Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 128
A’RÂF SÛRESİ 52-53.AYETLER TEFSİRİ
21.09.2001
1421 Okunma, 0 Yorum

بسم الله الرحمن الرحيم

و لقد جئناهم بكتاب فصلناه على علم هدى و رحمة لقوم يؤمنون (7/52)

هل ينظرون إلا تأويله  يوم يأتي تأويله يقول الذين نسوه من قبل قد جاءت رسل ربنا بالحق فهل لنا شفعاء يشفعوا لنا  أو نرد فنعمل غير الذي كنا نعمل  قد خسروا أنفسهم و ضل عنهم ما كانوا يفترون (7/53)

و Va: Atıf harfidir. Birbirinin aynı olmayan ama birbiriyle ilişkisi olanları birbirine bağlar. Nereye bağlandığını göstermesi için kendisinden sonra aynı kelime ya da aynı kalıpta bir kelime kullanır, Mesela, isim ise isim, fiil ise fiil, harf ise harfi getirir. Burada da 9. ve 10. âyetlerinde geçen “Va”lar “Qad” kelimesi ile onların bağlandığı yere bağlanmıştır. Kur’an’dan sonra da hak-bâtıl mücadelesinin devam edeceğini, bâtılda olanların helâk edileceğini ve âhirette de tecziye edileceklerini anlattıktan sonra insanın yaratılışına dönmüş ve Adem kıssası ile devam etmiştir. Sizi yeryüzüne yerleştirdik, size sûret verdik denmiştir. Ondan sonra Adem’in yaratılışı anlatılmış, sonra da Adem oğullarına hitap edilmiştir. Bu âyetlerde içtihadın nasıl yapılacağı ve içtihat yaparken doğru davranıldığı veya içtihat yapılmadığı zaman ne gibi sorularla ve hallerle âhirette karşılaşılacağı anlatılmıştır. 7. Âyette, Biz ilim ile onlara kasas edeceğiz denmişti. Böylece Kur’an orada, Kur’an’dan sonra Kur’an’ı yorumlama ve mucizesini göstermenin ilme ait olduğunu belirtmişti. Şimdi ise çok daha sarih olarak, Kur’an’ın ilimle tafsil edileceğini belirtmektedir. Bu âyet böylece insanın yaratılışına ve şeytanın insana musallat kılınışına dair haberi yine içtihada bağlamaktadır. İçtihat demek, insanın iradesini kullanması demektir. Şeytan da muhalefet ederek bu iradesini rahat kullanmasına yardımcı olmaktadır.

ل La: Te’kit harfidir. Bir konu üzerine dikkati çekmek için kullanılmaktadır. Yani bilhassa mütereddit olanlara cevap verilmektedir. Mütereddit olanlar kimlerdir? Bütün insanlardır. Çünkü Kur’an’ın Allah sözü olduğunu bilmekte ama bir türlü ona inanmamakta ve kendi hayatlarını ona dayanarak götürmemektedirler.

قد Qd: “Kad” kelimesi de tahkiki ifade eder. “Kâne”den dönüşmüştür. Mâzinin üzerine “kad” gelirse, mazide cereyan eden fiilin hâlen devam etmekte olmasını ifade eder. Geldik ve gitmedik demektir. Kesinlik ifade etmesi için de kullanılır.

لقد La Qad birlikte kullanıldığı zaman tahkik, te’kit içindir. Muhalifin yalnız yanlış bilgisi yoktur, ona muhalefet etmektedir demektir. Yani burada insanların Kur’an’ı ve Allah’ın Kâinat’taki îman - küfür düzenini değerlendirmediklerine işaret etmektedir.

جئناهم Ci’nahüm: Biz onlara vardık, geldik ifadesini kullanmaktadır. Cîet etmek, suyun havuza değişik yerlerden gelip toplanması anlamındadır. Yani biz onlara değişik yönleriyle geldik demektedir. Bunun Kur’an’ı indirmesi, mü’minleri içtihat ve icmalarla yorumlamaları, bunları onlara duyurmaları şeklinde olduğu gibi, Kur’an dışında da onlar birtakım çalışmalar ve olaylarla karşılaşmaktadırlar. Yani Allah her yönüyle onları uyarmıştır.

Burada “Ci’nâ” demektedir. “Biz” kelimesini kullanmaktadır. Bu sigayı kullandığı zaman onun mânâsı Allah’ın bu işleri doğrudan değil de aracılarla yaptığını ifade eder. Buradaki aracılar mü’minlerdir. Mü’minlerin görevleri şöylece sıralanmıştır. Kur’an okunacak ve anlaşılacak, sonra uygulanacak ve görünür hâle getirilecek, sonra başkalarına anlatılacak, sonlar ikna edilecek, daha sonra da onlar îmana ve îman ettikten sonra da amele dâvet edilecektir. Bu görevleri insanlar Allah’ın halifesi olarak yapacaklar. Yani resulün görevini mü’minler yükleneceklerdir. İşte buradaki “Ci’nâ”nın mânâsı da budur.

