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1078
Şuara Suresi Tefsiri 224-227. Ayetler
22.08.2020 1732 Okunma
3 Yorum 23.08.2020 21:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1077
Şuara Suresi Tefsiri 213-223. Ayetler
15.08.2020 1418 Okunma
4 Yorum 16.08.2020 18:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1076
Şuara Suresi Tefsiri 203-212. Ayetler
8.08.2020 1684 Okunma
6 Yorum 09.08.2020 19:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1075
Şuara Suresi Tefsiri 192-202. Ayetler
1.08.2020 1575 Okunma
5 Yorum 06.08.2020 19:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1074
Şuara Suresi Tefsiri 176-191. Ayetler
25.07.2020 1655 Okunma
3 Yorum 26.07.2020 16:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1073
Şuara Suresi Tefsiri 160-175. Ayetler
18.07.2020 1617 Okunma
3 Yorum 20.07.2020 11:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1072
Şuara Suresi Tefsiri 141-159. Ayetler
11.07.2020 1396 Okunma
2 Yorum 12.07.2020 15:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.07.2020 1567 Okunma
3 Yorum 11.07.2020 03:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1070
Şuara Suresi Tefsiri 105-122. Ayetler
27.06.2020 1377 Okunma
2 Yorum 28.06.2020 18:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1069
Şuara Suresi Tefsiri 92-104. Ayetler
20.06.2020 2150 Okunma
4 Yorum 21.06.2020 19:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1068
Şuara Suresi Tefsiri 83-91. Ayetler
13.06.2020 1636 Okunma
1 Yorum 14.06.2020 16:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1067
Şuara Suresi Tefsiri 69-82. Ayetler
6.06.2020 1887 Okunma
3 Yorum 08.06.2020 14:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1066
Şuara Suresi Tefsiri 53-68. Ayetler
30.05.2020 1996 Okunma
3 Yorum 31.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1065
Şuara Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
23.05.2020 2127 Okunma
3 Yorum 29.05.2020 18:08
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1064
Şuara Suresi Tefsiri 34-44. Ayetler
16.05.2020 1447 Okunma
1 Yorum 17.05.2020 15:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1063
Şuara Suresi Tefsiri 23-33. Ayetler
9.05.2020 1572 Okunma
1 Yorum 10.05.2020 08:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1062
Şuara Suresi Tefsiri 10-22. Ayetler
2.05.2020 1672 Okunma
2 Yorum 13.05.2020 21:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1061
Şuara Suresi Tefsiri 1-9. Ayetler
25.04.2020 2217 Okunma
2 Yorum 14.05.2020 18:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1060
Furkan Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
18.04.2020 1828 Okunma
2 Yorum 15.05.2020 16:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1059
Furkan Suresi Tefsiri 68-72. Ayetler
11.04.2020 2142 Okunma
3 Yorum 16.05.2020 16:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1058
Furkan Suresi Tefsiri 60-67. Ayetler
4.04.2020 1783 Okunma
2 Yorum 18.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1057
Furkan Suresi Tefsiri 53-59. Ayetler
28.03.2020 2307 Okunma
5 Yorum 19.05.2020 16:27
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1056
Furkan Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
21.03.2020 1873 Okunma
2 Yorum 20.05.2020 16:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1055
Furkan Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
14.03.2020 2030 Okunma
2 Yorum 21.05.2020 16:36
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1054
Furkan Suresi Tefsiri 35-40. Ayetler
7.03.2020 2105 Okunma
2 Yorum 22.05.2020 16:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1053
Furkan Suresi Tefsiri 30-34. Ayetler
29.02.2020 2155 Okunma
2 Yorum 23.05.2020 15:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1052
Furkan Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
22.02.2020 2366 Okunma
3 Yorum 24.05.2020 16:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1051
Furkan Suresi Tefsiri 17-20. Ayetler
15.02.2020 2172 Okunma
2 Yorum 30.05.2020 17:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1050
Furkan Suresi Tefsiri 10-16. Ayetler
8.02.2020 2370 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 11:38
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1049
Furkan Suresi Tefsiri 4-9. Ayetler
1.02.2020 2240 Okunma
1 Yorum 03.02.2020 07:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1048
Furkan Suresi Tefsiri 1-3. Ayetler
25.01.2020 1917 Okunma
1 Yorum 26.01.2020 06:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1047
Nur Suresi Tefsiri 62-64. Ayetler
18.01.2020 1914 Okunma
1 Yorum 25.01.2020 07:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1046
Nur Suresi Tefsiri 61. Ayet
11.01.2020 2272 Okunma
1 Yorum 13.01.2020 08:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1045
Nur Suresi Tefsiri 58-60. Ayetler
4.01.2020 2003 Okunma
1 Yorum 05.01.2020 08:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1044
Nur Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
28.12.2019 2026 Okunma
1 Yorum 30.12.2019 08:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1043
Nur Suresi Tefsiri 47-52. Ayetler
21.12.2019 2143 Okunma
1 Yorum 22.12.2019 23:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1042
Nur Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
14.12.2019 2369 Okunma
1 Yorum 17.12.2019 07:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1041
Nur Suresi Tefsiri 39-42. Ayetler
7.12.2019 2828 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 00:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1040
Nur Suresi Tefsiri 35-38. Ayetler
30.11.2019 3816 Okunma
2 Yorum 03.12.2019 13:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1039
Nur Suresi Tefsiri 32-34. Ayetler
23.11.2019 2144 Okunma
1 Yorum 24.11.2019 08:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1038
Nur Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
16.11.2019 2098 Okunma
1 Yorum 19.11.2019 12:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1037
Nur Suresi Tefsiri 27-29. Ayetler
9.11.2019 2466 Okunma
1 Yorum 10.11.2019 05:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1036
Nur Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
2.11.2019 2108 Okunma
1 Yorum 03.11.2019 07:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1035
Nur Suresi Tefsiri 19-22. Ayetler
26.10.2019 2124 Okunma
1 Yorum 28.10.2019 13:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1034
Nur Suresi Tefsiri 12-18. Ayetler
19.10.2019 2381 Okunma
1 Yorum 20.10.2019 10:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1033
Nur Suresi Tefsiri 6-11. Ayetler
12.10.2019 3301 Okunma
2 Yorum 16.10.2019 14:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1032
Nur Suresi Tefsiri 1-5. Ayetler
5.10.2019 2349 Okunma
1 Yorum 06.10.2019 23:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1031
Müminun Suresi Tefsiri 111-118. Ayetler
28.09.2019 2011 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:50