بكتاب Allah onlara; kitap verdik, gönderdik demeyip de, “kitap ile geldik” demesinin hikmeti de budur. Kitap verilse, onu yorumlayan ve uygulayan kimseler olmayacaktı. Oysa şimdi kitap var, o kitabı yorumlayıp uygulayan, uyguladığını diğer insanlarla paylaşmak isteyen bir mü’minler grubu vardır. “Lakad” kelimesi, gelmiş bulunuyoruz ve aranızdayız, demektir. “Bir kitapla” diyerek nekire kullanmıştır. Elimizde bir kitap var, o kitap tektir, onun için nekire olarak kullanılmıştır. Yani çok kitapla değil, bir kitapla gelmiş bulunuyoruz. Başka bir işaretle de, bu kitaptan başka kitaplar da vardır, onlardan da yararlanılacaktır. Kur’an aydınlatıcı kitaptır, ama başka kitapların da bu aydınlatmada katkıları olur. Nitekim Kur’an; “Onlar her söze kulak verir ve en iyisine uyarlar.” demektedir.

هم 9 ve 10. âyetlerde “Küm / Siz” zamiri kullanıldığı halde, şimdi “Hüm / Onlar” zamirini kullanmaktadır. Böylece mü’minlere yeni görev vermektedir. Daha önce hep mü’minlerin nasıl içtihat yapacaklarını anlatmış, insanları inananlar ve küfredenler diye ayırmıştı. Bir de ne orada ne de burada olanlardan bahsetmişti. Yani, kâfir olup zâlim olmayanlardan, a’raf halkından bahsetmişti. Şimdi de mü’minlerin Dünya’da kâfirlerle nasıl bir ilişkide olmaları gerektiğine işaret etmektedir. Onun için “Hüm” zamirini getirmektedir.

ب Bi harfi ta’diye içindir. Yani, “câe / geldi” demektir. “Câe bi” onunla geldi yani onu getirdi anlamındadır. Verdi kelimesinde, kendisi gelmeden verme vardır. Getirdi kelimesinde ise kendisi ile beraber gelme vardır. Arapçada getirdi kalıbı karşılığı “Câe bi”dir. “Ba” aynı zamanda araç anlamında olup; Kur’an bir araçtır, hak yolunu bulmak isteyenlere yol gösteren pusuladır, hak yolunun haritasıdır demektir.

فصلناه Fassalnâhu: Tafsil ettik, deniyor. Mafsal, Tükçede de kullanılıyor, ek yeri demektir. Vasl, ayrı ayrı olan şeyleri birleştirmek, fasl ise bir olan şeyi ayırmak demektir. Burada tef’il bâbı getirilmiştir. Çokça parçalar hâline getirmek anlamındadır. Kur’an bir kitaptır. Bütündür. Onun her bir âyetini değişik mânâlarını anlatmak tafsilattır. İlim iki türlüdür. Değişik kaynakların bir yerdeki etkilerinin terkibini bulmaktır. Diğeri ise bir yerin diğer yerler üzerindeki etkisinin bulmaktır. Misal olarak koyun, keçi, deve ve sığır kurban olur sözünü söyledikten sonra aynı yerde veya başka yerde doğuracak veya dölleyecek yaşa gelmemiş hayvan kurban olmaz desek bu iki kaynaktır. Biri de bir koyun getirip bu kurban olur mu derse; önce koyunun olup olmadığına bakarız, sonra yaşının bir yaşını geçtiğine bakarız ve olur deriz. Diğer taraftan bize koyun, keçi, deve, sığır kurban olur cümlesi bize bunların kurban olabileceğini bildirdiği gibi bunların etlerinin yendiğini bildirir. Bunların derilerinin temiz olduğunu, dolayısıyla elbise yapılabileceğini bildirir. Bu da ikinci çeşit ilimdir. “Biz tafsil ettik” demek suretiyle Kur’an’ın açıklamasının Allah’a ait olduğunu bildirmiş bulunmaktadır. Bu âyetin önemi, Kur’an’ın resmî yorumlayıcısı yoktur. Müminler, onların âlimleri içtihatla onu yorumlarlar ve icma ile kesin yorumlar çıkarırlar. Bu sûre Mekke’de nazil olmuştur. Sonra bu âyetler tafsil edilmiştir. Şöyle ki;

a)    Mekke’de sadece teori hâlinde söylenen âyetler Medine’de uygulamaya geçilerek ilk örnek İslâm devletinde tafsil edilmiştir. Esasları ihtiva etmiş iken projelendirilip uygulanmıştır.

b)    Ondan sonra müçtehitler gelmiş, âyetlere dayanarak içtihatlar yaparak fıkıh, kelam, tasavvuf ve siyaset ilimleri geliştirmiş, usûl-ü fıkhı oluşturmuşlardır, böylece Kur’an bu sefer nazari olarak da tafsil edilmiştir.

c)    Abbasiler’den sonra Karahanlılar, Selçuklular ve Osmanlılar devletleri gelerek fıkhı yaşatarak tafsil etmişlerdir.

d)    Nihayet bugün de Kur’an gelecek bin yılın projesi için yorumlanmaktadır. Yeni ihtiyaçlara göre Kur’an yeniden yorumlanmaktadır.

e)    Nihayet bundan sonra da gerçek İslâm devletleri gelecek ve bu “Adil Düzen”i uygulayacaklar. Bu da Kur’an’ın tafsili olacaktır.

Burada görülüyor ki, Allah mü’minlerin ve onların âlimlerinin ellerinde Kur’an’ı tafsil etmektedir. Onun için Allah tafsil ediyor, yahut ben tafsil ediyorum demiyor; biz tafsil ediyoruz diyor. Tafsilin doğrudan değil de aracı vasıtasıyla olduğuna işaret ediyor.

İlk âyetlerdeki “Haleknâ” ve “Saraknâ” âyetlerinde “Küm” zamiri getirilmiş, burada ise “Hüm” zamiri getirilmelidir. Yani yukarıda tüm insanlar muhatap alınmış iken, burada “Hüm” zamiri mü’min olmayanlar istihdaf edilmektedir. Çünkü mü’min olanlar muhatap değil mütekellim durumundadırlar. Çünkü Allah’ın halifesi olarak Kur’an’ı tafsil etmekle yükümlü kılınmıştır. Burada çok açık olarak Allah mü’minlere Kur’an’ı mü’min olmayanlara açıklama görevi vermiştir. Mü’minler kendi yanına almış, Allah’ın görevi ile mü’minleri görevli kılmıştır. Bundan daha büyük şeref ve görev olur mu? 

على Alâ; dayanarak anlamında harf-i cerdir. İlme dayanarak tafsil ettik. Kur’an’da birçok âyet var ki ilme işaret ediyor ama zâhiren söylemiyor. Onlar her söze kulak verirler ve en iyisine uyarlar, diyor. Peki, en iyisini nasıl seçerler, buna cevap olarak ilme dayanarak diyor. İşte bu âyet o âyetle yan yana geldiği zaman tercihin, en itibarlı söz bulmanın yolu ilmin olduğu anlaşılıyor. Kur’an’da devenin eti helâldir dendiği zaman devenin ne olduğunu bize ne gösterecektir. İşte ilim bunu yapar, ondan sonra artık yeniden denemeye gerek kalmayabilir. Dikkat edilmesi gereken husus, yukarıda tüme giderken “Bi” harfini, tümden gelirken de “Alâ” harfini kullanmıştır. Çünkü içtihat ilim üzerine oturur. İçtihadın aslı ilimdir. Kur’an, sünnet , icma ve içtihat ilmin destekleyicisidir.

علم Burada ilim nekiredir. Yani ilk âyetlerde geçen ilim ile bu âyette geçen ilim aynı ilim değildir. Orada “kasasnâ” burada “fassalnâ” kullanılmıştır. Şimdi kısasla tafsili karşı karşıya getirme durumundayız Tafsil ayırma, tahsis birleştirme demektir. Orada tümevarım yani sentez ilmi bildirilmiş, burada ise “fassalnâ” demekle analiz ilmi bildirilmektedir. Orada gelecek sigası kullanılmış, burada mâzi sigası kullanılmıştır. Çünkü tüme varımla elde edilenler delile dayanmakta ve kendisi de delil olmaktadır. Oysa içtihatlar hükümleri ortaya çıkarır ve gelecekle ilgilidir. Onun için onu muzari ile bunu mâzi ile zikretti.

هدى Hüden: Hidâyet olmak üzere deniyor. Yol göstermek ve yola götürmek üzere tafsil etmiş bulunuyoruz veya gelmiş bulunuyoruz anlamında olabilir. Her halükârda hâldir. Yani o halde olmak üzere Allah’ın kitabı getirmesi hidayettir, onun tafsil edilmesi de hidayettir. Her iki fiilin hâli de olabilir. “Ben Ahmet’i ayakta dövdüm ve onu ağlattım” derken, hem ayakta dövülmüş ve hem ayakta ağlamış olabilir. Kur’an açıklanmadıkça onun uygulanması mümkün değildir. Bunu bir misalle anlatayım. “Bakkala git, kilosu beş liradan on ekmek al.” Desen, bu cümle ile bakkaldan ekmek alırsın, çünkü alacağın ekmek tafsil edilmiştir, ama para ödeyemezsin. Ödemen için beş ile onu çarpıp elli ettiğini hesaplaman gerekir. İşte bu hesaplama tafsildir. Yanı içtihattır. Bu tafsil hidayettir. Burada “Hüden” kelimesi nekiredir. Bu da başka kitaplar gibi başka hidayetler de sözkonusu olabilir.

و Va: Atıf harfidir. Hidayet ve rahmetin bir arada olduğunu ifade eder. Hidayet ile rahmet öyle iki şeydir ki birlikte olurlarsa etkin olurlar, ama birbirinden ayrı da olabilirler. Hidayette kişinin kendi iradesi ile gitme vardır. Rahmette ise annenin çocuğuna gösterdiği ilgi gibi başkasının o iyilikleri sağlamdır. Kur’an ve onun tafsil edilmesi hem hidayettir ve hem de rahmettir. Çünkü Kur’an ve onun yorumu sadece mü’minlere değil tüm insanlığa rahmettir. İslâmiyet iki şeyi içerir. Dinî hükümler ve kazai hükümler. Dinî hükümler insanlara hidayettir ve kazai hükümler ise tüm insanlığa rahmettir. Şimdi Amerika’da çok büyük bir saldırı olayı gerçekleşti. Herkes şaşkın. Oysa Allah böyle olaylarda ne yapılacağını çok açık olarak ifade etmiştir. Bu haftalık yorumu okursanız orada bulursunuz.

Şüphesiz ki bunun insanlığa rahmet olması için “Adil Düzen”in uygulanması gerekmektedir. Yani iktidarda mü’minlerin olması gerekmektedir. Yani Kur’an ahkâmı uygulanmalıdır. Mü’min derken sadece Kur’an’a inanları kastetmiyoruz. Tevrat ve İncil’e inananlar da mü’mindir, hatta Budistler de mü’mindir. Bir kimsenin mü’min olması için iki şeye inanması gerekir. Biri, Kâinatı var eden bir Allah vardır. İkincisi ise, ben yaptıklarımdan sorumluyum. Bir gün hesap veririm. O hesap gününe inanmak âhirete inanmak demektir.

ل Li: İçin anlamındadır. Temliki veya tahsisi ifade eder. Burada Kitabın indirilmesinin ve tafsil edilmesinin rahmet olduğunu ifade ediyor, hidayet olduğunu ifade ediyor; ama kim için rahmettir, kim için hidayettir? Allah mü’min olmayanlara ciet etmiş ve onlar tafsil etmiş olduğu halde bu onlara değil mü’minlere rahmet olmaktadır, mü’minlere hidayet olmaktadır. Böylece gerek Kur’an’ı getirmek gerekse onu tafsil etmek görevinin mü’minlere âyet olduğunu açıkça ifade etmektedir.

 

لقوم يؤمنون Kavim için diyor. Kavim yine Kur’an’ın tarifi ile aynı dili konuşan topluluklardır. Devlet aşamasına gelmiş halktır. Bunlara hidayet ve rahmet olduğunu ifade etmektedir. Böylece aranızda bir topluluk oluşturmalıyız. Bu dayanışma ortaklıklarıdır. Ta baştan da mü’minler zikrâdır demiştir. O mü’minler şimdi inanan kavim olarak tanımlanmaktadır. İçtihadı râsihler yapacağına göre, demek ki kavmî icmalar olacaktır. Devletler yasalar yapacaklardır. İller ise kavmin icma ve içtihatlarına uyacaklardır. Îman etmek dayanışma içine girmek demektir. Yani devletlerini kuran topluluklara hidayet ve rahmettir denmektedir. Devlet kurma Kur’an’a göre ilmî, dinî,meslekî ve siyasî dayanışma ortaklıkları kurup il, bucak ve ocak şeklinde teşkilâtlanmak, serbest meslek ilkeleri içinde kamu ve genel hizmetleri yapmaktır. Kamu ve genel hizmetler aynı kimseler tarafından yapılır. Muhasip ile maliyeciler aynı kimselerdir. Kamu hizmetinde son söz görevlilerindir, genel hizmetlerde son söz hizmet verilen kimselerindir.  

1960’larda başladığımız çalışmalar bugün meyvelerini vermiştir. Kendi hayatımda bunları görmüş bulunuyorum. Ama insanlık ufuklardan ufuklara doğru gitmektedir. Vardık, orada duralım demeyeceksiniz, daha ileri adımlar atacaksınız.

Bu asrın ortalarında iman en zayıf durumda idi. Dünya’da ve Türkiye’de tüm inananlar zavallı durumda idi. Bu zavallılık yalnız Müslümanları değil, Hıristiyan ve Budistleri de, hatta inanmış Yahudileri de içeriyordu. Asrın sonunda bir taraftan sosyalizm çöktü, diğer taraftan kapitalizm de dağıldı. Bugün hemen hemen bütün halklar bağımsızlıklarını kazanmış durumdadırlar. Her ülkede din serbest hâle gelmiştir. Din daha etkin faktör olmuştur.

Eksik tarafı, insanlık daha “Adil Düzen”i getirememiştir, hâlâ sosyalizmin ve kapitalizmin sömürü düzeni içinde ıstırap çekmektedir. Yeni oluş bu asrın ilk yarısında olmasa bile ikinci yarısında yeryüzünde “Adil Düzen”in yaygınlaşmasıdır. “Adil Düzen”in ilkeleri şunlardır:

a)    Herkes kendi içtihadına göre yaşayacak ve sözleşmeler yapıp birleşecek.

b)    Topluluklar kendi içtihatları ile yerinden yönetileceklerdir.

c)    Yöneticiler hâkim değil hâdim olacaklardır.

d)    Mahkemeler tarafların seçtiği hakemlerle onların seçtiği başhakemden oluşacak ve yargı kararlarına bütün barışçılar uyacaklardır.

e)    Tarafların seçtiği iki hakem ile hakemlerin seçtiği başhakemin verdiği kararlara razı olmayanlara karşı insanlık baskı cephesini uygulayacaklardır.

هل Hel: Soru harfidir. Kendisinden sonra gelen cümleyi tiyiden gelir. “E” ise Türkçedeki “mı” gibidir, kendisinden sonra gelen cümlenin aksini teyit eder. Gelmedi mi yani geldin, geldin mi, niye geldin yahut niye geciktin? Veya beklemiyorduk, ümitsizdik gibi mânâlar taşır.

Hel ci’te, elem ci’te aynı anlamdadır. Hel ci’te de ne iyi ettin de geldin. Elem ci’te de gelmemiş değilsin, geldin anlamındadır. Yani bir aksini nefy eder, diğeri olanı tasvip tasdik eder.

E ci’te ile Hel lem ci’te de aynı gelmedin ki demektir. Elnette sen gelmiş değilsin demektir. Bundan başka illadan önce gelir ise ma yenzurune ila te’vileh anlamındadır. Farkı ma yenzurune tevile de haber var, Hel onların talenleri vardır. Yanı onlar tevilini istiyorlar. Tevilin açıklamasını bekliyorlar. Siz bir şeyi anlatırsınız, her türlü ispatları yaparsınız, onlar beyinlerini çalıştırıp da söylediklerinizin doğru veya yanlış olduğuna bakmaksızın, onun üzerine düşünmeksizin beklemeyi genellikle tereddüt içinde olmayı tercih ederler. Tasdik edenler de şüpheli bir bekleyiş içindedirler, İnkâr edenler de şüpheli bir bekleyiş içindedirler. Allah bu bekleyişi tasvip etmiyor ve insanların bir an önce karar verip amel etmelerini istemektedir. İnsanlar bir işi sürüncemede bırakmaktan sorumludurlar, ama hata yapmaktan sorumlu değildirler. İşte içtihadın temeli de budur. Karşına çıkmış hadise hakkında içtihadını yapacaksın, içine doğduğu gibi amel edeceksin. Bu içtihat için şu şartlar vardır:

a)    Peşin hükümlü olmayacaksın. Verdiğin karara delil aramayacaksın, delile göre karar vereceksin.

b)    Elindeki bütün delilleri değerlendireceksin. Bilgi vermek isteyenlerden bilgileri alacaksın, bileni biliyorsan ona  soracaksın.

c)    Vakit kaybetmeden kararını vereceksin. Bir hükme varacaksın. Onu uygulayacaksın.

d)    Eğer verdiğin kararda tatmin olmadınsa ikinci uygulama için yeniden içtihat yapacaksın. Şayet delillerden tatmin olmuşsan yeni delil ortaya çıkıncaya kadar yeniden içtihada gerek yoktur.

İçtihadın başka dört adet kuralı vardır:

a)    Kalıcı içtihat: İçtihadı her zaman uygulayacak şekilde yapacaksın. Her seferinde içtihat yerine aynı içtihatları aynı şartlarla kullanmak.

b)    Genel içtihat: Başkaları da bu içtihattan yararlanacak şekilde içtihat yapılmalı, böylece içtihatlar arasında birlik ve dayanışma ortaya çıkacaktır.

c)    Zati içtihat: Herkes kendisi için ve bulunduğu yer için içtihat yapmalı, başkaları taklit edilmemelidir. Başkalarından alınan bilgiler sindirilerek değerlendirilmeli, doğrudan doğruya başkalarının içtihatları ile amel edilmemelidir.

d)    Nihayet içtihat ilmi olmalıdır. İçtihat yapılacak, uygulanacak, sonuçlara bakılarak yeniden içtihat yapılacaktır. Amel - ilim, ilim - amel peş peşe yapılmalı ve gelişme sağlanmalıdır.

İşte bu kesin sonuçları beklemeyi yasaklayan âyetin uygulaması olarak ortaya çıkan husustur.

İş işten geçtikten sonra tevili gelir. Sonuç anlaşılır, ama başa dönülmesi mümkün değildir. İlkbaharda ne ekeceğine karar verip ekeceksin. Ne ekeyim diye düşünür ve mevsimini geçirirsen o zaman sonbaharda hiçbir şey almamış olarak tevili gelmiş olur. Tevil demek, anlaşılsın da ondan sonra amel edeyim demektir. Temel kural şudur. Geciktirme sorumluluğu içerir, hata sorumluluğu içermez.

Tevili unutanlar, yani yorum yapmayı unutanlar, içtihatta bekleme yoktur. Amel yapılacak, hatalar varsa sonra düzeltilecektir. Mesela ikindi geldi. Kıble bilmiyorsun, belki bir bilen gelir diye bekleyip sonra kılmak caiz değildir. İçtihat yapacaksın ve ikindiyi ne zaman istersen o zaman kılacaksın. Bilgisizlik bir iş için erteleme konusu olmamalıdır. İşte tevili beklemenin yanlış olduğunu iş işten geçtikten sonra, bize resuller hak ile geldi diyeceklerdir. Burada da yine önemli bir husus vardır. Rabb’imizin resulleri geldi demektedirler. Resuller marifedir. 34’üncü âyette size sizden resuller gelecektir diyerek Kur’an nâzil olduktan sonra da resullerin geleceğini bildirmişti. Şimdi resul marife geldiğine göre o resullerden bahsedilmektedir. Bil hak, hakkı getrdiler diyeceklerdir.

Böylece bundan önceki âyette görevi yüklenen Müslümanların aynı zamanda bu görevin resullük görevi olduğuna işaret etmektedir. Her Müslümana Kur’an’ı öğrenmek, öğrendiğine göre amel etmek, sonra başkalarına anlatmak ile bu resullük görevidir. Her mü’min aynı zamanda bir resuldür. Her mümin aynı zamanda askerdir.

Buradaki hak gerçeği ifade eder. Tahakkuk etmiş gerçekleşmiş anlamındadır. Bir projeniz vardır ama o ya beyninizdedir, ya da kâğıtlardadır. O proje uyguladığı anda hak olur. Kur’an hayalleri değil olanları söylemektedir. Olmuşları bildirmektedir. Biz onu görmediğimiz için bize delilleri ile göstermektedir. İçtihatta beklemenin yanlış olduğunu anlatanlar gerçeği anlatmışlar.

İşin ters gitmesinden pişmanlık duyanlar iki şey isterler. Acaba bize şefaat edecek kimse var mı, bu olayların cezasını çekmeyelim. Hemen güçlü kimselere koşarlar, onlardan olup onlardan medet beklerler, oysa iş işten geçmiştir. Artık mevsim geçmiş, o dönem boşa gitmiştir. Birçok zamanlar da geri dönmek isterler, oysa Allah zamanı bu dünyada geri çevirmeyecektir. Burada içtihadın başka özelliği de ortaya çıkmıştır, sorun zamanın kaybedilmemesidir. İyi niyetle yapılan her hareket sonunda mutlaka hayır getirir. Durulmayacak, hareket edilecektir. Bugünkü Müslümanların en büyük sorumlu olduğu husus burasıdır. İçtihat - amel, beklemek yok.

Böyle yapanlar yani karar vererek amel etmeyenler, kararsızlar kendi canlarını perişan etmiştir. Yapılan iş hatalı da olsa hiç olmazsa hatanın nereden geldiği öğrenilir, bir de beden çalışmaya alışır. İçtihat yapmayıp bilgisizlikten amel etmeyenler ise sorumludur. İçtihadını yap, yanlış olsa da amel et, sen görevi yerine getirmiş olursun. Tabii, hata etmemek için son gayretini gösterecektir.

 

İftira ettikleri şeylerin hepsi kaçıp gidecektir. Orada tanık olarak gösteremeyecekler. Param yoktu, vaktim yoktu, şartlar müsait değildi gibi mazeretler oralarda görülmeyecektir. Demek ki bu iki âyet içtihadın bel kemiğini oluşturuyor. Biri, içtihat ilime dayanarak yapılacaktır; diğeri ise hata da olsa amel edilecek ve ertelenmeyecektir. “Bugün git - yarın gel” yoktur.

 

21 EYLÜL 2001

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

 






Tüm Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1130
En'âm Suresi Tefsiri 77-79. Ayetler
21.08.2021 839 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1129
En'âm Suresi Tefsiri 74-76. Ayetler
14.08.2021 558 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1128
En'âm Suresi Tefsiri 72-73. Ayetler
7.08.2021 565 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1127
En'âm Suresi Tefsiri 71. Ayet
31.07.2021 188 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1126
En'âm Suresi Tefsiri 66-70. Ayetler
24.07.2021 329 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1125
En'âm Suresi Tefsiri 61-65. Ayetler
17.07.2021 263 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1124
En'âm Suresi Tefsiri 52-55. Ayetler
10.07.2021 247 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1123
En'âm Suresi Tefsiri 45-51. Ayetler
3.07.2021 259 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1122
En'âm Suresi Tefsiri 40-44. Ayetler
26.06.2021 275 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1121
En'âm Suresi Tefsiri 35-39. Ayetler
19.06.2021 298 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1120
En'âm Suresi Tefsiri 31-34. Ayetler
12.06.2021 291 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1119
En'âm Suresi Tefsiri 26-30. Ayetler
5.06.2021 323 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1118
En'âm Suresi Tefsiri 20-25. Ayetler
29.05.2021 356 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1117
En'âm Suresi Tefsiri 13-19. Ayetler
22.05.2021 340 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1116
En'âm Suresi Tefsiri 7-12. Ayetler
15.05.2021 362 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1115
En'âm Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
8.05.2021 343 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1114
Kasas Suresi Tefsiri 86-88. Ayetler
1.05.2021 343 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1113
Kasas Suresi Tefsiri 83-85. Ayetler
24.04.2021 368 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1112
Kasas Suresi Tefsiri 79-82. Ayetler
17.04.2021 414 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1111
Kasas Suresi Tefsiri 76-78. Ayetler
10.04.2021 408 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1110
Kasas Suresi Tefsiri 72-75. Ayetler
3.04.2021 360 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1109
Kasas Suresi Tefsiri 68-71. Ayetler
27.03.2021 748 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1108
Kasas Suresi Tefsiri 61-67. Ayetler
20.03.2021 409 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1107
Kasas Suresi Tefsiri 57-60. Ayetler
13.03.2021 441 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1106
Kasas Suresi Tefsiri 52-56. Ayetler
6.03.2021 476 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1105
Kasas Suresi Tefsiri 47-51. Ayetler
27.02.2021 505 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1104
Kasas Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
20.02.2021 499 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1103
Kasas Suresi Tefsiri 38-42. Ayetler
13.02.2021 524 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1102
Kasas Suresi Tefsiri 33-37. Ayetler
6.02.2021 554 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1101
Kasas Suresi Tefsiri 29-32. Ayetler
30.01.2021 674 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1100
Kasas Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
23.01.2021 1303 Okunma
4 Yorum 28.02.2021 11:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1099
Kasas Suresi Tefsiri 21-25. Ayetler
16.01.2021 692 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1098
Kasas Suresi Tefsiri 16-20. Ayetler
9.01.2021 669 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1097
Kasas Suresi Tefsiri 12-15. Ayetler
2.01.2021 905 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1096
Kasas Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
26.12.2020 936 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1095
Kasas Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
19.12.2020 1247 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1094
Neml Suresi Tefsiri 89-93. Ayetler
12.12.2020 1086 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1093
Neml Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
5.12.2020 781 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1092
Neml Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
28.11.2020 1031 Okunma
1 Yorum 29.11.2020 17:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1091
Neml Suresi Tefsiri 67-75. Ayetler
21.11.2020 1152 Okunma
1 Yorum 26.11.2020 17:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1090
Neml Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
14.11.2020 775 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1089
Neml Suresi Tefsiri 59-62. Ayetler
7.11.2020 771 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1088
Neml Suresi Tefsiri 54-58. Ayetler
31.10.2020 1034 Okunma
1 Yorum 03.11.2020 17:20
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1087
Neml Suresi Tefsiri 45-53. Ayetler
24.10.2020 1095 Okunma
1 Yorum 24.10.2020 22:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1086
Neml Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
17.10.2020 808 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1085
Neml Suresi Tefsiri 36-40. Ayetler
10.10.2020 857 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1084
Neml Suresi Tefsiri 27-35. Ayetler
3.10.2020 1211 Okunma
2 Yorum 11.10.2020 20:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1083
Neml Suresi Tefsiri 20-26. Ayetler
26.09.2020 2233 Okunma
5 Yorum 03.10.2020 19:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1082
Neml Suresi Tefsiri 15-19. Ayetler
19.09.2020 1392 Okunma
3 Yorum 03.10.2020 18:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1081
Neml Suresi Tefsiri 12-14. Ayetler
12.09.2020 1284 Okunma
2 Yorum 13.09.2020 15:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1080
Neml Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
5.09.2020 1378 Okunma
2 Yorum 06.09.2020 15:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1079
Neml Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
29.08.2020 1514 Okunma
2 Yorum 30.08.2020 20:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1078
Şuara Suresi Tefsiri 224-227. Ayetler
22.08.2020 1736 Okunma
3 Yorum 23.08.2020 21:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1077
Şuara Suresi Tefsiri 213-223. Ayetler
15.08.2020 1423 Okunma
4 Yorum 16.08.2020 18:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1076
Şuara Suresi Tefsiri 203-212. Ayetler
8.08.2020 1690 Okunma
6 Yorum 09.08.2020 19:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1075
Şuara Suresi Tefsiri 192-202. Ayetler
1.08.2020 1580 Okunma
5 Yorum 06.08.2020 19:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1074
Şuara Suresi Tefsiri 176-191. Ayetler
25.07.2020 1660 Okunma
3 Yorum 26.07.2020 16:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1073
Şuara Suresi Tefsiri 160-175. Ayetler
18.07.2020 1624 Okunma
3 Yorum 20.07.2020 11:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1072
Şuara Suresi Tefsiri 141-159. Ayetler
11.07.2020 1398 Okunma
2 Yorum 12.07.2020 15:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.07.2020 1573 Okunma
3 Yorum 11.07.2020 03:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1070
Şuara Suresi Tefsiri 105-122. Ayetler
27.06.2020 1381 Okunma
2 Yorum 28.06.2020 18:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1069
Şuara Suresi Tefsiri 92-104. Ayetler
20.06.2020 2155 Okunma
4 Yorum 21.06.2020 19:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1068
Şuara Suresi Tefsiri 83-91. Ayetler
13.06.2020 1638 Okunma
1 Yorum 14.06.2020 16:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1067
Şuara Suresi Tefsiri 69-82. Ayetler
6.06.2020 1891 Okunma
3 Yorum 08.06.2020 14:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1066
Şuara Suresi Tefsiri 53-68. Ayetler
30.05.2020 2001 Okunma
3 Yorum 31.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1065
Şuara Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
23.05.2020 2131 Okunma
3 Yorum 29.05.2020 18:08
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1064
Şuara Suresi Tefsiri 34-44. Ayetler
16.05.2020 1450 Okunma
1 Yorum 17.05.2020 15:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1063
Şuara Suresi Tefsiri 23-33. Ayetler
9.05.2020 1576 Okunma
1 Yorum 10.05.2020 08:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1062
Şuara Suresi Tefsiri 10-22. Ayetler
2.05.2020 1676 Okunma
2 Yorum 13.05.2020 21:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1061
Şuara Suresi Tefsiri 1-9. Ayetler
25.04.2020 2224 Okunma
2 Yorum 14.05.2020 18:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1060
Furkan Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
18.04.2020 1831 Okunma
2 Yorum 15.05.2020 16:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1059
Furkan Suresi Tefsiri 68-72. Ayetler
11.04.2020 2152 Okunma
3 Yorum 16.05.2020 16:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1058
Furkan Suresi Tefsiri 60-67. Ayetler
4.04.2020 1786 Okunma
2 Yorum 18.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1057
Furkan Suresi Tefsiri 53-59. Ayetler
28.03.2020 2313 Okunma
5 Yorum 19.05.2020 16:27
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1056
Furkan Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
21.03.2020 1875 Okunma
2 Yorum 20.05.2020 16:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1055
Furkan Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
14.03.2020 2034 Okunma
2 Yorum 21.05.2020 16:36
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1054
Furkan Suresi Tefsiri 35-40. Ayetler
7.03.2020 2108 Okunma
2 Yorum 22.05.2020 16:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1053
Furkan Suresi Tefsiri 30-34. Ayetler
29.02.2020 2157 Okunma
2 Yorum 23.05.2020 15:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1052
Furkan Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
22.02.2020 2371 Okunma
3 Yorum 24.05.2020 16:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1051
Furkan Suresi Tefsiri 17-20. Ayetler
15.02.2020 2174 Okunma
2 Yorum 30.05.2020 17:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1050
Furkan Suresi Tefsiri 10-16. Ayetler
8.02.2020 2376 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 11:38
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1049
Furkan Suresi Tefsiri 4-9. Ayetler
1.02.2020 2244 Okunma
1 Yorum 03.02.2020 07:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1048
Furkan Suresi Tefsiri 1-3. Ayetler
25.01.2020 1920 Okunma
1 Yorum 26.01.2020 06:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1047
Nur Suresi Tefsiri 62-64. Ayetler
18.01.2020 1916 Okunma
1 Yorum 25.01.2020 07:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1046
Nur Suresi Tefsiri 61. Ayet
11.01.2020 2276 Okunma
1 Yorum 13.01.2020 08:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1045
Nur Suresi Tefsiri 58-60. Ayetler
4.01.2020 2008 Okunma
1 Yorum 05.01.2020 08:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1044
Nur Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
28.12.2019 2029 Okunma
1 Yorum 30.12.2019 08:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1043
Nur Suresi Tefsiri 47-52. Ayetler
21.12.2019 2145 Okunma
1 Yorum 22.12.2019 23:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1042
Nur Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
14.12.2019 2372 Okunma
1 Yorum 17.12.2019 07:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1041
Nur Suresi Tefsiri 39-42. Ayetler
7.12.2019 2833 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 00:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1040
Nur Suresi Tefsiri 35-38. Ayetler
30.11.2019 3821 Okunma
2 Yorum 03.12.2019 13:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1039
Nur Suresi Tefsiri 32-34. Ayetler
23.11.2019 2147 Okunma
1 Yorum 24.11.2019 08:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1038
Nur Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
16.11.2019 2100 Okunma
1 Yorum 19.11.2019 12:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1037
Nur Suresi Tefsiri 27-29. Ayetler
9.11.2019 2468 Okunma
1 Yorum 10.11.2019 05:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1036
Nur Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
2.11.2019 2110 Okunma
1 Yorum 03.11.2019 07:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1035
Nur Suresi Tefsiri 19-22. Ayetler
26.10.2019 2125 Okunma
1 Yorum 28.10.2019 13:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1034
Nur Suresi Tefsiri 12-18. Ayetler
19.10.2019 2382 Okunma
1 Yorum 20.10.2019 10:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1033
Nur Suresi Tefsiri 6-11. Ayetler
12.10.2019 3307 Okunma
2 Yorum 16.10.2019 14:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1032
Nur Suresi Tefsiri 1-5. Ayetler
5.10.2019 2352 Okunma
1 Yorum 06.10.2019 23:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1031
Müminun Suresi Tefsiri 111-118. Ayetler
28.09.2019 2016 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:50